Bugün cumartesi… Gerginlik içermeyen bir yazıyla sizleri buluşturayım… Okurken neyle kıyaslarsınız, bilemem…
***
İngiliz Yazar W. Hepworth Dixon, 1878 sonbaharında Kıbrıs’taydı. Ada el değiştirmiş, gönderlerde İngiliz bayrağı dalgalanıyordu.
W. Hepworth Dixon, bir yıllık Kıbrıs gözlemlerini British Cyprus adlı kitapta toplamıştı. Rahmetli Haşmet Muzaffer Gürkan da British Cyprus kitabından alıntılara Kıbrıs Tarihinden Sayfalar kitabında yer verdi.
***
Şimdilerde Lefkoşa’dan Girne’ye 15 dakikada giderken tam 142 yıl önce 1878 Ağustos’unda Türk mahkumların Lefkoşa’dan Girne’ye yaya olarak götürülürken başlarından geçenleri hiç düşünebilir misiniz?
Gürkan, Dixon’un kitabından yararlanarak bakınız neler yazıyor:
“İngilizler Kıbrıs’a geldiklerinde Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli yörelerinden gönderilmiş ve cezaları burada çekmekte olan yüzlerce azılı katil, ağır cezalı mahkum ve bazı sürgünler bulmuşlardı.
Osmanlı Hükümeti, bu mahkumların Türkiye’ye taşınması için Girne’ye bir gemi yollamış ve İngilizler de söz konusu mahkumları orada Türk yetkililere teslim etmişlerdi.
1878 Ağustos’unda cereyan eden bu olay, bu mahkumların Girne’ye götürülmelerinin yarattığı bir durum üzerine uzun süre kimi İngiliz yazarlarınca insancıl bir konu olarak tartışılmıştı.
Mesela, adanın dört bir yanındaki hapishanelerden toplanan ve sayıları bazı kayıtlarda 300, bazılarında ise 500 olarak gösterilen mahkumun, Lefkoşa’dan Girne’ye gönderilirken yolda perişan olmalarıydı.
Yıllarca kapalı tutulan bu mahkumlar çok sıcak bir günde Girne’ye yürümeye zorlanınca çoğu biraz yol aldıktan sonra güneş ve yorgunluktan halsiz düşmüş, onlara muhafız olarak verilen ghourka askerleri de aynı duruma düşünce, kafile Boğaz’a varmadan yolda kalmıştı.
Gerçi mahkumlardan ayakta kalanlar kendileri gibi halsiz olanları kucaklarına alarak yola devam etmişlerdir. Ne var ki tüm kafile ancak Girne’den sevk edilen İngiliz askerinin yardımıyla, düşe kalka dağı aşabilmişti!”
***
Eskilerin bir sözü vardır. “Dağın- taşın dili olsa da konuşsa…”
Yukarıdaki satırları okuduktan sonra Lefkoşa’dan Girne’ye yolculuk ederken çevreye bir başka gözle baktım.
O dağların taşların dili olsa ve o günleri ve daha nice günleri anlatsa diye düşündüm.
Kuşkusuz bu olası değil.
Geçmişi, bugünlere o günlere tanık olan yazarlar taşıdı. Bu eserler günümüz yazarlarına da kaynak oluyor.
Bugünler de objektif olarak yazıldığı oranda gelecek kuşaklara taşınacaktır.
Ancak olaylar gerçekleri yansıtmadan belgeselleştirilmeye çalışılırsa gerçekler geleceğe erozyona uğrayarak ulaşır.
***
Uygulamada gördük ki siyasi şemsiye altında yazılan “tarih” kitapları, bilimsel tarih kitabı tanımlaması kalıbına pek uymamaktadır.
Böyle olduğu için de yabancıların Kıbrıs’la ilgili yazdıkları daha fazla itibar görüyor.
Gerçekleri gelecek kuşaklara olduğu gibi yorumsuz olarak taşımaya katkı koyanlar hem bugünün insanlarına hem de gelecek kuşaklara karşı ciddi bir görevi yerine getirmiş olacaktır.
Hasan Hastürer
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.