Hasan Hastürer

Dert, hayvancının mı, hayvancılığın mı?





Tarım ve hayvancılık… İnsanlık için yaşamsal önem tartışmasız iki üretim alanı. Dünya nüfusu artıyor. Bu artış kontrol edilebiliyor mu? Kontrollü bir artış arzu edilen olsa da, bu başarılamıyor. İlginçtir, dünyanın bir köşesinde nüfus artışının hızından endişe duyulurken, bir başka köşede nüfus artışını teşvik amaçlı politikalar uygulanıyor.

Geri kalmış, dünya köşelerinden dünyaya yansıyan görüntülere baktığımız da açlık ve sefaletin korkunç boyutlarda olduğunu görüyoruz. Her insan, her canlı beslenir. Sağlıklı beslenme elbette arzu edilendir.

Ancak sağlıklı beslenmenin bir adım önünde düz beslenme var. Sağlıklı bir yaşam, sağlıklı gelişim için çeşitli ve doğru beslenme önemli. İnsanın kendi beslenme gereksinimlerini, tek başına karşılaması olası değil.

Böyle olduğu için insanların tükettiği ürünleri, üretmeyi meslek edinen insanlar var. Bazı ürünler var ki iklim koşullarıyla alakalı yetişebilirdir. Bütünleşen dünyada, dünyanın çok uzak köşelerinden yetiştirilen ürünlerin uzun yolculuklardan sonra mutfaklara, masalara ulaşıyor. Koşullar ne olursa olsun, her ülkede tarım ve hayvancılık olduğu da bir gerçektir. Refah düzeyi yükseldikçe, tüketilen gıda türleri de çoğalmaktadır.

Yıllar öncesinin bakkallarıyla, bugünün marketleri kıyaslandığı zaman bu çok net görülebilir. *** Toplumların tüketimlerinde, kendi ülkelerinde üretilenlerin payı sorgulanır. Tüketimlerimizin, kendi topraklarımızda üretilmesi arzu edilendir. En azından çoğunlukla üretilmesi. Bu da planlı, sürdürülebilir politikalarla olasıdır.

ALLAH KERİM ANLAYIŞIYLA ÜRETİM OLMAZ.

 Maalesef planı ekonominin, planı üretimin olmadığı yerde ALLAH KERİM POLİTİKASI OLUR. Sürdürülebilir üretim karmaşık ve zor mu? Hayır değil. Tam tersi gerçek anlamda sürdürülebilirlik başarıldığı zaman çok daha kolay, çok daha huzurlu, çok daha motivasyonu yüksek bir üretim olur. *** Son zamanlarda Kuzey Kıbrıs’ta hayvancılığın durumu ve sorunlarıyla ilgili dersimi çalışıyorum. Tek tek hayvancılarla konuştum. Hayvancılar Birliği Başkanıyla konuştum. Bakanlık yetkilileriyle konuştum. Kasaplarla konuştum. Süt üreticileriyle konuştum. Seslendirilen sıkıntıların hiçbiri çözümsüz değildir.

Tam tersi, bütünlüklü bir yaklaşımla sorunların hızla çözümü mümkündür. *** Hayvancılar Birliği Başkanı Mustafa Naimoğulları, BEŞ BİN HAYVANCIDAN BAHSEDİYOR. 300 bin dolayında nüfusun için beş bin hayvancı çok ciddi rakamdır. Ancak hemen hemen her konuda olduğu gibi hayvancılık alanında da GERÇEK HAYVANCI sorgulaması yapılıyor.

 Teşviklerde hayvan sayısına göre sınırlama getirme eğilimi, az sayıda sahip olduğu hayvanla, hayvancılık yapanların sesinin yükselmesine neden oluyor…

Bu gruba girenlerin ilk tepkisi HÜKÜMET BÜYÜKLERİ KORUYUP, KÜÇÜKLERİ YOK ETMEYE ÇALIŞIYOR içeriğiyle oluyor. Bu satırların yazarı olarak bu içerikteki tepkilerin altına imzamı kolay kolay atıyor muyum? Atıyorum demem zor.

Neden? Verimli, sürdürülebilir hayvancılık için potansiyellerin birleştirilmesinin doğruluğuna inanıyorum da ondan. Kuzey Kıbrıs’taki hayvancılığa bakalım, küçük ölçekli hayvancılık yapanlar, sıkıntıları daha çok olanlardır. Hayvan sayısı artan, büyük ölçekli gruba giren hayvancılar, daha verimli hayvancılık yapma şansına sahip oluyor.

 Bu saptamada buluşuluyorsa, hayvancı, hayvancı örgütleri ve hükümet eşgüdüm içinde hareket ederek küçüklerin de, birlikte büyük olmalarının çaresini bulmalıdır. Kendimiz ve yakın çevremiz için küçük ölçekli, küçükten de küçük ölçekli hayvancılık devam edebilir. Bu tanımlamada hayvancılığın amacı farklıdır. Ekonomik hedefi yüksek hayvancılık için büyüklük zorunludur. Peki çare nedir? Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok.

 Çare KOOPERATİFÇİLİKTEDİR. Bugün en gelişmiş batı ülkelerinde bile kooperatif çok yaygın örgütlenme modelidir. Çok uzağa gitmeyelim, Türkiye’de Ege Bölgesinde, hayvancılıkta harika kooperatif örnekleri var.

Hayvancı gücünü birleştiriyor. Alt yapıdan, yem teminine, oradan ürünün neredeyse aracısız pazarlamasına kadar tüm operasyonlarını yapıyor. Kaderi, aracıların eline kalmıyor. *** Mevcut hayvancılık modelimizde sorunların kalıcı olarak aşılması neredeyse imkansızdır. Benzetmede hata olmaz, hatasız benzetme olmaz…

Bir insan hasta olur… Tedavi uygulanır… İlaç verilir… Hasta ne zaman iyileşir? Tedavi tamamlanıp, ilaç alımı da durduğu zaman. Teşvikler de sisteme ilaç tedavisi gibidir. Doğru olan teşviklerin bir yerden sonra, sonlandırılmasıdır. Bizde hayvancılığın neredeyse her aşamasında teşvik söz konusu. Teşvikler dursa, hayvancılık sanki de bitecek.

 Teşvikler olmasa, süt ürünlerini ihraç edemeyeceğiz. Teşvikler olsun ama hayvancılık sistemi, teşviklerle ayakta durur olmasın. Hedef teşviksiz hayvancılık olsun. *** Hayvancılığı kiminle konuşsam Hacı Ali ailesinin Kırnı Piliçerinden başarısını örnek gösteriyor. Teşvik olmaksızın dünya ölçeklerinde rekabet edebilir bir kuruluş yaratılmış.

Hem de zaman zaman devlet tarafında ‘gölge’ girişimleri olsa bile. Kırnı Piliçleri örneği, hayvancılıkta neler başarılabileceğine örnek değil mi? *** Yılları öncesine göre en önemli avantajımız öz nüfusumuza ek asker, öğrenci ve turizmle ülkemizde tüketen insan sayısındaki artıştır. Dert, hayvancılıktaki sistemsizliktir. Sistemsizlik giderilsin, hayvancının derdi kalmaz.

Dert, hayvancının mı, hayvancılığın mı?
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.