Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, yaşanan salgın sonrasında ekonomik anlamda da, devlet yapılanması anlamında da ülke olarak çeki düzen vermek zorunda olduğunu söyledi. Özersay şunları vurguladı:
“Belki de bu salgın ve kriz önümüze yeniden yapılanma için bir fırsat penceresi açıyordur. Tarım, hayvancılık, ithalat-ihracat dengesi konusunda kendimize yetmemizi sağlayacak temel gıda maddelerimizi temin edecek yerli üretimi ve sanayiyi öne çıkaracağımız yeni bir ekonomi anlayışını geliştirmek zorundayız. Dünyada bu kriz sonrası insan hareketleri kolay kolay başlamayacaktır. Emek, iş gücü ülkeler arasında kolay kolay hareket etmeyecektir. Yeni yapımızda inşaatlarda ve başka alanlarda kendi evlatlarımızın çalışmasının tek çıkış yolu olduğunu görmek zorundayız. Üreten bir yapı kurmamız kaçınılmazdır.”
Bu sözler gerçeğin ifadesidir ve hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı mesajı içermektedir. Katılmamak mümkün değildir.
Biz, bunları günler, hatta haftalar önce dile getirirken, Koronavirüsten (Covid-19) ötürü yerel üretimin ne denli elzem olduğu gerçeğinin bir kez daha kanıtlandığını vurgulamaya çalıştık. Salgın nedeniyle kısmi de olsa sokağa çıkma yasağı süresince, ya da ta başından beri insanların temel ihtiyaç maddeleri üzerine odaklandıklarını hepimiz de görmüşüzdür. Vatandaşın gündeminde ne tatil var, ne de lüks tüketim! Tek derdi, önünü görebilene kadar, bu kara günleri sağ salim atlatmak ve düzlüğe çıkabilmek!
Meyhane masalarında oturup da, masadaki kebapların, mezelerin, şişelerin fotoğraflarını çekerek, sosyal medyada arkadaşlarıyla paylaşma dönemi artık gerilerde kaldı. Zaten bunları yapanlar, daha çok ‘sonradan görme’ ya da ‘görgüsüz’ diye nitelediğimiz insanlardı. Sanki de başkalarının sofrasında yemek yokmuş gibi, fotoğraf çekip, paylaşmak da neyin nesiydi?
Bu adanın toprağı verimlidir. Tadı ile dünyada ün salan patatesimiz, narenciyemiz, enginarımız vardır. Havuç, pekmez, hellim, tavuk, süt ve süt ürünleri gibi daha nice sebze-meyve ve gıda maddeleri vardır. Su da olduğuna göre, tarım ve hayvancılık sektörünü öne çıkarmak, üreten bir yapıya dönüştürmek, geleceğin bir nevi sigortasıdır. Salgın olayı, üretimin ve kendi kendine yeterli olmanın ne denli önemli olduğunu yalnız bize değil, tüm dünyaya hatırlatmış bulunuyor. Salgın geçtikten sonra, bu gerçekleri unutursak, kendimize yazık etmiş oluruz.
***
Korona virüs dilendirdi…
8 Nisan tarihli köşe yazımın başlığı “Dilenci değildi ve harçlık isterken mahcubiyetini gizleyemiyordu” idi. Yazıda 60-65 yaşlarında, her halinden centilmen olduğu belli bir kişinin, ıkıla sıkıla derdini anlatmaya çalışırken para istediği anlaşıldığı ifade edilmiş, muhatap olan kişinin, “Kıbrıs’ta ilk kez dilenen birini gördüm” şeklindeki sözü aktarılmıştı…
Yazıda özetle şunlar da vurgulanmıştı:
“Üstelik olayın cereyan ettiği yer, ne Lefkoşa’nın surlar içi de değil. Konu her açıldığında ruhuna Fatiha okunan eski KTHY binası civarı! Market yanlarında bazı Afrikalıların markete giren çıkanlardan para istediklerini herhalde sizler de görmüşsünüzdür. Çaresiz kaldıklarından bu yola başvurmaktalar. Türkçe ‘Açım’ demeyi de öğrendiler. Ama sözünü ettiğimiz kişi içimizden biri. Kıbrıslı bir Türk… Evinde yiyeceği var mı, yok mu Allah bilir.”
Daha fazla uzatmadan, Ahmet Ersöz arkadaşımızın da benzeri bir olaya tanık olduğunu öğrendik. Ersöz şöyle anlatıyor:
“Bu yaşıma geldim, Kıbrıs’ta arabanın önünü kesen bir adama ilk kez rastladım. ‘Yaşlı bir adam beni durdurup, arabanın camına yaklaştı ve ‘Beni yanlış anlama oğlum; ben de senin gibi Kıbrıslıyım. Kalp ve şeker hastasıyım. İlacımı alacak param yok. Açım. Lütfen rica ederim, yardım eder misiniz?’ dedi. Dondum kaldım. Bu gibi insanlara az ya da çok yardım eder misiniz?”
Bu konularda yazılacak çok şey var da, neyse ki şimdilik ‘Allah beterinden saklasın’ diyoruz.
***
“Koca yürekli adam Kaan,
elbet bir gün buluşacağız”
Dost canlısı bir insandı Kaan Temelgünzeki. Bu yüzden aile camiasında olduğu kadar, arkadaş çevresinde de çok sevilirdi. Babası da öyleydi. İskele’nin eski belediye başkanlarından olan Dt. Temel Zeki de herkes tarafından sevilip sayılan bir kişiydi. Halkla haşir neşirdi. Deniz aşığıydı ve spor yapmayı çok severdi. Genç denecek yaşta yaşama veda etmesi İskelelileri derin acıya boğmuştu. Oğlu Kaan Temelgünzeki (1967 doğumlu) de en verimli çağında hayata veda etti. Cenazesi 9 Nisan tarihinde İzmir’de Kaynaklar Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Annesi Sevil Hanım, sevgili eşi Nuray Temelgünzeki, evlatları Temel Denizhan, Naz, Sıla Temelgünzeki, kardeşi Tarkan Temelgünzeki, yeğenleri Hilal, Kıvanç Temelgünzeki ve tüm sevenleri, acılarının büyük olduğunu ifade ederek, derin üzüntülerini tüm akraba, dost ve sevenleriyle paylaştılar, “Yattığın yer nur, mekânın cennet olsun” dediler.
Bu arada arkadaşları Hülya, Gülin, Caney, Melek, Rabia, Zühre, Nilhan, Esen, Ayşe Kubilay, Ayşe, Aylan, Emine, Tamer, Osman, Turgay, Seren, Salih, Baduna, İbrahim, Emirali, Mustafa ve Engin, “Seni sonsuzluğa uğurlarken son yolculuğunda yanında olamamaktan büyük üzüntü duymaktayız. Nurlar içinde yat koca yürekli adam. Elbet bir gün buluşacağız. Her zaman kalbimizde yaşayacak ve hiç unutulmayacaksın. Kabrinde rahat uyu” ifadesini kullandılar.
Öte yandan Doğu Akdeniz Üniversitesi Vakıf Yöneticiler Kurulu ve Rektörlüğü, üniversitenin Spor Bilimleri Bölümü’nde Öğretim Görevlisi olarak görev yapan Ahmet Özyaşar’ın değerli babası Hüseyin Özyaşar’a Allah’tan rahmet, yaslı ailesine ve tüm sevenlerine başsağlığı diledi.





Yorumlar kapalı.