SİSTEMSİZLİK SİSTEME DÖNÜŞTÜRÜLÜRSE: Avukatların yargıdaki savunmalarını “sistemsizlik” üzerine inşa edecekleri ve müvekkillerini “sistemsizliğin mağduru” olarak sunacakları daha şimdiden ilk duruşmalarda belli olmuştur…
Bu ülkede istismarlara varan ilaç sorunu hep olmuştur… Doktor, eczacı ve ilaç üçgeninde yaşanan bu son skandal, bilinenlerin ve konuşulanların adliyeye yansımasından başka bir şey değildir…
Skandalın gündemin baş sıralarına yükselebilmesi için bir ihbar üzerine ille de polisin duruma müdahale etmek zorunda kalması mı gerekirdi?.. Bilinenlerin bir an önce kovuşturması başlatılmalıydı… Hem de çoktan… Skandal bu kadar dal – budak salmadan…
Tüm dünyada ilaç darlığının ve hatta krizinin yaşandığı bir süreçte bile ilaç takip sistemi denetim altındaki bir otomasyona bağlanamamışsa bunun sorumlusu gelmiş geçmiş tüm hükümetlerdir… Organize elit bir suç tetiklenmişse ihmalkâr siyaset yöneticileri bunun sorumluluğundan nasıl arınabilirler?..
Kullanım tarihi geçmiş on milyonlarca ilacın devletin ecza depolarından kamyonlara doldurulup çöplüğe götürüldüğü günlerde bile sorumluların üzerine gidilmemişse ve ilaç takip sistemine inatla başvurulmaması işte bu skandalın patlamasına neden olan bağışlanması olanaksız ihmalci siyasetimizdendir… Sistemsizliğin sisteme dönüştürüldüğü düzenimizin, daha doğrusu “düzensizliğimiz”in bize vaat edebilecekleri başka ne olabilir ki suiistimalden, vurgunculuktan ve yolsuzluktan başka?…
Kurumsallaşmaya terk edilen bir sistemsizliği tasfiye edebilmek gerçekten çok zordur… Çünkü bu sistemsizlikten şu ya da bu şekilde yararlananların sayısı o kadar yaygın ve çoktur ki…
Çok basit bir örnek: Reçete külfetine katlanmadan rutin ilaçlarını temin etmek sıradan hasta vatandaşın da işine gelendir… Çünkü bu ülkede bir hekim reçetesinin maliyeti artık 1000 TL’den başlar…
Devlet hastanelerinde ilaç yazan hekimlerin kapısında sıraya girip beklemenin külfetini ise ilgili hastalar ve hasta yakınları çok iyi bilirler… İlgili doktor kimi zaman geç gelir, kimi zaman hiç gelmez… Gelebildiğinde ise Nuh-u Nebi’den kalma bilgisayarı çalışmaz…
Ortada böyle kronik durumlar varken, işte bu kaypak durumları istismar edebilenler her zaman çıkacaktır hiç kuşkusuz…
***
NE DEMEK İSTEDİĞİMİ ANLATAN MEKTUP: Durmuş Erçakıca adlı okurumdan ilaç tedariki konusunda aldığım gerçekçi mektuptur: “Benim eşim idame dozda 10 çeşit ilaç kullanır. Dönemsel olarak kullandıkları ile ilaç listesinin 20 çeşide kadar çıktığı olur… Sigorta sistemi bu idame ilaçların çoğunu ‘gereksiz ilaç’ kategorisinde görür ve temin etmez. Diğer ilaçların ise her biri için ayrı ayrı prosedürler yaratırlar… Kimisi kurul kararı ile depodan, kimisi kurul kararı ile piyasadan… Kimisi kurulsuz piyasadan… Kimisini endokrin doktoru yazacak… Kimisini noroloji doktoru yazacak… Kimisini üroloji, kimisini gastronoloji ve dönemsel ilaçları da farklı doktorlar yazacak…
Bunu yaratan işte bu sistemdir… Düşünün bunun için bir kişi her ay kaç gün uğraşmak ve kaç personelle ne kadar zaman muhatap olmak durumundadır…
Bu soruya cevap verebilecek bir koltukta oturan herhangi biri bu ülkede yoktur… Ama bu yapıyı ‘devlet’ diye tanımlamaya çalışıyorlar!…”
***
PES Kİ, NE PES: Kutsal bir mekâna “genel ev” dediğinden dolayı hakkında dava açılan bir gazetecinin fikirleri lehine yapılan gösteriler, yayınlar, paneller ve imza kampanyaları!… Yahu ha bire tekrarladığınız “bağımsız yargıya güveniyoruz” vurgunuzda samimi iseniz eğer, KKTC Cumhurbaşkanına bile tazminat cezası kesen o yargıyı baskı altına alma etiketsizliğine ve kuralsızlığına ne gerek var?.. Bir de bunlar kendilerini “ülkenin aydın solcuları” diye takdim ederler… Onlar gibi düşünmeyenlerin ve davranmayanların sanki aydınlıkla ilgisi yokmuş gibi bir hava basarlar…
Pes ki, ne pes!.. Gerçekten aydınsanız, gerçekten solcuysanız yargı organının vereceği kararı sükûnetle beklersiniz… Nedir bu baskıcı ayaklanmalar böyle?!.. Patrona Halil’in güncelleştirilmesi mi?!..
Meslek hayatıma “mahkeme muhabiri” olarak başlamıştım. Mahkeme etiğiyle ilgili olarak bana verilen ilk dersin başlığı şu idi: “Kesinlikle mahkeme kararlarını eleştirmeyeceksin, mahkemeyi baskı altına alacak türden haber ve yorum üretmeyeceksin…”
Ne haddimizeydi bu uyarının dışına çıkmak?..
O günlerden bu yana ne çok değerlerimiz değişiyor böyle!..
Ahmet Tolgay
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.