Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   ASRIN YENİ PROJESİ: KKTC elektrik krizinde ciddi bunalımları yaşarken, asrın projesi enterkonnekte elektrik hamlesine Ankara’da imza atan ellerin izi de tarihte olacak… Elektrik krizinden kurtuluşun geriye doğru sayım işlemi başladı çok şükür…

   Ha, KKTC’de KIB TEK elektrik üretim kaynakları mutlu bir azınlığa yıllardır peşkeş çekilirken seslerini çıkarmayanların şimdi “peşkeş” martavallarına sarılması da oldukça dikkat çekicidir doğrusu…
   ***
   TİMBU’DAN ERCAN’A: Nihilizmin hiç gereği yoktur… Başarılarımızı da görebilmeli ve bunlara sevinebilmeliyiz… Ben Timbu enkazını anımsayanlardanım… Bozkırın ortasında asfaltı bile dökülmemiş sözde toprak bir pist ve çevresinde paslanmış birkaç yıkık – dökük askeri baraka… İngiliz’den kalma… Oralara Türk’ün yaratıcı ve kararlı eli dokununca aha bakınız neler oldu… Çok güzel şeyler de oluyor bu ülkede, nice üzücü tablomuz olsa da…
   ***
   MUSTAFA OĞUZ’DAN GELEN ANIDIR: “Yıl 1975… Yıllık izinle aile ziyaretine geldik Ankara’dan… Dönüşte Timbu’dayız, lakin bizi götürecek uçak bir türlü Ankara’dan gelemiyor. Barakanın bir odası haberleşmedir. Biz birkaç meraklı açık olan pencereden telsizci ile sohbet ediyoruz. ‘Bir daha sor gardaş ne zaman gelecek bu uçak…’ Kule mule yok ha!.. Nihayet güneş battıktan sonra uçak indi. Herkes bayram sevinci yaşadı. Küçük oğlum bir yaşında, büyüğü beş yaşında. Çocuklar aç susuz. Büfe müfe ne arar… Timbu’da gece uçuşu yok, pist karanlıkta… Görevli komutana baktım. ‘Merak etme’ dedi. ‘Pilot isterse bütün reoları piste sıralar, pisti aydınlatırım’ dedi. Alelacele bindik ve ışıksız kalktık Timbu’dan… Çok şükür…. Ya, işte böyle…”
   ***
   DİREKT UÇUŞ: Touch down yapmadan BAE’den KKTC’ye direkt uçuşu 20 Temmuz 2023 tarihi itibarıyla gerçekleştiren o Türk pilotlara buradan selam olsun… 20 Temmuz yıl dönümü yoğun etkinlikleri içinde gözden kaçırılmaması gereken dünyaya dönük umut, kararlılık ve mesaj yüklü bir ayrıntıydı bu… Havacılık tarihimizin bir yerine onların adları da not düşülecektir kesinlikle… 
   ***
   O EZİK ELLER: Birileri demekte ki; “Erdoğan’ın elini sıkmak için sıraya girmem…” O birilerinin kimlerin elini açık seçik bir ezilmişlikle sıkabilme adına sıraya alesta girmekte oldukları da herkesçe malûmdur… Emperyalizme el pençe divan biat fotoğraflarını bir kez daha mı yayınlayalım?.. Ezik ellerini ceplerinde tutsunlar en iyisi, hiç kimseye uzatmadan…
   ***
   NARENCİYE DRAMIMIZ: Bir zamanlar “ihracatçı ülke” olarak narenciyede destan yazıyorduk, artık ithal ettiğimiz limonun ekonomimize ve aile bütçelerimize bedellerini yazıyoruz… Ne demek arkadaş yani, narenciye ülkesi KKTC’ye 50 ton limon ithal etmek?.. Ve lütfen tezgâhlardaki limonun fiyatlarına da bir  bakınız…
   ***
   ERGÜN OLGUN OLAYI: “80 yaşını doldurduğu ve sağlıklı ömrünün ne kadar kaldığını bilmediği” gerekçesiyle Cumhurbaşkanlığı’ndaki kritik görevinden “emekliye ayrılma” kararı alan Ergün Olgun’a yaşamının yeni döneminde esenlikler dilerim… Ama bu görevden sürpriz çekilme konusunda daha inandırıcı açıklama bekleyenler de hayli çok…
   ***
   BUGÜNÜN GİRİT’İ: Ergün Vudalı Girit gezisi gözlemlerini gönderdi… Teşekkürler… Vudalı’nın yazdıklarını burada yayınlamazsam okurlarıma büyük haksızlıkta bulunmuş olurum… Buyurun efendim, noktasına ve virgülüne dokunmadan Vudalı’nın Girit durumlarına dair aktardıklarıdır:
   “Girit adasını boydan boya gezdim. Türklerden kalan cumbalı evlerin kapılarında ay yıldız ve hicri tarihler… ‘Retmino’ diye bir kasaba… Bizim Girne gibi deniz kenarında güzel bir liman yerleşkesi… Liman etrafında tek katlı ve iki katlı Türk evleri bir de çeşitli yerlerde harabe yıkık dökük camiler minareler… Hiçbirine girilemiyor… Zaten girilebilse ne olacak?.. Harabe durumundalar… Minarelerin şerefeleri yıkık, külâhları paslı çürümüş. Bir camiyi müzikhol yapmışlar bangır bangır müzik çalıyor orada… Kapıdaki gençten birisine ‘bu camiler Türklere aitti… Nasıl kullanıyorsunuz böyle?.. Bari kütüphane veya sergi salonu yapsaydınız’ dedim… Cevap olarak bana ‘Türkler kim?.. Buralarda öyle birileri yaşamadı ki… Çok eskiden Müslümanlar varmış… Sonra kendiliklerinden kaçıp gitmişler’ dedi…
   Asırlık mezarlıklar camilerin etrafında… Mermer mezar taşları yığın halde yerlere atılmış, mezarlık alanları da otopark yapılmış…
   İşte 20 Temmuz olmasaydı bizim durumumuz da aynen bu olurdu…”

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   KARANTİNA GÖRSÜN GÖZÜMÜZ: Koyun çiçek hastalığının başkentimizin dibindeki Hamitköy’de de görülmesi güven sarsıcı bir olumsuz bir gelişme… Çok uzaktaki hastalık bölgesinden bu sıçrama nasıl mı oldu?. O bölgeden satın alınan hayvanların Hamitköy’e götürülmesiyle oldu!.. E hani da hastalık bölgesi karantinaya alınmıştı?.. Birilerinin mutlaka hesap vermesi gerekir… Kevgir misali karantina olamaz…
   ***
   TİCARET: Kimilerinin nasıl zengin olabildiğinin şifresi şu Yahudi sözündedir maalesef: “Sahip olduğunuz bir inciyi, bu inciyi isteyen birine satmak, ticaret değildir. Ama sahip olmadığınız bir inciyi, bu inciyi istemeyen birine satmak, ticarettir.”
   Sahip olmadığı inciyi istemediğimiz halde bize satabilme becerisini gösterenler küplerini doldurmakta berdevamdırlar… Acayip bireysel zenginliklerin yanında iki yakası bir araya gelemeyen, yasal vergilerini bir türlü toplayamayan  yoksul bir devlet!.. Meydan denetimsiz olduktan sonra!..
   ***
   KÖPEK BALIĞI KÂBUSU: Bir turistin köpek balığı tarafından parçalandığına ilişkin haber görüntüleri bize klasikleşen ünlü “Shark” filmini anımsatır nitelikte idi… Korku tırmanarak sürüyor…  Mısır sahillerinde görülen saldırgan ve ölümcül köpek balıkları Doğu Akdeniz ülkelerinin kâbusu oldu… Güney Kıbrıs dahil sahillerde ciddi güvenlik önlemleri alınıyor… Peki, bir Doğu Akdeniz ülkesi olan KKTC’nin bu bağlamdaki duyarlılığı ne?.. Yoksa “içimizdeki köpek balıkları bize zaten yeter” modunda mıyız?…
   ***
   KİRA KONUSUNA AÇIKLIK GETİRİLMELİ: Başbakan Ünal Üstel, döviz patlaması karşısında tüketicileri koruyabilme adına alınan ekonomik önlemleri açıklarken Devlet Emlak ve Malzeme Dairesi tarafından yapılan döviz cinsinden kiralamalarda 31 Aralık tarihine kadar kur sabitlemesine gidilmesine karar verildiğini belirtti… Buna göre döviz cinsinden yapılmış kira sözleşmelerinde yüzde 13, Türk Lirası cinsinden yapılmış kira sözleşmelerinde de yüzde 8 olan stopaj vergisinin, yüzde 3’ünün kiracıya iade edilmesine yönelik düzenleme yapılmasına karar verildi…
   Gelgelelim haber kaynakları şu anda izlendiğinde bu konuda açıklanmaya muhtaç bir durum var… Bu karar sadece Emlak ve Malzeme Dairesi tarafından yapılan devlet kiralamalarını mı kapsar?.. Özel kira sözleşmeleri bunun kapsamı dışında mı?.. Kira stopaj vergileri ödenirken Maliye sabitlenen kura göre mi kesinti yapacak?.. Peki o yüzde 3’lük iade kiracıya hangi yöntemle ödenecek?..
   Maliye’nin kira stopaj birimine sorulan sorulara da yanıt alınamıyor… Stopaj vergi iadesiyle ilgili herhangi bir talimatın birime ulaşmadığı belirtiliyor…
   Yüzlerce kiracı ve ev kiralayan konut sahipleri gündemdeki bu soruların aydınlatıcı yanıtlarını bekler…
   ***
   CEM YILMAZ DAR GELİRLİ EMEKLİ: Bağ Kur’dan emekli olan Cem Yılmaz emekli maaşının 12 bin 800 TL olduğunu açıkladı… Türkiye’de 12 bin 732 TL olan açlık sınırının 68 TL üstünde bir maaşçık!.. Dar gelirli emekliler ordusuna böylece Cem Yılmaz da katıldı açlık sınırına çok yakın vaziyetlerde!.. Hiç değilse aldığı ilk emeklilik maaşıyla bir ay nasıl geçinilebileceğini bir deneyiversin Cem Yılmaz… Ve bu denemesi sırasında Allah yar ve yardımcısı olsun!.. Bu bağlamda edineceği gözlemleri kendine özgü eşsiz ironisiyle açıklasa ne kadar yerinde olur!..
   

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ VE REYNAR OLAYI: Tacan Reynar’ın milletvekilliği adaylığı beni ilgilendirmez… İster aday kalsaydı, isterse kalmasaydı… Ama hepimizi ilgilendirmesi gereken konu, anayasaya tümüyle uygun bir karar veren Yüksek Seçim Kurulu, gerekçelerini de çok anlaşılır bir şekilde açıklayarak Tacan Reynar’ın adaylığını iptal edince yargıya karşı tetiklenen o inanılmaz saldırılardır… Denilmedik bırakılmadı neredeyse o yargı kuruluna… “Hukukun üstünlüğüne saygı” diyenlerden şaşırtıcı ve paradoksal tepkilerdir bunlar…
   Hukukun üstünlüğüne saygı o üstünlüğü hep savunmuş olan birilerine yasal çerçevede dokununca böylesi bir evrilmeye nasıl girer?..
   Ve bir şaşırtıcı durum daha: Yargı kararına neden saldırıldığı sorgulanınca Yüksek Seçim Kurulu’nun yargı olmadığını ileri sürdüler, hem de hukukçular olarak!.. Yok yahu; bir yaşımıza daha girdik bu absürd iddia karşısında!.. Yüksek Seçim Kurulu’nda yargıçlar değil de hekimler mi görev yapar?!.. 
   ***
    DEVLET MALI: Güzelyurt Sağlık Merkezi’ne giden bir vatandaş röntgen cihazı olmadığını öğrenince sinirlendi ve traktörüyle acil bölümün girişindeki korkulukları kırdı, yerle bir etti…
   Cumhuriyet Meclisi’nin kapısını kırmayı alışkanlığa dönüştürenler vatandaşlara böyle örnek oluyorlar işte… Devlet malı deniz, vurup kırıp dökmeyen keriz!…
   Devletten hizmet ve hak alamadığını iddia eden her kişi devlet malına yıkıcı darbesini indirirse bu işin sonu neye varır?..
   ***
   ÇİFTE STANDARTLI FITRAT: Kadına şiddet olduğunda ayağa fırlayan ve şiddeti uygulayana demediğini bırakmayan o örgütlerimiz var ya, geçen hafta Güney Kıbrıs’ta genç bir Türk kadını telefonuyla da görüntüleyip teşhir ettiği bir şiddet olayına maruz kalınca suspus olup hiçbir tepki vermediler…
   Ne o? Yoksa Türk kadınlarının Güney Kıbrıs’ta şımarık ve küstah Rum magandaları tarafından alenen ve belgeli şiddete maruz kalmaları müstahakları mıdır?.. Ya da çok önemsiz olağan bir şey midir?.. Böyle durumlar için tepki göstermek “Türk – Rum kardeşliği”ne ve “Kıbrıslılık” ruhuna zarar mı verir?..
   Yahu AKEL bile tepki gösterip o şiddetin hoşgörü ile karşılanamayacağını açıkladı… “Politis” gazetesi ise ırkçılık, yabancılara ve kadınlara şiddet canavarının Rum halkının ruhuna fena halde yerleştiğini yazdı… Rum Rumu bile eleştirebildi bu konuda…
   Bir Rum kadını KKTC ortamında böylesi bir şiddete maruz kaksaydı bizim o suspuslar öylesine şakıyacaklardı ki!.. Adımız gibi bildiğimiz o çifte standartlı fıtrat…
   ***
   DÖVİZ – TL – FAİZLER: Kurlar almış başını yukarılara doğru fırlarken ekonomistler vatandaşa “dövizle borçlanma, TL’ye dön” tavsiyesini yapıyor… İyi de döviz cinsi mevduatları yüzde 87’ye varan bankalarımızın elinde kredi olarak verebileceği TL mi kaldı?..
   Şu anda beklenen TC Merkez Bankası’nın 22 Haziran’da para politikası konusunda yapacağı toplantıdır… Para değerleri konusunda yaşamsal önemi olan faizlere bakalım nasıl bir dokunuş olacak… Genel beklenti, TL faizlerinin yükseltileceğine dair… 
   Bu arada Çin’in en büyük kamu bankaları, finans sektörüne ve ekonominin geneline bir miktar rahatlama sağlama çerçevesinde Yuan cinsinden mevduat faizlerini düşürdüler.
   Ne gam!.. Onların denetim altında tutulacak döviz derdi yok ki!.. 
   ***
   SABİT KUR MU?:  Şaşıyorum şu saflara ki, KKTC hükümetinden döviz kurlarının sabit tutulmasını isterler biteviye… Yahu, zincirlerinden fena halde boşanan şu döviz kurlarını koskoca Türkiye sabit tutamıyor, gariban KKTC nasıl tutabilsin ki?!.. Dengeyi sağlayabilmek için döviz kefesinin karşısına yoğun üretimden ve hizmetten başka bir şey koyamayız…
   

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   GELİŞİGÜZEL İŞLERİMİZ: 5 saat süreyle Ercan Devlet havaalanının çalışamaz duruma getirilmesi, yolcuların perişan edilmesi ne demek?.. Gelişigüzel kazı yapma sorumsuzluğunun devamından kaynaklanan bir sorundu bu!.. Erülkü Market civarında Değirmenlik Belediyesi ekipleri tarafından yapılan kazı sırasında Ercan Havaalanına giden Fiber hattında iki ayrı noktada kopma olunca Ercan Hava Alanı saatler boyu internetsiz ve bilgisayar çalışmasız kaldı… Sıkça rastlanan gelişigüzel kazıların olumsuz sonuçlarına bir yenisinin daha eklenmesiydi bu olay… Kazı yapacak resmi ekiplerin elinde neden yeraltı durumlarının haritası yoktur?.. Böyle “kaz gitsin” olmuyor işte… Plansız programsız gelişigüzel kazılar kimi zaman da yer altındaki elektrik kablolarını ve su borularını zarara uğratıyor… Gelişigüzelliğin bedeli ise halka, ekonomiye ve devlet saygınlığına çıkmakta…
                                                   ***
   YÜKSEK TANSİYON TEHDİDİ: KKTC’de diyabet konusunda ciddi ve verimli bir örgütlenme var… Ama yüksek tansiyon konusunda yok… Her 3 kişiden birinin tansiyon hastası olduğu, Güney Kıbrıs’ta yapılan bir sağlık taramasında ortaya çıkan gerçektir… Aynı coğrafyanın, aynı iklimin ve aynı beslenme kültürünün insanlarıyız… Benzeri bir sağlık taraması yapılsa KKTC’de de tansiyon hastalığı konusunda ortaya çıkacak sonuç pek de farklı olmaz…
   Tansiyon, başka hastalıkların da tetikleyicisi olan ölümcül bir sağlık sorunudur… Toplumsal bir sağlık afeti… Bu nedenle önlemlerinin alınması ve halkın aydınlatılması gerekir… Ki, böylesi bir aydınlatma etkinliği ortaya çıkan tarama sonucundan sonra Güney Kıbrıs’ta başlatılmıştır…
   Yüksek tansiyonu oluşturan ve daha da ölümcül duruma getiren etkenlerden biri de tuzlu beslenmedir… Birçok ülkede restoranlar ve gıda üreticileri artık ürünlerinde tuz kullanmıyorlar… Restoranların servis  masalarındaki tuzluklar kaldırılmıştır…  “Az tuzlu” seçeneği var olmakla birlikte, KKTC’de hellim ve peynir gibi süt ürünlerinde aşırı tuz kullanılmaktadır…
   “Az tuzlu” yüksek tansiyonla mücadelede yetersizdir.. Ürün “tam tuzsuz” olmalı… Ve de marketlerde diyabetik ürünler reyonları gibi “tam tuzsuz” gıda reyonları da bulundurulmalı… Tüketici tuzsuz ürünlere ulaşabilmekte hayli zorlanıyor…
                                                                ***
   KAÇAK ETİN ZARARLI SERÜVENİ: Bir restoranımızın müşterilerine servis için Güney Kıbrıs’tan kaçak olarak getirttiği onlarca kilo etin tüketim süresinin de dolmuş olduğu yargı huzurunda açıklandı… Etin bizdeki astronomik fiyatı Güney’den kaçakçılığı kışkırtıyor… Çok iyi bilinen bir şey…
   Bu kaçakçılık serüveninde bakalım insanlara orada – burada neler yediriliyor!… Ve halâ daha sağlıklı soğuk zincir içinde ithal edilmesi mümkün olan daha ucuz et için start verilemiyor… Et ithali kararında hâlâ belirsizlik var, kesinleşme yok…
                                                      ***
   BİLİMİN BEDELİ YÜKSETİR, AMA: Borç – harç içinde batmakta olan DAÜ’deki öğretim üyelerinin maaşlarının açıklanması ülkemizde önemli gündem oluşturdu… Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu Kıbrıs gazetesinin manşetinden verilen demecinde bir profesörün DAÜ ye maliyetinin 140 bin TL brüt olduğu, net profesör maaşının ise 80 bin TL olduğu, emekli bir kurucu profesörün emekli maaşının 120 bin TL olduğu duyuruldu… Sendikanın da maaş yüksekliğini kabul ettiğini belirten Çavuşoğlu, bunun nedeni olarak dövizdeki yükselişin gösterildiğini, sendika ile yönetimin maaşları düşürmek için görüştüğünü söyledi…
   Bilimin bedeli tabii ki yüksektir… Ama o bedel sürdürülebilir olmalı… Bilim insanları sadece maaşlarına ve özlük haklarına değil, o maaşı ödendikleri, o özlük haklarını elde ettikleri kurumun sürdürülebilir bir ekonomiye ve huzura sahip olabilmesine de odaklanabilmeli… Hele KKTC gibi bir krizler ülkesinde, bilim durmamacasına çareler üretebilmelidir… KKTC, üniversitelerinin ve bilim adamlarının bolluğuna karşın kronik sorunlarını çözemeyen bir ülke… Sahi ama, bilim ne işe yarar ülkesel ve lokal kronik sorunları çözemedikten sonra?..
                                                                       ***
   BİLİNMESİNDE YARAR VAR: Hükümetin deprem fonu için maaşlardan kesinti yapması gündeme gelince bu tasarı örgütlü bir direnişle karşılaştı ve maaş kesintileri uygulamaya konulamadı… Kira stopaj vergilerine ve banka mevduat faizleri vergilerine  Mayıs ayı itibarıyla ek deprem vergisinin getirilmesi uygulamaya konulabilen yöntem oldu… Mevduat ve mal sahiplerinin direniş gösterecek örgütleri olmadığından bu işlem yağdan kıl çekercesine gerçekleştirilebildi…
   Tabii amacında harcanacaksa helal olsun da… Bunu neden mi yazmak gereğini duydum?..
   Deprem fonunun tasarruf bilincindeki insanlarımızın kara günler adına yaptıkları parasal birikimlerinden ve bütçesini denkleştirebilme adına konutunu kiraya verenlerimizin kira gelirlerinden yapılan kesintilerle oluşturulmakta  olduğunun bilinebilmesi için!.. Örgütlülerle örgütsüzler arasındaki farkın anlaşılabilmesinde de yarar vardır elbet…
  

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   KANAAT ÖNDERLERİ: Fıtratım gereği doğruya “doğru”, eğriye “eğri” derim ben… Çivisi çıktığına hiç kuşku olmayan bu ülkede yapılamayanların yanında yapılanları da görebilmek erdemdir diye düşünürüm… Nihilizmin hiç gereği yok… Ben nerelerden geçip nerelere geldiğimizi acılı ama yaratıcı neslimizin bilinciyle bizzat yaşayarak görenlerdenim… Bizim neslin geçmişte yaşamak zorunda kaldıklarını dilerim konformist düzeye taşıdığımız yeni nesiller de yaşamak zorunda kalmazlar… Tarih bilinciyle donanan akılcılık, önde gelen haslet olmalı… O nedenle tarih bilincini ısrarla vermekte olanlarımıza dikkat… Onlar ciddi şekilde ve sorumluluk duygusuyla toplumda gönüllü rehberlik yapmaktadırlar… Gerçek kanaat önderleridirler..
                                                                    ***
   HATIRLANMAYAN: Nisanın son günleri gelip çatınca Annan Planı referandumunun da, sınır kapılarının açılışının da yıldönümlerini hatırladık… Ama nedense tam 59 yıl önce Rum – Yunan çetecilerinin Sent Hilarion mevzilerimize yaptıkları kanlı ve hunhar baskını hatırlayamadık… Hafıza-ı beşer nisyan ile malüldür, değil mi?.. Yoksa Kıbrıs sorununun 1974 yazında başladığının gafleti mi yayılıyor?.. O baskının aziz ve genç şehitlerini saygı ve minnetle anarım… Unutulmaması gereken baskının bilançosu mu?.. Mevzilerinde cansız bedenleri bulunan 7 şehit ve akıbetleri bilinmeyen 10 kayıp… Orantısız koşullara karşın, Lefkoşa’dan da takviye alan dağ mücahitlerimiz toparlanıp karşı taarruza geçmeseydi Sent Hilarion’un da, Lefkoşa – Girne Yolu’nun da Boğaz bölgesinin de kontrolü yitirilecekti… Kıbrıs Türklerinin kan ağladığı günlerdeydik…
                                                                     ***
   DABELLACILAR: CTP milletvekili Erkut Şahali literatürümüze  “Dabellasındaki harfler kadar insana hükmedemeyen örgütçükler” özdeyişini kazandırdı.. Bunlara daha önce “dabella örgütleri” derdik… Ama gelin görün ki, demokrasimizin parodisi bu dabella örgütçükleri her gün ortalıkta toz – duman yaratmaya adandılar…
                                                                             ***
   DAÜ KAOSU: Erkut Şahali ile söze devam… Hükümetin kendi malı olan DAÜ’ye kol kanat germesi ve mali, idari yapısını güçlendirmesi için öncülük etmesi gerektiğini söyledi Şahali… Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu da Şahali’ye yanıt vererek, “DAÜ’nün kurtarılması gerekiyor” dedi.
   Valla dostlar DAÜ’nün artık kimin malı olduğu ve nasıl kurtarılabileceği pek belli değil… Bazıları hit düzeydeki çeşitli siyaset ve ideoloji DAÜ içinde öylesine at oynatmaktadır ki, orası toz duman içinde… Korkumuz sorunların yoğunlaşan sarmalındaki DAÜ’yü de yitireceğiz tıpkı diğer bazı önemli toplumsal kurumlarımızı yitirdiğimiz gibi!..
                                                                              ***
   VE HUKUK: Avukat suçları zincirleme gidiyor… Gündeme bakar mısınız? Bir avukat yolsuzluktan 3 yıl hapse gönderildi, bir başkası meslekten 3 ay men edildi… Yeni nesil avukatlık serüvenleriyle ilgili olarak öylesine şehir efsanesi dal budak salmaktadır ki bu çivisi çıkmış ülkede… Avukatlık camiasının ciddi bir incelemeye alınması zarureti kendini duyumsatmaya başladı…
                                                                                ***
   KIBRISLI TÜRK SEÇMENLER: 14 Mayıs’ta Türkiye’de yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler için KKTC’de oy kullanmakta olan TC vatandaşı sayısı; 140 bin 111… Bu rakamı vesile sayıp provokasyona yeltenenler de var… Bir kez daha “Türkiyeli – Kıbrıslı” ayrımcılığına yönelerek…  Unutulmasın ki, Kıbrıs Türk kökenli TC vatandaşları da var bu sayının içinde… KKTC – TC çift uyruklu vatandaşlar… Kıbrıslı Türklere TC vatandaşı olma hakkı tanındığında başvurularda tam bir akın yaşanmış ve talep patlaması olmuştu… Unutmuş olanlara anımsatılır…
                                                                                    ***
   ÇAMURLU PATATES: Patatesin fiyatının yüksekliği yetmezmiş gibi bize üzerindeki çamurları da ödetiyorlar… Vazgeçilmez mesailerimden biri de, marketten aldığım patateslerin üzerindeki kırmızı çamuru temizlemek!… En az çamurlu olanları seçmeye çalışsam da pek çamursuz olana rastlayamam… Tarım Bakanlığında bu durumla ilgilenecek birileri yok mu?.. Bilinen kadarıyla patatesleri yıkayıp temizleyen teknik donanımlar vardır… Eczane titizliğiyle düzenlenen ve müşteri memnuniyeti için çaba harcayan elit marketlerimiz bu çamurlu ürünleri nasıl kabul ederler ve satışa sunarlar?.. Bir de bunun merakındayım!..
                                                                                      ***
   NİYE BOYKOT ETMEZLER?: Tükettiğimiz elektriğin yarısını üreten AKSA… Buna rağmen AKSA’ya karşı “üstemezük” kampanyası…  Şu müzmin AKSA karşıtları neden AKSA üretimini boykot etmezler peki?.. Mesela KIB TEK üretimi ile yetinsinler, günde 12 saat elektrik almasınlar, şalter kapatsınlar, karanlıkta ve enerjisiz otursunlar!… Böyle yaparlarsa “cebimizden ödüyoruz” dedikleri AKSA’ya da paralarını kaptırmamış olurlar!.. Varsın kaptıran kaptırsın paracığını!..
  

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   ANA GİBİ YAR OLMAZ: Bizim maaş ve mevduat faizi kesintileriyle, sözde tasarruf önlemleriyle oluşturmaya çalıştığımız “depreme dayanıklı ülke fonu”nu başaramayacağımızı anladı besbelli Anavatan Türkiye… Ve işte yine o şefkatli analığını göstererek devreye girdi… Geçen hafta imzalanan TC – KKTC mali ve iktisadi işbirliği protokolü 26 yeni okulun ve 500 yataklı hastanenin yapımını, yarım kalmış hastanelerin tamamlanmasını, bölge sağlık ocaklarının inşasını, okul ve bina tamirlerini, itfaiyenin ve Sivil Savunma’nın reformunu, yol güvenliklerinin sağlanmasını, Derinya’dan başlayarak sosyal konut projelerine start verilmesini, KIB TEK’in borçlarının ödenmesini ve daha nice acil ihtiyacımızın Türkiye vergi mükelleflerinin alın teriyle karşılanmasını öngörüyor…
   Anavatan Türkiye, KKTC ve Kıbrıs Türkü için bu yaklaşık 10 milyarlık hamiyeti Anadolu deprem bölgelerinin ayağa kaldırılabilmesi için trilyonlara gereksinim duyduğu kritik bir süreçte gösteriyor… Biz ise 1 milyarlık rehabilitasyon fonunun oluşturulabilmesi bağlamında birbirimizi yemekle, siyasetin ve demagojinin en hafif örneklerini vermekle, kayıt dışı ekonomi rezilliğini hasır altı etmekle, bozuk düzenimizde devletten daha zengin bireyler yaratmakla meşgulüz…
   Vah ki ne vah!.. Var oluş mücadelemizin efsanevi dayanışmasında ölümcül enginleri aşan, ama şimdi derelerde boğulan bu Kıbrıs Türkü’ne neler oluyor böyle?.. Utanma duygusunu yitirmeyenlerimiz gerçekten utanmaktadır bu noktaya gelişimizde…
                                                         ***
   BU NASIL BİR İLETİŞİMSİZLİK: Ölmüş kişilere ait maaşların Sosyal Sigortalardan çekilmekte olduğuna dair milyonluk bir başka soygun olayı Sayıştay Başkanlığı’nın raporlarına geçti… Devlet birimleri arasında hiç mi koordinasyon yok?.. Ölenler de, doğanlar da Nüfus Kayıt Dairesi’nin kaçınılmaz denetiminde değil mi?.. Ölümlerden Sosyal Sigortalar bilgisiz ise, bu nasıl bir iletişimsizlik?.. Bu gibi konular bu kadar başıboş bırakılabilir mi?..
   Ve bu bağlamda daha sorulabilecek yığınla suçlayıcı soru!..
   Ölülere maaş!.. Sonra da Sosyal Sigortalar Dairesi mezarlardakiler için ödenen maaşları karşılayabilme adına borçlandıkça borçlanır…
   Ne kadar trajikomik!.. Bir Shakespeare oyunu gibi!.. Çok yazık, çok…
                                                        ***
   SANTRALI DA YAKACAKLAR: Farkında mısınız?.. Henüz yaz gelmeden arazi yangınları başladı…  Teknecik Elektrik Santrali’nin yakınındaki çöplükte de yangın çıktı bu arada… Yaşamsal önemdeki santralın yakınında çöplük mü olur?.. Hem de bu çöplüğün belediyenin kontrolünde olduğu yine belediyenin açıklamasından öğreniliyor… Yangında  kasıt varmış da, bilgisi olanlar ihbar etsinmiş!..
   Yaşamsal önemdeki elektrik santralı yangın riskiyle mi yüzleştirilir?.. Allah ıslah eyleye artık…
   Okan Baysan da şu mesajı iletti adresime: “Lefke’deki çöplük de haftalardır, hatta aylardır yanıyor ve adanın en yeşil en nezih köşesi söndürülemeyen çöplük yangınının dumanı altında kalıyor. Neden kimse çözüm üretemiyor? O çözüm yerel yönetimin kapasitesini aşmışsa hükümet niye soruna el atmıyor? Çevre felaketi bu değilse başka nedir? İnsan hayatı ve çevrenin değeri bu kadar mı ucuz Kıbrıs’ın kuzeyinde? Yoksa bu dur durak bilmeyen yangınlar bölgelerimizin ve halkın kaderi mi?..”
                                                                                  ***
   ARAÇ YANGINLARI: Araçlar da durduk yerde yanar oldu. Her gün bu bağlamdaki haberlerle yüzleşiyoruz… Bu yanan araçlar ya servise verilmiyorlar, ya da verildikleri servislerde es geçiliyorlar… Milli servete yazık… Bir çözüm gerek dostlar…
                                                                              ***
   DOLANDIRICILIĞIN BÖYLESİ: Bakalım daha neler göreceğiz, neler duyacağız bu gidişle!.. Mağusa bölgesinde ortaya çıkarılan emlak dolandırıcılığı gündemin ana konuları arasına yükseldi… İddia şu ki, adam çalıştığı firma adına sattığı emlağın getirilerini zimmetine geçirmiş boyuna… Yüz binlerce sterlin… Bu nasıl bir denetimsizlik böyle?.. O zanlı kişi yumurta, patates, kolokas, ekmek v.s. satmadı… Yargı huzurunda itham edilen kişi emlak sattı, emlak… Çalıştığı firmaya ait 10 tane apartman dairesini zaman içinde kendi hesabına satarken uyuyanlar, ya da uyurmuş gibi yapanlar kimlerdir?.. Yağdan kıl çeker gibi nasıl dolandırıcılık yapılabiliyor böyle?.. Üzerinde hiç mi firma denetimi yok bu marifet sahibinin?..
   ***
   MEDYAYA GÜVEN YERLERDE SÜRÜNÜYOR: AB’nin kamuoyu araştırmalarından sorumlu kurumu Eurobarometre’nin araştırmasının bir sonucu da Kıbrıs Türk toplumunun yarısından fazlasının Kıbrıs Türk medyasını güvenilir bulmadığına dair… Siyasetin, mafyanın, dış emperyal kurumların ve sermayenin sponsorluk yaptığı bir medya topluluğuna kim güvenebilir ki artık zaten?… Her şey ortada… Kazanç hırsı yüzünden KKTC’de medya da mahvedildi…
   Yüzlerce kişinin “medya mensubu” olduğu minik bir ülke düşünülebilir mi?.. Bunun başka bir örneği var mı yeryüzünde?.. Yüzlerce kişi medya mensubu olursa bu derenin suyunun nerelerden geldiği de sorgulanır elbet…
   

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   İLGİNÇ: Yalnız bizim gezegenimizde, bizim dünyamızda değil… Diğer gezegenlerde de depremler oluyormuş… 2019 yılında Mars’ta meydana gelen iki deprem, ilk kez kayıt altına alındı. Ancak bilim insanları bu depremin kaynağını belirleyemiyor… Neden mi?.. Çünkü  Mars’ta aktif bir fay hattı bulunmuyor…
   Demek ki fay hatsız depremler de olabiliyormuş… İlginç!..
   Yer bilimciler ille de fay hatlarına odaklanmasınlar, depremlerin diğer nedenlerini de araştırsınlar öyleyse…
   Ki bu konuda çeşitli şehir efsanesi üretilmekte…
   ***
   UFO SANSASYONU: Biz asrın depremiyle ilgili şoklarımızı yaşarken, uluslararası gündemin bazı UFO’ların düşürüldüğüne odaklandığını görmek de varmış… Düşürülen UFO’ların enkazlarına ulaşılmaya çalışılıyormuş…
   Eğer haberlerin doğruluk payı yüksek ise ne zararı olmuş ki bu UFO’ların dünyamıza?.
   Ya onlar da karşı saldırıya geçerse?.. Dünyalar savaşı mı başlatılacak?..
   Hani bilim kurgu filmlerini çok izledik ya o mahşeri dünya savaşlarının!..
   Kişisel görüşüm sorulacak olursa diyeceğim o ki, ABD ile Çin arasında atmosferde esrarengiz ve stratejik bir istihbarat savaşı başladı ve tırmanmaktadır…
   Bu arada ABD’li yetkililer vatandaşlarına güvende olduklarını ve uzaylılardan korkmalarına gerek olmadığını duyurdular… Öyle ya; “Amerika” dediğimiz her şeyin üstesinden gelir!..
   Ama belki de uzaylıların dünyamıza merak duydukları gerçektir… Bu dünyalıların neden bu kadar geri zekâlılar yetiştirdiklerinin araştırmasını yapıyor olabilirler…
   Gelgelelim sahaya inebilmelerine fırsat vermiyorlar… Ki, bu da başka tür bir geri zekâlılık!.. Onları yakından görüp tanımak varken ne bu imha siyaseti?!..
   ***
   OKULLU GANGSTERLER: Silahla yapılan yeni ABD üniversite katliamı bu kez Michigan’da ve bilanço 3 ölü birkaç da yaralı… Amerikan eğitim sistemi resmen halk düşmanı gangsterler yetiştiriyor… Bireysel silahlanma furyası çocuk yaşlara kadar indi… Dur durak bilmeyen bu cinayetler Amerikan yaşam tarzının ruh hastası psikopatlar ürettiğinin de göstergesi…
   ***
   VE TAZE OLAY – KANLI ÇARŞI: Tam bu yorumuma noktayı koymuştum ki kaynaklar Amerika’daki bireysel silahlanma paranoyasının yeni faciasını düşürdü ekranıma… Atlamak olmazdı:  ABD’nin Texas eyaletindeki El Paso kentinde bir alışveriş merkezinde düzenlenen silahlı saldırıda 1 kişi hayatını kaybetti, 3 kişi de yaralandı…
   Asıl ilginç olan şu ki “Cielo Vista” adlı bu alışveriş merkezinde 2019 yılında düzenlenen  silahlı saldırıda  23 kişi yaşamını yitirmiş ve bu katliam dünya medyasının manşetlerine oturmuştu…
   Besbelli halk düşmanları orayı atış poligonuna dönüştürdüler… Canlı hedefleri de masum insanlar!..
   ***
   GÜLDÜRME BİZİ BAY NİKO: Yakında hükümetini açıklayacağını duyuran Nikos Hristodulidis, “Bütün Kıbrıs’ın Cumhurbaşkanı olacağım. Bütün bölgelerin temsil edileceği ve kimsenin kapsam dışında kalmayacağı bir hükümet kuracağım” diyor…
   Asla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olmayan bu adam neler yumurtluyor böyle?.. Yoksa Kıbrıslı Türklerden de “bölgesel bakan” mı atayacak o “her bölgeden” düşüncesi çerçevesinde?!.. Komik olmaya başladı vesselam..
   ***
   DEVLET: Terminoloji kavgasına gerek yoktur dostlar… Ha “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”, ha “Kıbrıs Türk Devleti”… İkisi de Kıbrıs’taki Türk devletinin varlığını ve Kıbrıs’ta biri Türk, diğeri Rum iki ayrı devletin var olduğunu vurgular… Asıl üzerinde durmamız gereken “Türk Cumhuriyeti” ve “Türk Devleti” terimlerini ısrarla es geçenlerin sürekli olarak “Kuzey Kıbrıs” terimini kullanmalarıdır…
   Şimdi sanki de “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” terimini gönülden içselleştirip özümsemiş gibi davranıp “Kıbrıs Türk Devleti” terimine karşı çıkanların  içinde “KKTC kurulduğunda ağlamıştım” diyeni KKTC’nin cumhurbaşkanlığına kadar taşımış olanlar olduğunu da unutmayalım.
   Hafıza-i beşer nisyan ile malûl olmamalı…
   ***
   VİZELİ KAOS: Vize yetkisine de dokunan Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (Değişiklik) Yasa Önerisi’ne tepkiler yağarken vizeli inşaatların ülkemizi ne hale getirdiğine de bir bakmak gerçekçiliğin gereğidir aslında… İnşaatlara verilen vizelerle şu garip ülkemizin nasıl çarpıtıldığı göz ardı edilebilir mi?..
   Değerli tarım arazileri üzerinde vizeli olarak yaratılan ucube beton cangılları, alt yapısız yerleşkelerin ortalığı ve denizlerimizi moka batırmasını, orman arazilerimizin inşaat saldırılarına maruz kalmasını da konuşalım mesela… Ve dahi, o çed raporlarını vermekte olan oda üyesi çevreci mühendislerin onaylarının feci sonuçları da sorgulanmalı…

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





 

   ECZANELER DE, HASTALAR DA İLAÇSIZLIKTAN KIRILIYOR: İlaç darlığı eczacılarımız için de, hastalarımız için de kritik noktada… Görüştüğüm bazı eczacı dostlar; ciddi boyuttaki darlığın eczanelerin kapanması noktasına doğu seyrettiğini ifade ettiler… Kimi eczacının stokçuluk yaptığı iddialarını da yanıtlayan eczacı arkadaşlar “ilaç var mı ki bunun stokçuluğu yapılsın?” diyorlar.
   Türkiye’nin uyguladığı ihracat yasağı kapsamından KKTC olarak hâlâ çıkılamadığı belirtiliyor… Bir süre önce K.T. Eczacılar Birliği bu konuyu TC Büyükelçisi Metin Feyzioğlu ile yapılan acil görüşmeye taşımıştı… Feyzioğlu’nun sorunun aşılabilmesinde çabasını esirgemeyeceği kesin olmakla birlikte, gittikçe büyüyen ilaç darlığının aşılabileceğinin belirtileri henüz yok… Türkiye’deki ilaç fabrikalarının ham madde ithal edemediklerinden dolayı üretime getirdikleri kısıtlama da sorunun esas nedenlerinden biri… İstanbul ve  Ankara’daki bazı çalışan eczanelerin vitrinlerinde şu yazı görünür oldu: “AÇIK / ŞİMDİLİK”…
   Var olan ilaçların fiyatına da boyuna zam yapılıyor… Eczaneler mücevherat dükkânına dönüşmüş durumda!.. Sağlığın hiç bu denli pahalılaştığı görülmedi…
   ***
   GEÇİTKALE HAVAALANI: Elimizle mahvettiğimiz, içinden araba ralli parkuru geçirdiğimiz Taksim Sahası’nın onarımından sonra, şimdi sıra yine elimizle mahvettiğimiz Geçitkale Havaalanı’nın onarımında… Sağ ol Anavatan Türkiye…
   KKTC’nin yedek, güvenli ve stratejik hava alanı Geçitkale’yi çalışamaz duruma getiren çevresindeki yüksek gerilim enerji hatları Anavatan Türkiye’nin finanse edeceği bir projeyle kaldırılacak ve bu ikinci havaalanımıza yıllar sonra yeniden işlerlik kazandırılacak…
   Düşünebiliyor musunuz?.. Türk Yıldızları’nın uçuşta harikalar yaratan akrobat pilotları bile o havaalanını kullanamaz oldular… Şimdi imzalanan protokol gereği, söz konusu enerji nakil hatları hava trafiğini engellemeyecek şekilde alanın uzağına taşınacak…
   “Hayırlara vesile olsun” diyelim…
   ***
   SORUMLULAR KİM?: Günün önemli haberi bu, ama eksik yanı var… Geçitkale Havaalanı’nı yıllar önce kimlerin hangi amaçla o devasa enerji hatlarıyla ablukaya alarak işlemez duruma getirdiğine vurgu yapılmaması haberin eksik yanıdır.. Geçitkale Havaalanı göz göre göre neden işlevsiz duruma getirildi? Bunun sorumluları derhal sorgulanmalı ve sonuç kamuoyumuza sunulmalıydı, ama gereği yapılmadı.. Bu büyük hatanın giderilebilmesi için şimdi Anavatan Türkiye’nin vergi mükelleflerine yeniden başvuruluyor.. Hatayı yapanlardan ise hiç hesap soran yok… Yazık ve günahtır…
   KKTC Başbakanlık Denetleme Kurulu Eski Başkanı Muzaffer Sevinç’ten aldığım mesajdır: “Başbakanlık Denetleme Kurulu’nun bu konuda Başsavcılığa sunulan raporu var.”
   Peki ne oldu o yıllanmış raporun akıbeti?..
   Takip eden kim?..
   ***
   TOPLU TAŞIMACILIK UMUDU: Yetersizliklerini gittikçe artıran bir altyapıda tehlikeli bir trafik yoğunlaşmamız var… Bitmez tükenmez ölümcül facialarıyla bunaltan ve korkutan bir trafik… Dahası, seri katilimize dönüşmüş bir trafik…
   Bu sürdürülemez durumu ıslah edebilmenin tek yolu toplu taşımacılığı çağdaş anlayışla organize ederek  trafik anarşisine son vermektir… Hepimizin umudu bu işte… Ama bozuk düzenin içinden gelen sert uyarılara karşın bu umuttan halen o kadar uzağız ki…
   Olaya tarih perspektifinden bakalım isterseniz: İngiliz Sömürge Yönetimi’nin ilk dönemlerinde vazgeçilmez önemli bir ulaşım aracı olarak Kıbrıs’ta tren vardı… İngiltere otomobil üretim endüstrisini kurumsallaştırınca tabii ki geniş pazarlara ihtiyaç duydu… Ürettiği otomobillerin Kıbrıs’ta da satılabilmesi için tren seferlerini durdurdu, Lefke’den Mağusa’ya dek uzanan rayları söktürdü, treni tarihe gömdü…
   Şimdi bizim KKTC devleti de hazinesindeki açıkları kapatabilme adına devlete az getirili, halka ise ucuz toplu taşımacılığı organize etmez… Peki ne yapar? Yüksek gelirli otomotiv piyasasına olağanüstü teşvikler sunar…
   Bir düşünün her araç sahibinin her yıl devlet hazinesine ödediklerini… Ödenenler, gün gelir aracın gerçek değerini de aşar… Gelin de bu mali tablo karşısında organize çağdaş toplu taşımacılığı hayal ediniz!..
   ***
   ENFLASYONİST HAYAT: Satıştaki malı almaya talip olanlar satış sorumlusuna başvururlar, sorumlu ise kıvırdıkça kıvırır satış işlemini uzatmak için… Bilir ki adam, bu enflasyonist ortamda satılmayan malın fiyatı da yükselir.. Sözün özü; bu adamlar “satış sorumlusu” falan değil, profesyonel “satmama sorumlusu” resmen…
  

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   SEÇİM SONRASI ŞİDDET:

Şiddetin görülmediği olaysız bir seçim geçirmiş olmanın huzuru içindeyken, seçimden iki gün sonra, salı sabahının 08.45’inde,  Dikmen ovalarını çınlatan tüfek sesi ülkeyi sarstı ve herkese “bu olmadı işte” dedirtti… Yeniden seçim kazanan Dikmen Belediye Başkanı Yüksel Çelebi’ye bir belediye çalışanı tarafından av tüfeğiyle ateş açıldığı haberi bir anda ülkede yayıldı ve üzüntü yarattı… Çelebi, tüfekli çalışanı 45 yaşındaki S. E.’nin önünden kaçarken ayağını sakatladı, S.E, ise karargâhı olay yerine yakın olan Çevik Kuvvet tarafından tutuklandı…
   Olayla ilgili spekülasyonlar çok…Spekülasyonları buraya taşımak gerekmez..  Olayın gizemi yargıda çözülecek…  Tabii ki “sebep ve sonuç ilişkisi” çok önemli… Ama hiçbir sebebin sonucu da şiddet olmamalı…
   ***
   BELEDİYE SOSYAL PROJELERİ:

Seçim kampanyası boyunca adayların sosyal projelerine yoğun odaklanma oldu… Yaşlılar ve bakıma muhtaçlar için açıklanan olumlu düşünceler, özellikle yaşlı seçmenlerin tercihlerinin oluşmasında önemli rol oynadı… Sağlığın ve mobil bakım hizmetlerinin ön planda olacağını belirtmeyen aday yok gibiydi…
   Kapıda ve evde sağlık hizmeti türünden sosyal projeler tabii ki ilgiyi çeker ve seçmen eğilimlerini etkiler… İnsanlara iğnesini evlerinde yapacak görevliler bile yok… Para ödeseniz de bulunamıyor… İlle de hastanedeki kaosun ve izdihamın içine gidilecek… Acil servisler ve poliklinikler, olmaması gerektiği kadar yüklü… Sonuç itibarı ile, yaşlı haklarının ve esenliğinin en düşük düzeyde tutulduğu asosyal bir KKTC gerçeği söz konusudur… Hastanelerde devlet dairelerinde, toplumsal yaşam platformlarında karşılaştıkları duyarsızlıklar bir yana, ileri yaşlılık ve yaşlılık hastalıkları gereği evlerine kapanmak zorunda kalan insanlarımız, genellikle yalnızlıklarıyla baş başadırlar… Çoğu da uzmanlık dışı bakımın duyarsız ve şefkatsiz mağdurudurlar…
   ***
   O ETKİLEYİCİ SÖZLER:

Girne seçim bölgesinde hatırı sayılır oranda oy toplayan ama ipi göğüsleyemeyen Zeki Çeler’in seçim öncesi bana söylediklerini işte bu bağlamda,  ilham verici vurgular olarak buraya kayıt düşmeliyim:
   “Abi bir konuda özellikle çok kararlı ve ciddiyim… Mobil sağlık ve bakım bağlamında tam donanımlı oluşturacağım ekiplerle her yaşlının bulunduğu yere, gece ve gündüz en kapsamlı hizmetleri götürmeyi onlara karşı vicdani borç bilirim… Benim ailemde de yaşlılar var ve sorunlarını aile içinde birebir izlemekte, acı gözlemlerimle bu sosyal projemi geliştirmekteyim. Her şeyi bırak abi, hepimiz yaşlanacağız ve hepimiz yaşlılık sorunlarımızın esenlikle aşılabilmesinin düşlerini kurmaktayız… Ben de aha geldim 41 yaşına… Ne çoluk var, ne de çocuk… Geleceğimi güvenilir bir sosyal düzene emanet etme zorunluluğum var… Kendime dair bu sözlerimi, samimiyetimin ifadesi olarak algıla lütfen..”
   ***
   HOŞ GELDİN GÜVENLİĞE KIBRIS MUFLONU:

Umarım şimdi durumu çok daha iyidir… Yaralı, bitkin ve kenelerle yüklü durumda Lefke üzerinden KKTC’ye iltica eden ve kolay kaçabilen çevik ve hızlı bir hayvan olduğu halde her haliyle yardım isteyen o Kıbrıs muflonuna Taşkent Doğa Parkı’nın insancıl ortamında sağlık, güven ve mutluluk dilerim… Hayvanın bedeninde bir avcı acımasızlığının mağduru olduğuna ilişkin ciddi belirtiler var…
   Onun Taşkent Doğa Parkı’nda hapsedilmesi de düşünülmüyor… Tedavisi bir tamam yapıldıktan sonra yeniden sağlıklı olarak doğaya emanet edilecek…
   Altını üzüntüyle çizmeliyim ki, bir zamanlar Kıbrıs adasının simgelerinden olan, İngiliz sömürge yönetiminin pullar üzerinde ve çeşitli bağlamda tanıttığı muflonların nesli giderek tükenmektedir…Çok acı, değil mi?..
    ***

    DÜNYA YENİ BİR SAVAŞA DOĞRU:

Dur durak bilmeyen Ukrayna – Rusya savaşı yeni boyutlar kazanırken, Tayvan krizi de, yeni yılda patlama sinyalleri veren taptaze bir çıban başı olarak dünya gündeminin baş sıralarına yükseliyor…  Çin ve Tayvan arasındaki kriz giderek derinleşirken, savaş riski de haliyle büyüyor… Bölgede yükselen tansiyon, ABD’nin son hamleleriyle daha bir katlandı. Tayvan’la yakınlaşma çabası içinde olan ABD, bu refah adasının hamiliğine soyundu… Tayvan ile ABD’nin günden güne artan gizli yakınlaşması Çin’in büyük tepkisine neden oluyor… Çin ada çevresini ablukaya aldı… Onlarca savaş uçağı ve savaş gemisiyle bölgedeki varlığını duyumsatan Çin’in Tayvan kuşatması gittikçe yoğunlaşıyor… Krizlerin katlana katlana büyüdüğü dünyamızda yeni bir savaşın getireceği felaketleri düşünmek, gerçekten tüyler ürperticidir…

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





EMSALSİZ VATAN SEVGİSİ… EVLAT SEVGİSİNDEN DE ÜSTÜN: Türk Silahlı Kuvvetlerinin emperyalizmin desteklediği bölücü teröre karşı Suriye’deki amansız savaşı sürüyor… Bu bağlamdaki milli dayanışma ve kararlılık da, kendi bağlamında destan yazmaktadır… Şehitler geliyor ateş hatlarından… Fidan gibi şehit evladını vatan toprağına emanet ederken o babanın Allah’a şükranı yankılandı ekranlarda: “Çok şükür olsun sana Allah’ım; artık benim de bir şehit evladım var…”
   İliklerimize dek titredik… Türk ulusunda böylesi yüce bir ruh hali varken Türk’ün vatanına göz dikenlerin vay haline… Kutsal görevlerinin gerekirse şahadet olduğunu bilen şehit Mehmetçiklerin ceplerinden aziz kanlarına bulanmış vasiyetleri de çıkıyor… Ne kadar da soylu vasiyetler!.. Hangi milletin askeri kendini vatanına böylesine adamıştır?… Ayağına taş değmesin sevgili kahraman Mehmetçik… Dünyada da, ahrette de mekânın cennet olsun milletin yiğit çocuğu…
                                              ***
   GAMBİA’NIN İŞARET FİŞEĞİ: Gambia Devlet Başkanı Yardımcısı Badara Alieu Joof’un ülkemize ziyareti vardı geçen hafta… Ve bu ziyaretin akabinde KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar Gambia’ya resmi davet aldı… Güney Kıbrıs hop kalkıp hop oturuyor… Öfkeden zincirleri boşananları tut tutabilirsen… Gidişata dair tarihi işaret fişeklerinden birini daha atmış olan Gambia’ya selamlar, sevgiler… KKTC için tanınma elbette ki olacak… Süreç bu yönde olumlu işliyor… Diyeceğim o ki, konjonktürün değiştiğini göremeyenlerin ciddi vizyon ve algı sorunu vardır…
                                                    ***
   SAĞLIK DURUMLARIMIZ HEP SAĞLIKSIZ: TIP-İŞ; “Sağlık hizmetlerinde bazı servislerde hizmetler çöktü” diyor… Bize bilmediğimiz bir şeyi söyleyiniz efendiler… Peki, servisleri ayağa kaldırabilmek için tam gün mesaiye ne dersiniz sayın sendikacı doktorlarımız?.. Bu konuda da bize bir şeyler söyleyiniz… Çünkü sağlık hizmetlerini çökerten kronik nedenlerden biri de tam gün mesaiye riayetsizliğin devlet hastanelerinde ısrarla kurumsallaştırılmasıdır…
                                                  ***
   KENTLERİN AYDINLATILMASI: “Bu karanlık başkenti aydınlatacağım” diyor Lefkoşa Türk Belediye Başkanı adaylarından Sadık Gardiyanoğlu… Demek ki neymiş, başkentin ve kentlerin aydınlatılması KIB TEK’in ihmalkârlıklarına teslim edilemez… Bu konu belediyelerin de asli görevleri arasında… Sokak aydınlatma ücreti” hem belediyelerin, hem de KIB TEK’in faturalarında var. O ücretin gereğini yerine getirmemek, halkı soymak anlamını taşır…
   Bu arada dilerim ki, başkan adayları marketlerdeki ve pazarlardaki fahiş pahalılıkla mücadele edeceklerini de açıklarlar… Çünkü fiyat denetimi de belediyelerin asli görevleri arasındadır… Eski belediyelerin o nostaljik otoriter çarşı ağalarını billahi özler olduk…
                                                            ***
   DAVA: Türkiye’de İmralı Cezaevi’nde mahkûmiyetini çekmekte olan ayrılıkçı terör örgütünün lideri, “Apo” namlı Abdullah Öcalan insan haklarına saygı ve özen gösterilmediği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde dava açtı…Kime karşı mı?.. Yunanistan’a karşı!.. Sıkıştığı ve sığınacak yer aradığı günlerde Yunanistan kendisine sığınma hakkı tanımamış da!..
                                                           ***  

   VURGUNUN İFŞAATI: Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Dursun Oğuz’un vurgusu, gündemin gözden kaçmayan ayrıntısıydı… Dursun Oğuz,  eldeki verilere göre konuşarak, hayvancılara ve kasaplara karşı ciddi ithamda bulundu:  “Canlı hayvan fiyatlarında bazı hayvancılar ve bazı kasaplar, bilinçli olarak fiyatı yukarıya çekmekte ve haksız kazanç elde etmektedirler…”
   Vurgun, kanıtları ve belgeleriyle ortadaysa hükümetin buna karşı önlemlerini alması gerekir… Haksız kazanç hırsızlıktır ve halkı soymaktır… Bunun meşru bir yanı asla olamaz…
  

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   RUTİNE BAĞLANMIŞ ELEKTRİK DARBELERİ: Bitmez tükenmez şebeke tamiri iddialarıyla her gün saatler boyu rutin biçimde elektriksiz bırakılan vatandaşlara sabırlar dilemeli… Dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar rahat, bu kadar uzun süreli, bu kadar umursamaz elektrik kesintileri yapan  bir başka elektrik kurumu yoktur.. Her gün açıklama yapılır ve hangi bölgelerin kaç saat süreyle elektriği kesileceğinin duyurusu yapılır… Rutine bağlanmış elektrik darbeleri!.. Ah be KIB-TEK ah!… Yıktın perdeyi, eyledin viran; sabır taşını çoktan çatlattın be yahu!… Bu KTC halkı sabır taşından da dayanıklıymış ki hiç çatlamadan maruz kaldığı bu elektrik şoklarını sineye çeker oldu… Millet kesilen elektriği iade edildiğinde kaybolmuş eşeğine yeniden kavuşmuş olan o adamın sevincini ve coşkusunu yaşar…
   ***
   VİRÜS ÜRETİCİLERİ:  Sansasyon yaratmak ve adlarından söz ettirebilmek için uluslararası bir araştırma ekibi, 48 bin 500 yıllık tarihe karışmış virüsü yeniden canlandırdı. Şimdiye kadar canlandırılan en eski virüs olduğuna inanılan bu menhus meretin bulaş yaratabilecek durumda olduğu açıklandı… Mumya filmlerini anımsatan bu marifetlerinden dolayı iyi halt ettiler!… Bilimin görevi, ölümcül virüsleri canlandırmak değil, var olanları yok etmektir… Dr. Frankestein ailesiyle birlikte yarattığı canavarın kurbanı olmuştu… Mesaj veren o tür filmlerden hiç mi ders alınmaz?.. Mumyaları canlandıranlar da ürettikleri dehşet karşısında hapı yutmuşlardı… Bakalım virüslerle haşır neşir durumlardaki bu tehlikeyi uyandırıcı aklıevvellerin sonu ne olur…
   ***
   SPERM İTHALATI: Ekonomi ve Enerji Bakanlığı’na bağlı Ticaret Dairesi’nin, 2021 ithalat ve ihracat raporuna göre ülkeye sperm ithali gittikçe artıyor.. KKTC’ye Danimarka başta olmak üzere, dış ülkelerden 112 bin 209 dolar 60 centlik sperm ithali yapılmış… Ülkemizde Tüp Bebek tıbbı varken normal… Da, bırakınız ihracatı, ama bu ülkenin erkeklerinin spermleri yerel sperm bankasının ihtiyacını da mı karşılayamıyor?.. Yoksa tüp bebek tercihleri yerel erkek tiplerinden yana değil mi?..
   ***
   UZMANINDAN AÇIKLAMA: Bu nokta atışı da Recep Dönmez’den: “Ben su ve madensuyu konusunda Türkiye’de uzmanlığı takdir edilen kimya mühendisi bir su uzmanıyım… Reserve Osmosis (RO) ile ilgili olarak kopartılan yaygara için her zaman görüş bildirebilirim.
   KKTC, Ektam Kıbrıs, genel müdürü olarak görev yaparken yeraltı sularının doğal, yüksek mineralli su olduğunu ve içinde zararlı hiçbir kimyasal olmadığını Türkiye ve Kıbrıs laboratuvarlarında defalarca yaptırdığımız analizlerde görmüştüm. Ektam Şirketi’nin sahibi olan Sayın Güngör Sipahioğlu’nun destekleriyle, KKTC’nin ilk madensuyu olan Pergama’yı 2020’de ürettik. Giderek artan miktarda sattıklarını biliyorum. Aslında suyu bu yüksek mineralli doğal haliyle tüketmek gerekir. Sanırım, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bölgesinde sular gazlı veya gazsız olarak, ama doğal mineralli halinde satılıyor…
   Reverse Osmosis ( RO ) ise ham suyu minerallerinden arındırma işlemidir. Biz Türklerin yumuşak su içme alışkanlığı nedeniyle KKTC su üreticileri bu şekilde üretim yapıyorlar. Kesinlikle üretilen su kanserojen değildir. Ama insan sağlığına faydalı da değildir. Kanserojen olduğu söylenen kimyasalı eğer üretici kullanılıyorsa bu Ozon’dur. (O3)
   Ozonla su dezenfeksiyon işlemi bu nedenle Türkiye’de yasaklanmıştır. Sadece KKTC’de değil, RO ile arıtma işlemi, Türkiye’nin en çok satan markalarında bile yapılmaktadır. Canınızı sıkmayın…” (Teşekkürler Recep Dönmez)
  

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   REFORM: TÜRKİYE’DEN İTHALAT TL İLE YAPILABİLECEK: Tırmanan bu kadar sorun arasında güzel şeyler de olabiliyor… Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) İhracat Genelgesinde yapılan değişiklik ile KKTC ihracatlarında 5 Aralık’tan itibaren gümrük beyannamesinde ihracat bedelinin Türk Lirası olarak beyan edilmesi ve bedelin Türk Lirası olarak tahsil edilmesi zorunlu hale getirildi… Anavatan Türkiye böylece KKTC’nin önemli bir beklentisine daha olumlu yanıt vermiş oldu… 2022’nin son ayından itibaren yürürlüğe konulacak olan bu çok yerinde kararın ülke ekonomisinde de, halkımızı kasıp kavurmakta olan hayat pahalılığının aşağıya çekilebilmesinde de etkin ve yararlı olmasını dileyelim… Dövize bağımlılığımızı azaltan her olay enflasyonun giderilmesinde yapıcı bir enstrümandır… KKTC, temel kullanım ve tüketim maddelerinde en büyük ithalatını Türkiye’den yapmaktadır… O nedenle, alınan bu karar, sadece ekonomik bir jest değil, bir reform niteliğindedir… Teşekkürler Anavatan Türkiye…
                                             ***
   HASTA HAKLARI VE TIP GREVLERİ: Kıbrıs Türk Hekimler Sendikası (TIP-İŞ) ve Kıbrıs Türk Hemşireler ve Ebeler Sendikası (KTHES), yapacakları eylem çerçevesinde Kadın Hastalıkları ve Doğum ile Anestezi ve Reanimasyon bölümlerinde verilen hizmetlerin, acil servisler hariç durdurulacağını duyurduklarında yüreklerde yine isyan patladı… Sağlık hizmetlerinde grev, hak arayışlarının en sevimsiz olanıdır… Yetti artık ama… Hasta haklarının bu kadar önemsizleştirilerek ayaklar altına alındığı, hastaların verimsiz tıp hizmetleri yüzünden zorlandığı ve özel kliniklere metodik biçimde yönlendirildiği KKTC’den başka hiçbir ülke yoktur… Devlet Hastaneleri Kadın Hastalıkları ve Doğum’a zaten yerli insanlarımızın ayağını kesip hiç gitmediği, meselelerini özelde çözdüğü bir sır değildir… Halkın iradesinden geçip siyasal sorumluluklar üstlenmiş olan Hükümet, yapacağı her işte, atacağı her adımda çoğunluğun bile sağlanamadığı genel kurullarda azınlık oylarıyla seçilen sendikacılardan icazet almak zorunda mıdır?… Demokrasi bunun neresinde?
   ***
   SABİT RADAR CEZALARI GECİKTİRİLMEDEN TEBLİĞ EDİLMELİ: Trafikte sabit radara yakalanan sürücülerin, cezasını artık sadece kendisinin ödeyebileceğine ilişkin bir haber var… Yorum kaldıran bir haber… Kimi zaman sabit radar cezalarının cezayı işleyen adına başkaları tarafından ödenmesi, bozuk sistemin getirdiği kaçınılmaz sonuçtur.. Çünkü bu cezalar zaman aşımına uğramadığından, çoğu zaman ilgililere oldukça gecikmeli olarak tebliğ ediliyor… Tebligat yapılıncaya kadar geçen uzun süre içinde ilgili kişi sabit radarlara yakalanmaya devam ettikçe her yakalanmada puan kaybediyor… Ve bu puan kayıpları o noktaya gelir ki, ilgili kişi sürüş ehliyetinden de yoksun bırakılabiliyor… İşte bu durum ortaya çıktığında başkalarından, onların puanları pahasına yardım isteme zorunluluğu doğuyor… Sabit radar cezasını eğer cezayı işleyen kişinin ödemesi kesinleştirilecekse, bozuk düzenin de ıslah edilmesi gerekir… Sabit radar cezaları belirli bir süre içinde cezayı işleyenlere hiç geciktirilmeden tebliğ edilebilmeli ve böylece ilgili kişilerin puan durumlarını da göz önünde bulundurarak yeni cezalar işlemeleri caydırıcılıkla önlenmelidir…
                                             ***
   MÜLTECİLER VE AVRUPA: Orası Belçika!.. Nam-ı diğer, Avrupa Birliği’nin merkezi… AB, başkent Brüksel’den yönetilir… Belçika’ya kapağı atabilmeyi başaran Ukraynalı mültecilerin hazin ötesi durumu fotoğraflarla dünyaya yansıtılınca vicdanlı olan herkesin yüreği burkuldu!.. Mülteciler sokaklarda aç – biilaç yatıyorlar… Ve Avrupa kara kışın içinde ilerliyor… Belçika için de,  AB için de utanç verici görüntüler… Kuyusunu her daim, her konuda ısrarla ve düşmanca kazdıkları Türkiye yine kendilerinin neden olduğu savaşlar ve felaketler yüzünden evinden ve yurdundan olan 5 milyon mülteciyi barındırıyor.. Hiçbiri de aç ve açıkta değil… Peki, medeni olan kim?.. Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz…
   

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   ÇOK İYİ KORUNMASI GEREKEN O ANIT AĞAÇ: Gazimağusa’da geçen hafta geleneksel Cümbez Festivali bir kez daha düzenlendi… O ulu ağaç,  kadim Mağusa’nın tarihinin yaşayan canlı tanığı… Türk esirleri işkenceyle öldürmenin bedelini 1571 Ağustosunda derisi yüzülerek ödeyen Venedikli Vali Bragadino’nun dramına da o antik meydanda tanıklık etti mi bu ulu cümbez?.. Bilenler varsa lütfen açıklasınlar…
                              ***
   VE HÜSEYİN BİLGEKUL’UN LÜTFETTİĞİ BİLGİDİR, TEŞEKKÜRLERİMLE: “Nice, nice anıt ağaçlar katlettik son 20 yıl içinde.
   Çoğu o cümbezden çok daha yaşlı ağaçlar.
   Birkaç yıl önceki Kalkanlı zeytinlerinin topluca yok oluşunu hep beraber seyretmiştik o yangınla birlikte.
   En acısı da Girne bölgesindeki inşaatlarda kaybettiğimiz nice nice anıt zeytinler vardır. Hem de sırf rant yüzünden…
   Uzatmak istemiyorum, çünkü içim yanıyor.
   Zaten kala kala sayılı anıt ağaçlarımız kaldı Kuzey Kıbrıs’ta.
   Eski eserlerimize ne kadar sahip çıkıyorsak, anıt ağaçlarımıza da işte o kadar bakıyoruz.
   Çoğunun yaşamlarını devam ettirmesi şansa kalmış bir durum.
   Cümbeze gelince…
   Cümbez ülkemize Mısır’dan getirilen incir ailesine mensup bir ağaçtır…
   Lala Mustafa Paşa camiinin ‘katedral” olarak yapımı sırasında, 700 yıl önce (1200’lü yılların sonunda) Lüzinyanlarca oraya dikilmişti…”
                              ***
   HALKTAN ÇALINMIŞ PARALAR: KIB TEK’in zararı 300 milyon TL dolayında. Kayıp bir para değildir bu aslında… Birilerinin kasasında, ya cebinde… Önemli olan kara kasalardaki ve kara ceplerdeki o çalınmış halk paralarını bulup tekrar halka iade etmektir… hani nerede o temiz eller iradesi?..
                              ***
   DEMAGOJİYE BAKAR MISINIZ: Ersin Tatar’a saray yapılacakmış!.. Ersin Tatar tahtında ölünceye dek oturacak bir kral ya da padişah mıdır ki bir sarayla ödüllendiriliyor?.. Hiç değilse bu konuda dengeli yorum yapılsın… İhalesi açılan o proje tamamlandığında, Ersin Tatar belki de siyasette bile olmayacak… Cumhurbaşkanlığı Konutu ve Cumhuriyet Meclisi binası KKTC Devletine tek desteğimiz ve güvencemiz olan Anavatan Türkiye’nin hibeler kaleminden bir armağanı olacak… Bu hibe KKTC’ye yapılmasa, Türkiye dostu başka ülkelere gidecek… Gerçekçi ve mantıklı olmamızın gereği ve yararı vardır…
   Mesele, KKTC devletine yürekten inanma meselesidir… Örneğin Almanlar, İkinci Dünya Savaşı’nda bombardımanlarla yerle bir edilen ülkelerinin asla yıkılmaz bir devlet olduğunu dost ve düşmanlarına gösterebilmek adına ilk iş olarak devlet binalarını yeniden muhteşem şekilde inşa ettiler..
                               ***
   MAAŞLAR VE ENFLASYON: Haftanın kallavi selamını, hissedilen enflasyonun açıklanandan daha yüksek olduğuna vurgu yaparak bu hızlı enflasyon artışını dengeleyebilmek için maaşların sık sık ayarlanması gerektiğini belirten Albank Genel Müdürü Yrd. Doç. Dr. Ahmet Karavelioğlu’na gönderiyorum… Dilerim sık sık maaş artışını sağlayabilecek kaynaklara KKTC’miz ulaşabilir… Nasıl ulaşılabileceği konusunda fikir almak isteyenlerin adresi efsanevi Maliye Bakanımız Salih Coşar olmalı… O, yaratmayı başardığı kaynaklardan, eşel mobil sistemini getirerek her 2 ayda bir maaşlara zam yapmaktaydı… Esenliklerde olsun Salih Coşar ağabeyimiz…
                              ***
   EMEKLİ CEO RECEP DÖNMEZ’İN MESAJI: “Aslında her maaş artışı enflasyon yangınına atılan benzin etkisi gösteriyor. Enflasyon, talep artışıyla meydana gelen bir piyasa ayarıdır aslında. Nedeni de para arzının, mal ve hizmet arzından fazla olmasıdır. Değerli dostum Ahmet Karavelioğlu bunu bilir. 1 birim maaş artışı, 2 birim fiyat artışına neden oluyor. Aslında maaş artışı ile enflasyonda fakirleşiyoruz…”
                                     ***
   ÜZÜCÜ: Tüm belirtilerin gösterdiğidir ki, Kıbrıs Türk Eczacılar Birliği Yönetimi de, Sağlık Bakanlığı da eczaneler üzerindeki denetim ve etkinliklerini yitirmişlerdir… İlaç piyasası çeşitli yönden fena halde can yakmaya başladı…
                              ***
   TMT’NİN BAYRAKTAR VE SANCAKTARLARI: TMT efsanelerinden Osman Efe’nin vefatını benim paylaşımımı iktibas ederek duyuran bazı haber kanallarımız, sunumlarında “Türk Mukavemet Teşkilatı’nın (TMT) Bayraktarlarından olan Osman Efe hayata gözlerini yumdu” ifadesini kullandı… İktibaslara teşekkür ederim… Ama ben Osman Efe’den “TMT Bayraktarı” şeklinde söz etmedim… Çok yanlış bir ifadedir bu… Çünkü TMT’de hiçbir Kıbrıslı Türk’e “TMT’nin baş komutanı” anlamına gelen “Bayraktar” unvanı ve görevi verilmedi… TMT komuta hiyerarşisinde Bayraktar ve Sancaktar’lar Türkiyeli subaylardan seçilip Kıbrıs’a gönderilirdi… Bayraktar ada genelindeki tüm TMT’nin başkomutanı, Sancaktar ise Türk kantonlarındaki TMT direnişlerinin bölgesel komutanı idi… Hiyerarşide, Sancaktar’dan sonra gelen yerel Kıbrıslı Türk TMT komutanı “Serdar” idi… Son TMT serdarı Başbakanlık müsteşarlığından emekli olan merhum Aydın Samioğlu idi… TMT direnişinin en ünlü bayraktarları, TMT’nin Kıbrıs’ta kuruluşunu ve örgütlenmesini sağlayan Rıza Vuruşkan ile 1963 Kanlı Noel saldırıları başladığında su yüzüne çıkarak direnişe geçen TMT’nin yöneticisi olan “Bozkurt” kod adlı Kenan Çoygun’dur… Her iki subay da Kıbrıs’ta bu tarihi görevlerini “albay” rütbesiyle üstlenmişlerdi… Ruhları şad, mekânları cennet olsun… Bu vesileyle yakın tarihimizle ilgili eğitim ve bilgi yetersizliğinin altını bir kez daha çizmek ve tüm ilgilileri uyarmak görevimdir…

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





ERGÜN VEHBİ HEM KIRGIN, HEM ÖFKELİ: Ona ve onun gibilere “geçmiş olsun” dileklerimle gireceğim söze… Bu ülkede milletvekilliği, Erenköy direnişi ortamında TMT komutanlığı yapmak dahil, Sanayi Holding ve ETİ gibi kurumlarda, devletin kökleşip kurumsallaşmasına önemli hizmetleri olmuş Ergün Vehbi’nin basına yansıyan acı yakınmalarını vicdanı olan herkesin üzülerek okuduğuna eminim… Artık yatalak bir hasta durumunda olduğunu belirten Ergün Vehbi, kendi durumunda olan yaşlıların ve hastaların tedavi ve bakım sorunlarını çok net biçimde ortaya koyarken, diğer alt yapılarımız gibi sağlık ve sosyal yapımızın da çöktüğünü yaşadıklarından örnekler vererek belirtti. Yatalak ve bakıma muhtaç duruma gelen yaşlıların devletin sağlık servislerine ulaşabilmekte ve destek almakta hayli zorlandığına parmak basan Ergün Vehbi’nin, kartal gibi olduğu o eski sağlıklı günlerini anımsadım haklı yakınmalarıyla yüzleşince… Kürsülere çıktığında, mikrofonun önüne geçtiğinde gür ve sert sesiyle yeri – göğü sarsardı… Dilerim yeniden topluma hitap etme olanağı hasta yatağı başında kurulacak bir kürsüde Ergün Vehbi’ye verilsin… Eminim, tüm vicdan sahiplerimize tercüman olarak yapacağı uyarı şu olacaktır: “Ey devletin alt yapılarını en yukarıdan en aşağıya çökertenler: Siz sanıyor musunuz ki, çökerttiğiniz bu alt yapıların altında kalmayacaksınız? Her şeyin bir sırası var. Sıra size de gelmeden, toparlanın ve kendinize geliniz!”
                              ***
   “POLİTİKADA VEFA” MI DEDİNİZ?:  Bir zamanlar partili olarak efor harcamış olanlarla ideolojik farklılaşmalar yaşanınca onları dışlamak ve bir daha taraflarına bakmamak bir CTP klasiğidir. Bu konuda CTP tarafından dışlanmışlara dair yığınla örnek var… En başta Özker Özgür ve oğlu Birikim Özgür, Sonay Adem, Ergün Vehbi ve Zeki Beşiktepeli gibi… Bir zamanlar CTP’nin genç şahinlerinden iken daha sonra yol ayrımına giren Beşiktepeli’nin cenazesine CTP’den iki dal çiçek bile gitmemesi dikkat çekiciydi…
                              ***
   FIŞ FIŞ KAYIKÇI: Bizim denizlerin balıkları ve Türkiye’den ithal balıklar Rum tüketiciler tarafından kapışılırken, Güney Kıbrıs’a da bolca ihraç edilirken; yükselen balık fiyatlarına yerel tüketiciler yanaşamıyorlar… Hükümetten hak ettikleri destek ve teşviki alamadıklarını vurgulayan yılların profesyonel ve emektar balıkçıları, kayıklarını bir kenara çekerek mesleği teker teker bırakırken, bu iş kolu da vergi de ödemeyen amatör balıkçılara kalıyor… Profesyonellerin kayıkları varsın çekildikleri köşelerde çürüsün… Fış fış kayıkçı / Kayıkçının küreği / Cız cız eder yüreği… Durumlar aynen bu…
                              ***
   ANLAMLI YANIT: Ataşe maaşları ile ilgili sendikacı eleştirilerine Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu’dan anlamlı yanıt: “Bu devlet sadece ataşeleri değil, sendikacıları da ödüyor.” Değil mi ama?.. Hem devletten maaşlarını alırlar, hem de başında bulundukları sendikalardan “profesyonel sendikacı” olarak ödenirler… Yani sözün özü,  camdan evde oturanlar diğer evlere taş atmamalı!.. Mesela yıllarca Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası’nın başında olan Ahmet Kaptan bu konuda olumlu bir örnektir… Hem devletteki görevinin başına düzenli olarak giderek memuriyet sorumluluklarını ihmal etmedi, hem de başında bulunduğu sendikadan profesyonellik maaşı almadı, devletten aldığı maaşla yetindi… Aynen bu formatta çalışan başka sendikacı varsa, bildirsinler, onların adlarını da takdirle açıklayalım…
                              ***
   KALP AĞRISINI DİNDİRMEK: Milletvekili Devrim Barçın sosyal medya paylaşımında “Bir vekil olarak aldığım maaş artışı kalbimi ağrıtıyor” dedi. Ve çoğu kişinin merak konusu oldu: Kalbinin ağrısından kurtulmak için, o parayı kalbine iyi gelecek birilerine bağışlayacak mı acaba?..
                              ***
   TOSUNOĞLU DA RAHATSIZ: DP milletvekili Hasan Tosunoğlu da milletvekili maaşları konusunda konuşarak haksız maaş aldıklarını savundu… İşte Tosunoğlu’nun dedikleri: “Bir milletvekili  olarak söylüyorum, bu maaşlar haksızdır, mali yapımızın üzerindedir ve doğru değildir. Milletvekili maaşı kamudaki bir müdürün maaşına denk olabilir. Meclis’teki çalışma saatleri ve üretime denk de ayrıca kademeli olarak artırılabilir. Ancak şimdiki haliyle yaralayıcıdır. Üst maaş dilimine bir çizgi çekmemiz, bir sınır koymamız şarttır… Bu sınır da asgari ücretin belirli bir katını geçmeyecek düzeyde olmalıdır. Bu maaşlarla milletvekilliğinin adeta bir mesleğe dönüşmesi de kaçınılmazdır. Şunu da açıklıkla ifade etmeliyim ki, milletvekilliği kesinlikle iki dönemle sınırlandırılmalıdır…”
   Milletvekilliğinin zaten mesleğe  çoktan dönüştüğü ve hatta atadan evlâda  bir aile mesleği olarak kurumsallaştığı Tosunoğlu’nun bu sözlerine dair özel vurgumdur… Manzaraya bakar mısınız: Cumhuriyet Meclisi’ndeki tablo vurgulamak durumunda kaldığım bu gerçeğin en açık göstergesi…
                                         ***
   TOSUNOĞLU İLE SOHBET: Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim. Aynı zamanda ülkemizin başarılı iş adamlarından olan Sayın Tosunoğlu, telefonla aramak duyarlılığını gösterdi… Uzun sohbetimiz sırasında sorularım üzerine şirketinin ülkeye “bağış” niteliğinde yaptığı yatırımlardan çekingen bir ses tonuyla söz etti… Engelli eğitimi ve rehabilitasyonu konusundaki duyarlılıklarını anlattı… Bir siyaset kurumuna dönüştürülen Kalkınma Bankası’nın ıslahı bağlamında hazırladığı yasa tasarısını da yakında Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı’na sunacağını ilk kez açıkladı… Teşekkürler Sayın Milletvekili…

  

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





ABBAS YOLCU: Geçen haftanın iz bırakan olayı idi…  “Yolcudur Abbas” misali, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, bir kez daha Güney Kıbrıs’ta arz-ı endam eyledi… Rum Yönetimi Lideri Nikos Anastasiadis’le muhabbetle bir araya gelen Abbas, onunla bir de ortak basın toplantısı düzenledi… Rum halkının siyasetine tam destek belirtti… Filistin yönetiminin, Filistin halkının çıkarlarını korumak ve İsrail işgal güçlerinin suçlarına son vermek için gerekli hukuki önlemleri alacağını da söyleyen Abbas, bu konuda Rumlardan da yardım beklediğini seslendirdi… Ölünün gözünden yaş bekleyen bu zat uyuyor mu, uyurgezer midir ne!.. Birileri ona Güney Kıbrıs – İsrail ilişkilerinin hangi boyutlara kadar ulaştığını, iki ülke arasında ciddi askeri ittifaklar da yapıldığını bir söylese bari… Abbas efendi Güney Kıbrıs’a ayak basarken İsrail askerleriyle Rum askerlerinin yaptıkları son ortak iddialı tatbikatın dumanları henüz dağılmamıştı… Bu dumanların kokusunu da mı almadı Abbas?.. Gaflet yolunun yolcusu mudur bu Abbas?.. Vay Abbas yolcu vay!..
                              ***
   ASGARİ ÜCRET DURUMLARI: Çalışmadan sorumlu bakanımız Hasan Taçoy, aylık net asgari ücreti 8 bin 500 TL olarak düşündüklerini açıkladı… Zirveyi de delmiş olan yaşam pahalılığı ile savaşmaya aylık 8 bin 500 de yetmez, ama bu konuda son sözü söyleyecek olan şimdiden sızlanan özel sektör işverenidir… Ne olacak iş dünyamızın ve emekçilerimizin bu zor halleri?.. Asgari ücretteki her artış, yeni işçi durdurmalarını zorlayıp gündeme getirirken Güney Kıbrıs kapitalizmi ucuz işçi gücümüzü biraz daha fazla kendine çekmektedir…
   Bu arada klasik olgu değişmedi. Emekçilere henüz maaş artışları verilmeden bu haberin rüzgârı fiyatları yeniden uçurdu…
                              ***
   DİLEĞİM: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Hasan Taçoy, Ekonomik Önlem Paketi’nin hayat pahalılığıyla ilgili artış, bazı baremlerde kesinti ve bu kesintinin düşük gelirlilere aktarılması gibi kısa, orta ve uzun vadede çalışmalar içerdiğini açıkladı… Barem ayarlamalarıyla düşük gelirlileri esenlendirmek çok güzel de, dilerim hükümet yine yargıya havale edilmek durumunda kalmaz… Çünkü tüm bu düşünülen ve tasarlananların geçerli mevzuatı, yasalarla ve hatta anayasa ile belirlenmiştir… “Biz yaptık, oldu” ile olmuyor işte… Hükümetin ilgili yasaları duruma göre düzenleme gibi  bir hareketi var mı?.. Yok işte… Meclis de zaten tatile giriyor…
                               ***
   ZAM ÜSTÜNE ZAM… SUYA VE YUMURTAYA DA: Suya da, yumurtaya da zam üstüne zam… En ucuz ihtiyaç ve gıda ürünleri de böylece pahalılık furyasında almış başını gider… Damacana suya yükletilen 5 TL daha zam, göz ardı edilebilecek bir darbe değil… Yumurtanın tanesi ise, sanki tavuğun yumurtalarını sezeryanla alıyormuşçasına 3 TL’ye dayandı…
   Ne yapsın yani artık zor durumdaki dar gelirli?.. İçme suyunu şebekeden mi alsın?.. Yaşam alanı daracık olsa da kendi tavuğunu kendisi mi beslesin?.. Hem eti, hem de yumurtası için…
   Pahalı suya dair bir çözüm seçeneği var… Firmalar pahalılığın dövize endeksli plastik ambalajlardan kaynaklandığı iddiasında… Su istasyonları oluşturulsun öyleyse… Bidonunu musluklara dayayanlar ambalajsız, ucuz su alabilsin bari…
                               ***
   ERCAN OLAYIMIZ: Sayın Emrullah Turanlı… Pandemi darbesiyle karşı karşıya kaldığımızda o tam donanımlı hastaneyi  45 günün içinde inşa etme rekoru kıran harika müteahhitsiniz… Nasıl da sevindirmiştiniz Kıbrıs Türk halkını!… O hastane sayesinde bir pandemi başarı öyküsü yazdık, çok canları kurtardık… Ne ki, bir paradoks yaşatıyorsunuz bu özelliğinizden dolayı şimdilerde… Şöyle ki, sorumluluğunu üstlendiğiniz Devlet Ercan Havaalanı’mızın gerek şimdiki binasının ayyuka çıkan bakımsızlıkları ve gerekse yeni terminal binasının inşasının gecikmesi konusunda  ağır eleştirilerin hedefi olmaktasınız… Öngördüğünüz 20 Temmuz tarihine çok az bir zaman kaldı, ama yeni terminal binası henüz devreye girebilecek durumda değil… Nasıl bir motivasyon gerekir acaba?.. Aşılamayan sorunlar nelerdir?..
                               ***
   ASIL FELAKET: ABD ve AB ülkeleri de enflasyonist baskının sarmalında… Enflasyon onlar için iki haneli rakamlara doğru yelken açtı… Yüzde 9 dolayında… Asıl felaketimiz sterlin, dolar ve Euro faizlerine getirilmeye başlanan şu yüksek faizler olacaktır… Kurları hiç tutamayacağız bu gidişle… Kapitalizm küçük ekonomileri tümden yutma kararında… Üçüncü Dünya Savaşı’nın yeni stratejisi bu…
   Çare mi?.. Bol üretim ve kaliteli hizmetten başka bir çıkış yolumuz kalmıyor haliyle… Kendi kendimize yeterli duruma gelebilmeliyiz!.. Hepimizin ortak paydası budur… Ve tüm üretim olanaklarımızı tam bir seferberlikle devreye koymak, hepimizin ortak yükümlülüğüdür…
    ***
   ÖN YARGI: Biz hepimiz sütten çıkmış ak kaşıklarız ya, şimdi yeni trendimiz Afrikalıları her türlü olumsuzluğun öznesi olarak göstermek… Baksanıza, yılın ilk dört ayı içinde Mercedes ve BMW gibi pahalı ve lüks arabaların atışında rekor kırılınca buna da hemen trend gereği uygun yafta yapıştırıldı: “Kara para sahibi Afrikalılardır bu rekortmenler…” Hiç araştırma yapmadan öne sürülen bir ön yargı… Oysa Afrikalılar henüz ülkeyi istila etmeden de bu tür pahalı ve lüks araçların satışı rekor düzeydeydi…
                              ***
   BİR SOSYAL MEDYA GÜNDEMİ: İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Akın’ın katıldığı bir panelde yaptığı “Cerrahpaşa’da 4 bin kız erkek olmak, Zeynep Kâmil’de de 2 bin 700 erkek kız olmak için bekliyor” açıklaması sosyal medyada gündem oluşturdu… Tut tutabilirsen yorumları!… Peki de, nereden çıktı şimdi bu cinsiyet değiştirme akımı?.. Hem de Türkiye gibi muhafazakâr ağırlıklı bir ülkede!..
  

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   DEMOKRATLAR VE DEMOKRASİ KAOSU SEVMEZ: Eski HP milletvekili ve genel sekreteri Gülşah Sanver Manavoğlu’nun yıllanmış gözlemlerine dayanarak “diktatör” diye tanımladığı Kudret Özersay’ın yönetimindeki Parti Meclisi çoğunluğu, “parti iradesine saygılı olmadıkları” gerekçesiyle, milletvekilliğinden istifa etmeyen Ayşegül Baybars ile Jale Refik Rogers’i partiden ihraç kararıyla disiplin kuruluyla yüz yüze getirdi. Demokrasi anlayışını yeniden gündeme getiren bir iç hesaplaşma… Milletvekilleri neden istifaya zorlansın?.. “Meşruiyet adına” gösterilen siyasal tepkilerin hükümetin oluşum şekliyle ilgili olması gerekmez mi?… Halkın özgür iradesiyle seçilmiş meclisin meşruiyet sorunu mu var?… Bu nasıl bir irade ve demokrasi anlayışıdır böyle?.. Anlayan beri gele… Bu iki siyasetçiyi “milletvekili” olarak Cumhuriyet Meclisi’nde göreve gönderen halkın iradesinin hiç mi önemi yok?.. Daha önce yazdım, yineliyorum: Parti Meclisi’ndeki bir grup kişinin zümresel iradesi, halkın kitlesel özgür iradesinin üstünde olamaz… Bunun aksini düşünenler, hem demokrasi anlayışını tartışma konusu yapıyorlar, hem de büyük umutlar vaat ederek kurulan HP’nin tabutuna çivi üstüne çivi çakıyorlar… Gerçek demokratlar ve demokrasi kaosu sevmez…
                              ***
   AKSA ALERJİSİ: Yaz sıcaklarında elektriğimiz bir gider, bir gelir… Kesintilerin uzun süreli olanları yaşamı ve ekonomiyi darmadağın ediyor… Ülkenin elektrik sorunu en ciddi şekilde gündemde iken, elektrik akımımız her gün saatler boyu kesilirken, hedefine AKSA’yı alanlar var ısrarla… Meclis kürsüsünden “AKSA ile yollarımızı en sert şekilde ayırmamız gerek” diye esip yağanlar var… Ana muhalefet CTP, AKSA ile ilgili olumsuz görüşlerini ve muhalefetini her an göstermeye hazır… Peki, CTP iktidar olduğu dönemlerde neden AKSA ile ayırmadı yollarını?.. Neden AKSA ile yenilenen sözleşmelere imza attı CTP iktidarları?.. Bu soruların yanıtları bellidir: Çünkü ciddi enerji krizi içinde olan bu ülkede kullanılan elektriğin yüzde 40’ını AKSA üretiyor… Hem de sadece 35 kişilik bir ekiple… Akaryakıt sıkıntısı yaşarken, KIB TEK’e akaryakıt transferi yapan da AKSA…
   Can alıcı soru şu: Bugünün koşullarında AKSA ile yollarımız en sert şekilde ayrılırsa yüzde 40’lık elektrik açığımız nasıl karşılanacak?.. Önce bu sorunun yanıtı güvenceli ve inandırıcı olarak kamuoyumuza verilmeli…
                              ***
   ŞAŞIRMAYINIZ: TC – KKTC Mali işbirliği protokolüne futbol kulüplerine yardımın da konulması çoğu kişiyi şaşırttı… Niye bu hayret, bu şaşırma?.. O kulüplerde sadece futbol yok, siyaset de var… Siyasetçilerin ve siyasetlerin üretildiği, oy toplamaların organize edildiği, siyasetin yapıldığı yerlerdir futbol kulüpleri… Siyasi parti ocakları açar gibi hemen her köyde bir futbol kulübü kurulması biraz da bu yüzdendir… Bir KKTC gerçeği bu… Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Sertoğlu da, “Bu ülkede futbol duracak” der… Hiç kaygı olmasın bu konuda… Çünkü bu ülkede futbol hiç durmaz… Savaşta bile durmadığı görülmüştür…
                                  ***
   MİLİTARİST TOPLUM: BBC’nin yayınıdır ki, Güney Kıbrıs bireysel silah tasarrufunda 5’nci sırada… Rum Milli Muhafız Ordusu’ndan terhis edilenlerin zimmetine verilen silahlar da dikkate alınsa, birinci sıraya yükselecekler… Karşımızda, sivilleri bile tepeden tırnağa silahlı militarist bir halk var…
                              ***
   YAYINLARIMIZIN GETİRİSİ: “KKTC’de Emekli Olmak” başlıklı yazımda, emekli maaşlarının neden budanamayacağının ayrıntılı açıklamalarını sunmuştum… Arkasından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Hasan Taçoy da, Maliye Bakanı Sunat Atun da Meclis Genel Kurulu oturumunda “Ne emeklilik yaşı yükseltiliyor ne de emeklilerden vergi alınıyor” açıklamasını yaptılar… Sadece emeklileri değil, gelecekleri “emeklilik” olan çalışanları da ilgilendiren açıklamalar…
                              ***
   KÜRESEL GIDA KRİZİ VE SERSERİ MAYINLAR: “Dünyanın tahıl ambarı” olarak bilinen Ukrayna’nın Rusya tarafından işgale uğraması, buğday fiyatlarının yükselmesine neden oldu. Tahıl temel gıda maddesidir… Savaş nedeniyle bu ülkenin tahıl üretimi de ağır bir darbe yedi… Ukrayna tahılını taşıyan gemilerin geçişine Rusya tarafından izin verilmezken, Rusya’nın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Vasiliy Nebenzya’dan konuyla ilgili açıklama geldi. Nebenzya, gemi geçişine izin vereceklerini ancak önce Ukrayna’nın denizi mayınlardan temizlemesi gerektiğini söyledi… Çok zor, çok zor!… Denizlerdeki sayısız mayınlar, savaş bittiğinde de deniz ulaşımının önündeki dehşet olacaktır… Serseri mayınlar konuldukları yerlerde durmuyorlar ki… Tut tutabilirsen…
  

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   “ÇEVRE” Mİ DEDİNİZ?: Önümüzdeki pazar özel bir gün…  5 Haziran Dünya Çevre Günü… Yığınla mesaj yayımlanacak yine…  Sümen altından, arşivlerden çıkartılan klasik ve standart satırlar güncelleştirilerek bir kez daha piyasaya sürülecek…  Geç kardeşim, geç!.. Lafa bakılmaz, lafla peynir gemisi ise hiç yürümez, aynası işidir kişinin… KKTC’de karada, denizde ve havada tam bir çevre yıkımı yaşanmaktadır…Göz göre göre!..  Ve hepimiz hiçbir etkin önlem almadan bu doğa yıkımına tanıklık etmekte, duyarsızlıklarımızla doğayı yıkanların suç ortaklarına dönüşmekteyiz… Başını almış giden bu yıkımı durduracak, caydırıcı nitelikte hiçbir yasamız ve girişimimiz yok… Bu eksikliğin baş sorumlusu, dünden bugüne siyaset kurumumuz…  Ormanlarımız hızla yangınlar içinde yok edilirken, dağlarımız haritadan siliniyor, yer ve hava kirlilikleri doludizgin ölümcül etkisini sürdürüyor,  kanalizasyonlardan püskürtülen pislik neredeyse hepimizin üstüne sıçrıyor, çöplük yığınları ülkenin her yanını devasa boyutlarda dolduruyor… Üzerinde yaşadığımız bu toprak parçasını çevre cehennemine dönüştürerek hem bugünümüzü,  hem de geleceğimizi karartıyoruz… Çevre Günü bizim utanç günümüzdür… Şimdi Dünya Çevre Günü diye, bildiri yağmuru ne demek?.. Hiç değilse susalım, başımızı suçluluk duygusuyla önümüze eğelim…
                              ***
   ACI AMA GEREKÇİ AÇIKLAMA: 1 Haziran Dünya Çocuk Günü’nde en acı, ama en gerçekçi açıklama Kıbrıs Türk Pediatri Kurumu’ndan geldi… Kurum, salgın sonrası yaşanmakta olan ekonomik krizin ülkede de risk altındaki pek çok çocuğun düzgün beslenme hakkını tehlikeye atacak boyutta olduğuna dikkati çekti… Yüreğimizi yakan tespit ve uyarı çok yerindedir… Sayısı gittikçe artarak pek çok çocuğun yaşına ve ihtiyacına uygun şekilde beslenemediğini hatırlatıyor herkese Pediatri Kurumu… Bu amansız fiyat anarşisinde hiç değilse çocuklarımıza kıymayalım… Bu yangında onları da yakmayalım… Hiç değilse geleceğimiz ve umudumuz olan çocuklarımız adına bir şeyler yapalım…
   ***
   MUTFAKTA YANGIN VAR: Ekonomi yazarımız Okan Veli Şafaklı da “Üstel hükümetinin bekası meşruiyet tartışmalarına değil, tencereye bağlıdır” diyor… Ne kadar da doğru diyor… Yerden göğe dek o da haklı… Bu hükümet halkı rahatlatmayı ya başaracak, ya da siyaset tarihimizin en büyük hezimetini yaşayıp gidecek…  Vatandaş bu yeni hükümetle ilgili hukuki değerlendirmelere değil, bu hükümetin mutfağındaki yangını nasıl ve ne kadar kısa zamanda söndürebileceğine odaklandı… Esas gündem budur, ona göre!..
                                     ***
   ÖNERİMDİR: Şu “koruma” konusu bir CTP propagandası olarak fazla abartıldı… 50’ye yakın polis yakın koruma hizmetindeyken kafa bir tek Zorlu Töre’nin korumalarına takıldı… İlginç değil mi?..
   Ciddiyeti kuşku kaldırmayan emekli bir bürokratımızdan aldığım mesajdır: “ Eski bir başbakanın korumasının eski başbakanın bahçesine baktığını, yine eski bir başbakanın korumasını emniyet teşkilatına iade etmeyip, ona koruma görevi de yaptırmayıp, bir özel hastanede hastanenin iş takipçiliğini yaptırdığı halk arasında dillendirilip duruyor. Dillendirilen bu hususları özneleriyle birlikte açık ortamda yazmayışımın nedeni devleti daha fazla yıpratmak istemeyişimdendir…”
   Önerimdir: CTP’nin emekli siyasal yetkilileri de yanlarındaki ömür boyu hizmet polislerinden feragat ederek güzel bir örnek veremezler mi bu bağlamda?.. Sanırım propagandanın en güzeli  de bu olur…
                                      ***
   ÖZERSAY OLAYI: Kudret Ösersay’ın müstafi milletvekilliği konusu Cumhuriyet Meclisi’nin pazartesi günü gerçekleşecek genel kurulunda vekillerin iradesine sunulacak, kamuoyumuz tarafından dikkatle izlenen bir oylama gerçekleşecek… Genel kurul, CTP’li Abbas Sınay’ın ve UBP’li Hüseyin Özgürgün’ün istifalarına daha önce ret oyu vermişti… Halkın kendisini milletvekilliğine taşıyan iradesini önemsemeyen Özersay, Meclis genel kurulunun kendi iradesine saygılı olmasını beklediğini açıkladı… Ösersay, milletvekilliğinden soyutlanarak da siyaset yapabileceğini savunuyor… Doğrudur da, ekonomik durumlar da önemli… Maaşsız nasıl siyaset yapacak?.. Siyaset yapma adına özel bir kaynağı mı var yoksa?.. Akademisyenliğe dönerse mensubu olacağı üniversite siyaset yapmasına izin verecek mi?.. Bu sorular da önemli…
   Önemli olan bir diğer durum da HP’nin diğer 2 milletvekili Ayşegül Baybars ile Jale Refik Rogers’in Cumhuriyet Meclisi’ne istifalarını henüz sunmamış olmaları… Bu da onların iradesi, onların iradesine de saygı gösterilmeli… Özseray yeni siyasal kulvarında yalnız mı kaldı?..
                              ***
   YÜZÜMÜZE TUTULAN AYNA:  Benden selam olsun işte bu satırlarıyla KKTC toplumunu da irdelemiş ve bizim yüzümüze de ayna tutmuş olan Yılmaz Özdil’e: “Mahcubiyetin sözlük anlamının bile unutulduğu, kötülüğün sıradanlaştığı, hırtlığın, hödüklüğün, hamlığın, çirkefliğin, sakilliğin, zevksizliğin, görgüsüzlüğün, terbiyesizliğin itibar gördüğü topluma dönüştük…”
   Ne dersiniz?.. Bizim halimizi de anlatmıyor mu bu irdelemeler?.. Bizim de yüzümüze tutulan aynaya bakalım…
  

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   GÜNDEMİN FIKRASI: Bir grup ünlü siyasetçi kentin kalabalık bölgesinde inceleme yapmaktadır. Siyasetçiler bir caddeye geldiklerinde gençlerin oluşturdukları uzun bir kuyrukta beklediğini görürler… Siyasal merak bu ya: “Bu neyin kuyruğu böyle?” diye sorarlar kendileri de kuyruktaki yerlerini alırlarken… “Dış ülkelerde şansını aramak isteyenlerin kuyruğu” yanıtını alırlar… Derken, kuyruk yavaş yavaş azalmaya ve siyasetçi grup da göç vizesi veren kapıya yaklaşmaya başlar… “Peki şimdi niye dağılmaya başladı bu kuyruk?..” Yanıt gelir: “Sizin ülkeyi terk edeceğinizi düşünen gençler kendilerinin gitmelerine artık gerek kalmadığı inancıyla evlerine dönüyorlar…”                              ***
   İRADE: Halkın iradesi bu… Kimini sokağa, kimini meclise uygun görür… Halkın iradesi eğer seni meclise göndermişse, o irade adına orada ihtiyaca ve etiğe göre mücadeleni vereceksin arkadaş… Ta ki yine halkın iradesiyle oradan alınıncaya dek… Binlerce seçmen sana oyuyla meclisi layık görmüştür, sen ise ne yapıyorsun? Sözde parti organındaki 10 – 15 oyun iradesine bakarak meclisi terk ediyorsun… Binlerce oya 10 – 15 kurgulanmış oy adına ihanet!… Bu nasıl bir iştir?..
                                     ***
   RUM BİZİ ÇOK SEVİYOR: Ve her şeyimize maydanoz misali AKEL de girdi devreye… KKTC ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki protokol, Kıbrıslı Türkler aleyhinde yeni bir darbe imiş!… Bu söylem tarzı hiç de yabancı gelmedi bize… Aşinayız…
   Veeeee, AKEL’in işaretinden sonra diğer Rum örgütlerinden ve düşünürlerinden de TC – KKTC protokolüne veryansın kampanyası yaygınlaştı… Rum basını da kaynadı…
   Evet, illaki düşünmek gerek üzerinde: Rum bizi çok mu seviyor?.. Türkiye’nin pençesinden bizi kurtarmaya mı uğraşıyor!…
                              ***
   PROTOKOL: Zaten okumadan şartlanmış olarak o protokole ön yargıyla karşı çıkmış olanlar, şimdi herkesin resmi gazetede okuyabilme olanağını bulduğu bu belgeyi “İlhak protokolü” olarak niteleyip istismarcı bir dille veryansına geçtiler… Allah aşkına o protokolde hiç mi Kıbrıs Türkü’nün yararına bir şey yok?.. Nedir bu toptan reddediş böyle?.. Türkiye çıkarına ve ilhakı gerektirecek hangi madde var Türkiyeli vergi mükelleflerinin parasının KKTC için nasıl kullanılması gerektiğini belirten maddelerden başka?. Din konusunda bile madde olduğunu irdeleyenler, dinsel kurumların finansmanı için de paralar ödendiğini niye es geçerler?..
   Peki efendim; AB’den, BM kurumlarından ve Rum’dan çeşitli kamuflajlar içinde alınan paralar acaba şartsız şurtsuz mu hibe edilmektedir?.. Örneğin Stelyos’un para ödüllerini alabilmek için sıraya girenler, onun koyduğu koşullara uymak zorunda değiller mi?..
                              ***
   TALİHSİZ SÜREÇ: Ama ne kadar acıdır ki, gidip bu protokolü imzalayanlar imzalarını taşıyan protokolü halk nezdinde açıklayacak ve savunacak bilinçlendirme mekanizmasına bile sahip olmayan umursuzlardır… Umutsuz vakalarla karşı karşıyayız. Dıştan yönetilen ve gürleyen Türkiye ve KKTC karşıtı menfi propaganda karşısında pısıp kalmaktadırlar… Kıbrıs Türk halkı, talihsiz bir sürecin içinde düşe kalka yürümeye çalışmakta…
                              ***
   TUTARSIZLIK – PARADOKS – ÖFKE: Sen “meşruiyet” adına muhalefeti sertleştiren eylemler yapacaksın, sonra da Cumhuriyet Meclisi İç Tüzüğü’nü çiğneyerek genel kurul çalışmalarının meşruiyetini provokasyonlarla çiğneyeceksin… Oranın kabadayılık platformuna dönüşmesine çanak tutacaksın… Bu tutarsızlık, bu paradoks hiç de olmadı… Yoksa “sokağı meclise taşıma” stratejisi böyle mi uygulanacak?.. Halkın egemenliğinin mekânı sokak değildir… Planlı tahrike kapılan genç milletvekili Emrah Yeşilırmak’ın yaptığına gelince… Kaba kuvvet yerine iç tüzük kurallarını ve düşüncenin kuvvetini devreye koymak gerek…
                              ***
   AMERİKA’DAKİ YENİ VAHŞET: Mağazalarda peynir ekmek misali satılan silahlardan temin edenlerin sergiledikleri vahşet zincirine yeni bir halka daha eklendi… Dünyanın tüyleri ürperdi… ABD‘nin Texas eyaletinde 18 yaşındaki o çılgının bir ilkokula düzenlediği silahlı saldırıda 19’u çocuk 21 kişi hayatını kaybetti… Vahşi Batı günlerinde bile, Kızılderili soykırımı hariç, eşine rastlanmayan türdeki bu toplu katliam, dünyanın en güçlü ve en zengin ülkesindeki halk psikolojisini mercek altına yatıracak denli önemli ve ciddi…
   Halk düşmanları neden genellikle Amerika’da çıkmaktadır?.. Vahşi Batı günlerinden ve gangsterlerin zamanından bu yana dur durak bilmeyen tasarlanmış seri cinayetler… Ve halâ daha bu ülkede silah satışları serbest… Silah tüccarlarının paraya tamahı bu denli mi ayağa düştü?…
   Bu yeni vahşetle adını kriminal tarihe geçirmeyi başaran ve büyükannesini öldürdükten sonra hedef seçtiği okula yönelen 18 yaşındaki Salvador Ramos, ancak polis tarafından vurularak durdurulabildi… Yazık giden o çocuk canlara…
                              ***
   POLİGON MÜDAVİMLERİ: İlginç bir telepati olayı… Teksas’da o bireysel silahlanma trajedisinin yaşanmasına çeyrek kala, Yılmaz Özdil bakın gazetedeki köşesinde neler yazdı İstanbul’da:
   “Özellikle pandemi döneminde neredeyse bütün sektörler küçüldü, sadece bir sektör hormonlanmış gibi büyüdü: Atış poligonu sektörü. Şehirlerde adeta mantar gibi türediler. Sayfiye beldelerimizde bile peş peşe açılıyorlar. Tabancayla sınırlı değil, otomatik silahlarla atış yapılıyor, arzu edene ileri atış teknikleri öğretiliyor, tamir / bakım eğitimi veriliyor. Güya 18 yaş sınırı var ama, 18 yaşından küçükler ebeveynleriyle girebiliyor; 15 yaşında bir çocuğun mesela, tekel büfesine gidip bira alması yasak ama, poligona girip takır takır ateş edebiliyor. Üyelik gerekmiyor, kafana göre, gör, gir… Silah ruhsatı gerekmiyor, poligon envanterinden beğendiğin silahı seçiyorsun, istediğin kadar mermi alıyorsun; mermi fiyatları silahına göre, tanesi beş liradan başlıyor, 30 liraya kadar gidiyor.”
  

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   İKTİDAR: Reformcu söylemlerle iktidara gelenlerin ilk girişimi olan Belediyeler Reformu çıkmaz sokakta… Muhalefet ve sendikalar tarafından yönetilip yönlendirilen bir ülkede iktidara ne gerek var?.. İktidar bulup buluşturup maaşları ödesin, gerisine karışmasın… Vaziyetler bu merkezde yani… Maalesef!..
                                          ***
   DEVLET YARATAN NESİL GÖÇERKEN: Halkımızı itilip kakılan, esamisi bile okunmayan, yoksulluğu da diz boyu “Müslüman azınlık cemaat” statüsünden kurtarıp, kanları, canları ve ömürleri pahasına “devlet” konumuna getiren o fedai, mücadeleci ve mücahit nesil yavaş yavaş dönemini tamamlayıp sonbahar yaprakları gibi vatan toprağına düşerken, onların emanetleri ne durumda?.. Geçmiş mücadele neslinin mirası olan maddi ve manevi değerler öylesine bir yok oluş sürecindedir ki, bu süreci anlatmaya yürek dayanmaz…
   Günü ve bireyi küçük ve geçici çıkarlar adına kurtarma devinimleri almış başını gitmektedir… Tünelin ucu bilinmezlikleri ve karanlıkları göstermekte… Eskiden bu gibi feci durumlarda ne denirdi?.. “Ey Türk, titre ve kendine dön…” Şimdi biz de bunu desek ne olacak?.. Anlayan çıkar mı?.. Hiç sanmam…
                              ***
   BEKLENTİ: Geçmişte azgın enflasyonlar üzerine aldığımız önlemlerden, stokçuluğa, kara borsaya karşı yönetim eliyle kurulan tanzim satış merkezlerinden, yerel üretime nasıl omuz verildiğinden söz edebilecek kıdemli ve akil hizmetkârlarımızı sahnede görmek isteriz… Otantik sorunlarımızın çözümünü ille de alışılmış kitaplarda değil, yaşanan toplumsal tecrübelerde aramalıyız… Toplumsal hafıza bu konuda o kadar da silinmemiştir…  Her ülkenin ve her halkın kendine özgü koşulları vardır… Marifet, çözümleri o koşullar çerçevesinde üretebilmektir…
                              ***
   AÇIK PAZARLAR MARKETLERDEN FARKLI OLMALI: Belediye denetimindeki açık pazarlar, aslında aşırı pahalılığa karşı tanzim satışlarının yapılması gereken özel ticari alanlardır… Ama acı tespitlerimizde ortaya çıkan durum şu ki, süpermarket fiyatları aynen belediye denetimindeki bu açık pazarlarda da uygulanmaktadır… Nasıl bir belediye denetimidir bu peki?.. Belediye denetiminde, belediyeden aldığı izinle ve belediyeden kiraladığı o minicik yerde tezgâhını kuran pazarcıların çalışma maliyetleri, süpermarketçilerin çalışma maliyetlerine eşit midir ki, satış fiyatı oranlarını onların satış fiyat oranlarıyla eşitliyorlar?.. Bu konuyla ciddi şekilde ilgilenmesi gereken belediyeler ise sadece pazarcılardan aldıkları kiralara ve vergilere odaklanıyorlar… Serbest piyasa ekonomisinde çok çarpık bir olgudur bu… Sonuç itibarıyla, halkın öz organları olan belediyeler de tüketici halkın pahalılık karşısındaki yangınına duyarsız…
                              ***
   SAĞLIĞI TEHDİT EDEN HIRS: Türkiye’de büyük panik… Son dönemde fiyatları artan ayçiçeği yağının atıklarından, “yeni yağ” yapıldığı iddiası var… Bazı firmaların bu yöntemle atık yağın litresine 5 TL civarında para ödediği, sonra da bunları bazı işlemlerden geçirdikten sonra şişelendirip yüksek fiyatla piyasaya sürdüğü öne sürülüyor…
   Atık yağın mutfakta kullanılması, sağlığa son derece aykırı… Sağlık açısından yığınla sorun yaratır… Ayçiçek yağı ithalâtımız Türkiye’dendir… Yağımızı alırken denenmiş ünlü markalardan şaşmayalım…
                              ***
   ZÜMRÜT – Ü ANKA: Ulaştırmadan sorumlu bakanımız Erhan Arıklı, KKTC’nin kendi havayollarının 2023’te göklerde olacağını açıklıyor kendinden emin bir şekilde…  İddia gerçekten büyük… Yerde toplu taşımacılığı bile kurgulayamadığımız bu ülkede havada taşımacılığı kurgulamak tabii ki büyük iddia… Hem de çatır çatır Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın batırıldığı bu ülkede… Merhum Kıbrıs Türk Havayolları küllerinden yeniden doğabilirse, bu kez öz havayollarımızın adını “Zümrüt-ü Anka” koyalım…
                              ***
   OP. DR. YÜKSEL TÜCCAROĞLU: Çok değerli insanlarımızın beyaz atlarına binip gittiklerini yüreğimiz parçalanarak öğrenmek sözün bittiği yer mi, yoksa esas sözün başladığı yer mi?.. Sanırım bu tür sarsıcı kayıplar sözün başladığı yer olmalı… Çünkü onlar hakkında söylenecek o kadar çok ilham yüklü söz var ki, kitaplara sığmaz… Çok iyi bir operatör doktor olarak, kendisi gibi Baflı Dr. Şemsi Kâzım’ın özel kliniğinde genç yaşında toplumsal yaşamımıza olumlu damgasını vuran Dr. Yüksel Tüccaroğlu, daha sonra her dem erdemli duruşuyla siyasal yaşamımıza da bir zenginlik olarak girmişti… Hakkında tek olumsuz söz söylenemeyecek dürüstlükte bir değerimiz olan Yüksel Tüccaroğlu, fazla uzun sürmeyen parlamenter yaşamında nice olumlu yasaya ve hizmete imzasını atarak, örnek bir siyasetçi ve hizmet insanı kimliğiyle sivrildi… Parlamento heyetlerinde birlikte dış gezilerimiz oldu… Yolculuklarda da şahane bir yoldaştı hep… Karıncayı incitmekten çekinen, herkese iyiliğinin ve yardımının dokunması için çırpınan asil ve içten, sımsıcak bir insandı… Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı Özel Kalem Müdürlüğüm günlerinde odamın müdavimiydi… O kadar ki, arayanlar onu gelip odamda bulurlardı… Kendisinden yardım ve destek isteyenlere nasıl yardımcı olmak için çırpındığını çok yakından gözlemlerdim…
   Serde Bafidiliğimiz vardı ya; benim için de kaygılıydı anlaşılan!.. Mutallo dayanışması!.. Derdi ki; “Çok çalışıyorsun, çok yoruluyorsun inanılmaz şekilde, boyuna yazıyorsun… Dikkat et be Tolgay ha; bedenin tüm hücreleri yenilenir, ama ölen beyin hücrelerinin yerine yenileri gelmez… Koru beynini…” Ah be Yüksel abim!.. Ben hâlâ öyle, bildiğin gibiyim işte…
   Bu güzel insan, siyasetin artık mizacına uygun olmadığını anladığında da, çok başarılı olduğu tıp mesleğine ve çok sevdiği ailesine, o tertemiz özel yaşamına dönmüştü… Savaş günleri cerrahı olarak nice canlar kurtardı…
   Onun, yaşamını korona tetiklemesinden yitirdiğini öğrenmek beni oldukça şaşırttı… Çünkü salgın döneminin dışında da kendine ve sevdiklerine çok iyi bakan, izolasyona önem veren bir tıp insanıydı… Ama kader işte.. Menhus virüs bu kadar korunaklı tıp insanlarına da ulaşabilecek kadar kalleş…
   Can dostumun ışıklarda uyumasını, ruhunun huzurlu olmasını dilerim… Sevgili eşi İnci Tüccaroğlu’nun, eczacı kardeşi dostum Ersel Tüccaroğlu’nun ve tüm Tüccaroğlu ailesinin başı sağ, metaneti bol olsun…
                              ***
   DÜŞMAN GERİ ÇEKİLMEDİ: Covid-19’un yeniden baş kaldıran ölümcül yaygınlaşmasıyla başa çıkılamaması üzerine Çin’in 16 milyon nüfuslu Şangay kenti tümden karantinaya alındı… Dünyaya tedirginlik hakim… KKTC’de de hasta ve ölüm sayıları artarken, tedbirli olmakta büyük yarar var… Rehavet kaldırmayacak bir durum… Girmek üzere olduğumuz yaz mevsimi salgının yenilgiye uğratılacağının umudu değildir… Acı gelişmeler bunu göstermektedir…
  

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





DİKTATÖR: Hükümet kurmanın ve idame ettirmenin zorlaştığı KKTC demokrasisinde buna çare olarak ne zaman başkanlık sistemini önersek, birileri çıkar başkanlık sisteminin “diktatörlük” olduğunu öne sürer… Kardeşim, 50 tane diktatörümüz olacağına varsın bir tek diktatörümüz olsun… Ne bu haller, bu tavralar, bu egolar, bu kaprisler böyle?.. Gına getirdiler vesselam!.. Hele durun; bu siyasal süreçte bakalım daha nelere tanık olacağız!..
***
METİN MURAT HAKKI: Genç hukukçumuz Metin Murat Hakkı’ya buradan kallavi bir selam ve takdir…  Türkiye kökenlilerle Kıbrıslılar arasında yapılan karma evliliklerden dünyaya gelenlere Kıbrıs Cumhuriyeti kimlik ve pasaportu verilmemesine ilişkin Rum kesimindeki İdare Mahkemeleri nezdinde görüşülen davalardan ilk olumlu sonuçların alınmasını ve Rum hukukunda bu konuda bir hareketlenmeyi sağladığından dolayı… İnsan hakları bağlamında güzel bir gelişme…Hukuksuzluk, hukukun üstünlüğü karşısında eninde sonuna yenilir.. İç hukuk tükenirse uluslararası hukuk da var devreye konulabilecek… Kıbrıs Türk tarafında kimin kiminle evleneceğine, kimin kimden çocuk yapacağına Rum otoritesi mi karar verecek?.. E pes yani!..
***
TOMA’LAR: Rum güvenlik güçlerine 5 tane TOMA alındı, arkası da gelecek… Çok yönlü kullanım olanakları olan modern araçlardır bunlar… Bir zamanlar Türkiye bize birkaç TOMA hibe edecekti… Öyle bir kitlesel tepkiyle “istemezük” denildi ki, Türkiye yaptığı tekliften dolayı pişmanlık da duydu!.. Güvenlik güçlerimizin dünyanın her ülkesinde kullanılmakta olan etkili ve donanımlı TOMA’lara kavuşturulmasının ne sakıncası vardı yani?… Bu soruyu o günlerde ısrarla sormuştum ve şimdi Güney Kıbrıs’taki gelişmeye bakıp işte yine soruyorum…
Atik ve güçlü teknolojisi nedeniyle zorlu arazilerdeki ve mahallerdeki yangınlara ve kurtarma çalışmalarına bile müdahale edebilme, mal ve insan kurtarma yeteneğine de sahip bu araçlara muhalefet nedenmiş?.. Şundan: “Toplumsal olaylara müdahale aracı” olarak algılanıyormuş da ondan!.. Ne kadar da toplumcuyuz!.. Komşu Rum halkı bizim kadar toplumcu olamıyor bir türlü… Bizden örnek alsınlar…
***
GÖNYELİ VE GÜVENLİK: Kentsel estetiği bozacağı gerekçesiyle Gönyeli Belediye sınırları içine güvenlik kameralarının monte edilmesine Belediye tarafından izin verilmemişti… Gönyeli Belediyesi ile güvenlik makamları arasında yankılar yaratan bir sürtüşme yaşanmıştı… Sahi  ne oldu  yoğun gündem akışı arasında unutulan o olay?.. Asayişi koruyabilmenin gittikçe zorlaştığı, türlü çeşitli suç ve suçluyla karşı karşıya kalmaya başladığımız bu süreçte Gönyeli belediye sınırlarının içi güvenliğin gözlerinden yoksun mu kalmalı?..
***
ÖĞRETİM YILININ ORTASINDA ÖĞRETMEN EMEKLİLİĞİ: Yarı yıl öğretim tatilinde öğretmenin emekliye ayrılması mı olur?.. Boşalan yere başka öğretmen konulamıyor, ya da kaydırılamıyor ve tatil sonrası okula dönen çocukların değerli zamanı öğretmensiz heba oluyor…
Lefkoşa Şehit Ertuğrul İlkokulu’nda yaşanan sorun bize intikal etti… Böyle bir sorunun yaşandığı başka bir okul var mı öğretim yarı yılında?..
***
“GEÇÇEK”: Önceden anonsu yapılmıştı ya, hem de yüksek perdeden… Millet sosyal medyaya kilitlendi geçen Perşembe gecesi “mega star” namlı Tarkan’ın yazdığı, bestelediği ve seslendirdiği o son şarkısını dinleyebilmek için…
Ve gördük ki, kendi sunumuna göre pandemi sürecine göndermede bulunan Tarkan’ın bu son şarkısı ‘Geççek’ sözleriyle kamuoyunda ve medyada bir anda önemli gündem oldu… Şarkının siyasal mesaj taşıdığını öne sürenler ciddi bir tartışma başlattılar: “Geldiği gibi gitçek /  Her şeyin sonu var /  Bu çile de bitçek / Hadi yeter artık, fena bunaldık / Düş babam artık düş yakamızdan…”
Siyasetle ne ilgisi olabilir Mega Star’ın?.. O bir Ahmet Kaya ya da Cem Karaca mı?.. O popüler Tarkan’dır… Baba pandemiye göndermede bulunduğunu düşünenlerdenim… Evet, global yaşamı alt üst eden pandemi gün gele geççek geçmesine de, delip de geçiyor aha…
***
MERAL ERTÜRK DE ARAMIZDAN AYRILDI: Kıbrıs Türk halkının tarihine unutulmayacak sayfalar yazan bir dönemin iz bırakan kahramanları teker teker veda ediyorlar… Ne hazin bir hazandır bu!.. Yayıncılığımızın duayenlerinden, son nefesine dek Kıbrıs Türk Basın Konseyi üyesi Meral Ertürk’ü de yitirdik… Daha birkaç gün önce o da bizimle birlikte bir diğer yayıncımız Kut Adalı’nın hazin vedasına ağıt yakarken, duayen ve kurucu bir BRTK çalışanı olarak o da veda etti sevenlerine… Acısı ve özlemiyle kavrulduğu Raif’ine kavuştu, ama bizi de soylu ve dürüst bir dosttan yoksun bıraktı… Ta 1960 Türk – Rum ortaklık cumhuriyetinin radyo günlerinden başlayarak, BRT’nin destanlaşan öyküsüne dek yayıncılığımıza bilinç ve özveriyle katkı koymuş çalışkan ve üretken bir değerimizdir… Yazılı basınımızda da araştırmacı – röportajcı olarak yoğun emekleri var… Kulaklarda çınlayan sözel ve görsel anılarının bir formatta toplanacağını ve belgeselleştirileceğini umarım… Eniştesi Dr. Burhan Nalbantoğlu’nun ölüm yıl dönümü dolayısıyla yazdığım yazı üzerine çok yakın geçmişte bana attığı içten teşekkür mesajını, ondan aldığım son ileti olarak anılarıma kaydediyorum… Nurlarda uyu medyamızın Meral Ablası… Ailenin, sevenlerinin ve halkımızın başı sağ olsun…

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





“YAŞAM EVİ”NDE YAŞANMAMASI GEREKENLER: Temerküz kampına dönüştürülen o yaşlı bakımevi, yaşlılarımız için çağdaş anlamda huzur evlerine sahip olamadığımızın yeni ve üzücü kanıtlarında biri olarak geldi gündemimize… Yüreklerimiz cayır cayır yandı…
Ya Kalkanlı Yaşam Evi’ndeki durum?… 55 yaşlı insanımızın orada Covid-19’a yakalanması ve son günlerdeki birkaç Covid – 19 ölüm olayının da orada gerçekleşmesi, duyarlı yürekleri dağlayan bir diğer dramdır… “Yaşatma adına” oluşturulan ve adını da bu amaçtan alan bir kurumda asla olmaması gereken durumlardır bunlar…  O kurum, salgına karşı en iyi ve en duyarlı biçimde izole edilmesi gereken bir mekân… Yapılan araştırmalar ise, o kurumdaki durumların da iç parçalayıcı olduğunun gözlemlerini veriyor… Orası, terk edilmişlik kaygısının kanatları altında… İlallah yani!… Devlet eliyle bile bakıma muhtaç yaşlılarımız için huzur evleri oluşturamayacak mıyız biz?.. Bu nasıl bir basiretsizlik?..
***
YASASIZ KURUM: Bilindiği gibi Kalkanlı Yaşam Evi, Dr. Filiz Besim’in Sağlık Bakanlığı döneminde büyük umutlarla faaliyete geçirilmişti… O kurumun topluma kazandırılabilmesi adına çeşitli ekonomik kuruluşumuz da cömert bağışlarda bulunmuşlardı… Zamanın Sağlık Bakanı Dr. Filiz Besim’le birlikte o mekânda yaptığım söyleşi bu köşede ayrıntılı bir röportajın konusu olmuştu… Şimdi durumun bu üzücü noktaya gelmesinden dolayı, yakınlarda konuştuğum Filiz Besim de çok üzgün… CTP listesinden milletvekili seçilen Filiz Besim “Orası yasası yapılamamış bir kurum… Çok üzgünüm ki, gerekli yasayı Meclis’ten geçiremeden görevden ayrılmıştım… Yasasının mutlaka çıkarılması ve oraya yasal statü verilmesi gerek” diyor…
 Bu mesajın yasa yapıcılarımıza ulaşmasını ve Kalkanlı Yaşam Evi ayıbının sosyal yaşamımızda en kısa sürede telafi edilmesini dilerim…
***

 OMICRON GELİŞMELERİ: Salgın etkisini sürdürürken açıklama üzerine açıklama yapılıyor… Son açıklamalardan biri de, Almanya Robert Koch Enstitüsü veri uzmanı Profesör Christian Hesse’den geldi… Hesse; “Omicron mutasyonundaki ölüm oranı Delta’ya göre 8 kat daha az… Aşısız kişiler için ölüm riski 1400 kişide bir, aşılı kişilerde ise 2 bin 600’de 1 olarak biliniyor” dedi.
Ama asıl kötü haber, Omicron’un daha hızlı yayılmakta olması… Bu açıklamadan her şeye karşın çıkarılması gereken mesaj: Aşı tartışılmaz ve kaçınılmazdır…
KKTC’de hafta başından itibaren 5’nci doz aşı kampanyasına girildi… “Bu gidişle aşı manyağı olacağız” diyenlerimizin sayısı da az değildir doğrusu!..
 ***
İSTANBUL’U DONDURAN SOĞUK: İstanbul’da geçen hafta yaşamı darmadağın eden o olağanüstü soğuk dalgası haftaya damgasını vuran olaylardandı… İstanbul’da ender görülen bu mevsim olayı için yığınla haber ve yorum yapılırken ısının eksi 43’e düştüğüne dair bilgiler de veriliyordu… “İstanbul bir Sibirya kentine mi dönüştü?” şeklinde sorular da dolaştı o dondurucu rakam üzerine… Meteorolojinin uzmanlarından Mustafa Altunç hocamız bana ulaştırdığı iletide – 43 olayına çok net bir açıklamada bulundu… Teşekkürlerimle paylaşıyorum:
“İstanbul olayı için sözü edilen o – 43 derece, atmosferin üst katlarında, 500 hpa. (hektopaskal) (veya milibar) seviyesinde, yani İstanbul’un yaklaşık 5370 metre yükseğinde ölçülen hava sıcaklığıdır. Ki, Kıbrıs’ta bizim üzerimizde ayni seviyedeki sıcaklık -30 derece santigrat civarındadır. -43,  yüksek irtifada ölçülen bir hava sıcaklığı olduğu için Paniğe de gerek yok demektir… Uçak seyahatlerinde rastladığımız eksi dereceler gibi bir durumdur bu…”

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





SEÇİMDEN SONRA: Milletvekili erken seçiminde kaybedenlerin pek çoğunu zaten seçmen hiç tanımıyordu… Onlara “tanınma şansı” verilmedi… Seçmen tanımadıklarına nasıl oy versin?.. Seçime toplam 403 aday katıldı… Peki bu adayların kaç tanesini televizyon ekranlarından izleyebildik?.. Kimileri ekranlardan hiç eksik olmadı, 350’den fazlasını ise hiç ekranlarda göremedik… Adaletin bu mu medya?.. Kendilerine rağbet gösterilmeyen, ya da parti yetkilileri tarafından ekranlardan uzak tutulanlar bu seçim listelerinin dolgu malzemesi mi?.. Şimdi seçim sonrası ve daha söylenecek çok şeyin olacağı kesindir…. Hele bir kulak verelim…
  ***
GÜNLER İLERLERKEN:  “Türklere elektrik ay sonuna kadar” şeklindeki Güney Kıbrıs açıklaması üzerinde ciddiyetle düşünmeli… Ay sonundan sonra, en soğuk ay şubatta neler olur?..  Devre dışı kalmış arızalı jeneratörlerin tamiri için bir şeyler yapılıyor mu?. Adaletsiz elektrik dağıtımlarını bir plan ve programa bağlama çabası var mı?.. Elektrik dağıtımı konusunda “Biri ışıklandırlır, biri karartılır, kıyamet ondan kopar” modundayız…
***
“YÜZER SANTRAL” SEÇENEĞİ: Başbakan Faiz Sucuoğlu, geçen cuma sabahı, KIBRIS TV’de Haluk Yerli’nin programında çağdışı elektrik santralımızın halkı bunaltan kronik sorunlarını irdelerken, enerjide düzlüğe çıkana dek ilk kez “yüzer santral” seçeneğine değindi… Yaptıkları hesaplamalara göre şu anda birçok ülkede yararlanılmakta olan yüzer santralların kira bedeli, bugünkü elektrik maliyetlerimizin çok altında… KIB TEK santral sorunları kökten temizleninceye dek bu yüzer santrallardan neden yararlanılmasın?.. Yakıt olarak doğal gaz kullananların hiçbir çevre sorunu yok…
***
E PES YANİ: “İç hatlar vergilendirmesi” ne tabi tutulmak suretiyle istinasız hepimizin yakındığı o astronomik uçak biletlerinin ucuzlatılması gündeme gelince bu hayırlı girişime de “Türkiye’nin vilayeti olmayacağız” tepkisini koyanların göz ardı ettiğidir:  Yıllar ve yıllardır hiçbir uçak Türkiye havaalanlarına “touchdown” (yere temas) yapmadan Kuzey Kıbrıs seferi gerçekleştirmiyor… Hava uçuşlarını ancak Anavatan Türkiye’nin sayesinde yapabiliyoruz… Bu “touchdown”lar yüzünden vilayet olmadık da ucuzlatılmış uçak biletleri yüzünden şimdi mi olacağız?.. E pes yani!..
***
YURTTA SULH, DÜNYADA SULH: Ünlü Amerikan savaş gücü sitesi “Globalfirepower”, her yıl düzenli olarak ülke savunma kuvvetleri istatistiklerini sıralıyor. En güçlü ordular, donanma kuvvetleri, kara kuvvetleri ve hava kuvvetleri tek tek belirleniyor. Onlarca istatistiki veri kullanılarak hazırlanan son rapora göre, dünyanın en güçlü hava ve deniz kuvvetleri 2022 sıralamasında ortaya çıktı. Türk Hava ve Deniz Kuvvetleri de bu sıralamada yer aldı… Türk Hava Kuvvetleri, tüm ülkeler arasında 9’ncu sırada kritik ve stratejik bir yer buldu. Yunanistan’ın sıralamadaki yeri ise 17… Türk Deniz Kuvvetleri 9’ncu, Yunanistan ise 28’nci sırada…
Dünyanın en güçlü orduları arasında bulunan Türkiye asker sayısı, donanma gücü ve hava kuvvetleri ekipmanlarıyla bu tür sıralamalarda her zaman zirvedeki ülkelerden biri olmayı sürdürüyor. “Globalfirepower”ın envanter sıralamaları, ekonomik ve stratejik güç gibi detaylar da göz önünde bulundurularak hazırlanır…
Türkiye’nin caydırıcı askeri gücü KKTC’nin de en önemli güvence ve gurur kaynağı… Yurtta ve dünyada barış ilkesinin yaşatılabilmesi için güçlü bir savunmaya ihtiyaç var… “Yurtta sulh, dünyada sulh” demişti büyük komutan Mustafa Kemal Atatürk…
***
ÖMER MERAKLI YAZDI: “Dikkat… Ekin olan tarlaların sınırlarındaki ayrelliler (kuşkonmaz) LAPSANA ZEHİRİ ile ilaçlanmıştır. Bizzat şahit oldum. Adam toplarken ‘yapma toplama’ dedim…’YEYEN ÇEKSİN GAYLESİNİ. Ben MARKETE VERECEĞİM ONLAR satsın’ dedi…”
Ömer muhtarımıza teşekkürler… Sormak vaciptir: Ovalardan toplanıp satışa sunulan endemik ürünler sağlık denetiminden geçer mi?..

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





HER BİREY KENDİNE MUKAYYET OLMALI: Ortalığı kasıp kavurma ancak bu kadar olur… Salgın ortalığı öylesine bir sarmalına almış ki… Yeni yıla, hem dünya genelinde hem de bizde bulaş patlamasıyla girildi… Omicron vakalarının artışı rekor düzeyde devam ederken, bilinen koruma yöntemlerinin revizyondan geçirilmesi zorunluluğu kendini duyumsattı… Bilim insanları bez ve tek katmandan oluşan maskelerin çöpe atılması çağrısı yapıyor… Aşılı insanları da enfekte edebilen Omicron’dan korunmak için bu tür maskeler işe yaramıyor artık…  Omicron’un aşamayacağı maskeler gerek…
Tam da bu sırada Dünya Sağlık Örgütü’nden gelen bir açıklama, Omicron’un salgını finişe götüreceği umutlarını yok etti… Örgütün görüşü Omicron’u yeni varyant halkalarının izleyeceğine dairdir… “Finişi getirecek kurtarıcı halka belki o varyantlardan birindedir” umudunu saklı tutarak her bireyin kesin azami tedbirler konusunda kendine mukayyet olmasını tavsiye edelim…
***
YA HASTA HAKLARI?: Devletin hekimleri grev yaparlar, hastaların iki elleri böğürlerinde kalır, durumu ölümcül olmayan hastalar da ölürler, hekim örgütünün güç gösterisine hükümet tavır koyamaz, Sağlık Bakanı onlarla görüşmez… E peki, evrensel bir hak olan hasta hakları ne olacak?.. Hasta haklarını kimse savunmayacak mı bu ülkede?. Hasta haklarını gündemine alan siyasetçiler de görmek isteriz…
Bir başka hasta hakları sorunu da şu hasta bakımı meselesi… Yataklı servislerde hasta bakımı gittikçe büyüyen bir sağlık sorununa dönüşüyor… Sağlık ve hasta bakımı konusunda bilgisiz ama örgütlü hasta bakıcıları bakımsız hastalara hizmet için fahiş fiyatlar dayatıyorlar Hükümetin gözü önünde… Ya o istenen parayı ödeyemeyecek durumdaki  kimsesiz hastalar?.. Bu da bir insani sorun… Yani Allah korusun bir savaş çıksa yaralanan askerlerimize hastanede bakım için ödenekli özel bakıcılar mı arayacağız?.. Sadece bu paragrafta yazdıklarım bile bu ülkedeki hasta haklarının ayaklar altında olduğunu vurgulamaya yeterlidir…
***
BİRKAN UZUN’UN ANITI DA DİKİLMELİ: Başbakanlık, Vinson Dağı Zirvesi’nde KKTC Bayrağını açarak tüm ülkeye gurur yaşatan ancak 2022 yılının ilk gününde kayak yaparken yaşamını yitiren Birkan Uzun’un adının Girne/Karşıyaka bölgesindeki Kıvanç Tepe’ye verilmesi kararını üretti. Başbakanlık’tan yapılan açıklamada, Bakanlar Kurulu kararı ile Kıvanç Tepe’ye “Birkan Uzun” adını verme kararı alındığı ve bu konuda gerekli tüm çalışma ve girişimlerin başlatıldığı bildirildi. Adının verilmesi yetmez, talihsiz gencimizin aşığı olduğu bu ülkeye Birkan Uzun Anıtı da dikilmeli… O, Kıbrıs Türk gençliğinin rol modeli bir yurtseverdir…
***
ÖNEMLİ BİR AÇIKLAMA: Bu arada Halil Giray’dan aldığım bir mesajda ilginç bilgiler ve uyarılar var… Teşekkürlerimle aktarıyorum: “Araştırılmadan verilen yanlış bir karar. ‘Kıvanç Tepe’ ismi emekli olmadan önce Başkanı olduğum “Coğrafi İsimlerin Standartlaştırılması Sürekli Komitesi” tarafından söz konusu tepeye verilmiş ve Bakanlar Kurulu kararı ile resmileştirilmiştir. Şehit bir asteğmenimize aittir. Ayrıca, Kurucu Müdürü olduğum Harita Dairesi ve T.C. (Harita Gn. Komutanlığı) tarafından hazırlanan askeri topoğrafik haritalarda ve sivil idari ve fiziki haritalarda bu isim kullanılmıştır. Değerli kardeşimizin isminin uygun başka bir tepeye verilmesi daha doğru olacaktır. Konuyu ilgili yerlere de iletmiş bulunmaktayım.”
***
PAHALILIK ŞAMPİYONLARI: Fırsatı ganimet sayıp fiyat şampiyonu olan hıyarlarla kabaklar özel bir alkışı hak etmiyorlar mı?.. Hıyar değerini yüzde 104, kabak ise yüzde 98 artırdı… Ha, fiyat şampiyonlarının o ithal ürünler değil, yerli ürünler olması da altı çizilmesi gereken ekonomik gerçeğimiz… Vallahi ithalatçılar bizim yerli fırsatçı çakallardan daha insaflı!..

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





SELAM OLSUN: Mücadele ve Şehitler Haftası duyarlılığını çeşitli etkinliklerle Londra’da yankılatırken Rum Yönetimi Büyükelçiliği’nin önünü şehitlerimizin fotoğrafları, soykırımın içinden doğmuş olan KKTC’nin bayrakları ve soykırım protestolarıyla donatan İngiltere’deki cesur yürekli kardeşlerimize buradan selam olsun…
*** 

METİN TURUNÇ: Bir selam da Metin Turunç sporcumuza… KKTC sevgisi ve bağlılığıyla ünlenen, güçlü ve saldırgan Rum – Yunan lobisi karşısında her türlü riski göze alarak yabancı ve kozmopolit ülkelerde KKTC bayrağını ringlerde ve boks maçları salonlarında herkesin gözünün içine sokan yurtseverliğinden dolayı… Onun sloganı: “KKTC vardır ve var olacaktır.” Kararlılık, cesaret ve dürüstlükle yaptığı sporda rakiplerini arka arkaya devirdikten sonra, Avrupa Şampiyonluk Kemeri’ni hak ederek yüzünü gururla KKTC’ye döndürdü… Peki bizler ve bilhassa KKTC devlet yetkilileri, KKTC tanıtımını büyük bir yüreklilikle yapmakta olan Metin Turunç’a hak ettiği takdir ve vefayı gösterebiliyor muyuz?.. Onu onore ve motive edebilme adına ne yapılıyor?.. Yoksa Metin Turunç mücadelesini hep bir “Yalnız Kurt” olarak mı sürdürecek?..
***
GEREKSİZ: KKTC’de çoğu iflas etmiş 28 belediyenin çok fazla olması gibi, dünyada ses getirmeyen, varlık göstermeyen, lobi oluşturamayan 28 KKTC temsilciliğinin de çok fazla ve gereksiz olduğu kesindir… Hele de ekonomik ve pandemik krizin boyumuzu fazlasıyla aştığı bu dönemde!..
***
EN SONUNDA: Girne Belediye Başkanı Nidai Güngördü’nün müjde nitelikli açıklaması: “Yıllardır çeşitli platformlarda bahsettiğimiz ve Girne içi trafiğini rahatlatmasını öngördüğümüz Doğu Girne Çevreyolu projesinin çeşitli hükümetler döneminde gündeme gelmemesi nedeniyle bir bağlantı yolu yaratmak için saha çalışmalarına başladık… Güzergâh olarak Bellapais Boğaz Yolu Caddesi’ni – Girne Hakkı Borataş Caddesi’ne bağlayıp oradan Dr. Fazıl Küçük Çemberi’ne ulaşılmasını sağlayacağız. Yolun genişleme çalışmalarının ardından köprü inşası, asfalt, korkuluk, yönlendirici trafik levhaları gibi çalışmaları 2022 bahar aylarında tamamlamayı ve yolu hizmete koymayı planlıyoruz…”
***
PAHALILIK AFETE DÖNÜŞTÜ: “Dövizin düşmesi fiyatlara yansıyacak mı?” sorusuna takılanlar çarşıda yanıtlarını şok biçimde alıyorlar… Yahu şu hıyar dövizden daha mı değerlidir ki, fiyatı habire tırmanır? Rüyada görsek hayra yormayız: Hıyar 20 TL’nin üstünü gördü!.. Temel gıda ürünlerinden patatesin fiyatı da olağan dışı yükselişte… Dahası, her patatesin üzerinde, o patatesin ağırlığı kadar da çamur var… Bununla ilgilenecek bir yetkili makam yok mu?.. Çamurlu patatesler tüketiciye karşı sadece saygısızlık değil, aynı zamanda tam bir hırsızlıktır… Bir öğünlük tek hellim 40 TL!.. İnsanlar meyveyi tane olarak almakta, kimileri bütçesini zorladığı için arabaya koyduklarını kasada terk etmektedirler… İthal ürünlerin kazık fiyatları ise hepimizin malûmu!.. Çoğunun satışı son tüketim tarihine dek mümkün olmayacak!.. Tedarikçiler düşünmüyor mu bunu?.. Yahu azıcık ucuzlatın da cirodan kazanın… “Stoklar bitince ucuzluk gelir” savunması geçersiz… Stoktan değil, doğrudan üretimden gelen ürünler de ateş pahası…
***
YENİ EKONOMİK MODEL VE YANITSIZ YIĞINLA SORU: Şu, dövize de geri vitesi takan, kurlara endeksli TL mevduat korumacılığı… Ve halâ, benim bu satırları tuşlarken yanıtını tam olarak bulmamış sorular… Mesela…. KKTC’de de uygulanacak mı?.. KKTC yetkilileri bu bağlamda neden enerjik davranmıyorlar?.. TL para birimini kullanıyoruz… Anında KKTC’nin de bu yeni ekonomik modelin kapsamına alınması gerekir… Ankara’nın yeni modeli sadece TC şube bankalarında uygulanırsa yerel bankalardan şube bankalarına transferler başlamaz mı?.. TL mevduatları konusunda tatminkâr durum oluşmazsa TL’den dövize kaçışın süreceği kesindir… Tüm bunlarla ilgilenmesi ve halka açıklama yapması gereken KKTC yetkililerinden en tatminkâr yanıtlar beklenir…
***
KRONİK SORUN ELEKTRİK: Son günlerde elektrik kesintileri daha bir yoğunlaşır ve uzarken yetkililer bunun nedenini jeneratörlerden birinin daha arızalanıp devre dışı kalmasından kaynaklandığını açıkladılar… Tıknefes olmuş jeneratörler aylardan beridir tamir edilemezken, böyle bir açıklamayla yüzleşmek hiç de sürpriz olmadı… Çünkü KIB TEK’in ülkeye enerji sağlayan jeneratörlerin acınası durumları hiç kimsemizin meçhulü değildir… Peki  böylesine riskli jeneratörlerle iş görmeye çalışmanın gelecek için oluşturduğu kaygı ve güvensizlikleri bertaraf etmek için bir proje var mı?.. Enerjiden sorumlu bakanımız Sunat Atun göreve gelir gelmez ayağının tozuyla Türkiye’den iki yeni jeneratör sağlandığını duyurmuştu… Ve ondan sonra sessizlik!.. Peki ne oldu, durumu ne şimdi özlemle beklenen bu iki hibe jeneratörün?.. Yolda mıdırlar, değil midirler?..
***
ALAEDDİN YAVAŞÇA: Acı haberi aldığımızda doğa vergisi ve kadife tonundaki, ama çok iyi eğitilmiş sesi yüreklerimizde yankılandı.. Eşsiz sanatkâr, icracı, bestekar, devlet sanatçısı, müzik akademisyeni Prof. Dr. Alaeddin Yavaşca 2021’in son günlerinde 95 yaşında yaşama veda etti… Muhtelif tarihlerde ziyaretleriyle Kıbrıs’ı da onurlandırmış çok saygın ve dev bir sanatçımız… Tanıştığımda beyefendiliğine, harikulâde donanımına ve güleç, hoşgörülü, derin esprili karakterine hayran kaldığım Alaeddin Usta’nın gök kubbemize bıraktığı hoş seda hep yüreklerimizde yankılanacaktır… Özenle yetiştirdiği öğrencilerinin ondan aldıkları Türk Sanat Müziği kültürünü nesilden nesle ulaştıracaklarına eminim… Onunla yıllar önce yaptığım röportajı arşivimde aradım, ama bulamadım… O röportajı bulabilsem ve aziz anısına yayımlayabilseydim ne güzel olurdu… Son derece saygın kimliğinin yansıdığı bir söyleşi olmuştu… Ruhun şad, mekânın cennet olsun Türk Sanat Müziğinin büyük ustası…

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





YÖNETİCİLİK ÜSTÜNE: “At sırtında dünyayı fethetmek kolaydır. Zor olan attan indiğinde fethettiğini yönetebilmektir” Evet, aynen böyle demişti olağanüstü fetihlerin hakanı Cengiz Han….
 ***
KORONA SAVAŞI: Benden selam olsun Korona savaşının her siperinde bilinç ve özveriyle yerini alanlara, kendisinin, toplumun ve ailesinin korunma önlemlerini hiç ihmal etmeyenlere ve artıranlara… Salgının yayılması gittikçe daha vahim bir duruma bürünürken “rehavet” sözcüğünü sözlüklerimizden bile silmeliyiz… İçinde kâbusu barındıran bir kış mevsimine giriyoruz…
***
RUM AMBARGOSU DOLUDİZGİN: Lefkoşa Rum Şehir Taksicileri Birliği, Rum Gümrük Dairesi çalışanlarının “Kuzey’den yakıt alırsanız araçlarınıza el koyacağız” tehdidine karşı süresiz greve gidecekleri açıklamasında bulunarak sınır kapısında eylem yapması umarım Rum yönetimine gerekli mesajı vermiştir… O mesaj, serbest piyasa ekonomisinin AB’nin temel ilkelerinden biri olduğuna ilişkindir… AB’nin ve BM’nin gözetiminde ve teşvikinde olması gereken Yeşil Hat Tüzüğü’ne de, güven yaratıcı önlemler ahlâkına da, müzakere ve uzlaşma yolu arama çabalarına da aykırı ambargolarda ısrar eden bir Rum otoritesi var… Nerede AB?.. Nerede BM?.. Kıbrıs Türk halkının kafasındaki “Bunlarla mı anlaşacağız, bunlarla mı bir siyasal çözümde buluşacağız?” sorusu paslı bir çivi halinde gittikçe daha derinlere gömülüyor…
***
BELEDİYE İŞÇİSİ EŞEKLER: Türkiye’de otantik turizmin cazibe merkezi olan Mardin’de, çöp toplama ve temizlik işleri, belediye kadrosundan emeklilik hakkı da olan görevli eşeklerin yardımıyla yapılıyor… Bizim nüfus patlaması yapan o özgür eşeklerimiz de, çok değerli olan sütlerinden bile yararlanılmadan, turistik Karpaz Yarımadası’nda ense yapıp salınsınlar, yan gelip yatsınlar…
 ***
İLLE DE ONLAR GİBİ Mİ DÜŞÜNMELİ?: Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’i Atina’daki basın toplantısında mülteci hakları konusunda örnekler de vererek “yalan söylemekle” suçlayan Hollandalı gazeteci Ingeborg Beugel, aldığı tehditler nedeniyle Yunanistan’dan ayrılmayı düşündüğünü açıkladı… Yunanda da ve Rumda da etnik gelenektir… Kendileri gibi düşünmeyenleri içlerinden dışlamak için her yöntemi, şiddet ve tehdit dahil denerler…
Hadi gelin Kıbrıs tarihinden bir anımsatma sunayım size bu bağlamda: Türk – Rum ortaklık cumhuriyetinin çatırdamaya başladığı 1960’lı ortamda Rum kararlarının anayasaya aykırı olduğuna dair Anayasa Mahkemesi karar üretince, bu mahkemenin tarafsız Başkanı Alman Hukukçu Forsthoff ciddi ölüm tehditleriyle yüzleşmiş ve adayı terk etmek zorunda bırakılmıştı…
 ***
DR. ÖZTÜRK ÜNVERDİ’NİN MESAJI: “Yollar yapılırken kimsenin şikâyeti yoktu. İngiliz’in köyde toprak yol yaparken bile köy halkından para topladığı unutulmuştur… İngiliz adadan ayrıldığı zaman yollarımız keçi yolu gibiydi. Tek şerit, ama iki arabadan biri asfalttan çıkmadan karşılıklı geçiş mümkün değildi. Hepsi unutuldu. Buna rağmen ben Türkiye’nin KKTC’nin mevcut ekonomik durumunda saraylar değil ekonomik değeri olan fabrikalar yapmasını tercih ederim…
***
O BİR DİRENİŞ KAHRAMANI: 1964 Arpalık direnişinin gazi kahramanlarından TMT üyesi Savaş Mehmet Musa, nam-ı diğer MANİOĞULLARI, geçen hafta sessiz sedasız yaşama veda etti… Onun, bu memleketi gerçekten bizim yapan sayılı yiğitlerden biri olduğunun kaç kişi farkında?.. ENOSİS’çi Akritas Planı’nın ilk soykırım hedeflerinden biri olan Arpalık’a saldıran Rum katillerin Güney’de anıtları var, ama onlara karşı vatan ve onur namına direnenlerimizin belleklerde adları bile yoktur… Maalesef böylesine yoz bir kültürün ve tarih bilinçsizliğinin girdaplarındayız… Ruhun şad, mekânın cennet olsun direniş kahramanı Manioğulları kardeşimiz… Manilere konu olacak bireylerimizden birisin gerçekten…
***
ARPALIK DİRENİŞİ’NDEN: Basın tarihimizin önemli ve büyük kalemlerinden merhum Osman Talât Yurdakul’un 6 Şubat 1966 tarihli “Halkın Sesi” gazetesinde Arpalık köyü direnişi hakkındaki satırları Elnur Ağayev’in arşivinden:
“Ocağının tüttüğü, beşiğinin sallandığı yuvasına düşman saldırır da Türk kadını dövüşmez olur mu hiç? Bayrağına, mabedine el uzatılır da kınalı saçlı Türk ninesi, ak saçlı Türk dedesi silâhı yoksa bir sopa ile olsun dövüşmez mi?..”
Bu vesileyle saygı ve rahmetle anarım milletvekilliği de yapmış olan Yurdakul Hocamızı…
***
 ŞEHİT EŞİNİN VEDASI: Baf Kasabası’nda EOKA’nin 1955’te şehit ettiği ilk Türk olan Abdullah Çavuş’un eşi Adile Hanımefendi de geçen hafta yaşama veda etti… Yakın tarihi bilenler için çağrışımlarını da beraberinde getiren bir veda… Genç yaşta kaybettiği ve çocuklarını çok zor koşullarda yetiştirirken kendisine manen güç kaynağı olan eşine 66 yıl sonra cennette kavuştu… Ebedi mekânı cennet olsun…
Abdullah Çavuş, Baf’ın Floroka sahiline EOKA silahlarını taşıyan Yunan gemisini yakalayan ve personelini mahkûm ettiren cesur polis görevlisi olarak bilinir… Bu cinayetten kısa bir süre sonra Poli’de Lisani Çavuş EOKA’nın öldürücü kurşunlarının hedefi olacaktı.. Kendisi, merhum Tansel Lisani’nin babası ve merhum Taşkent Atasayan’ın kayın pederi…
Abdullah Çavuş’la Adile Hanımefendi’nin çocuklarının ve de KIBRIS Gazetesi’ndeki kızı değerli mesai arkadaşımız Sevim Hanım’ın başı sağ, sabırları bol olsun…
***
HADİ CANIM SİZ DE: Raflardaki yokluğu eleştirildiğinde çeşitli uyduruk gerekçeler gösterilen Koop Süt’ün fiyatı artırıldı… Artık daha pahalı sütü market raflarında bol miktarda görebiliriz… Yüksek fiyat beklentisinde istifçilik yap, zamdan sonra da istiflediklerini sür piyasaya!… Sonra da bunun adına “koopretaifçilik” de!.. Hadi canım siz de!..

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





HAZİN TABLO: Ciddi kaynak sorunuyla karşı karşıya olan Maliyemizin Ankara kapılarında bu soruna bir çıkış arayacağını bizzat Maliye Bakanımızdan dinliyoruz… Siyasal egolara, kaprislere ve savurganlıklara tavan yaptırmanın, lüks araç kullanmanın, Steve Jobs’un ruhunu bile şaşırtacak ölçüde pahalı akıllı telefonlarla haşır neşir olmanın, marka giysiler içinde salınmanın, soysal medyayı ziyafet sofralarının ve sıra dışı yaşantıların sunum platformu olarak kullanmanın, borç içinde lükse koşmanın statü göstergesine dönüştüğü ülkemizin gerçek ve hazin tablosu: Çöken bir ekonomi!..
***
TL’NİN DEĞERİ VE İSTANBUL BORSASI: Bir ekonomi irdelemesi daha… Dikkatlerden kaçmaması gerekir… TL’nin değeri düştükçe İstanbul Borsası endeksi rekor üstüne rekor kırıp yükseliyor… Milyarlar bu borsa lehine dönüyor… Ekonomik yaşamda ender görülen durumlardan biridir bu… Güncel olayın ayrıntılı ve bilimsel yorumunu varsın ekonomi uzmanları yapsınlar… Ama ben naçizane şunu diyebilirim: TL’nin değer kaybını fırsata dönüştürüp bundan yararlanmaya çalışan dış yatırımcılar İstanbul Borsa’sını çekim alanı olarak görmeye başladılar… Dilerim Türkiye ekonomisinin hayrına olur…
***
ŞEFFAFLIK GEREĞİ: HP Genel Başkanı Kudret Özersay bazı KKTC vatandaşı tanınmış kişilerin ve iş insanlarının kumarhanelerde “dudak uçuklatan” harcamalar yaptıklarına ilişkin bilgilere binaen “daha ne duruyorsunuz?” uyarısı yaparak, bunların son yıllarda ne kadar vergi verdiklerine Maliye Bakanlığı tarafından bakılmasını istedi. Çok yerinde bir istek, destekliyoruz tabii ki… Ama şu var: Bir Sedat Peker paylaşımında açıklanan bu kişilerin listesi, “adres ve telefon numaraları içerdiği” gerekçesiyle kısa sürede sosyal medyadan silindi. HP Genel Başkanı o listeyi kaydetmişse şeffaflık gereği halkın bilgisine getirmelidir… İlgisiz kişilerin de kuşku ve şaibe altında kalmamaları adına… Çünkü dedikodular almış başını gidiyor…
***
NE DEMEK  SAATLER BOYU  ELEKTRİKSİZLİK?: “Tamir çalışması” gerekçesiyle elektriği uzun sürelerle sık sık kesmek olağanlaştı… Kanıksanacak bir durum değildir… Bu bitip tükenmeyen uzun süreli kesintiler halkı bıktırdı usandırdı… Enerjiyi uzun sürelerle kesmek, hayatı durdurmak ve zorlaştırmak demektir… Aygıtları elektriğe bağlı kronik hastaları sağlık riskine sokmak demektir… Zaten bunalım içinde olan halkı daha da bunaltmak, zıvanadan çıkarmak demektir… Yeni hükümetin gündeminin en önemli maddelerinden birini de halkı gerdikçe geren bu elektrik darbeleri oluşturmalı… Hükümetin bu konudaki tavrını ve tasarılarını acilen görmek isteriz… Ne demek kardeşim her gün ülkenin çeşitli yerinde saatler boyu elektrik kesintisi?.. Hangi çağdayız?..
Bu konuda söz sahibi olan uzmanlara kulak verelim: Yusuf Avcıoğlu adresime attığı mesajda; “Elektriği kesmeden de bakım yapabilmek mümkün Ahmet Bey. Canlı hat (enerjili) üzerinde çalışmaya da olanak sağlayan kişisel korunma ekipmanları dünyada mevcuttur. Drone’lar ile yangın söndüren ülkeler de var…”
Kıdemli uzman İsmet Üstüner’in mesajı ise şöyle: “Bırakın orta gerilimi (11 ve 22 bin volt), altmışlı yıllarda birlikte çalıştığım ekip İngiltere’de yüksek gerilim (132 bin volt’ta bile) izolatörleri canlı yıkamak için aparat geliştirmiştik…”
***
FITRAT: Daha çevreci ve daha hijyenik düşler kurarak çöplerimizi Dikmen’den Güngör’e taşımıştık… Ama son günlerde gördük ki, değişen bir şey yok… Yine çöp yangınlarıyla, zehirli duman bulutlarıyla baş başayız… Aslında değişmeyen biziz, duyarsız kimliğimizdir… İşte çok bir zaman geçmeden yeni bir çöp felaketiyle karşı karşıyayız yine… Değişebilmek fıtratımızda yoktur çünkü… Hep eski hamam, eski tas modundayız vesselam… Halimiz dumandır, o çöplükten yükselen dumanlardan da beterdir…

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





YİNE AZINLIK HÜKÜMETİ: 10 aydır çektiklerimiz yetmemiş olacak ki, erken seçime dek işleri yürütme adına seçilen model yine azınlık hükümeti oldu… Cumhuriyet Meclisi’nde grup oluşturabilen ve komitelerde temsil edilen 3 partinin yer alacağı bir koalisyonu devreye koyacak uzlaşma kültürümüz, yaşanan acı deneyimler karşısında geliştirilebilmeliydi… Ama heyhat!.. Geliştirilmedi işte… Siyaset kurumumuz seçime kadar halka tedirginler yaşatmayacak demokratik bir uzlaşmayı yine beceremedi… Yazık!..
***
MUHATABI OLMAYAN O GENEL GREV: Sendikalar, 5 Kasım Cuma günü, saat 08.00 ile 12.30 saatleri arasında, 112, Acil ve Yoğun Bakım servisleri hariç tüm iş yerlerinde genel grev uygulamasına giderken muhatapları kimdi?.. Bari kendilerine muhatap olacak bir hükümetin kurulmasını bekleselerdi… Ortada henüz hükümet bile yokken genel grev!.. Kime karşı ve kime ne anlattı gövde gösterisi nitelikli bu genel grev?… Yeni hükümet daha işe başlamadan verilen gözdağı!..
Sağlık servisleri grevine gelince… Güney Kıbrıs’ta savaş günlerinde yaralı Türklere “Ben doktorum, Hipokrat andım var” diyerek tedavi ve şifa götüren Rum doktor Dimitriadis’in ölümüne bizim taraftan da taziyeler sunulurken, Türk sağlıkçıların salgın sürecindeki bu yeni grevi oldukça düşünce üretti… Hipokrat andı bir martaval değildir… Her koşul altında geçerli olmalı…
 ***
ÇEVRE TEMİZLİĞİ: Organizasyonu başarılı bir kurultay düzenler de çevre temizliğine özen göstermezsen işte böyle muhaliflerinin diline düşersin… “Onlar kirletti, biz temizledik” göndermeleri, böbürlenmeleri… Fazladan çöp bidonları yerleştirilip temizliğe riayet anonsları yapılamaz mıydı sanki?.. Hoş, bizde hangi kalabalık toplantı olur da o toplantı mekânında çöp üretilmez ki!.. Mesela merak ediyorum: Cadılar Gecesi’nin sabahında Dereboyu’na yolu düşenlerimizin gözlem ve duyguları ne merkezdeydi?..
***
13’NCÜ MAAŞ: 13’ncü maaş ödenebilir mi, ödenemez mi tartışmaları sürerken emekli bürokrat Ahmet Erdengiz’in adresime attığı şu açıklaması yeterli bir aydınlatma olabilir mi?:
“Aralık ayı maaşı her yıl olduğu gibi bu yıl da KKTC Merkez Bankası’nın yıllık kâr fonundan ödenecek. Tek fark, bu fon bu yıl kullanıldığında, gelecek yılın kârına mahsup edilecek. Büyük olasılıkla 13’ncü maaşlar da aynı hesaptan karşılanacak. Ocak ayına 13’ncü maaş ödemesi yapılmadan girilmez… Sadece yasal zorunluluktan dolayı değil, malûm erken seçim de var!..”
Benim notum: Bankalar da bunun bilincinde olmalı ki, 13’ncü maaşı çoktan hak sahiplerine kredi olarak verdiler…
***
AVUSTRALYA’DAN SİTEM: “KKTC’ye girişte talep ettikleri belgeleri gönderdiler eşim için… Sanki de gelmeyin demenin Türkçesi, pes vallahi, başka da bir şey yazmak istemiyorum. Biz gerçekten hâlâ Devlet olamamışız, neler karıştırdığımız, neler yaptığımız belli değil.. Şener Sözer.”
Benim yorum yapmama gerek var mı?.. Yoktur… “Ya sabır” demekten başka.
 ***
TOGG GELİYOR: Türkiye’de TOGG adı verilen yerli elektrikli otomobiller artık trafiğe çıkmak için gün sayıyor… TC Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı konuşmada, yerli elektrikli otomobil TOGG için yıl sonuna kadar yapılan yatırımın 3.5 milyar lirayı bulacağını belirterek, “Araç 2022’de üretim bandından inecek” dedi. Yeni araba almak ya da arabasını yenilemek isteyenlerin dişlerini sıkıp bir müddet daha beklemelerinde yarar var… Çünkü TOGG’un ekonomik özellikleri, kalitesi, konforu ve donanımları hakkında verilmekte olan bilgiler bu sabrı gerektirecek nitelikte…
***
REHAVETE YER YOK: Covid 19 ile mücadelede son bir hafta içinde dış ülkelerde umut verici bir gelişme yaşandı. Salgının yayılma hızı ivmeyi aşağı doğru çevirerek son üç ayın en düşük rakamına geriledi. Ancak mücadeleyi gevşetmek, rehavete kapılmak en büyük yanlış olur… Hepimizin daha rahat bir kış geçirmesi ve salgının kontrol altında olması için aşılamanın hızlanması, özellikle hatırlatma dozlarının yapılması gerekiyor… Bu arada grip aşısı, kasım ayına girmemize karşın hâlâ KKTC’ye ithal edilemedi… Bundan sonra gelse de ne yazar?..
***
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ: İnsanlığın ve dünyanın geleceğini ciddi şekilde tehdit eden iklim değişikliği sorunsalı gündemin en önemli evrensel konusu… Bizde ise bu konuya zerre kadar ilgi ve odaklanma yok. Biz sanki bu evrenin dışındaymışız gibi, tamamen kronik iç sorunlarımızla cebelleşmekteyiz!.. İklim değişiklikleri bizim siyasal iklimimizle tanışmadı henüz… Evrensel iklim değişikliği sorunsalıyla Kıbrıs Akdeniz’e gömülmeye başladığında mı ilgileneceğiz?..
***
TA KARADENİZ’DEN GELEN SİNERJİ: “Sn. Ahmet Tolgay Hocam; bizi o kadar çok konuda aydınlatıyorsunuz ki; nasıl ödeyeceğiz borcumuzu inanın bilemiyorum. Hz. Ali bir harf öğretene bin yıl köle olduğuna göre, biz yandık!.. Ama siz de köleler oluşturmakla suçlanabilirsiniz!.. Özü ortaya çıkarmak, öze sadık kalma gayreti, kitlelere ulaşma yeteneği, etkileşim, bunlara bir de edebi tat ekleme… Ve bunların hepsini sunma gayretiniz… Biz hoşnutuz, çoook teşekkür ederiz… Karadeniz’den Kıbrıs’ın güzel insanlarına selam olsun… Sevgiler, saygılar… Enver TÜRKMEN”
Ta Karadeniz’den gelen bu sinerjiye nasıl teşekkür etsem bilmem ki… Her türlü teşekkürde kelimeler gerçekten yetersiz kalır… En iyisi, doğruları yazmaya, hep yazmaya devam… Bizden beklenen de budur zaten… Eksik olma Enver Türkmen kardeş…

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





GÜNEŞİ BALÇIKLA SIVAMA ÇABASI: Güney Kıbrıs’ta kendine “Girne Kaza Mahkemesi” adını veren bir kurum, mal kullanım hakkını kaybettikleri gerekçesiyle Türkiye aleyhine açtıkları davada dört Kıbrıslı Rum’a 39 milyon Euro tazminat ödenmesi kararı verdi… Girne’deki taşınmazları da 48 gün içinde kendilerine iade edilmeliymiş!.. Emirleri olur!.. Uyduruk mahkeme kararlarıyla Kuzey Kıbrıs’ı toptan teslim alabileceklerini mi sanıyorlar?..
1974 göçmeni Rumlar terk ettikleri mallarını kullanamadıkları gerekçesiyle Türkiye aleyhine dava açmaya kışkırtılıyorlar… Bu da, o sürecin bir parçası işte… Adalet aradıklarını iddia edenler önce 11 yıl süreyle mallarını kullanma hakkından yoksun bıraktıkları binlerce Türk’ün tazminatını versinler…1960’tan önce EOKA tarafından göçe zorlanan Türklerin sayısı da az değildir hani… Kıbrıs sorununun 1974’te başladığı martavalının esas amaçlarından biri de zaten 1974 öncesi korkunç Türk mağduriyetlerini örtbas etme aklıdır… O dönemde Türklerin maruz bırakıldıkları adaletsizlikler, kıyımlar ve zulümler örtbas edilmeye çalışılıyor…
Güneşi balçıkla örtme çabası!.. Güneşin balçıkla sıvanamayacağının en belirgin tarihi göstergeleri ise daha 1964’de BM tarafından hazırlanan Ortega Raporu, BM kayıtlarına geçen yığınsal çapulculuklar, Türk liderliğinin bazen günde birkaç kez BM’ye yazdığı yakınma ve “imdat” yazıları ile en sonuna AİHM tarafından kurgulanan KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu’dur…
***
ANİ VE BEKLENMEDİK ÖLÜMLER: Gün geçmiyor ki ani ve beklenmedik ölümlere dair şok edici bir kara haber alınmamış olsun… Çoğu da erken ölüm… Kimi zaman bu trajik zincirin halkalarını toplumca tanınmış isimler de oluşturuyor… Toplumun önemli gündeminde olan bu tür ölüm olaylarına ilişkin uzmanlar “Covid 19 salgınından değildir” açıklamasını yapsalar da, ölümlerin bu salgınla bir bağlantısının olduğu gün gibi ortada… Şöyle ki, ürkütücü salgın ortamı sağlıkla ilgili düzeni, anlayışı ve toplumsal alışkanlıkları da alt üst etmiş durumdadır… Çoğu kişi sağlık birimlerine ve doktorlara ulaşabilmekte zorlanıyor… Kimisi o ortamlara girme fobisinden, kimisi randevuların çok gecikmeli verilmesinden… Sadece devlet hastanelerindeki doktorlar değil, özeldeki kimi uzman doktorlar da randevuları uzun vadede verebiliyorlar… Sayısı yüz bine yaklaşan üniversite öğrencilerinin de ek bir nüfus olarak devlette ve özelde sağlık kapılarına yığıldıkları da gözleniyor…
Bu acı gerçekler karşısında resmi ve özel sağlık kurumlarımız talebe karşılık veremeyecek duruma gelmişse, bunun üzerinde artık özen ve önemle durmalı, sağlık düzenini durumun getirdiği yeni anlayışla, yapıcı ve yaratıcı bir ruhla ele almalı… Özeldeki sağlık hizmetlerinin tedavisi, bakımı, ilacı ve araç gereciyle son derece pahalı duruma geldiğinin de altını çizmeli… Bunun da çaresi devletin sağlık hizmetlerini çok iyi organize etmek ve donatmaktır… Sağlık, maddi tasarrufu asla düşünülmeyecek yegâne konudur…
 ***
UBP KURULTAY TARTIŞMALARI: Hasan Taçoy ve Faiz Sucuoğlu’nun o meşhur kurultayda ikinci turda yarıştan çekilmeleri konusu halâ tartışılıyor… Nasıl tartışılmasın ki?.. Eğer yarıştan çekilmeselerdi o kurultay tamamlanmış olacak, bugünün yeni kurultay tartışmaları yaşanmayacak ve tabii ki erken seçim de yapılmış olup şimdi iktidarda istikrarlı bir hükümet işbaşında olacaktı… Hatta Cumhuriyet Meclisi’nde de durum duru olacaktı… Kurultaya müdahalenin Türkiye’den geldiği iddiaları, sanki o müdahale yapılırken iddia sahipleri bilfiil oradaymışlar gibi ısrarla gündemde tutuluyor… Taçoy ile Sucuoğlu eğer Türkiye’nin tercihleri değilse, şimdi neden onlar yeniden UBP Genel Başkanlığı’na iddialı birer adaydırlar?..

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





NİSAP, AH NİSAP: Ülke yasa gücündeki kararnamelerle yönetilmeye mi zorlanıyor?..
Nisap sorunu yaratarak Meclis’i çalıştırmayanların ve Meclis çalışmalarına katılmayanların Meclis’ten uzak durarak maaş aldığını öne sürdükleri ve kınadıkları Hüseyin Özgürgün’den göreve bağlılık ve devamlılık bağlamında ne farkları kaldı Allah aşkına?.. Kaldı ki, Özgürgün sunduğu istifasını Meclis’e kabul ettirememişti…
Meclis oturumlarının açılmaması halinde kendi milletvekili maaşını iade edeceğini açıklayan “Millet Partisi” Başkanı, Lefkoşa milletvekili Bertan Zaroğlu “Çalışmayan Meclis’ten maaş da almasın” diyor… Gelin de bu denilenlere “bravo” demeyin… Ama şimdi diyeceksiniz ki “salona girmeyenlerden biri de o…”  Olabilir… O da kendi siyasal oyununu oynamakla meşgul…
Muhalefetin taktiği de bellidir zaten… Seçim hükümetinde kendilerinin de bulunması gerektiğini düşünüp bunu dayatıyorlar, nisap sorununu koz olarak kullanıyorlar… Da, iktidarda olanlar zor bir seçime giderken başkalarını da iktidarlarına neden ortak yapsınlar ki?..
***
UYUŞTURUCU BATAĞI VE KKTC’NİN İMAJI: Toplumumuzu içine çekmekte olan dehşetengiz uyuşturucu batağı gündemin baş sıralarındaki yerini gittikçe daha belirgin hale getiriyor… Ciddi şekilde kaygılanmamak elde değildir… Haber bültenlerine ve gazete manşetlerine yansıyan olaylar kadar, dilden dile dolaşan söylenceler de ürperti vericidir… KKTC Narkotik Polisi’nin bu bataklığı kurutmak adına verdiği mücadele elbette ki takdire şayandır… Bu bağlamda gecesini gündüzüne katarak uğraş veren polislerimizin sınır tanımayan özverisi göz yaşartıcıdır… Ama narkotik tablodaki kötü ve zehirli ibrenin sürekli yükselişi, bu mücadelenin yetersiz kaldığının da acı göstergesidir… Hem Narkotik Birimi daha da güçlendirecek ve etkinleştirecek önlemlerin zaman yitirmeden alınması ve hem de toplumu bu ölümcül narkotik akıma karşı organize edecek bilinçlendirme kampanyalarına ivme kazandırılması şarttır…
Uyuşturucu salgını toplumu ve özellikle toplumun genç unsurlarını biteviye zehirlemek ve sağlıklı, kaliteli, verimli yaşamdan koparmakla kalmıyor, ülkenin imajı üzerinde de yıpratıcı etkiler yaratıyor… Bir üniversiteler, eğitim ve turizm ülkesi olan KKTC’nin adının asla uyuşturucu olgusuyla birlikte anılmayacağı mutlu günlerin beklentisi içindeyiz… Bu beklentinin gerçekleşmesine toplumsal tüm bireyler ve kurumlar en özverili katkıyı koymalıdırlar… Ülke ve halk adına alınacak önlemlerde tümden birleşilmeli… Çünkü KKTC’nin geleceği hiç bu dönemdeki kadar uyuşturucu salgınının tehdidi altında kalmamıştı… Güncel acı gerçeğimiz budur…
***
AKEL GERÇEĞİ: Türklere karşı izlediği ENOSİS’çi ve hakimiyetçi tavrı nice belgeyle kanıtlanmış olan AKEL’in yeni Genel Sekreteri Stefanos Stefanu’nun açıklamaları dikkate değerdir… Rum Lider Nikos Anastasiadis’in 1960’a dönüş önerisine de karşı çıkan Stefanu Rum halkını kışkırtırcasına ve Türk halkını da aşağılayarak soruyor: “Yani Ersin Tatar Cumhurbaşkanı Muavini mi olacak?.. Rum Milli Muhafız Ordusu’nun başına Savunma Bakanı olarak bir Türk mü geçecek?..”
Hazret 1960 düzenine bile razı değil…
Stefanu kendi milli, siyasi ve toplumsal idealleri açısından Anastasiadis’e tepki koymakta ve bu soruları sormakta haklıdır… Amenna!.. Ama bu kişiyle ve bu kişinin partisiyle birlikte Derinya’da sözde barış ve birleşme şovlarına içimizden gidip de katılanlarımız ne kadar haklı?.. AKEL’in de, Genel Sekreteri’nin de Kıbrıs sorununa ve Türk halkına bakış açısı belgelerle kanıtlanırken, onlarla omuz omuza sözde barış ve çözüm mücadelesine girişmek nasıl bir şey?..
***
AŞILAR KONUSUNDA KRİTİK AÇIKLAMA: Şimdi gelin de karamsarlığa kapılmayın… BioNTech’in kurucu ortaklarından ve aynı zamanda şirketin CEO’su olan Uğur Şahin, Covid-19 aşısının etkinliğiyle ilgili açıklamalarda bulunurken mutasyona uğrayan virüse karşı korunmak için gelecek yılın ortasına kadar yeni bir formülasyona ihtiyaç duyulacağını söyledi… Financial Times’a konuşan Şahin, Koronavirüs’ün mutasyona uğramaya devam edeceğini ve bu durumun da şu an kullanılmakta olan Covid-19 aşısının yarattığı bağışıklığı azaltacağını söyledi…
Uğur Şahin’in söylemlerinde aşıya kuşku ve kaygıyla bakanları haklı çıkaracak bir içerik var… Vay ki ne vay!.. Gerçekler açıklanırken bu kadar da radikal olmanın gereği var mı?!..

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





ADLİ SORUNLARIMIZ VE ADALET BAKANLIĞI: Yüksek Mahkeme Başkanı Narin Ferdi Şefik, yeni adli yılı artık bize çok tanıdık gelen o geleneksel açıklamalarıyla bir kez daha açarken tüm ilgililerden beklenen destek ve yardımların altını da yeniden çizdi… Gelenekselleşen adli sorunlar bir kez daha teker teker sıralandı… Ama ne sorunlar!.. Ve kimin umurunda!… Mukayyitliklerde bina ve personel yetersizliğinden adli dosyalar bile kayboluyormuş!.. Dilerim organize suçun elleri oralara dek uzanmamıştır… Gittikçe yığılmakta olan binlerce dava dosyasıyla nasıl başa çıkılabileceğinin kaygısı önümüze bir kez daha konulmuş oluyor adli yılın başlangıcında…
Gelgelelim, bu ülkede geciken adaleti adaletsizliğe dönüştüren yığınsal sorunlarla çözümleyici bir ruhla ciddiyetle ilgilenilecek yerde Adalet Bakanlığı görüşünü ortaya atanlar da var… Sorunlarla boğuşan adli sistemimizi esenliğe çıkarma çabası yerine bu sorunları fırsat bilerek siyaseti bu konuda da nemalandırma işgüzarlığı… Bu denli politize olmuş kafalardan değil adalet adına, hiçbir konuda çözümleyici hamleler beklenemez…
***
BİR OKUR MEKTUBU: İmzasını saklı tuttuğum okurumun şu yazdıkları oldukça düşündürücü: “Ahmet Bey, Yargıdaki en önemli sorun müvekkillerinden daha fazla ücret almak için bazı avukatların 15 dakikalık duruşma ile karara bağlanabilecek davaları 3-4 yıl uzatmalarıdır. Ben kiracımı dava ettim. Dava dosyasının yargıç önüne gitmesi bir adli yıl aldı. Çünkü karşı tarafın avukatı savunmasını bilhassa yapmadı… Yasaya göre savunmasını bir ay içinde vermesi gerekirken oyalamak için savunmayı vermez. Ayrıca davayı uzatmak için benim avukatın ihbarının alınmamasını istedi. Daha sonra belirlenen duruşma tarihlerinde iki avukat anlaşarak 15 defa davayı tehir ettiler.
Ben gittiğim mahkemede duruşma yapılan odaları kontrol ettim. Tümünde yargıç elindeki takvimle davanın ne zamana tehir edilmesini sorar ve avukatlarla birlikte yeni duruşma tarihi belirlenir.
KKTC’de 39 yargıç var… 39 yargıcın her biri günde 3 davayı karara bağlaması durumunda 200 günde 23,400 davanın karara bağlanması gerekir. Bu gerçeği hiçbir hukukçu dile getirmez… Neden acaba?..”
***
NE OLUYOR BU TOPLUMA?: Doyumsuzluk, aşırı hırs, sahtekârlık, fırsatçılık….KIB-TEK ihalelerindeki şaibeli durumlar ve PCR testlerine ilişkin yolsuzluk iddiaları son günlerde yankılar yaratarak sürerken, şimdi de sınır kapılarındaki sigorta işlemlerinde bazı usulsüzlüklerin saptandığı bildiriliyor… Para Kambiyo ve İnkişaf Sandığı İşleri Dairesi, bazı sigorta şirketlerinin, yaptıkları sözleşmelerle sınır kapılarında sigorta poliçesi kesme haklarını para karşılığında başka sigorta şirketlerine devrettikleri ve ilk saptamalara göre toplamda 1 milyon 261 bin 600 Euro gelir elde ettiklerinin tespit edildiğini açıkladı. Ne oluyor bu topluma böyle, nereye bakılsa yolsuzluk ve usulsüzlük, ne tarafa dönülse çirkef kokuları, nereye el atılsa çürümüşlük… Ve acı gerçek: Çoğu şey etik olmasa da yasal!..
***
AŞI TOPLUMSAL YÜKÜMLÜLÜKTÜR: Fransa’da aşı yapmadıkları gerekçesiyle 3000 sağlık çalışanı işten atıldı… Aşı sorgulaması halen diğer devlet çalışanlarına da yapılıyor… Bir de bizdeki durumlara bakınız!.. Dünyada aşı yüzü görememiş milyonlarca insan varken, bizim toplum başta Anavatan Türkiye’nin bağışlarıyla adeta aşı denizine gömüldü… Hal böyleyken kimileri aşı beğenmez illaki marka seçimi yapar… On binlerce doz aşı son kullanım tarihi yaklaştığından geri iade ediliyor, kimileri “benim anayasal özgürlüğüm var” diyerek aşıyı reddeder. Dahası bunlar başkalarını da aşı olmamaya kışkırtarak tüm toplumun anayasal sağlık ve yaşama haklarını ihlal eder… Şımarıklık diz boyu!.. KKTC resmi nüfusu 380 bin, ama bu nüfusun yarısı aylardır aşılanamadı…
***
LAFA BAK: ELAM Başkanı Hristos Hristu, “Kıbrıs Cumhuriyeti” bayrağına, bir Kıbrıslı Türk tarafından çizildiği ve iki ayrı unsuru yansıttığı gerekçesiyle mesafeli olduklarını açıkladı… “Bizim tek bayrağımız var, o da Yunan bayrağıdır” dese ya doğrudan… Zaten Yunan bayrağından başka bir bayrak taşıdıkları da yoktur ELAM’cılar olarak… (Not: Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağının şeklini belirlemek için yarışma düzenlenmiş ve bu yarışmayı kazanan Kıbrıslı Türk sanatçı İsmet Vehit Güney olmuştu. ELAM bu tarihi gerçeği bile kabullenemiyor.)

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





O KADIN HAKLARI SAVUNUCULARI NEREDE?: Hollandalı Parlamenter Liane den Haan’ın, KKTC’yi ziyaretine, Turizm ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu ile gayrı resmi görüşmesine yapılan orantısız saldırıların yankıları sürerken, önemli bir kadın daha Rum saldırganlığına maruz kaldı… BM Barış Gücü Komutanı Norveçli Tümgeneral Ingrid Gjerde Güney Kıbrıs’takilerin inanılmaz saldırılarının, hakaretlerine ve aşağılamalarına hedefi oldu… Hatta adadan kovulması da istendi… Suçu KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ziyaretinde bayraklı ve Atatürk’lü makamda fotoğraflarının yayınlanması… Ben tüm diğer olguları bir yana bırakarak, hele hamasete de hiç gerek duymayarak uygar bir kadın olan cesur Haan’ın arkasından Ingrid Gjerde’nin de maruz bırakıldığı bu çirkinliklere önemle dikkati çekmek istiyorum… Bir kadına asla yapılmaması gereken alçakça nobranlığa karşı kadın hakları savunucuları, kadın örgütleri, özellikle siyasi partilerimizin kadın kolları ve kadın siyasetçilerimiz sus pus oldular… Ya kadın yazarlarımız?.. Bizimkiler bu uygar Avrupalı kadınlara karşı uygulanan organize ırkçı şiddete hiçbir tepki koymadılar ne yazık… Bundan sonra kadın hakları konusunda hiç konuşmasınlar, tek sözcük etmesinler, tek satır yazmasınlar… Vicdan sahipleri tarafından kaale alınmayacaklardır…

***

İŞTE MUHALEFETİMİZ: Hükümeti oluşturmak söz konusu olduğunda bu siyasal sorumluluktan fellik fellik kaçıp ülkeyi haftalarca hükümetsiz bıraktıklarını halkın unuttuğunu sananlar, şimdi saat başı demeç patlatıp hem bu zoraki hükümeti yerden yere vuruyorlar, hem de derhal istifasını istiyorlar… Tutun ki etti… Bu zoraki hükümet istifa etse ne olacak yani?.. Analitik yanıt beklenir bu soruya da!..

Acı gerçeğimiz şu: Eninde sonunda erken seçim yapılacak, ama bugünkünden pek de farklı bir Meclis aritmetiği oluşturulamayacak… Bu ülke, bu halk siyasal basiretsizliğe mahkûm… Rejimi değiştirmekten başka çare yok…

***

BEKLENTİ: Koronavirüs testlerinin günlük maliyetinin 1 milyon TL’ye ulaştığını duyuran Başbakan Ersan Saner’den o 10 kuruşluk benzin fiyat indiriminin neden yapıldığını da açıklamasını bekleriz… Tüketiciye hiç yararı olmayan, ama devlet hazinesinden dışlanan bir gelir!.. Bu gelir testlerin günlük maliyetine olumlu bir katkı sağlamaz mıydı?..

***

GÜZEL ŞEYLER DE OLUYOR: Buradan selamlarım olsun kısıtlı teknik olanakları içinde elektrikli araba ve tarımsal amaçlı drone üretmeyi başaran Sedat Simavi Endüstri Meslek Lisesi öğrencileri ile öğretmenlerine… Pandemide eğitimin de geri viteste olduğu bu dönemde kutlanmayı hak eden bir başarı örneği… Bize “güzel şeyler de oluyor” dedirten ender olaylardan biri…

***

İNSANLIK SUÇU: İki yıldır insanlığın yakasından düşmeyen o ölümcül ve şerefsiz virüs dünya genelinde dur durak bilmeden hızla yayılıyor… DSÖ açıklamasına göre şu anda dünya genelinde kayda geçen 250 milyon dolayında Covid 19’lu var.. Dehşet!.. Aşılanmamak ve hele aşılanmamayı teşvik etmek çok ciddi bir sorumsuzluk ve bir insanlık suçu!… Bu konuda hurafelere değil,  bilime kulak vermeli…

***

BORDÜR KAZALARI: Bordürlerin ki çoğu kişi bunlara “refüj” der, trafik kazalarındaki rolü görmezlikten gelinemez artık… İçinde “refüj” sözcüğü geçen kazalara sıkça tanık oluyoruz…. Refüjlerin sürücülerin dikkatini çekmesi için bordür taşlarının siyah – beyaz boyanmış olması gerekir… Özellikle geceleri karanlık yollardaki bu boyanmamış refüjü izleyemeyen sürücü bunlara çarptı mı kaza kaçınılmaz oluyor… Hele de araba hızlı seyrediyorsa…

***

ÜRKÜNÇ OLASILIKLAR: Bülent Ersoy’un 21 kişilik orkestrasına sahte PCR belgesi sağlayan iki zanlının duruşmasında ortaya çıkan gerçek şu ki, polis sahte PCR belgelerinin Whatsapp üzerinden ilgili adreslere gönderildiğini saptadı… Üç kâğıtçılık ahtapotun kolları gibi her yana yayılırken, şimdi şu soruların akla gelmesi kaçınılmaz oluyor: Sipariş toplayan organize bir şebeke faaliyeti mi söz konusu?.. Başkalarına da sahte benzeri belgeler sağlandı mı?.. Bu tür belgeler sağlandıysa sayısı ne kadar?.. Sahte sağlık belgeleri ve hatta sahte adapass dağıtan başka yasa dışı organizasyonlar da var mı ülkemizde?.. Aşı karşıtlığı adeta gözler önünde örgütlenirken, bu tür suçlarda da örgütlenme olması beklenmeyen durum değildir… Polisimiz bu bağlamda sağlam bir çalışma yürütüyor… Kutlarız…

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





TARİH OBJEKTİF OLMALI: “Onlar yaptı, ama biz de onlara yaptık” iddiası toplumsal tarihimizin ayrıntılı ve doğru dürüst yazılıp tedrisata konulmasına karşı çıkanların beylik malzemesidir… Ve bu malzeme artık o kadar klişeleşti ki, Kıbrıs’a dair acı gerçeklerden her söz ettiğimizde karşımıza çıkar oldu…
Benim şahsen itirazım yoktur onların yaptıklarının da, bizim yaptıklarımızın da tarih kitaplarındaki gerçekçi yerini bulmasına… Kronolojik bir sırayla ama… O zaman çok iyi anlaşılacak husus şudur ki, onların yaptıklarının yanında bizim yaptıklarımız devede değil kulak, kıl bile değildir ve de etkilere tepki vermekten başka bir anlamı da içermez…
Kıbrıs Türk halkının bu adada ırkçılık ve yayılmacılık uğruna çektiklerini önemsizleştirmek, ölçüsüz mağduriyetleri ört bas etmek eğer “barış” adına yapılıyorsa, barışın kutsallığına da ihanet edilmektedir… Sürdürülebilir barış, kafalar kuma sokularak sağlanamaz… Yol gösterici olan objektif tarih, gerçek barışçıları asla ürkütmez…
***
ÇİPLENMEK Mİ?: İnsanlara aşı yoluyla emperyal baronların çiplerinin zerk edildiğini öne sürmek, aşıya karşı olanların ve başkalarını da aşıdan uzak durmaya kışkırtanların gülünç referansıdır… Aşıya boş verin, zaten hepimiz çiplenmiş durumdayız… Yaşamımızın bir parçası ve hatta bedenimizin doğal organları durumuna gönüllükle getirdiğimiz şu internetli bilgisayarlarımız ve akıllı telefonlarımız sayesinde!… Aşılanmanın çiplenme olduğunu sinsice yayan da zaten bu vazgeçemediğimiz aygıtlar değil mi?..
 ***
TEK DİŞİ KALMIŞ O CANAVAR: Mazlum ve mağdur uluslar başlarının çaresine baksınlar, “tek dişi kalmış medeniyet” namlı o insan güruhundan asla uygarlık adına yardım beklemesinler… İşte bu acı gerçeğin yeni ve katı kanıtı, çok güncel şu Afganistan trajedisi… Demokrasi, adalet ve uygarlık getirmesi adına ülkelerinin kapılarını açtıkları güçler, şimdi onları kara bahtlarıyla baş başa bıraktılar… Üstelik sorumlusu oldukları trajediyle dalgalarını da geçiyorlar… ABD kargo uçağının iniş takımlarına saklanan, sonra da metrelerce yüksekten düşerek ölenleri bile alaylarının ve eğlencelerinin konusu yaptı o tuzu kuru acımasızlar… Bu nasıl bir ruhsuzluk?. Üzerinde “Kabil Atlama Kulübü 2021” yazan iğrenç tişörtler, sözde yasaklamalara karşın halen çok revaçta!.. Moda’nın gaddar yüzü, rezil duyarsızlıklarla birleşti…
***
ADI İLE MÜSEMMA: Batı siyasetinin çıkarlar karşısında şekilden şekle giren gaddar yüzü ise bir başka nobranlık… Estonya Başbakanı Kaja Kallas’ın gafı, onun aynen adı ve soyadı gibi “kaya” ve “kalas” yaratılışlı olduğunu gösterdi bize… Bu hatunun adı “Kaya Kalas” şeklinde telaffuz edilir… Yani kendileri, adı ile müsemma!..
Başbakanın, zarif bir kadına hiç de yakışmayacak nobranlığı “10 Afganlı mülteci alabiliriz” açıklamasına gösterilen tepkiler üzerine “E hadi bu sayı 30 olsun” pazarlığına dönüşen söylemlerine yansıdı… Kolay mı hem kaya hem de kalas olmak!..
***
YUNAN UTANÇ DUVARI: Ya mültecilerle ilgili nemrut politikası dillerde dolaşan AB üyesi Yunanistan’ın yaptığına ne buyrulur?.. Olası mülteci sızmalarını önleyebilmek için Trakya’da Türkiye ile olan sınırına 40 kilometrelik çelik duvar çekti Yunan… Neden çelik?.. Gerektiğinde elektrik verebilmek için!.. Tarihe karışmış olan Berlin Utanç Duvarı bile ne çeliktendi, ne de elektrikliydi…
Berlin Utanç Duvarı’nın azabını hâlâ yaşamakta olan AB’nin patronu Almanya nasıl duyarsız kaldı bu Yunan utanç duvarına?.. Büyük olasılıkla çelik utanç duvarının proje finansmanı da AB tarafından karşılanmıştır…

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





DAHA DOĞAL NE OLABİLİR: Okullarımızdaki tarih derslerinin yetersizliğinin ve bir üniversitemizde “Üniversitelerde Kıbrıs Türk Tarihi Öğretimi” konulu panelin gündeme gelmesi bazı çevrelerde neden bu kadar hareketlilik yarattı, bu tepkiler niye?.. Panelde söz alan TC Büyükelçisi Ali Murat Başçeri ile Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Muhammet Hekimoğlu’na karşı etik dışı o söylemlerin ne gereği var?… Olmuyor, olmuyor…
Bir ayrıntı gözden kaçırılarak desteksiz atışlar yapılmakta… Bu panelde yeterli tarih dersleri bağlamında söz konusu edilen üniversitelerdir, devlet okullarımız değil… Olayın açıklaması Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Olgun Amcaoğlu’nun şu vurgusunda: “KKTC üniversitelerinden 20 yılda 250 bin yüksek öğrenim öğrencisi mezun oldu. Bu öğrencilerin Kıbrıs Türk tarihi hakkında bilgilendirilmeleri, ülkelerine artık çantalarında Kıbrıs Türk tarihi ve Kıbrıs Türk mücadele tarihiyle ilgili bir kitapla dönmeleri ne kadar iyi olur…”
Peki soruyorum: Üniversitelerimize en fazla öğrenciyi gönderen Anavatan Türkiye olduğuna göre TC’nin Büyükelçisi’ nin ve Türk Tarih Kurumu Başkanı’nın o panelde söz alarak görüşlerini, öneri ve dileklerini açıklamalarından daha doğal ne olabilir?… Onlara karşı ne bu şiddet, bu celal?!..
***
AÇIKLANMAYA MUHTAÇ KONU: CTP Genel Merkezi’nden gündemde olan tarih eğitimi konusunda yapılan açıklamadan: “….2004 – 2008 döneminde yine CTP’nin koalisyonun büyük ortağı olduğu dönemde tarih kitapları, tekrardan düzenlenmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin şu anki Dışişleri Bakanlığı görevini yürüten Sn. Mevlüt Çavuşoğlu’nun da içerisinde yer aldığı Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi bu çalışmaları takdirle karşılamıştı. Bunun sonuncunda Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi, Güney Kıbrıs’a da tarih kitaplarını, barışı merkezine alan bir eğitim sistemine geçilmesi yönündeki telkininde bulunmuştu.”
Şu sorunun yanıtını da alsak iyi olacaktır düşüncesindeyim: Biz takdir aldık da, Güney Kıbrıs’ın o Avrupa Konseyi telkinleri karşısındaki tavrı ne olmuştur?.. Çünkü yayımlanan bildiride bu soruya yanıt oluşturacak nitelikte hiçbir ifade yoktur…
 ***
İNCİL ÜSTÜNE: Gözlemci bir okurumun Güney’deki bir kilisede tanık olduğu İncil olayını sosyal medya sayfamda paylaşması üzerine gördük ki, Ortodoks kilisesi ve tabii ki İncil savunucuları da var aramızda… Hem de nasıl!.. Bu okurumun bir ek olarak İncil’in girişinde tanık olduğu iki vurgu şunlar imiş: “EY RAB; KONSTANTİNA’YI BİZE İADE EYLE, YAVRULARIMIZI DA TÜRK DÜŞMANLARIMIZDAN KORU…”
İşte böyle bir tespitin ifşasına tepki gösterenler hangi İncil’i, İncil’in hangi versiyonunu savunuyorlar acaba?.. Bu arada öyle bir kiliseyi savunuyorlar ki, o kilise bu talihsiz adadaki tüm kötülüklerin öncüsü ve müsebbibidir… Türk düşmanlığının bayrağını açmış ve ırkçılıkla fanatizmin batağına soktuğu sadık cemaatini bu bayrak altında toplamıştır…
Ve bir gerçeğe değinmeliyim: Tek kitaptan ibaret olmayan İncil’in Kıbrıs Ellenizmine özgü yeni bir versiyonunu yazacak kadar Türklük düşmanı Ortodoks ruhaniler de var Kıbrıs’ta… “İncil” diye lanse edilen ve hatta Türkçeye çevrilip Kıbrıs Türk toplumu arasındaki Hıristiyanlara da dağıtılan kitapların hiç biri orijinal değildir… Yani İsa peygamberin uğruna çarmıha gerildiği ve son nefesine dek anlatmaya çalıştığı ruhani fikirleri tam olarak içermiyor… Hıristiyanlıkta din ve İncil istismarcılığı öylesine dehşetengiz ki… Bu istismarcılık tarih boyunca kanlı savaşların ve ürpertici entrikaların nedeni olmuştur…
Yahu, çok popüler Dan Brown romanlarını okumayanlar, hiç değilse o romanlardan üretilen filmleri indirip hele bir izlesinler… “Da Vinci Şifresi”nden başlayarak mesela…
***
MESUT MERTER HAKKINDA: Toplumsal yakın tarihimizi yazanlar sessizce aramızdan ayrılıyorlar… Bembeyaz atlarına binip sessizce ve vakur gidiyorlar… Sınavını ateşle vermiş yaratıcı ve cesur bir neslin veda geçişini izliyoruz hüzünle…
Sömürge zincirlerinin kırıldığı, 1950’lerdeki direniş günlerimizin o genç ve ateşin öncüsü, önder Rauf Denktaş’ın Cumhurbaşkanlığı sürecindeki ilk özel kalem müdürü, tiyatro ve radyo oyunları sanatçısı, Mersin Temsilciliğimizin kurucusu, bürokrat ve diplomat olarak toplumsal tarihimizde unutulmaz özverili izlerini bırakan, sportmenliğini karaktere ve yaşam biçimine dönüştüren Mesut Merter ağabeyimizi de hafta sonunda 82 yaşında yitirdik… Yaşamı çok zengin bu değerli insanımız Tatlısu’daki evinde yalnızken, tek başına ölümle buluştu… Acımız sonsuzdur… Ruhu şad, mekânı cennet olsun değerli bireyimizin… Başta çocukları, tüm yakınlarının başı sağ olsun…
Direnişin dev delikanlılarından olan Mesut Merter’i, 27 – 28 Ocak 1958 kalkışmasında, Girne Caddesi’nde bomba dumanları içinde ve kızlı – erkekli liseli gençlerin en önünde cesur ve dik yürüyüşüyle bayrak taşırken yansıtan görüntüler unutulmaz bir tarih sayfası olarak sonsuza dek yaşayacaktır… Mesut Merter, ilk konservatuar mezunu duayen kadın tiyatro sanatçımız Ayla Haşmetli’nin eski eşi ve UBP milletvekili Faiz Sucuoğlu’nun kayınpederidir…
***
GÜLE GÜLE GÜZİDE TUNÇ: İçimiz Mesut abimizin acısıyla yanarken, tam da bunun üstüne senin acın geldi… Radyoculuk tarihimizin kadife sesli cesur mücahidesi, yürekli kadın TMT’ci, otantik oyunlar “Alekko ile Caher”in Fatmalı’sı, mikrofonda tiyatroların iyi ve masum kızı… Vefalı yüreklerimizde yaşamayı sürdüreceksin… Ruhun şad, mekânın cennet olsun… Çok iyi yetiştirdiğin sevgili kızlarının ve halkımızın başı sağ olsun… Sana rahmetler okurken, kadife sesin kulaklarımızda çınlıyor… Gök kubbemizde hoş sedasını bırakan ve şimdi bandlarda belgeselleşen o eşsiz sıcak, sevecen, güvenli ve dost ses… Hiç unutulur mu?..

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





YEREL ÜRETİM: “Üretim, üretim” deriz de hemen aklıma geldi: Aylar boyu süren bir emekle ürettiğimiz şu balyaların yüzlercesini nasıl da cayır cayır yakmakta, hayvanları da açlığa mahkum etmekteyiz şu kavurucu yaz günlerinde.. .Kimisi kazaen, kimisi kundakçılıkla, kimisi basiretsizlikle ilgili bu yangınların… Yakın gelecekte yine hayvanlarımız için dışarıdan yem yardımı isteyeceğiz!.. Diğer yandan üretim alanından çıkışının birkaç misli fiyatla tüketiciye sunulan o ürünler… İthal edilen ürünler bizim yerel ürünlerden çok daha ucuz… Yerel ürünü desteklemek için elimiz raflara uzandığında, orada emsalini çok daha ucuz fiyatta görürüz ve mecburen ithal ürüne yöneliriz… Diyeceğim o ki, üretim dünyamız da bir alem!.. Eğri gemi, doğru sefer halleri…
***
DOĞALGAZ ATEŞİ YAKILDI: “Doğalgaz bulundu” demekle iş bitmez, inanç yerine oturmaz…  İllaki bunun ispatı da gerek… Olayın ispatı ise,  bulunan doğalgazdan kaynaklanan geleneksel ateşi yakmaktır… Ve Anavatan Türkiye bunu yaptı, bir güzel başardı, “doğalgaz haberleri asparagastır” diyenlerin ağzını yakılan ateşle kapattı…  Karadeniz’de keşfedilen doğalgaz ilk kez kamuoyunun gözü önünde törenle yakıldı…  Yakılma olayının öncesinde o tarihi günde TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da şu açıklamayı yapmak durumunda kaldı:  “Keşfettiğimiz ve yerin yüzlerce metre altından çıkarmaya başladığımız Karadeniz gazını bugün ilk defa yerinde yakacağız. Keşfettiğimiz gazın değerini mesnetsiz iddialarla düşürmeye çalışanlar, bugün burada yanan ateşe iyi baksınlar.” “Sakarya Sahası” bu mutlu ve tarihi olayın gerçekleştiği mekândır… Hayırlara vesile olsun… Ki hayırlara vesile olacağı kesindir… Karadeniz Doğal gazının tüketime yönlendirilmesi Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’ncü kuruluş yıl dönümü: 2023…
*** 

DUAMIZDIR: İnşallah tarihi Karadeniz ateşinden sonra, Türk doğal gazının ateşini yakın gelecekte Doğu Akdeniz’de de yakarız… Amini de benden… Gerçekleşmesi ciddi şekilde olasılık içinde olan bir duadır bu aslında…
***
KIYAMETE DOĞRU: Dünya büyük orman yangınlarıyla sarsılıyor… Anavatan Türkiye’deki yangınlar ciğerimizi ve yüreğimizi dağladı, ağladık…  Bırakınız çeşitli ülkedeki o büyük yangınları, dünyanın eko sisteminde yaşamsal rolü olan Amazon ormanları bile cayır cayır yanmakta… Ve her orman yangını küresel ısınmayı, korkunç iklim değişimlerini biraz daha fazla kışkırtmakta… Dur durak bilmeyen bu yangın paranoyasının sonu dünyamızın çölleşmesi, uygarlıkların da yok olmasıdır… Kıyamet belirtileri böylece ciddi şekilde kendini gösterirken ironiye bakınız ki, Rus Lider Vladimir Putin’in emriyle Rusya’da en gelişmiş kıyamet uçağının yapımına başlandı… Nükleer savaşın başlaması halinde Rusya’nın elit yöneticileri bu uçağa atlayıp evrensel felaketten kaçmayı deneyeceklermiş… Öylesi bir uçağın kalkışının olacağını, ama kalktıktan sonra dünyada inecek yer bulamayacağı hiç mi akıl edilemiyor?.. Bu arada dünyanın anlı şanlı zenginlerinin uzay yolculuklarına heveslenmeleri de boşuna değil… Onlar da dünyadaki kıyametten kaçışın planlarını yapmaya ve bunun senaryolarını yazmaya başladılar…
***
EMİNE SÜTÇÜ’NÜN MESAJIDIR: Eskiden ‘her insan bir fidan dikmeli’ diyorlardı… Şimdi her insan en az 10 fidan dikmeli… Bu bizim doğaya olan boynumuzun borcu.. Bütün duyarlığımızla bir kampanya başlatıp el ele vermeliyiz. Hatta yaşımız kadar ağaç diksek bu kaybı zor karşılarız… Ben kendi adıma bu misyonla ekmeye devam ediyorum. Tüm dünyada insanlar silaha yatırım yapacağına ağaca yatırım yapsa dünyamız zaten cennet olur…”

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





NEVER SAY, NEVER: Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB’nin Kıbrıs’ta iki devletli bir çözüm önerisini asla kabul etmeyeceğini yineleyip duruyor… Son Güney Kıbrıs ziyaretinde de yineleyip durdu nitekim… “Never say, never” – Charles Dickens (İngiliz yazar ve eleştirmen)
Ha, “Never Say, Never” adlı klasikleşmiş James Bond filmi de var… Toprağı bol olsun, Sean Connery’nin, “bir daha asla James Bond karakterinde görünmeyeceğim” iddiasından sonra çevirdiği o filmdir…
  ***
AMAÇ KÜLTÜR MİRASINI KORUMAKSA: Dökülen Mağusa Surları üstünde ağaçlar da türedi… Basında, bu konuda çarşaf misali fotoğraflar yayınlanıyor… Bir süre önce burçlar üzerindeki kuru otlar bir çalışma sırasında tutuştu, alevler tarihi yapıyı sardı… Merak ettiğim şu: Akkule’ye iki bayrağın dikilmesini sakıncalı görüp papara kopartanlar neden bu durumlara sessiz? Amaç kültür mirasımız olan eski eserleri korumak ve gelecek kuşaklara aktarmaksa, bu amaca ters düşen her olaya tepki konulması ve çare aranması gerekmez mi?
***
MERKEZİ CEZAEVİ TEHLİKENİN KUŞATMASINDA: Geçen hafta bir televizyon programında Lefkoşa Sanayi Bölgesi’nde Merkezi Cezaevi’nin etrafındaki çevre trajedisini ürpererek izledim… Alan yangınlarının ciddi şekilde gündemde olduğu bu yaz günlerinde barut misali kuru otlar insan boyunu aştı ve çöplerle birlikte Merkezi Cezaevi’ni kuşatmasına aldı… Orada bir yangın çıksa tam bir cezaevi dramı yaşanacak… Ama bu tür manzaralar karşısında “Allah korusun” demekle olmaz… Önlem gerek… Yüzlerce genç mahkûm yüksek duvarlar arkasında, kapalı koğuşlarda izole edilmiş durumda… Acil sorum şu: O yüzlerce mahkûm cezaevinin çevresini bu çevre riskinden arındırmak için gardiyanların gözetiminde organize edilemez mi? Oradaki genç atıl iş gücünü hiç değilse cezaevinin çevresini düzenlemek için İçişleri Bakanlığı neden harekete geçirmez?!…
***
TAM BATMA: KIB TEK elektrik kesintilerinden evlerde ve iş yerlerinde oluşan cihaz arızalarını tazmin edecekmiş!… Hadi ya!.. Durmadan kesinti yaparken, lambalar yanıp sönen neon ışıklarına dönüşürken öyle bir kaynak bulamaz, tam batar tıknefes olmuş bu kurum… Saatler süren elektrik kesintisi mi olur? Dağ başında bile olmaz…
***
KKTC TOSUNCUK DAVASININ SARMALINDA: Dolandırıcılıktan yargılanacak olan “Tosuncuk” namlı Mehmet Aydın’ın emniyette verdiği ifadede, KKTC adı da geçiyor… “Çiftlik Bank” projesini öncelikle internet oyunu olarak tasarladığını söyleyen Aydın, kurduğu oyuna yüksek katılım olunca içinde bir heves oluşmuş ve şirket kurmaya karar vermiş… Şirketini nerede kurduğunu da açıkladı: Aydın, “Sistemi Kıbrıs’ta kurduğum şirket üzerinden yönetmeye başladım. Zamanla şarküteri ve çiftlikler açtım” dedi. Merak edilen şu: Böylesi başka şirketler var mı daha KKTC’de?
***
AFGANİSTAN’DA MÜTHİŞ GELİŞMELER: Son haberlere göre, ABD birliklerinin çekilmeye başladığı Afganistan’da güç dengeleri Taliban lehine değişti… ABD askerleri ülkeden çekilirken, Taliban, Kuzeybatı’daki stratejik Badgis vilayetinin başkenti Kale-i Nev’e üç koldan büyük bir saldırı düzenledi. Şehirde büyük panik yaşanırken, hapishanedeki mahkûmlar da kaçtı. Kale-i Nev, şimdi Taliban’ın kontrolünde… Ve Taliban yeni saldırılara hazırlanıyor… Afganistan askerleri silahlarını bırakıp teslim oluyor, bazı gruplar da Taliban’a katılıyor… Bu gelişmelerin bizim için önemi şu: ABD oradan çekilirken, Türk askerinin göreve devamı konusunda anlaşmaya varıldı… Türk askeri her an Taliban’la karşı karşıya kalabilir… Peki Taliban’ın kurucusu kim: Bir zamanlar Afganistan Rus işgalindeyken, tabii ki ABD tarafından kuruldu bu Taliban!

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





KARTAL TİBET: Yaşama vedası adeta ulusal yasa neden oldu… Mekânı cennettir kesinlikle… Siyah – beyaz yapım “Bir Millet Uyanıyor” onun en beğendiğim filmidir… Bana o milletin daha kaç kez uyanması gerektiğini hep düşündürdüğü için…
***
HELE ŞÜKÜR: “Her yer karanlık” moduna girilirken, en sonunda o beklenen adım atıldı… Buna göre, Bakanlar Kurulu, KIB-TEK tarafından yapılacak olan jeneratörlerin tamir, bakım ve yedek parça temini kapsamında Kamu İhale Yasası’nın kurallarının dört aylık bir süre için uygulanmamasına karar vererek, bu kararını Resmi Gazete’de yayımladı… Olağanüstü durumlarda ihalesiz, hızlı operasyon… İlgili Bakan Erhan Arıklı, bu kararı üretebilmek için bile aylarca bürokrasiyle mücadele ettiklerini belirtti… Buna da şükür!.. Devletin hantallaşmasındaki o yoz bürokrasi faktörü göz ardı edilemez…
***
BİR ÇEVRE GÖZLEMİ: Geçen Cumartesi… Gönyeli Yenikent… Defne Sokak… Fırtınadan evin kapıları, pencereleri kapalı… Sokakta gürültü duydum, balkona çıktım… O anda tanık olduğum olayı, oldukça duygulanarak “Bravo Freinds” diyerek alkışladım… Fırtına, çöp dolu konteyneri kaldırımdan yola savurarak devirmiş… Çöpler etrafa savrulmuş durumda… Genç çift, devrik konteyneri teğet geçmedi… Arabalarını durdurarak indi… Konteyneri yerden kaldırdı, kaldırıma taşıdı ve saçılan çöpleri de tekrar konteynerin içine doluşturdu… Yanlarındaki su şişesinden ellerini yıkarken ben onları alkışlamayı sürdürüyordum… Bembeyaz dişlerini gösteren sevecen gülüşleri eşliğinde eğilerek zarif bir reveransla karşılık verdi alkışıma o genç AFRİKALI ÇİFT… Asfalt cadde ortasındaki devrilmiş konteynere, bakalım oradan geçen kaç kişimiz duyarsız kalmıştı… Onlar, Afrikalılar, aramızda bizlere ders veren çok güzel olayların da uygar özneleridirler aslında…  ***
JAMES BOND’A İŞ DÜŞTÜ: İddia o ki, İngiltere Sağlık Bakanı Matt Hancock’un hem istifasına, hem de eşinden ayrılmasına neden olan o skandal ihtiraslı öpüşme sahnesini kaydeden gizli kamera İngiltere’nin düşmanları tarafından, kamera bulunmaması gereken bir noktaya kötü amaçlarla ve gizlice yerleştirilmiş!… Hadi bakalım; majestelerinin öldürme lisanslı ajanı 007 James Bond’a şimdi yeniden iş düştü… Bul o düşmanı Bond, en erken zamanda!.. Ve hakkından gel!..
Bu arada parantez açarak belirtmem gereken ayrıntı da şudur: İngiliz kamuoyunun büyük bölümü skandalı farklı açıdan algıladı… Evli bakanın güzel danışmanıyla kırıştırması açısından değil, pandemi ortamında sosyal mesafeye bir sağlık bakanı olarak özen göstermemesi açısından… Yahu Coni’ler, kırıştırmanın da sosyal mesafesi mi olurmuş?..
***
TRENLİ GÜNLERDEN BUGÜNE: Tren, eski Kıbrıs’ta ulaşım ve taşımacılıkta çok önemli bir araçtı… Lefke – Mağusa hattında dumanlarını saça saça, istasyonlarda dura – kalka çalışır, binlerce insanı ve tonlarca ürünü taşırdı… Otomobil icat olunca trenin ülkeyle kurduğu mertçe ilişki de yok edildi… İngiliz sömürgeci, arabalarını, araba endüstrisinin yan ürünlerini ve arabalarla birlikte insan yaşamına giren trafik kazalarını tabasına satabilmek için romantik ve emektar treni ada yaşamından bir anda kaldırdı… Projesinde çok da başarılı oldu doğrusu… Kıbrıs şimdi bir araba cehennemidir… Hele de KKTC bayrağı altındaki Kuzey Kıbrıs!… Aman Allah’ım!.. İnsandan fazla araba!.. Bunun açıklaması basittir: Bizim yöneticilerimiz de trafik kaosunu durdurma adına toplu taşımacılığı kurumsallaştıracak yerde araba satışlarını teşvik eden bir politikayı içselleştirdiler… Çünkü araba furyası, devlet hazinesine en bol parayı akıtan kaynaklardan biridir…

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





KIB-TEK S.O.S. VERİYOR: O Felaketin 11’nci yıl dönümünde KTHY’nin batırılışını konuşurken, bir yandan da Elektrik Kurumumuz KIB-TEK’in iflasın eşiğine getirilmesini tartışıyoruz… Kendimize gelelim, sağduyulu, kurtarıcı ve basiretli olalım. KTHY’nin yere çakılması napalm bombası etkisi yapmıştı… KIB-TEK’in yere çakılması üzerimizde atom bombası etkisi yapar… Sorumsuzluk bir yere kadar…
***
QUO VADİS?!: Yakın geçmişte, bir dönem KIB-TEK Yönetim Kurulu Üyeliği yapmış olan Yusuf Avcıoğlu’nun bana attığı mesajdır:
“KIB-TEK son dönemde göreve gelen bütün enerji bakanlarının popülizm aracı haline getirildi. Kurumda irili / ufaklı hiçbir yatırım yapılmadığı gibi, yatırım için toplanan takriben 250 milyon TL de çarçur oldu, üzerine kurum 350-400 milyon TL’ye yakın bir meblağ kadar da zarara sokuldu. Bu konuda Sayıştay’a şikayette bulunduk, üzerinden 9 ay geçmesine rağmen Sayıştay’dan ‘tıs’ çıkmadı… Ombudsman’a da şikayette bulunduk, raporun tamamlanmak üzere olduğu bilgisini aldık… Umarım en kısa sürede tamamlanır ve sorumlu olan kim varsa yargılanır…”
Stratejik kurumumuz, enerji kaynağımız KIB-TEK’e dair acı ve şok edici bilgilerdir bunlar… Gerçekten, Quo Vadis? durumları!..
  ***
MEHMET ŞEVKET MERTKAN’A DAİR: TMT direnişinin efsane kimliklerinden, eğitim ordumuzdaki mukavemetçilerden Mehmet Şevket Mertkan da devlet yaratan bir neslin yaprak dökümünde sonsuzluğa savrulup aramızdan ayrıldı… Geçen haftanın içinde onu da çok sevdiği vatan toprağının bağrına emanet ettik… 1963 Kanlı Noel direnişinin ilk şehidi Salahi Şevket’in ağabeyi olan Mertkan Hoca “Mehmet Şevket” olarak direniş ve eğitim hafızasındaki unutulmayacak yere aziz anısıyla kazındı… Mücahitler Derneği Yönetim Kurulu’nda yıllar boyu birlikte bulunduk ve onun saygın şahsında eşsiz ağabeyliğinin sıcaklığını ve eğiticiliğini yaşadım… Yaşamı boyunca hep öğretmen, hep andına sadık TMT’ci olarak kaldı… Erdemli nesil yetiştiren izcilik hareketinin de öncülerindendi… Türkiye’de eğitim ataşesi olarak yıllarca çok zor koşullarda öğrencilerimize babalık etti… Hiç gönül kırmayan, gönül adamı idi… Adı ile müsemma tepeden tırnağa mert insandı… Ağabeyliğinden dolayı ona medyun olan kardanım… Ruhu şad, mekânı cennet olsun… Mertkan Ailesi’nin, sevenlerinin ve TMT silah arkadaşlarının başı sağ olsun…
***
İSTİFA: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Koral Çağman’ın istifasını Başbakan Ersan Saner’e sunmasıyla o istifa kararının söylentilerden ibaret değil, gerçek bir tavır olduğu anlaşıldı… İstifayla ilgili bakanlık kapma yarışlarını bir yana bırakalım… KKTC siyasal anlayışında makamlardan istifa etme alışılmadık tavırlardandır… Çok önemli gerekçelere ve baskılara karşın siyasi kimlikler koltuklarına yapışmışçasına direnirler, dahası olay çıkartanlar da olur… Şu ya da bu nedenle koltuklarından olanlar, seçim kaybedenler bu durumları hazmetmekte, içselleştirmekte zorlanırlar… Zaten bizim bu ülke siyasetine pek ısınamadığını başından beri duyumsatan ve çok başarılı bir operatör doktorumuz olan Koral Çağman, en sonunda sırtındaki ateşten gömleği çıkarıp attı… Saygın ve popüler kimliği nedeniyle siyasetin içine durduk yerde itelendiği algısını yarattı her an… İlginçtir ki, istifa olayının magazini ve sansasyonuyla uğraşanlar, Koral Çağman istifasının derinliklerine inip istifanın gerçek nedenlerini araştırma ve durum değerlendirmesinde bulunma gereğini bile duymadılar… Oysa siyaset magazin yaşamı değil, ciddi sorumluluklar taşıyan bir kurumdur… Bu kurumun olaylarına karşı her zaman analitik eğilimler ve incelemeler gerekir… Magazin meraklılarının dışında, kaderini haklı olarak siyasette gören halkın beklentisi de aynen budur…
***
ORGANİZSAYSON SAĞLANAMIYOR: Var olsun Türkiye on binlerce doz göndererek şimdilik bizi aşıya boğdu, ama aşılama kampanyasında biz fena halde çuvallıyoruz… Organizasyon yerlerde sürünüyor!.. Ölümcül salgına karşı yürütülen bu kampanya yaşamsal ve tarihi bir kamu hizmetidir. Kesinlikle eminim bu hizmete özel hastanelerimiz ve kliniklerimiz de gönüllülükle katılır… Ki katılanlar oldu… Organizasyonsuzluğun ve izdihamların telafisi için özel sağlık kurumları da aşılama kampanyasında mutlaka bulunmalı… Başka ülkelerde eczaneler bile bu kampanyaya gönüllükle katıldı…
***
POLİTİKACI SÖYLEMLERİ: Koalisyonun Ekonomi Bakanı Erhan Arıklı, UBP milletvekili Faiz Sucuoğlu Başbakan olursa hükümetten çekileceklerini çünkü Türkiye’nin onu istemediğini söyledi… Ve ortalık bir karıştı ki… UBP’liler Arıklı’ya ince ayar çekmek için sıraya girdiler… Bakmayın canım politikacı laflarına… Gündemin adlarından Koral Çağman da YDP’li bir hükümete güvenoyu vermeyeceğini söyledikten sonra, YDP’li koalisyon hükümetinde yer almıştı…

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





MARAŞ AÇILIMI: Dünyaca ünlü şahane plaj şeridiyle, bu yaz Maraş, iç turizmin gözde mekânı olacak… Gazimağusa Belediye Başkanı İsmail Arter’in dedikleri ilginç… Kapalı Maraş’ta kamuya açılacağı duyurulan iki plajdan birinde, “millet bahçesi” de oluşturulacak… Zaten üçte ikisi iskâna çoktan sunulmuş olan Maraş’ın geriye kalan bölümleri de işte böyle adım adım açılıyor… Maraş’la ilgili tüm çözüm önerilerine hiç ödün vermeme adına yıllarca duyarsız davranan Rum tarafının tepkileri, makul bir zeminden yoksundur… Çünkü kazan kazan ilkesine hiç sıcak bakmadılar… Hep kendine yontan nalıncı keseri rolünü oynadılar… Ve şimdi Maraş yeni kaderini yaşamaya başladı… “Hayalet kent” kimliğinden sıyrılıyor…
***
YEŞİLIRMAK: Tarih öncesi Kıbrıs’ta yaşamın ilk başladığı yer olarak bilinen Yeşilırmak güzel, ama ihmal edilmiş ülkemizin ender cennet köşelerinden biri… Her tondaki yeşilin ırmak gibi denize akıp köpüklü sularla buluştuğu enfes mekân… Doğallığını en fazla koruyan yurt köşemiz… Yeşilırmaklıların duyarlılığı sayesinde betonlaşmaya teslim olmayan o şirin bölgemiz… Denizin karayla en güzel ve en barışçıl buluştuğu sahil köyü… Trodos’tan akıp gelen suyu değerlendirecek bir barajın bile köylerine yapılmasını engelleyen Yeşilırmaklılar asla topraklarını ve diğer taşınmazlarını yabancılara satmamakla ünlüdürler… Doğallığın ve güzelliğin korunabilmesi büyük ölçüde işte bu yüzden… Yeşilırmaklı dostlarımdan bir yakınma aldım… Köydeki kıyı şeridinin en güzel yeri, suyu oldukça sığ olmasına karşın, balıkçı barınağına dönüştürülüyor… “İnsanları bile suyun boylamadığı bu sığ yere küçük sandallar dahi yanaşamazlar, kuma otururlar” diyorlar ve bu projeden vazgeçilmesi için destek bekliyorlar…
 ***
AŞI, ÇİN VE SİYASET: “Türkiye’de Çin’e Türk ve İslam düşmanı derler, ama giderler Sinovac aşısını Çin’den alırlar” vurgusunu yapan sayın okuruma yanıtımdır: “Orası ayrı mesele… Tarihi gerçekler ıskalanamaz… Tarihin ilk çağlarından beri Çin Türk ve İslam düşmanı.. Bu gerçek Çin ve Türk mitolojilerinin önemli unsurudur… Büyük Çin Seddi kimlere karşı inşa edilmişti?. Kürşat, 40 yiğidiyle Çin İmparatorluk Sarayı”na neden intihar baskını yapmak zorunda kalmıştı?.. Türkler ilk varoluş savaşını, Çin’le iç içe yaşadıkları çağda Çin’e karşı vermişlerdi… Dayanılmaz Çin baskısı değil miydi Türk kavimlerini Orta Asya’dan Anadolu’ya doğru tetikleyen?.. Yetişen nesillerimiz Yunan mitolojisini çok iyi bilirler, ama Türk mitolojisine duyarsızlar… Çin hakimiyetindeki Uygur Türkleri hâlâ çok zor şartlarda Çin’e karşı kan revan içinde varoluş mücadelesi veriyorlar… Dünyanın duyarsız gözleri önünde… Bunu da mı görmezden gelelim?..”
 ***
“KIRMIZI HALI” NEDİR?: Gündemi hayli meşgul eden şu kırmızı halının kerameti nedir?.. Büyük kutlamalar, açılışlar, galalar veya resmî ziyaretler sırasındaki karşılama ve uğurlama törenlerinde protokoldeki kişilerin geçiş yollarına sermek için kullanılan aksesuardır bu… Kırmızı, her dönemde elitin ve iktidarın rengi olmuştur… Bu renk, daha sonra imparatorlukların ve nihayet kilisenin resmi rengine dönüştü.. Oscar ödül törenlerinin de vazgeçilmez bir parçası haline gelen kırmızı halı şöhret, zenginlik ve otoriteyi çağrıştıran bir anlam taşır…
Kırmızı halı, ilk ortaya çıkışından itibaren sıradan insanlar için kullanılma amacı gütmemiştir asla… Antik Yunanistan’da Eshilos’un Yunan mitolojisinden esinlenen oyunu Agamemnon’da, Miken kralı Agememnon’un karısı Clytemnestra, kocasının Truva savaşından muzaffer dönüşünü kutlamak için kırmızı işlemeli bir kilim serdirmiş yerlere… Kral bile “kendisinin tanrı değil, sadece ölümlü bir insan” olduğunu söyleyerek kilimin üstünde yürümek istememiş önce… Gerçekten de o kırmızı kilimde yürüdüğü için acıklı bir son bekliyormuş onu…

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





MECLİSİN HALİ: Cumhuriyet Meclisi genel kurulu toplantı formatını beğeniyor musunuz?.. Yok; öyle nisap sorunundan, koltukların boşluğundan, milletvekillerinin salona ilgisizliğinden falan söz etmeyeceğim… Her ağızdan bir ses çıkması durumuna dikkati çekmek isterim… Genel kurulda kimlerin söz alacağı daha önceden belirlenir ve Başkanlık divanına bildirilir… Söz sırası gelen kürsüye davet edilir, ama o kürsüdekinin bütünlüklü konuşma yapabilmesi ne mümkün!… Milletvekillerinin koltukları önüne birer mikrofon monte edildi ya… Her milletvekili o mikrofondan kürsüdeki konuşmacıya müdahale etme, laf sokma, soru sorma ve hatta sataşma hakkına sahip… Bir curcunadır gider ve oturumu yöneten başkan da müdahalecilere hiçbir engellemede bulunmaz; “isterseniz size de söz veririm” uyarısında bulunmaz… Bu durumda kürsüde olanın bütünlüklü, kaliteli ve anlaşılabilir bir konuşma yapabilmesi ne mümkün…
Bir dönem meclis muhabirliği yaptığımdan bilirim… Böylesi bir toplantı ortamında oturumu izleyen gazetecinin doğru dürüst izlemede bulunması ve not tutabilmesi de çok zordur… Geçen haftadan bir örnek… Başbakan Ersan Saner’deydi kürsü sırası… Ama o kadar müdahaleye ve sorgulamaya maruz kaldı ki neyi nasıl anlatmak istediği hiç anlaşılamadı… Başbakanın konuşmasına birkaç kez müdahale eden milletvekili vardı ve salondan sıra dışı söz alanlar kürsüdeki konuşmacıdan çok daha fazla konuştular… Onun için soruyorum: Konuşmaların kalitesini düşüren  bu toplantı formatını beğeniyor musunuz?..
***
MİLLİYETÇİLİK ÜSTÜNE: Gerçek bir milliyetçi ne milliyetçiliğini referans olarak kullanır, ne milliyetçiliğiyle ve ne de milliyetçilik adına yaptıklarıyla övünür… Gerçek milliyetçilik milletle birey arasındadır… Tıpkı gerçek inanmışların, inancının Allah’la kendisi arasında olduğu gibi… Babasının, dedesinin, diğer aile büyüklerinin TMT direnişinde kelle koltukta hizmet verdiğini çoğu genç yabancılardan ve ortaya çıkan kayıtlardan öğreniyor…
Hal böyleyken kimilerinin her fırsatta fırlayıp “bana kimse milliyetçilik dersi veremez” diye celallenmesi ve yetmezmiş gibi milliyetçiliği horlayıp geçmişinden özel ve palavra milliyetçilik öyküleri anlatması neyin nesi oluyor?.. Ey arkadaş; senin o cellalenmen de, sıraladığın sahte ve abartılı öyküleri gerekçe gösterip milliyetçilik dersi kabul etmediğini yineleyip durman da saçmalıktan başka bir şey değildir… Çünkü sessizliğini mertliğinden, tevazuundan ve olgunluğundan alan gerçek milliyetçiler ne sana posta koymaya tenezzül ederler, ne de seni o sahte öykülerinle kendilerine muhatap alırlar… “Sevgi” en güzel erdemdir… Milleti, milli değerleri ve vatanı hiçbir çığırtkanlığa tenezzül göstermeden sevmek de çok güzel bir duygudur…
 ***
ÇAĞLAYAN PARKI YİNE GÜNDEMDE: Zaman içinde, Lefkoşa’nın adeta “antik” kimliğine bürünen mekânıdır nostaljik Çağlayan Çocuk Parkı… Ama nesillerin içinden sevinç ve mutlulukla geçtiği o en eski Lefkoşa parkının bugünkü perişan ve hazin durumu yine gazetelerin manşet ve yorum konusu olmaya başladı… Oradaki perişanlık dikkati çekmeyecek gibi değildir çünkü…
Cemal Bulutoğluları’nın belediye başkanlığı döneminde Ankara Belediyesi’nin yüz binlerce liralık özverili katkısıyla yeniden inşa edilip halka sunulan bu parkın hali şimdilerde yürek sızlatıcı… Yapılanları da koruyamıyoruz… Lefkoşa Belediye Meclisi’nin kararıyla o parkın adının “Ankara Çağlayan Parkı” olarak düzenlenmesi üzerine bir grup sözde aktivistin orada toplanarak kopardıkları çıngarı hatırlıyoruz şimdi… Neymiş; kendilerinin ve Lefkoşalıların parkına “Ankara” adı verilemezmiş!.. Hem mezbeleliğin giderilmesi için yıllarca kıllarını kıpırdatmayan ve hem de parkı yeniden ihya edenlere karşı protesto ve nefret gösterisi düzenleyen sözde aktivistler!…
O park işte şimdi yeniden ihya edici ellerin dokunuşuna muhtaç… Çağlayan Parkı’nın yeniden mezbeleliğe dönüşmesine seyirci kalanlar bu durumun giderilmesi için kıllarını bile kıpırdatmıyorlar yine… Çünkü onların yapabileceği tek şey şirretlik ve lafazanlık!..
***
GEÇİTKALE HAVAALANI: Başbakan Ersan Saner dönemin hükümetinin yanlış icraatı yüzünden Geçitkale Havaalanı’nın 2009 yılından bu yana kullanılamaz durumda olduğunu söyledi… Yanlışlık mı?.. Bu nasıl bir yanlışlıktır böyle?.. Bir havaalanının yakın çevresi, uçakların inip kalkışını engelleyecek şekilde yüksek gerilim hatlı çelik elektrik direkleri tarlasına dönüştürülebilir mi?.. Bu iş yanlışlıkla değil, sırf KKTC’nin en güvenli bölgesindeki hava alanını devre dışı bırakabilme adına bilinçli olarak yapılmıştır… Acı olan şu ki, hiçbir sorumludan da bugüne dek hesap sorulmamıştır…
Başbakanın bu skandalı sadece seslendirmesi yetmez, sorumlular hakkında da soruşturma başlatması gerekir… Böyle bir skandalın hukuk ve etik açısından zaman aşımı da olamaz.. Ateşkesin bile imzalanamadığı bu ülkede, olası bir savaşta Ercan Havaalanı sınırdaki konumu nedeniyle anında devre dışı kalacak.. Çünkü düşman silahlarının yakın menzili içinde… Bu ülkede yıllardır eğri gemi, doğru sefer modunda gideriz işte!..

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





VEFA ADINA: Ölüm tarihi 2 Eylül 2020… Aydın Samioğlu… Son Lefkoşa Serdarı ve KKTC’nin Kurucu Meclis Üyesi… “Serdar”lık, bir Kıbrıslı Türk’ün efsanevi TMT saflarında ulaşabileceği en yüksek makam… “Hürriyet” gazetesi sahibi ve başyazarı dostu Sedat Simavi’ye yaptığı ricayla 1950’li yıllarda İngiliz muhalefetine karşın Kıbrıs’a ilk Atatürk büstünün getirilmesini ve Vakıflar Binası’nın bahçesine dikilmesini sağlayan Atatürkçü Samioğlu, o Serdar’lık makamına yükselirken var oluş mücadelemizde, hem Anavatan Türkiye nezdinde ve hem de Kıbrıs’ta iz bırakan nice işleve imza attı… Hangi sıfatlarla mı?..Sayayım: Halkçı, eğitimci, direnişçi, tepeden tırnağa aydın ve lider ruhlu bir Kıbrıs Türkü olarak…
Aynı zamanda topluma kazandırdığı parlak öğrencileri ve hizmetleriyle iz bırakan emektar bir eğitimci olan Samioğlu’nun yaşama vedası üzerinden bunca zaman geçti… Ama onun anısını yaşatacak tek bir girişim yapılmadı toprağa verildiği günden bu yana… Mücahit ordumuzun Serdarı olarak amansız saldırılara karşı savunduğu Lefkoşa’nın tek bir sokağına ve köşesine adı verilmediği gibi, eğitim ve parlamenter camiasından da onun aziz anısı ve cesur – özverili hizmetleri adına vefalı tek bir adım atılmadı…
Bir kez daha sormak vacip olmaktadır: Bu toplumda vefa duygusu ve kurumu tümden çökmüş müdür?..
İyilikseverliğiyle de ünlüydü kendini halkına adayan Samioğlu… Etkin görevlerde bulunduğu sürece, binlerce insanın yaşamına dokunmuş, onlara iyilikte bulunmuş vicdan sahibi bir Kıbrıs Türk büyüğü…
Unutulmasın ama: Unutanlar da unutulmaya mahkûmdurlar… Ölümlü dünyanın kuralı budur…
                                                                ***
HADİ BAKALIM: Soruşturma eğilimleri çok güzel… Suçlar kimsenin yanına kâr kalmasın… Aha madem ki hevesle harekete geçildi, Kıbrıs’ta sivil masum Türkleri katleden, onları çoluk – çocuk -kadın demeden toplu mezarlara gömen Rum polis ve askerleri için de soruşturma açılsın bari… Ki bu canilerin çoğunun kimliği çok iyi bilinir… Bazı Rum gazeteleri bile yazdı onların kimliklerini… Yoksa suçlarında zaman aşımına mı uğradılar?.. Yoksa öyle bir soruşturma barışçı (!) Rum’u gücendirir mi?.. Ha, yoksa kıyımdan geçirilen Türkler o yeni buluş deyimle “hadise mağdurları” mıdırlar?.. Kendi aramızda o hiç olmaması gereken sürtüşmelerde yaşamlarını yitirenler  “demokrasi şehidi”, Türkün bu adadaki varoluş mücadelesinde yaşamlarını yitirenler ise “hadise mağduru..”  Vay be!..
Bu ülkede yalnız “demokrasi şehitleri” yoktur, hiç unutmayalım… Kaldı ki kimilerinin o yeni deyimleriyle  “hadise mağdurları” dedikleri de Kıbrıs Türkünün, Rum sultasından kurtulup demokrasiye, özgürlüğe, kurtuluşa kavuşması adına canlarını feda ettiler… Bu ülkede çok düşündürücü düşünce tarzları oluşmaktadır vesselam!…
                                                                ***
BALİKİTRE SIĞINAĞI: 1974’deki Balikitre’den önce olan, ta 1950’lere dek uzanan, 1974 yazında ise dehşetengiz tavanını yapan ve Balikitre’den fersah fersah büyük Rum soykırım gerçekleri her gündeme geldiğinde bir etki – tepki meselesi olan, asla emir – komuta zinciri içinde oluşmayan o spontane Balikitre konusunun öne sürülmesi de çok ilginçtir doğrusu… Kan deryası önündeki, o kan deryasını aklamaya matuf Balikitre sığınağı!.. Soykırımcı Rum canileri aklayabilme telaşının sığınağı… “Aha Türklerin de Balikitre olayı var” klişesi…
Balikitre’den önceki ve emir komuta zinciri içindeki resmi Rum soykırımları acaba kaç spontane Balikitre eder?..Yahu adamlar “Akritas Planı” başlığı altında devlet soykırım projesi bile hazırlayıp dünyanın gözleri önünde yürürlüğe koydular…
Soykırımlar en büyük insanlık suçudur… Bu suç sonuç getirici bir sorgulamanın odağına mutlaka alınmalı… Ve diyorum ki; evet Balikitre de sorgulansın tabii ki… Hiç sakıncası yoktur…

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





TÜRKİYE EMPERYALİZME KARŞI SAVAŞIYOR: Hinoğlu hin üst akıl tarafından yönetilen paralı teröristler aslında kukla maşalar… Gerçek olan şu ki, Türkiye Büyük Ortadoğu Projesi’ni henüz sonuçlandıramayan bölücü emperyalizmle vuruşuyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki terör kalesi Gara’ya düzenlediği askeri operasyon biter bitmez, ABD konvoylarının şer örgütlerine yeniden tırlar dolusu silah taşımaya başladığı Türkiye basınının manşetlerinde fotoğraflı olarak yer aldı… Kuzey Irak’tan Suriye’ye yönlendirilen ve hedefinde Deyrizor’daki El Ömer petrol sahası bulunan silah konvoylarının gürültüsü arasında ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı o tuhaf açıklama da belleklere kazındı: “ABD Türk vatandaşlarının Irak’ın ‘Kürdistan’ bölgesinde öldürülmesinden üzüntü duyuyor. Türk vatandaşlarının terör örgütü PKK’nın elinde öldüğü haberleri doğruysa, bu eylemi kınıyoruz…”
Alın size “müttefik” usulü taziye!…
                                                               ***
BOP PLANI İŞLİYOR: Anlaşılan o ki, terör bataklığını kurutabilme adına Türkiye’yi daha çok büyük uğraşlar bekler… Doğru olan, durumu Sosyal Antropolog ve Etnograf, soykırımlar ve terörizm araştırmacısı Sefa Yürükel’in şu güncel açıklaması üzerinden değerlendirmektir:
“Gara sadece rehineler olayı değildir. Bu olay, bölgedeki ABD -Türk savaşının bir başka aşaması ve parçasıdır. Rehinelerin şehit edilmeleri de PKK’nın kendi başına vereceği bir karar değildir. Bu bir ABD talimatıdır. ABD, PKK’ya tetiği çektirip, 13 Türk’ün başına kurşun yağdırarak rehineleri şehit ettiren gerçek faildir. ABD bu şekilde Türkiye’ye, ‘ben Irak, Suriye, Türkiye ve İran’da BOP planımı işleteceğim ve 51’nci eyaletimi Ortadoğu’da kuracağım diyor. Ve namlu gösteriyor… Buna karşı bölgede Türkiye, Irak, İran ve Suriye birlikte hareket etmez ise, bu senaryo gerçekleşmeye doğru gitmektedir…”
Durumlar çok ciddi gerçekten…
                                                                              ***
BAŞBAKANIMIZ VE PAPA: Başbakan Ersan Saner’in açıkladığı ekonomik önlemler arasında maaş kesintisi yoktu… Manşet arama uğraşındaki gazetecinin sorusu üzerine böyle bir durumun da gündeme gelebileceğini söylemek zorunda kaldı… Ve kimi medya organı da hemen manşetini o bağlamda çekiverdi… Memurin kesimi de hop oturup hop kalktı…
Bu olay manşet arayışındaki gazeteci devinimlerine ilişkin şu ünlü fıkrayı anımsatmıyor mu?
Papa ziyaret ettiği küçük mutaassıp ülkenin havaalanına indiğinde gazetecinin şu sorusuyla karşılaşır: “Bu şehrin ortasındaki genelev sorunu için ne düşünürsünüz?” Papa soruya soruyla karşılık verir: “Bu minik şehirde genelev mi var?.”
Ertesi gün kentin gazetesinin manşeti şudur: “Papa uçaktan iner inmez ‘Bu şehirde genelev var mı?’ diye sordu…”
                                                                                              ***
ACISIZ AYRILIK: Gündemdeki 5’li konferans için en gerçekçi teşhisi koyan eski Rum Bakan Kostas Temistokleus oldu… Temistokleus, bu konferansın, Rum Lider Nikos Anastasiadis’in TC Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na söylediklerinin ışığında, beşli konferansın iki bölgeli, iki toplumlu federasyona dayalı bir çözüm için yeni bir çaba değil, boşanmayı olabildiğince acısız hale getirmeyi amaçlayan başka bir çabanın başlangıcı olacağını söyledi…
Rum bakanın dedikleri “federasyon” rüyasını görmekte ısrar edenlerin kulaklarına da küpe olsun… Gerçi Türklerle Rumlar arasında boşanmayı gerektirecek gerçek bir nikâh hiçbir zaman gerçekleşmemiştir, ama teşbihte hata olmaz…
                                                               ***
VİRÜS NE ZAMAN AKILLANACAK?: Küresel bağlamdaki Koronavirüs vakalarına baktığımda bu alçak virüsün akıllanmasını beklemekten başka çaremiz kalmadığını düşündüğüm karamsar anlar oluyor… Her canlı yaşamda kalabilme savaşımı verir. Canlı olmanın temel doğası bu… Virüs de bir canlıdır ve yaşaması gerekir. Oysa bu akılsız virüsün şimdilerde yaptığı ne?.. Yaşamak için yapıştığı insanları öldürürken kendisi de ölüp toprağa gidiyor…
Dileğim o ki, en sonunda akıllıca bir mutasyona yönelecek ve kendisi de ölmemek için, yapıştığı insanları öldürmeyerek, intihardan vazgeçecek… Mutant insanların öyküsünü anlatan “X MEN” film serisini izleyenlerimiz çok iyi bilir: O filmlerdeki iyi ve kötü mutant karakterler, mutasyonlarını hayatta kalabilme adına gerçekleştiriyorlar…
***
SESİ SEDASI ÇIKMAYAN GİRİŞİM: Sahi ama o konu ne oldu?.. Ya da ne aşamada?.. Hani iş çevrelerimizden bazı kişiler ve kuruluşlar ülkeye Koronavirüs aşısı temini ile ilgili maddi yardım yapma ve aşı alma konusunda harekete geçmişlerdi?.. Bu iyi niyetli ve olanaklı insanlarımızın güvenilir olmayan aşılar için değil, güvenilir aşıların alınabilmesine kaynak ve olanak yaratmak için devreye girdiklerini öğrenmiştik… Girişimleri nasıl bir yön kazandı?.. Hükümet onlara destek ve motivasyon verdi mi?.. Maddi yardımlarla oluşacak bir kaynağı Hükümet aşı alımında en iyi koşullarda değerlendirebilir…
Hayırlı girişim eğer amaçlarına ulaşırsa, oluşturulacak para yığını elbette ki göz çıkartmaz… Dahası, “mali olanakları elverişli olan herkes, o kaynağın zenginleşmesi adına, yaptırdığı aşıların parasını da ödemeli” demiştik, ama pek de ırgalayan olmadı nedense!…
Fena mı olurdu oysa?.. İki seanslık aşının global bedeli 10 doların altındadır… Bir düşünün: Şimdiye dek binlerce aşı yapıldı… Bu aşılardan mütevazı ücretler alınsaydı, sağlık adına işte orada bir kaynağımız oluşacaktı… İster aşı alımında kullan, ister sağlıkla ilgili bir gediğin kapatılmasında… Hükümet kaynak sıkıntılarını derinden yaşarken, bu gibi önemli ayrıntılar üzerinde de duyarlılıkla durabilmelidir…

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





KULAĞA KÜPE YAPILMASI GEREKEN: Gündemimizin baş sırasında sağlık var, salgınla savaş var… Bu savaşın daha ne kadar süreceği bilinmez… Belirsizlikler diz boyu… Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi, mutasyona uğrayan virüsün mart ayında pik noktasına ulaşabileceğini, hastaları yatıracak yatak bulmakta zorlanıldığını, tek kişilik odalarda iki ya da üç kişinin yatırıldığını ve açılma için günlük vaka sayısının, taburcu edilenlerden az olması gerektiğini açıkladı…
Bilimsellikten gelen çok ciddi uyarılardır bunlar… Herkes aklını kullanmalı, herkes çok iyi bilinen tedbirleri azami duyarlılıkla günlük yaşamında uygulamalı… Hem kendisi, hem sevdikleri ve hem de ülkesi ve halkı için… Görünmeyen ama darbeleri her an hissedilen korkunç düşmana karşı savaşımız zor koşullarda sürüyor… Gevşeme lüksümüz asla yoktur…
                                                               ***
MADALYONUN ÖTEKİ YÜZÜ: Tabii ki her şeyden önce sağlık… Amenna… Ama basın olarak almakta olduğumuz yoğun sitem ve şikâyetler var ki, bunlar da tam kapanma madalyonunun öteki yüzünü yansıtır… Bu çok sevimsiz yüz, tam kapalı geçen her gün, sorunlar birbiri üzerine yığıldıkça, daha bir belirginleşmektedir… Objektif yayıncılık gereği bunlara da değinmek gerekir…
En büyük yakınma ve sitemler özel sektör mensuplarının dibe vuran sosyo- ekonomik sorunları… Bazı hizmetlerin verilememesi nedeniyle yaşamı kâbusa dönmekte olanlar da az değildir… Arabası arızalanıp da eczaneye ve markete bile gidemeyenler… Evindeki çeşitli elzem aygıtlarındaki tesisat arızaları yüzünden kapandığı yuvasında iki eli böğründe kalanlar… Say sayabildiğin kadar!.. Dilerim Hükümet vatandaşın ve ailelerin doğrudan günlük yaşamıyla ilgili bu ayrıntılar üzerinde de durur… Elzem ihtiyaç esnafı, vatandaşların acil hizmetlerinde devre dışı bırakılmamalı… Her şey, her hizmet asla ihmal edilmeyecek sağlık tedbirleriyle birlikte yürütülmeli tabii ki…
                                                               ***
                                                                              ***
ANLAMAYANA DAVUL- ZURNA DA AZ: Hafta içinde Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında imzalanan protokollerle toplumsal yaşama dokunacak çok önemli projelerin yaşama geçirilmesi sağlandı… Başarı ve istikrar adına KKTC halkından beklenenin ne olduğunu ise TC Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay net ifadelerle duyumsattı:
“Her gün seçimin konuşulduğu bir ortamda, orta ve uzun vadeli projelerin hayata geçirilmesi zordur… KKTC’de pozitif gündeme ve siyasi istikrara ihtiyaç var. Türkiye olarak kendi ayakları üzerinde duran, dünya ile rekabet edebilen bir KKTC’yi görmek; sektör sektör KKTC’yi ayağa kalkındırmak istiyoruz..”
Diyeceğim o ki, anlamayana davul – zurna da az…
                                                                              ***
AZ BİLE: KKTC’de, ülkemize taze kan oluşturacak önemli protokoller imzalanırken TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Ankara’da gerçeklerin bam teline basan yumruk gibi ifadelerini seslendiriyordu… Onun o seslendirmelerini fıtratları gereği beğenmeyenler de oldu…
“Beğenmeyenler takımı” Yunan Başbakanı Mitsotakis ile Rum Lider Anastasiadis’in dediklerini neden es geçerler peki?.. O kişilerin dedikleri çok mu parlak, çok mu iç açıcı, Kıbrıs sorununa çok mu esenlik getirici?.. Erdoğan, Türkiye’nin Kıbrıs’ta işgalci olduğunu öne süren ve bu işgalin kazınması için sonuna dek mücadele edeceklerini söyleyenlere karşı sessiz mı kalmalıydı?.. Suçlu sandalyesine oturtulmak istenen Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkanı o saldırgan ifadelere bir yanıt vermeliydi ve kendine özgü üslupla verdi de işte… Üstüne basa basa “Artık federasyon, mederasyon yok” dedi…
Ve Kıbrıs’ın Güneyi’nde AB çatısı altında gerçekleştirdikleri ENOSİS’i kuzeye de yaymak isteyen saldırgan taraf şimdi hop kalkıp, hop oturuyor… Çıkmazdan çıkmaza sürükledikleri görüşme masasını zamana karşı kullanıp Türk tarafının ayağının kayacağı günü bekleyen samimiyetsizlere Erdoğan’ın dedikleri az bile…
                                                               ***
HÜSEYİN GÜLTEKİN: 13 Şubat Limasol Direnişi’nin 57’nci ve Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin 46’ncı kuruluş yıldönümleriydi… Bunların yanı sıra anımsatmak isterim ki, Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği’nin kurucularından ve bu en köklü örgütümüzün ilk başkanı, eğitimci ve Kurucu Meclis üyesi Hüseyin Gültekin’in de 9’ncu ölüm yıl dönümü idi o tarih… Onu saygı ve sevgiyle anarım… Kendini Kıbrıs Türk halkının esenliğine adamışlardan biridir Hüseyin Gültekin… Bu adada ayak basmadığı tek karış toprak bırakmayarak halkına ve ülkesine gerek öğretmen ve gerekse örgütleyici bir çiftçi ve yeri geldiğinde de idealist bir siyaset adamı olarak yaptığı paha biçilmez hizmetler unutulacak türden değildir… Ülkesine ve halkına borcunu cömertçe ödemiş, rol model alınması, kimliği ve yaptıkları ders kitaplarımıza konu olması gereken safkan bir yurtseverimizdir… Sevenleri ona “Amca” derlerdi.. Ruhun şad, mekânın cennet olsun Amca…
                                                               ***
KONFERANS GERÇEKLEŞMEYEBİLİR: Rum basını, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in, tasarladığı 5+1 konferansı, ciddi başarısızlık olasılığına karşı erteleyebileceğini yazıyor… Görüşme zemini hiç oluşamadı zaten… Tarafların keskin görüş ve tavırlarında hiçbir yumuşama ve esneklik yok… Türk tarafının federasyondan umudunu kesmesinin çok haklı nedenleri var… Bunun uluslararası topluma en etkili ve inandırıcı dille anlatılması gerek… Anlayabilirlerse eğer!..

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





HAYDİ KKTC: Ülkeye daha çok aşı sağlamak için bağış hareketlerinin tetiklenmesi güzel bir şey… Bu konudaki katılımcı heves ve heyecan da umut verici… Gerekli toplumsal bağışıklık düzeyini bir an önce yakalamamız,  bu korkunç süreçte el birliğiyle başarmamız gereken yaşamsal aşamadır… Bağışıklığı sağlanmış bir ülkede sağlık da, ekonomi de kısa sürede güvence altına alınabilir…
Üretim firmalarının kasalarına milyarlarca dolarlık akış sağlayacak olan “Covid 19” aşılarında ülkeler arasında rekabetin başladığını da görüyoruz… “En iyi aşı benim aşım” reklamları küresel boyutta sürerken, bu hamlelerde alıcı kazanma hırsının yattığı açık seçiktir… Elimizde yeterli kaynak oluşursa o toptan aşı alıcıları arasına KKTC de neden katılmasın?..
Örneğin iş adamlarımızdan Günay Çerkez paramız varsa İsrail’den aşı temin edebileceğimizi belirledi ve bunu açıkladı… Eski Sağlık Bakanlarımızdan Faiz Sucuoğlu da Çin’in aşı satış siyasetine dikkati çekerek ülkeden ülkeye satış koşulunun kırıldığına işaret etti…
Haydi KKTC… Kendi kendimize yeterlilik konusundaki sınavımızı başarıyla verelim…
                                                               ***
ÇOK ZOR GÜNLER: Geçenlerde dedim ya, bu pilav daha çok su kaldırır… Açık olan şu ki, yapışkan pandemiyi kolayca ve kısa sürede savuşturamayacağız… Ekonomik krize çözüm arayışları sürerken, önümüzdeki dönemde özel sektörde işçilere 1500, işletme sahiplerine 2’şer bin TL destek için 500 Milyon TL’lik kaynağa ihtiyaç olduğu belirlendi… Bakalım o kaynak şimdi nasıl bulunacak!.. Kaldı ki o miktardaki mütevazı yardımlar da özel sektör çöküntüsünü gidermeye asla yetmez… Çok zor günlerden geçiyoruz, çok… Bu acı gerçeğin bilincinde olalım, birlik ve beraberliğimizi güçlendirelim…
                                                               ***
ROBIN HOOD’UN RUHU KKTC’DE: Ekonomiden sorumlu Bakanımız Erhan Arıklı; “Zenginden alıp fakire üleştirme ve fedakârlık dönemindeyiz” deyince ortalık bir karıştı ki… Arıklı ikinci bir açıklamayla söylediklerinin yanlış yorumlandığından yakındı… O açıklama üzerine Başbakan Ersan Saner de, halkın banka mevduatlarına dokunmanın söz konusu olamayacağını açıklamak durumunda kaldı…
                                                               ***
İŞGÜZARLIĞA GEREK YOK: Ekonomimizin can damarı bankacılık sistemini doğrudan hedef alan ahkâmlar yasa dışıdır ve gereğinin yapılması beklenir… Ne ki hükümet bu provokatif kampanyaya karşı sadece miktarı ne olursa olsun halkın bankalardaki mevduatlarına dokunulmayacağını açıklamakla yetiniyor… Yetmez… Provokasyonun içinde olanlara karşı da yasal işlemler başlatılmalıdır… Özellikle bugünün global ekonomik krizinde diğer ülkeler parayı çekebilme adına çeşitli cezb edici önlemler alırken, bizim içimizdeki mihraklar KKTC’deki paranın kaçırılması adına komplolar geliştiriyorlar…
KKTC bankalarındaki mevduatların büyük bölümü çeşitli etkenlerden dolayı Kıbrıs dışında yaşayan Türklerindir… Gündemdeki bu provokatif oyun, onların güven duyguları üzerinde de oynanıyor… Mevduat tıraşlaması olmasa bile, hiç değilse tasarruf faizlerinden vergi alınmasını savunan işgüzarların KKTC’de hayli düşürülmüş olan mevduat faizlerinden devletin TL’de % 15, dövizde ise % 18 vergi kestiğinden bihaber olduklarını hiç sanmıyorum… Amaç yıkım yaratmak ve var olan yıkımları daha da büyültmek… Bankacılık sisteminden kaçırılan her birikimden KKTC devletinin faiz vergisi gelirinden yoksun kaldığı da bu işgüzarların bilgisindedir hiç kuşkusuz…
                                                               ***
“TARZAN ZOR DURUMDA”: Rum Lider Nikos Anastasiadis Güney Kıbrıs’taki pasaport yolsuzluklarıyla ilgili olarak üç saat boyunca ifadesine başvurulunca dalga geçer gibi bir savunma yaptı… Yersen tabii!..
Altın pasaport satışlarının amacı maaşları ödeyebilmek içinmiş!..Bak sen!…Oysa bu konuyu yoğun biçimde irdelemekte olan Rum medyasını izlediğimizde o satışlardan sağlanan paraların ve menfaatlerin kimleri uçurduğunu net biçimde görüyoruz…  Onlar uçarken, maaşların o altın pasaportlar hasılatından  ödenebilmesine pek de para kalmadığı aşikârdır!…
Anastasiadis’in sahibi olduğu hukuk bürosu pasaport satış işlerine tepeden tırnağa bulaşmış durumda… Hukuk bürosunu pasaport satış işlerinde devreye koyarken bir yandan da baldızını Rum İçişleri Bakanlığı’nın vatandaşlık biriminde görevlendirdi…
Anastasiadis’in, Aynapa marinasına yatırım yapan ve altın pasaportla ödüllendirilen  Arap iş adamıyla yakın ilişkileri de Rum medyasının manşetlerinde dolaşıyor…Anastasiadis, damadının iş ortağı olan bu zengin Arap iş adamının özel uçağı ve yatıyla yaptığı lüks yolculukları ise “devlet kasasına tasarruf” şeklinde takdim etmekte!… Rum medyası Şeysel Adalarına ma aile özel jetle gidip gelmelerin devlet işleriyle ne ilgisi olduğunu sormakta ısrarla… Anastasiadis’in hali “Tarzan zor durumda” filmini çağrıştırmakta… Organizasyonu yapılan beşli konferansta Türk tarafı işte böylesine güven ve itibar sorunu olan bir muhatapla yüzleşecek…
                                                               ***
CİNSEL EŞİTSİZLİĞE TEPKİ: 4 Şubat tarihli “Vermeyince Mabut”  başlıklı yazımda, 1963’ten sonra Rumlar tarafından devletten kovulan tüm kamu görevlilerimizin yıllarca ayda 30 Kıbrıs lirasına talim etmelerinin öyküsünü anlatmıştım… O günlerin çilekeş memurelerinden olan emekli bir hanımefendi tarafından arandım… “Unuttuğunuz ve yazmadığınız bir ayrıntı var Ahmet Bey” dedi.  Ve bu uyarı üzerine bende jeton anında düştü…
Öyküde anlatmadığım olay şudur: Erkek memurlar ayda 30 KL alırken, kadın memurlara uygun görülen maaş ayda 15 KL idi… Kadın memurlarımız bu eşitsizliği bir süre sineye çektiler, ondan sonra kararlı bir örgütlenmeye giderek ilgililerden bu cinsel ayrımcılığının hesabını sordular… Haklı tepkileri sonucunu verecek ve erkek memurlar gibi onların maaşları da ayda 30 KL olarak düzenlenecekti… Adının açıklanmasını istemeyen emekli hanımefendiye bu anımsatmasından dolayı teşekkür ederim… Sanırım halkımızın yakın tarihinde cinsel ayrımcılığa karşı gösterilen ilk örgütlü tepki işte bu olaydır…

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





ALLAH BETERİNDEN KORUSUN: Çoğunun dilinden hiç düşmez oldu… Şu memurun, emeklinin maaşı!.. Şimdi işte piyasayı besleyen o sıcak para kaynağı maaşlar da tehlikede… İlk sinyal hayat pahalılığı ödeneklerinin durdurulması, ikinci sinyal ise 5 bin TL’nin üstündeki tüm maaşlardan yapılacak %10.65 kesinti!.. Hükümet hem hayat pahalılığı tahsisatları ve hem de kesintiler için “3 aylık süre” diyor… Ama bu belirsizlikler ortamında ileride bizleri daha nelerin beklediğini kâhinler bile seslendiremez… Ekonomi duvara çarpmış durumda… Allah beterinden korusun diyelim!..
                                                               ***
PAMUK ELLER CEBE: Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, Türkiye’den “20 bin, 20 bin” şeklinde parti parti gelen aşı sevkiyatı, KKTC’de hem açılımların süresini uzatıyor, hem de ekonomik olarak Türkiye’ye yük olmamıza neden oluyor” dedi… Gürcafer, bu konuda bazı açılımlar için “Ankara’yı doğru bilgilendirme” yoluna gidilmesi gerektiği görüşünde…
Bağışlarla oluşturacağımız kaynağı kullanarak kendi aşılarımızı satın almak gibi bir seçeneğimiz daha var, neden denemiyoruz?.. Müteahhitler Birliği o kaynak için bağış kampanyası başlatabilir mesela… Bu yöntemle tüm halkımıza yetecek miktarda aşıyı ilgili firmalara sipariş edip sağlayabiliriz… 1000 dolayında aşı da AB’den yeniden hibe edildi KKTC’ye… Hep hibelerle olmuyor ama… Pamuk eller biraz da cebe… Büyük bir nüfusumuz yok, başarabiliriz…
Diyeceksiniz ki, “parayla da aşıyı bulmak zor… Talep patlaması var…” Öyle olsa bile, tüm zorluklar karşısında Kıbrıs Türk halkının edilgenliğe ve kaderciliğe yatmadığının, bir şeyler yapabilme çabasında olduğunun örneklerini de vermek gerek bu küresel felaket ortamında…
                                                               ***
BRAVO: Kıbrıs Türk Otelciler Birliği Başkanı Dimağ Çağıner’den aldığım mesajdır: “Ekonomik Örgütler Platformu olarak, sektör emekçilerini aşılamak için aşı satın alma girişimi 3 hafta önce birliklerimizin ortak hamlesiyle başlatılmıştır…”
                                                               ***
ULUSAL RUH: Mustafa Kemal Atatürk der ki; “Bir ulusun ruhu esir alınmadıkça, bir ulusun azim ve iradesi kırılmadıkça o ulusa hâkim olmanın olanağı yoktur. Asırların yarattığı ulusal bir ruha, kuvvetli ve daimî bir ulusal iradeye hiçbir kuvvet karşı koyamaz” (01.09.1924).
Atatürk’ün bu sözü her aklıma geldiğinde ulusal ruhumuza yapılan komploları, bu komplolara her tanık olduğumda da Atatürk’ün bu sözünü anımsarım…
                                                               ***
KANADA’DAN VE AVUSTRALYA’DAN MESAJLAR: “Kanada’dayım… Bana aşı sırası nisan ayında gelebilirmiş, o da kesin değil. Kanada’nın nüfusunun büyük bir kısmı Çinli… Oturduğum muhitin yüzde 90’ı Çinli… Benim yaşadığım Kalgari şehrinin nüfusu bir milyon üç yüz bin… Bu şehirde virüsten ölenlerin sayısı 500… Hastanelerde bir kısmı yoğun bakımda 300 kadar hasta var… Şehirdeki mevcut vaka sayısı 4000 dolayında… Çok kısıtlama var… Ev görüşmeleri dahi yasak… Oğlum, ancak kapıdan içeri girmeden beni görebiliyor…” (Teşekkürler Mehmet Kadir)
“Avustralya’da aşı kampanyalarının şubatta başlaması öngörülüyor. Kimsenin de şikâyet edip, feveran ettiği, siyasi söylemler ve şikâyetler ürettiği falan yok… Sabırla bekliyoruz…” (Teşekkürler Şener Sözer)
                                                               ***
VE İSPANYA’DAN BİR HABER: İspanya Genelkurmay Başkanı Miguel Ángel Villarroya, forsunu kullanarak, sırası gelmeden “Covid-19” aşısı olduğu ortaya çıkınca, şiddetli tepkiler karşısında görevinden istifa etti… Halkın dayanışmasının söz konusu olduğu krizli dönemlerde adil ve ayrıcalıksız olmak, her türlü torpili gündemden kaldırmak, hiç kuşkusuz çok önemli…
                                                                                              ***
SEVİNDİRİCİ: Anlaşmaya varıldı… Rus Korona aşısı “Sputnik V” Türkiye’de de üretilecek… Teknoloji Türkiye’ye aktarılıyor… Dilerim bol aşıya kavuşacağımız günler yakındır. Atatürk’ün mirası olan ama kapatılan Hıfzısıhha aşı üretim ruhu Türkiye’de asla ölmemiştir… Örneğin Türkiye zatürre aşısını üretebilen birkaç ülke arasındadır… “Covid 19” aşısını da neden üretmesin?..
                                                               ***
EROL FEHİM’İ DE YİTİRDİK: O varoluş mücadelemizin isimsiz ve sessiz kahramanlarından biriydi… Tam da bu özelliğine uygun olarak aramızdan sessiz sedasız ayrıldı ve dün tenha bir törenle Lefkoşa’da toprağa verildi…1933 doğumlu Erol Fehim, çok iyi donanımlı ve eğitimli bir aydınımız olarak genç yaşlarından itibaren kendini halkının varoluş mücadelesinin içinde buldu… TMT’nin kurmay kadrosunda önce Boğaz Sancağı’nda, daha sonra TMT Komutanlığı Bayraktarlık kadrosunda tarihte iz bırakacak hizmetlerde bulundu… İngilizce ve Rumca dahil birkaç lisanı, çok iyi derecede vakıf olduğu ana dili Türkçe kadar bilir, konuşur, okur ve yazardı… Bu özelliği sayesinde TMT direnişinin istihbarat ve propaganda kadrolarında önemli görevler ifa etti…
Askeri görevden terhis olduktan sonra onu Cumhurbaşkanlığı’nda Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın çok yakın mesai arkadaşlarından biri olarak gördük… Teknolojik yeteneği oldukça üstündü ve kendine özgü parlak zekâsıyla bilgisayar teknolojisini ilk kavrayıp uygulayanlarımızdan biri oldu… Cumhurbaşkanlığında ve daha sonra Mustafa Çağatay’ın başbakanlığı döneminde Başbakanlık’ta bilgisayar alt yapı donanımlarının kurulmasına öncülük etti, Denktaş’a bilgisayar kullanımını bizzat öğretti… Bilgisayarla ilgili ilk dersleri ben de Erol Fehim ağabeyden aldım… Çevirmen olarak çeşitli önemli kitapların İngilizceden ve Rumcadan Türkçeye, Türkçe kitapların da İngilizceye ve Rumcaya çevrilmesini sağladı… Çoğu kitabı bizzat kendisi bilgisayarda yazıp formatladı ve baskıya hazırladı… Hiç evlenmemiş, kendini hizmetlerine ve inançlarına adamış, son derece kibar ve alçak gönüllü bir aydınımızdı… Aile bireylerinin ve vefalı sevenlerinin başı sağ olsun… Ruhu şad, mekânı cennet olsun Erol Fehim’in…

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





SEÇİLMİŞLER VE ATANMIŞLAR: Parlamenter sistemin arızalarından yakınanlarımız çareyi “Başkanlık Sistemi”nde görmekte ve her fırsatta bu sistemi savunmakta… Doğrusu şu ya; siyaset, icraat ve demokrasi çarkının daha istikralı çalışabilmesi adına bendeniz de “Başkanlık Sistemi”ne sıcak bakanlardan, hatta bu bağlamda kamuoyu önünde yazılı ve sözlü görüş de belirtenlerdenim… Ama Türkiye’deki duruma baktıkça beni bir düşüncedir aldı son zamanlarda… Orada Meclis’teki seçilmişlerle, hükümetteki atanmış teknokratlar arasında bir sürtüşmedir başladı… Meclistekiler, icraatlarından memnun olmadıkları hükümet üyelerine “ben seçilmişim, sen ise atanmışsın” postasını gittikçe artan dozda koymaya başladılar… Emin olunuz KKTC’de “Başkanlık Sistemi”ne geçilse bizde de böylesi sürtüşmeler ve posta koymalar beter şekilde hemen gündeme gelecek, icraat çarkı arızalandıkça, seçilmişlerle atanmışların kavgalarından gına getireceğiz… Gel de bunun üzerinde düşünme bakalım!..Siyasetçi her sistemde siyasetçidir vesselâm!..
                                                               ***
ZAMLAR VE MUHALEFET: Hükümetin uygulamaya koyduğu zamlara karşı muhalefetten gelen eleştiriler tam da “vur abalıya” cinsinden… Aslında bu düzende onlar da hükümet oldular ve zamlar konusunda onlar da sütten çıkmış ak kaşık değiller…  Ama işte klasikleşmiştir ki, bizde muhalefette kim olursa olsun, kendisi elinde iktidar erki varken yapmadıklarını, iktidara veda ettikten sonra, muhalefet malzemesi olarak kullanır. Böyle gelmiş, böyle gider…
                                                               ***
MUTASYON CANAVARI: Yeni yıla kötü haberle girmek… İlk kez İngiltere’de, daha sonra Amerika’da görülmüştü… Koronavirüs’ün hızlı yayılan türü yılbaşında Çin’de, arkasından Türkiye’de görüldü… Güney Kıbrıs’a gelmesi ise gecikmedi… Mutasyon dan teker teker diğer ülkeler de nasibini almakta… Velhasıl insanlık kıvrak bir mutasyon canavarıyla karşı karşıya… Bakalım bu gidişle nasıl başa çıkılır…
                                                                              ***
İNADINA MÜCADELE: Haklı olduğumuz konularda haklılığımıza inanmak yetmiyor… Hakkı ve başarıyı elde etmek için eylemde de olmalı, inadına mücadele vermeliyiz…  İnandığımız yolda kendi doğrularımızla inatla yürümek gerek… İnadının parlak sonuçlarını almış olan Mahatma Gandhio ilham verici destanına yaslanarak bakın ne güzel demiş: “Önce seni görmezden gelirler. Sonra seninle alay ederler. Sonra seninle savaşırlar. Ondan sonra sen kazanırsın.”
Diyeceğim o ki,  “Elma piş, ağzıma düş” misali oturmakla olmuyor dostlar… Çevremizde motivasyon bozucu kurgulamalar olsa da, kazanmak için zafer yollarına düşmek ve inadına mücadele vermek gerekir…                                                                                      
***        
F – 35 PROJESİ FELÇ: ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), 398 milyar dolar değerindeki F-35 savaş uçağı programını süresiz olarak erteledi… Türkiye’nin haksızlığa uğratıldığı, mağdur edildiği, parasını ödediği uçaklarının ambargocu bir zihniyetle verilmediği o proje!.. F – 35 uçaklarının bazı hassas parçaları, projenin ortaklarından olan Türkiye’de imal edilmekteydi… Projeyi durduran ayrıntılardan biri de bu olabilir mi?..
Bu arada bir müjde: Gelişmiş silah sistemlerine sahip ilk milli Türk firkateyni “TCG İstanbul”, bu ay içinde törenle denize indirilecek… Türkiye, kendi kendine yeterlilik kazanan, başkalarının vermediğini kendi kaynak ve olanaklarıyla üretmeyi başaran yaratıcı ve dev bir ülke… İlk ambargoların uygulanmaya başladığı 1970’li yılların başından itibaren Türkiye’nin kendi kendine yeterlilik bağlamında öz kaynakları ve olanaklarıyla attığı muhteşem adımlar ve yarattığı milli değerler bir destandır… O ünlü şantajcı ve hakaretamiz Lyndon B. Johnson mektubunu 1964’de aldığında Büyük Devlet Adamı İsmet İnönü ne demişti, bir kez daha anımsayalım: “Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye o dünyadaki yerini alır.”

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





AŞIYA RAĞMEN BULAŞ: Menhus virüs aşı da mı dinlemez?!.. Aşılama kampanyasını en kapsamlı ve organize şekilde yürüten İsrail’de aşılanan 500 dolayındaki kişinin Koronavirüs’e yakalanması düşündürücü… Aşıların etkinliğinin yüzde yüz düzeyinde olmadığının pratikte altı çiziliyor böylece… Zaten bulunan ve tescil edilen hiçbir aşının perspektüsünde yüzde yüz etkinlik yazmaz… Aşıya rağmen korunma duyarlılıkları asla terk edilmemeli: Maske, mesafe ve hijyen…
                                                               ***
TERÖR VE ERMENİ: Ermenistan’ın Karabağ macerasına noktayı koymayacağı güncel gelişmeler içinde algılanandır… Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, “Kontrolsüz Ermeni silahlı güçleri bizim topraklarımızda faaliyet gösteriyor ve bazıları gitmek ya da teslim olmak istemiyor” diye konuştu. Çok haklıdır Aliyev… Komitacılık ve terörizm Ermenilerin fıtratında var… Terör eylemlerini, eylemcilerinin başları ezilinceye dek sürdürürler… Hınçak’larda, Taşnak’larda ve ASALA’cılarda olduğu gibi… Terörle iş yapmak, bir devlet saygınlığına, disiplinine ve gücüne hiçbir zaman erişemediklerinin göstergesidir… Arkalarına emperyal güçleri alıp, çetecilikle iştigal ederler hep tarihleri boyunca… Ve bunun bedelini de eninde sonunda ağır şekilde öderler… Artistler gibi ağlayıp – sızlayıp dünyaya karşı mağduriyet edebiyatı yaparlar arkasından…
                                                                              ***
TRAFİK DRAMI HEP BERDEVAM: 2020’de trafiğe verdiğimiz canların sayısı 23… Trafik terörü ve anarşisi yeni yıla da taşınan kronik sorunumuzdur… Çeşitli şiddetteki ve nitelikteki trafik kazaları ülkenin her yanında dur – durak bilmiyor… 18 aylık bir bebeğin Lefkoşa’da feci bir kazanın hazin öznesi olması, 2020’nin son günlerine damgasını vuran dramdı… Trafikte kuralcılık ve saygı egemen olmadığı sürece bu dram böylece hükmünü dayatacak ve trafik seri katilimiz olma özelliğini hep koruyacaktır ne yazık…
Trafik kazalarının tarihiyle ilgili bir dönem anekdotunu anımsarım trafik kazaları yoğunlaştıkça… İlk ölümlü trafik kazası 1896 yılında İngiltere’nin başkenti Londra’da oluştuğunda olayın soruşturmasını yürüten savcı çok şaşırmış ve şöyle tepki vermişti: “Olacak şey değildir bu… Koskoca caddede hareketli bir araç ölüme neden oluyor… Böyle bir şeyin artık asla olmamasını isteriz…”
İngiliz savcının olaya tepkisel yaklaşımının üzerinden 120 küsur yıl geçtikten sonra dünya genelinde resmi kayda alınan trafik kazalarındaki ölü sayısı milyonlara ulaştı… 124 yıl önce Londra’da ilk ölümlü trafik kazasını yapan kadın sürücünün adı Bridget Driscolt… Doğrusu çok fena başlattı bu küresel dramın sürecini Madam Bridget!..
                                                                              ***
KÜÇÜK PUNTOLU YAZILAR: Okurlarım yığınla mesaj atmakta… Bu şahane iletişim mutluluğumdur… Gelen mesajlar içinde öyleleri var ki, sadece beni değil kamuoyumuzu da ilgilendirir… Onları yeri geldikçe burada paylaşmamak, hem mesajın duyarlı sahibine ve hem de kamuoyumuza haksızlık olur…  65 yaşındaki okurum Melahat Erdoğdu’dan gelen de işte o tür mutlaka paylaşılması gereken bir mesaj. Yazılı yayın yapanlarımızı da ilgilendiren yakınmasında bakınız ne diyor Melahat Hanımefendi:
“Genç neslin iletişim araçları telefonlar, tabletler ve bilgisayarlar… Metinleri bu aygıtlarda rahat okuma adına büyültebilirler de. Ama dijital gençlere genellikle artık hitap etmeyen, bizim yaşlardakilerin ilgi odağı gazete, dergi ve kitap okurlarının o şansı yok… Metinler hangi puntolarla yazılırsa yazılsın, gözlüklerimizin yardımıyla okumaya çalışırız. Elimize aldığımız günlük gazetelerde çoğu zaman o kadar küçük puntolarla yazılım yapılmaktadır ki, gerçekten okuma sorunu yaşıyoruz… Yayıncılar bizim nesli de okur olarak yitirmek istemezlerse lütfen bu küçük puntolu yazılımlardan kaçınsınlar… Yayıncılar kadar yazarların ve habercilerin emeklerine de yazık edilmesin. Yazılar rahatça okunabilmeli…”

 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





OLAYA OBJEKTİF BAKIŞ: Muhalefetin son Cumhurbaşkanlığı seçiminin araştırılmasına ilişkin girişimi iktidar tarafından “tüm seçimler araştırılsın” hamlesiyle, oturumun nisabı da düşürülerek Cumhuriyet Meclisi’nde bertaraf edildi… “Tüm seçimler” sicili öylesine kabarık ki, doğrusu böylesi bir araştırmaya ömür yetmez… Ama Sezar’ın hakkı yine de Sezar’a…  Tüm seçimlerin araştırılması yaklaşımı doğru değil mi? Şaibe karışmamış bir tek seçim yapılabildi mi bizim bu toplumsal düzenimizde?.. Her seçimin kahramanlarıyla birlikte bunun kronolojisi bile çıkartılabilir… Ve çıkarılacak o belgesel kronoloji de nice tezlerin konusu olabilir… Ha, son Cumhurbaşkanlığı seçiminin araştırılmasını gündem yapan bizim muhalefetin kaşığı da pek ak değildir seçimler ve hatta referandumlar meselesinde… Klasikleşen soruya gelecek olursak: Şimdiye dek hangi meclis araştırması sonuçlandırıldı ve gereği yerine getirildi?!..
                                                               ***
HELE ŞÜKÜR: UBP – YDP – DP hükümetinin güvenoyu almasının hemen ertesi günü, aylardır süren sürüş ehliyetleriyle ilgili o anlamsız sorun bir çırpıda çözüldü işte… Bahane, sadece bir tüzük değişikliği idi… Ön görülen tüzük değişikliği geciktirildikçe hem vatandaşlar büyük sıkıntı yaşadı, hem de devlet önemli bir gelirden yoksun kaldı haftalarca… Şimdi yeniden öğrenci sınavları yapılabiliyor, ehliyetler verilebiliyor ve yenilenebiliyor… Ama ne yazık ki haftalarca dondurulan hizmetler yüzünden, ilgili vatandaşlar bir kez daha sıkıntılı izdiham yaşamayı bir bedel olarak ödüyorlar…
                                                              
                                                                              ***        
13’ÜNCÜ MAAŞ: Günün konusu olan 13’üncü maaş  “kazanılmış yasal hak” kapsamına girer… O  kazanılmış hak da, 23 Mayıs 1979 tarihli “Kamu Görevlileri Yasası”ndan kaynaklanır… Bu bağlamdaki “13’üncü Maaş İkramiyesi” başlıklı 24 numaralı yasa maddesi şöyle:
“1-bu yasaya bağlı kurumlarda görevlendirilen kamu görevlilerine aralık ayı içerisinde ve yılda bir kez olmak üzere 13. maaş ikramiyesi ödenir. Ancak aralık ayından önce kamu görevinden ayrılanlara, ayrıldıkları tarihteki son brüt maaşları dikkate alınarak yıl içerisinde çalıştıkları aylar üzerinden (pro-rata) doğru orantılı olarak 13. maaş ikramiyesi ödenir.
2-13. maaş, tahsisatlar hariç olmak üzere, aralık ayı maaşına eşit tutarda her yıl sonu verilen bir ikramiyedir.
3-13. maaş ikramiyesinden gelir vergisi dışında başka herhangi bir kesinti yapılmaz.
4- 13. maaş ikramiyesi, emeklilik menfaatlerinin hesaplanmasında dikkate alınmaz.
5- 13. maaş ikramiyesi, kamu görevlisinin atanma şekline bakılmaksızın, ilgili mali yıl döneminde hizmete girdiği tarih dikkate alınarak o yıl içerisinde çalıştığı hizmet süreleri ile orantılı olarak ödenir. Bu ödemede 15 günün altında olan hizmet süresi 15 güne, 15 gün ve üzerinde yapılan hizmet süresi ise aya tamamlanır.
6- 13. maaş ikramiyesi, yukarıdaki fıkralarda belirtilen esaslar çerçevesinde emekli kamu görevlileri ile sözleşmeli personele de ödenir.”
                                                               ***
ÜZÜCÜ VE SAKINCALI SÖYLEMLER: TC – KKTC mali iş birliği söz konusu olduğunda bazı TC’li dostların ve hatta KKTC’lilerin olumsuz ifadeleri gündemde yer edinmeye çalışır… Gerçekten üzücü ifadeler kullananlar da var… Bilinmesinde yarar var ki, kimilerinin telaffuz ettiği gibi KKTC tarafından Anavatan’dan sadaka istenmiyor… Kıbrıs Türkü sadakaya tenezzül etmez… Her yıl TC – KKTC arasında imzalanan mali – ekonomik iş birliği protokolleridir söz konusu olan… Onların kuralları içinde çalıştırılmasına çaba harcanıyor… Örneğin o bağlamdaki son protokol henüz tam anlamıyla yürürlüğe girmiş değildir…
Bir şey daha unutulmamalı bu arada: KKTC ithalatının hemen tüme yakını Anavatan Türkiye’den… O nedenle Anavatan’dan gelen para bir yandan ekonominin çarklarını döndürürken, öte yandan vazgeçilmez ihtiyaçların karşılanması bağlamında tekrar döner Anavatan’a gider… Bileşik kaplar misali… İçten dilek, bu konuların istismar konusu yapılmaması, çarpıtılmaması ve TC – KKTC geleneksel dayanışma ve işbirliğine zarar verilmemesi…
                                                                              ***                                                                      
                                                              
MUTASYON: “Aşılar bulundu” derken, insanlığın kâbusunu yoğunlaştıran haberler geçen hafta İngiltere’den yükseldi ve bomba gibi patladı… Son günlerde İngiltere’de yeniden yükselişe geçen Covid-19 vakaları ciddi kuşkular taşımaktaydı… Bir mutasyon olayı mı tetiklenmişti?.. Ve bu konuya  ilişkin korku ve iddialarla ilgili resmi açıklama Başbakan Boris Johnson’dan geldi… Kendisi de Covid 19’tan ciddi tedavi gören Başbakan, Koronavirüs’ün mutasyona uğradığını doğruladı. Johnson, yaşanan bu sıcak gelişmenin ardından kabineyi acilen topladı. Vatandaşlarına ‘evde kalın’ uyarısı yaptı.. Dünya Sağlık Örgütü’nü bilgilendirdi…
Gündemdeki sorular: Yüzde 70 hızlı yayılan yeni mutasyon daha mı ölümcül? Büyük bir küresel emekle ve astronomik harcamalarla geliştirilen aşılar bu mutasyon sonrası etkili olabilecek mi?.. “Allah insanlığın yardımcısı olsun” dedirten korkunç durumlarla karşı karşıyayız…
                                                                              ***
TEŞEKKÜR VE ÖNERİ: Aynen beklediğim gibi oldu… “Arif Feridun’dan Şehitler Anıtı’nın Öyküsü” başlıklı iki günlük röportajım büyük bir ilginin odağına yerleşti…  Röportaja dair beğeni mesajları hem bana ve hem de duayen mimarımız Arif Feridun Beyefendi’ye çeşitli kanaldan yağdı… Teşekkürler…
Röportajda mimar gözünden anlatılan 1960’lardaki Kıbrıs dönemi ve Feridun çiftinin diğer çalışma ve eserleri hakkında da yoğun sorular aldım. Bu konuda aydınlanmak isteyenlere kitapevlerimizde mevcut olan “İKİ MİMARIN BİR ÖYKÜSÜ-60’LARDAN GÜNÜMÜZE- Solmaz ve A.Feridun” adlı belgesel kitabını öneririm…
                                                                                                                            
               
                                                                             

 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





KORONA KÂBUSU: Hasta sayısı tüm dünyada an itibarıyla 70 milyonu aştı… Korona belası tüm dünyada ve bilhassa yakın çevremizde korkunç bir tırmanış içinde… Türkiye’de kontrol altına alınamayan duyarsızlıklar nedeniyle risk gittikçe büyüyor… Çok radikal önlemler alındı bu nedenle.. Yılbaşında birkaç gün genel sokağa çıkma yasağının uygulanması da gündemde… Toplam sağlıkçı kaybı ne yazık ki 200’ü aştı… Korona insanlığın üzerinden silindir misali geçiyor… Her gün on binlerce küresel vaka ve binlerce ölüm… KKTC’de yoğun bakım kapıları hastalara açılmaya başlandı…
Pandemik gelişmeler herkese en etkin uyarıcı mesajlarını vermeli… Sağlığa ve ekonomiye ilişkin kararlar kılı kırk yararcasına ve durumun nabzı çok iyi tutularak alınmalı… Hatalı ve üstünkörü kararların bedelini hem halkın duyarlı kesimi ve hem de ciddi risk ortamında hizmet veren sağlıkçılarımız ödüyor… Sağlık Bakanı Dr. Ali Pilli hiç kuşkusuz bazı önemli ayrıntıların farkında ki, işler iyi gitmezse alınan kararı akşama değiştirebileceklerini söyleyebiliyor… Karar üstüne karar… Nitekim kimi yaşamsal kararlar yaz – boz tahtasında… Bu küresel mücadele hastanelerde değil, özel ve toplumsal yaşamda kazanılacak… İstisnasız her birey mücadelenin neferidir… Herkes kendi özel tedbirlerini hiç eksiksiz almalı… Bu bilinç güncel elzem kültüre dönüştürülmeli…
                                                                                              ***
TOPRAK ANA’YA AĞIT: Kaçımız farkına vardı?..5 Aralık “Dünya Toprak Günü” idi… Evrensel özel bir gün… Ne ki, bu özel günün kutlanmasına dair tek bir sözcük, tek bir etkinlik görülmedi bizde… Çok da olağandı ve nasıl görülebilirdi ki?.. Bir yandan vahşi betonlaşma, bir yandan doğaya karşı hunharca çevresel kirletme, bir yandan da önleyemediğimiz erozyon… Bunlar ve benzeri aşırılıklarla beslenme kaynağımız toprağı feci şekilde yok ediyoruz… Tarımsal arazilerimiz, üzerinde hayvanların beslenebileceği meralar, temiz nefes alabileceğimiz yeşil alanlar hızlı bir daralma içinde… Çölleşmenin pençesine geçti dönümlerce arazi… Yüzümüz mü kaldı artık bu evrensel günü kutlamaya?.. Affet bizi toprak ana…
                                                               ***
TÜRK KAHVESİ’NİN GÜNÜ: Geçen Cumartesi, yani 5 Aralık aynı zamanda “Dünya Türk Kahvesi Günü” imiş… Türkiye medyasından öğrendim bunu… Ve öğrenir öğrenmez de şu temennide bulundum: Aman Grekler duymasın, sahte patent uydurup AB’de ve BM’de bile çıngar çıkartırlar şimdi… Kahvemiz, helvamız, lokumumuz, kadayıfımız, dolmamız, şiş kebabımız, dönerimiz, baklavamız, musakkamız, pastırmamız dahil nice tadımızı çaldılar… Türk’e özgü erdemleri de bir çalsalar ve uygulasalar keşke…
Neyse; belirtmiş olayım ki; o günün şerefine kahve türlerinin en güzeli ve en ünlüsü olan Türk kahvesini bolca içtim ben… Kafein etkisiyle o gece uyumamak pahasına… Türk kahvesinin günü başka nasıl kutlanabilirdi ki?..
                                                               ***        
SİLAHLANMA İSTERİSİ: Buyurun işte… Küresel Silahlanma Endeksi raporuna göre Avrupa’da en güçlü şekilde silahlanan ülkeler arasında Yunanistan ve Güney Kıbrıs öne çıktı yine… Maşallah bu konudaki şampiyonluğu başka ülkelere hiç bırakmıyorlar… Nasıl bir kararlılıksa bu böyle!.. Nüfuslarında açlık sınırının altına düşmekte olan kitleler gittikçe büyüdüğü halde!.. Bir yandan da tehditler savururlar, savaş kışkırtıcılığı yaparlar bu arada… Besbelli yakacaklar yine başlarını bu gidişle… Avrupa’nın ve ABD’nin bu bağlamdaki tavırları da dikkate değer… Yunan’ın ve Rum’un silahlanma isterisine elden gelen desteği veriyorlar… Yunanistan’la Güney Kıbrıs’ı pazar olarak mı, yoksa kurban olarak mı görürler?.. Zaman hepimize gösterecek!..

 

*

SUYUN GÜVENLİĞİ: Çamlıbel’de köyün su deposuna kimliği bilinmeyen şahıslar bulaşık deterjanı döktüler… Kimlikleri henüz bilinmese ve polis tarafından aranmakta olsalar de, psikopat oldukları kesin… Bir an önce yakalanmalarını dilerim… Da, asıl tehlike Çamlıbel’in yanı başındaki ana su kaynağımız Geçitköy Barajı… Ne yazık ki suyu hepimizin evine ve iş yerine ulaşan bu barajın güvenliği yeterince sağlanamıyor… Kim kime, dum duma!..

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





GRİP AŞISI AZ MİKTARDA ECZANELERE DAĞITILMIŞ!: Israrlı sorularımız üzerine, tüm ilaçların eczanelere ilaç depoları tarafından dağıtıldığını belirten K. T. Eczacılar Birliği Başkanı Umut Öksüz’den beklenen net açıklamayı şöyle aldık: “….Grip aşısı da eczanelere çok kısıtlı sayıda ecza depoları tarafından ‘verildi’ ve geçen hafta bitti… Herhangi bir eczacının elinde olup olmadığını eczacının kendisinden öğrenebilirsiniz…”
Türkiye’nin az miktarda ilk grip aşısını KKTC’ye göndermesinden sonra ülkemizde ilaç ve aşı takip sistemi olmamasından dolayı ikinci parti grip aşısını göndermediği Öksüz’ün açıklamalardan çıkan sonuçtur… “KIBRIS” Gazetesi’nin bu konulardaki başlığı “Fiyasko” şeklindeydi… Aslında bu durum fiyaskodan da öte… O aşıya gerçekten ihtiyacı olan yüksek risk grubundaki yığınla hastanın iki eli böğründe kaldı… Geçmiş olsun…
                                                                              ***
HADİ YA: Sağlık Bakanımız Dr. Ali Pilli Covid 19 aşısı geldiğinde herkese bedava yapılacağını söyledi… Hadi ya, işte güncel manzara: Ciddi şekilde gündem oluşturan grip aşıları mamur edildi de kaldı Covid 19!.. Zatürre aşılarının da hangi koşullarda halkla buluşturulabildiğini çok iyi bilenlerdeniz…
                                                               ***                                                                                      
ORGAN BAĞIŞI BİR KÜLTÜRE DÖNÜŞMELİ: Diyalizdeki 110 hastamız böbrek nakli bekliyor… Organ bağışı ülkemizde yeterince içselleştirilmiş olsa bu dramı yaşamayacağız… Meftalarımızı muhtaçlara yaşam verecek sapasağlam organlarıyla birlikte toprağa gömüyoruz… Organ bağışı toplumsal bir kültüre dönüşmeli… Bazı ülkelerde kesin retle ilgili bir belgenin olmadığı durumlarda kadavraların çeşitli organı anında tıpta değerlendirilebiliyor… Organ naklini başarıyla yapabilen doktorlarımızın ve donanımlarımızın olması da büyük şansımızdır… Bu şans da sonuna dek değerlendirilebilmeli…
                                                               ***
TAŞ: Arkadaşların hükümette koltuk – makam sahibi olmaları söz konusu ya; “elimizi taşın altına koyarız” derler… Ne taşmış bu ki, altına el koymak için birbirlerini ezercesine yarıştalar!.. Öyle bir taşın altına el koymayı Allah herkese nasip eyleye…
                                                                              ***        
GEMİ ALMAN, GEMİ KOMUTANI YUNAN: Geçen haftanın göz ardı edilemeyecek olayıydı… Emperyalizm’in Yunanistan’ı kullanarak Türkiye’ye karşı neler çevirmekte olduğu bir kez daha netleşti… Akdeniz’de Türkiye – Libya hattında hukuka aykırı şekilde basılan Türk ticaret gemisine saldıran Alman savaş gemisinin komutanı, Yunanlı çıktı…Sanki batı emperyalizmi Yunan’ı yeniden Türkiye’yi tuzağa çekebilmek adına bir şeyleri kışkırtıyor…TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, olay hakkında “soğukkanlılığımızı korumaya çalışıyoruz” dedi…Bakalım daha nereye kadar!..
                                                               ***
“KREDİ” VE “HİBE”: Şu anda 3 milyar liralık bir açıkla bütçe hazırlamak durumunda olan KKTC, ancak dış yardımlarla ayakta durabilen bir ülke… Kaynak yetersizlikleri ve bunun nedenleri elbette ki tartışılabilir… Ama bu yetersizlikler giderilinceye dek KKTC’nin dış mali desteğe mutlaka ihtiyacı olacağı kesindir… KKTC’nin dış mali desteği düzenli yüksek oranda alabildiği tek ülke de Anavatan Türkiye… İşte bu noktadan hareketle “Türkiye KKTC’nin IMF’sidir” diyen çoktur… Bence yanlış bir tanımlama… IMF’nin ülkelere verdiği, yüksek faizi ve ağır şartları olan kredidir… Türkiye’nin kendi bütçesinden KKTC’nin bütçesine aktardığı ve çeşitli projelere sağladığı mali destek ise “hibe” şeklindedir… Bu net farkı görebilmeli…
***
                                                              
BİR ÜLKENİN SEMBOLÜ OLMAK: Yıllar boyu futbolu baleye dönüştüren efsane Diego Maradona’nın cenaze töreni internette eş zamanlı naklen yayınlarda verildi… Arjantin, Evita Peron’un 1952’deki cenaze töreninden bu yana böylesine tanık olmadı… Olanağı olan tüm Arjantin insanı, katafalktaki cenazenin önünden saygı ve sevgi geçişi yaptı sellercesine… Cenaze töreninde ise milyon dolayında insan toplandı… Bir ülkenin evrensel sembolü olabilmek işte böyle bir şey… “Toprağı bol olsun” diyeceğim, ama Maradona toprağa değil yüreklere ve evrensel hafızaya gömüldü…

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





  ACI GÖZLEM: Protokolde “Başbakan”ın ve hükümetin olmadığı bir Cumhuriyet Bayramı kutlamasından geçtik… Devletin başı, yasamanın başı, yargının başı törenlerdeydiler… Ama yürütmenin başının törenlerdeki yeri bomboştu…37 yıldan bu yana ilk kez “hükümetsizlik” diyebileceğimiz bir krizle kutladık KKTC’nin kuruluş yıl dönümünü… KKTC’yi yaratan kahramanların kemikleri sızladı…  Hayatta olan kahramanların hüsranı ise çok büyüktü… KKTC siyaseti ve demokrasisi bu olmamalı…
   Kimilerinin karanlık amacı ne olabilirdi bu önemli yıldönümünde?.. Memleket hükümetsiz kalsın… Kaos ve belirsizlik büyüsün… Ekonomi ve maliye dibe vurdukça vursun… Güven bunalımı iliklerimize dek işlesin… Bulanık suda balık avlayanların suyu daha da bulansın… Can düşmanımız Rum’a biatımız kurumsallaşsın… Onlara yama olma devinimleri güç kazansın…
   Evet; acı gerçeğimiz şu ki, kimileri tarafından istenen bu… Ve sağduyu sahiplerimiz bir kez daha anlamış oldular ki, en kötü hükümet, “hükümetsizlik” ten çok daha iyidir aslında…
                                                                              ***
   AYAĞINA KURŞUN SIKAN SİSTEM: Bu satırları yazdığım sırada yeni hükümeti oluşturabilme çabaları henüz sonuç vermemiştir… Kıbrıs Türk halkı olarak 5 Cumhurbaşkanı döneminde 35 hükümet gördük… Şimdi de, spekülasyon dalgalarının içinde,  bu sürecin 36’ncı hükümetinin oluşturulmasına çalışılıyor… Siyasi gözlemciler buna “bıçak sırtında bir uğraş” tanımlamasını yapıyorlar…
   1983’ten bu yana 5 farklı Cumhurbaşkanı ve 35 farklı hükümet gördük… Bu tablonun çağrıştırdığı nedir?.. Başkanlık sisteminin önemidir çağrıştırdığı… Eğer başkanlık sistemi olsaydı, Rauf Denktaş’tan bu yana 5 tane istikrarlı sağlam hükümet görecektik… 5 tane istikrarlı teknokrat hükümet bu ülkede neler yapmazdı ki… Parlamenter sistem kendi lüzumsuzluğunu vurgulayarak ayağına kurşun sıkmaktadır…
                                                                              ***
   CUMHURBAŞKANLIĞI SARAYIMIZ: Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın yetersizliği TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da dikkatini çekti… Tören konuşmaları sırasında Cumhurbaşkanlığı Saraylarının ülkelerin prestiji olduğuna işaret eden Erdoğan, “Beş dönüm arazi verin, KKTC’de Cumhurbaşkanlığı makamını inşa edelim. Zira bu tür makamlar farklı ülkelerin bakışını değiştirir” dedi…”
   Kamuoyunun önünde, kayıtlara geçen muhteşem bir öneri… Umarım bu sürpriz öneri üzerine hemen harekete geçilir ve yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı için gerekli arazi kısa sürede tahsis edilir… Erdoğan’ın bu bakışını çeşitli gerekçelerle eleştirenlerin unuttuğu, KKTC’nin garantör Türkiye’nin vitrini olduğu gerçeğidir… Türkiye KKTC’nin dünyaya sunumunu en güzel şekilde yapabilme çabasında…
   9 Kasım Pazartesi gecesi Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın daveti üzerine Quirini Burcu (Silihtar Burcu) üstündeki tarihi binayı onunla birlikte gezdik ve bu geziye ilişkin röportajımı da KIBRIS gazetesinde yayımladım… (“Cumhurbaşkanı Tatar’la Tarihi Mekânda Tarihe Yolculuk” – 12 Kasım 2020 Perşembe) İngiliz Sömürge Yönetimi’nden bu yana çok önemli tarihi anıları barındıran o binanın artık bir müzeye dönüştürülmesinin zamanı gelmiştir… Güney Kıbrıs’ta da İngiliz Vali Sarayı, Rum Cumhurbaşkanlığı olarak hizmet vermektedir… Bizim bugünkü Cumhurbaşkanlığı Sarayı, İngiliz’in Lefkoşa Komiserlik binası idi…
                                                               ***        
   BAŞBAKAN’IN TALİMATINI BİLE UMURSAMAYANLAR: Acil Yardım Hastanesi’nin açılış töreninde Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın, Başbakanlık günlerine dair şu vurgusu, bürokrasimizin içine yuvarladığı hazin ve tehlikeli durumun göstergesidir: “Mimar mühendislere, tüm yetkililere ‘bunun projesini çiziniz, ihalesine çıkınız’ diye talimat vermeme rağmen, bir türlü proje çıkmadı; ihale aşamasına gelinemedi. Ne yapacaktım?.. Cumhurbaşkanımı arayacaktım… Öyle yaptım” dedi.
   85 milyon TL’ye mal olan Pandemi hastanemizin inşaat öyküsünün özeti bu…
                                                               ***        
   ÖFKEYE BAKIN: Rumlar o kadar öfkeli ki neredeyse İngiliz Yüksek Komiseri Stephan Lillie’yi “istenmeyen şahıs” ilan edecekler. Neymiş adamın suçu? “Rumlar Kıbrıs sorununun çözümünde siyasal eşitliğe yanaşmıyorlar” dedi… Bağışlayamadıkları suçu bu…
   Öyle ya; Kıbrıs Türkleri kimler oluyorlar ki kendileriyle siyasal eşitliğe sahip olacaklar?!.. Sözün özü siyasal eşitliğimize saygıyı biz hiç beklemeyelim bu bencil ve kibirli komşudan…
   İngiltere’nin Kıbrıs’taki temsilcisi,  çok geç de olsa, ülkesinin 1960 antlaşmalarıyla garanti etmiş olduğu anayasal yapının en temel kriterini alenen hatırlatmış oldu Rumlara ve dünyaya…
                                                                              ***        
   KONJONKTÜR DEĞİŞİYOR MU?:“İki devletli çözüm” teziyle seçim kazanan Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın Azerbaycan’ı ziyareti gündeme gelirken, Azerbaycan, Libya, Pakistan ve Gambiya gibi ülkelerin KKTC’yi tanımaya hazırlandığına ilişkin iddialar var…Hele Tatar’ın Azerbaycan’dan tetiklenecek dış gezileri bir başlasın bakalım… Gün doğmadan neler doğar, göreceğiz…
                                                               ***
   ORTODOKS VANDALLIĞI: Ortodoks Ermeniler mecburen terk etmekte oldukları Karabağ’ı yakıyorlar… Muzaffer Azerbaycan askerleri ilerledikçe yangınlar ve kül yığınlarıyla karşılaşıyorlar… Ortodoks kardeşleri Yunan’lar da Anadolu’yu tabana kuvvet terk ederken öyle yapmışlardı… Keza Ortodoks Rumlar da Kıbrıs’ta ele geçirdikleri nice Türk malını yakmışlardı… Sırplar da Ortodoks ya… Zamanıdır, onların da Bosna Hersek’te yaptıklarını bir anımsayalım… Vandallık,  Ortodoksluğun fıtratında var… Tarih bunu haykırır…

  

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   AYRIŞMALAR: Alın size KKTC’ye özgü bir demokrasi sorunu daha işte: Serbest çalışan hekimler hafta sonunda Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği’nin yönetim organlarının da seçildiği genel kurula“gerekçeli olarak” katılmadılar… Tabii alınan kararlar ve yapılan seçimler onların oylarından ve onaylarından yoksun kaldı…
   Gidişat nereye?.. Yasayla kurulmuş ve sağlık alanında önemli sorumlulukları olan Tabipler Birliği sadece hükümet hekimlerinin birliği mi olacak?.. Kara şaka gibi olacak: Yoksa serbest çalışan hekimler kendi Tabipler Birliği’ni mi kuracaklar?!.. Çok acayip, çok!… Toplumdaki ayrışmalar doludizgin…
   Ülkemizde Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği üyesi 1000’e yakın doktor var, ama bu yaşamsal kurumumuzun yönetim seçimlerinin de yapıldığı 23’ncü genel kurulu sadece 314 hekimin katılımıyla gerçekleştirildi… Alın size katılımcı demokrasi!..
                                                               ***
   EROL ERTUGAN’IN ARKASINDAN: Duayen emekli diplomatımız Erol Ertugan’ı geçen hafta yitirdik… Başbakanlık ve Cumhuriyet Meclisi’ndeki bürokratlık dönemimde onun engin bilgisinden ve donanımından yararlananlar arasındayım… Dış ilişkilerde en büyük yardımcılarımızdan biri olarak o kibar ama otoriter tavrıyla her zaman yanımızdaydı… Henüz kamu görevine geçmediğim gazetecilik günlerimde de, 1960’ların ve 1970’lerin o çetin ve müthiş ortamlarında, dış ilişkilerimizin yürütülmesinde gösterdiği performansı çok iyi anımsarım… Ertugan, nice genç diplomatımızın da Dışişleri camiasında hocası olmuştu…
   Erken yitirdiği değerli ve insancıl eşi Mecal Hanım da TC Büyükelçiliği’nin önemli yerel bürokratlarındandı… Basınla ve herkesle ilişkileri mükemmeldi… Zamansız yitirdiği sevgili eşinin derin acısını hep yüreğinde taşıdı Erol ağabeyimiz… Ortak dostumuz bankacı sevgili Oktay Ramiz’in organizasyonuyla çıktığımız bazı yemeklerde, eşini sevgiyle anıp gözyaşı döktüğüne tanık oldum… Bu fani hayatta dostluklarından ve Kumsal’daki komşuluklarından onur duyduğum Mecal ve Erol Ertugan çiftinin ışıklarının hiç eksilmemesini dilerken, Ertugan Ailesi’nin yasına katılır, başsağlığı dilerim…
                                                                              ***
   TRUMP’IN ÇIRPINIŞLARI: Joe Biden 46’ncı ABD Cumhurbaşkanı olarak zaferini kutlarken Donald Trump, seçimin henüz bitmediğini vurgulayarak, “Halk hak ettiği dürüst oy sayımına ve talep ettiği demokrasiye kavuşana dek durmayacağım” diyor… Sanırsınız orası bir Ortadoğu ülkesi… Sandık kavgaları ve demokrasi sorunları koskoca Amerika’nın gündeminde!.. Olacak şey mi?.. Amerika’da yeni Başkan Joe Biden’ın 5 yıllık görev dönemi 1 Ocak, 2021’ de bilinen geleneksel törenle başlayacak…. O güne dek Amerika’da bakalım daha nelere tanık oluruz…
                                                               ***
    JOE BIDEN’IN AİLEVİ DRAMLARI: Trafik kazasında genç yaştaki ilk eşini ve kızını yitirmesi, senatörlük andını hastanedeki ağır yaralı oğlu Beau’ya refakat ederken içmesi ve yakın geçmişte gencecik oğlunun da ölmesi, şimdiki genç eşi Jill ile evlenebilmek için verdiği ısrarlı çaba.. Bunlar ABD’nin yeni Cumhurbaşkanı Joe Biden’ın yaşamındaki önemli dramlar… Tüm bunlara karşın yaşama hırsla tutunabilen bu İrlanda kökenli adamın 78 yaş sonrasındaki siyasal serüvenini izlemek ilginç olacak…
   KIBRIS UĞURU: Joe Biden’ın Kıbrıs ziyareti konuşuluyor ya… ABD Başkan Yardımcılarına Kıbrıs’ı ziyaret etmek uğurlu geliyor… Dönüşlerinde Başkan oluyorlar… 1963’te de ABD Cumhurbaşkanı John F. Kennedy’nin Yardımcısı Lyndon B. Johnson Kıbrıs’ı ziyaret etmiş, ülkesine dönüşünde Kennedy’nin suikaste kurban gitmesi üzerine otomatikman Cumhurbaşkanı olmuştu…
                                                               ***        
   YA SABIR: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İhtiyat Sandığı Dairesi Lefkoşa Şubesi’nde mesai saatleri içerisinde bilgisayarından cinsel içerikli video izleyen memurun görevine son verilmesi için gerekli işlemlerin başlatıldığını duyurdu… Devlet dairelerinde porno… E pes yani!..Millet ne dertlerle boğuşur, orada görevini efendice yapması gereken ve beklenen memur ise nelerle uğraşır!.. Kepenkler kapanıyor, kapı önüne konulan insanlar iş bulamıyor, aş bulamıyor, iş yapamıyor…Kimileri de devlette bulduğu işi ve aşı nasıl da istismar ediyor!..
                                                                              ***
   KALAN SAĞLAR BİZİMDİR: Pandemi döneminde kontrolsüz açılımın bedeli var… 3’lü rakamlarla her gün Korona rekorları kırmakta olan komşumuz Güney Kıbrıs “tehlikeli bölge” konumuna geldi… Hastaneler dolup taştığından yedek önlemler devreye konuyor… Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Sağlık Bakanlığı “yararlanabileceğimiz rezervimiz var, panik yok” diye halkı yatıştırmaya çalışmakta…
   Uzman ve donanımlı doktorumuz Ahmet Elgin ise, Rum Yönetimi’nin Korona ile ilgili sağlık siyasetine ilişkin, adresime postaladığı şu saptamada bulundu: “Rum tarafı herdimmunity’yi benimsedi… Yani herkes Covid 19’a yakalansın ve bu iş bitsin… Kalan sağlar bizimdir…”
   Ama küresel deneyimlerden bilinen o ki, bu hastalığı geçirenlerde bağışıklık oluşmuyor… Hastalığı yineleyerek geçirenler var… Örneğin ilk başta İngiltere bu bağışıklık seçeneğini denemek istedi, ne ki feci şekilde başarısız oldu… Başbakan Boris Johnson bile yoğun bakımlık oldu…
   Geçmiş olsun Güney Kıbrıs…
                                                               ***
   AVRUPA’DA “İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ”: Avrupa’da İslamofobi’nin neden olduğu facialar birbirine ekleniyor… İslam’a olan nefret eyleme ve gösteriye dökülünce fanatik İslam da buna en sertinden tepkilerini koyuyor, işe kan da bulaşıyor haliyle…
   Avrupa ülkelerinde genellikle soykırımı inkâr ederseniz, bunun bir cezası vardır… Hiçbir ırka ve ruhani inanca hakaret edemezsiniz, bunun da bir cezası vardır… Kiliseye giden Hristiyanlara hiçbir sataşmada bulunamazsınız… Bu gibi durumlar da ağır suç sayılır… Eşcinsel ya da lezbiyenlere hakaret etmek ne demek?.. Anında hapsi boylarsınız… Cinsel özgürlükler sınır tanımaz… Sözün özü ayrımcılığın her türü yasak…
   Ama kimi Avrupa ülkesinde İslamiyet söz konusu olunca iş değişiyor… Atış serbest!.. Müslüman’lardan nefret ediyorum ve hatta onların peygamberlerine küfrediyorum” derseniz, bu tavrınız “ifade özgürlüğü” oluyor, buna hoşgörü bekleniyor… Çifte standart durumu böyle olunca da, hadi gelin ruhani faciaları önleyin bakalım…
   Ruhani fanatizmin karşılıklı çatışması çok fecidir… Tarih böylesi çatışmaların çeşitli coğrafyadaki ve dönemdeki acı ve hunhar örnekleriyle doludur…

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   İKİ YÜZLÜLÜK: Çelişki nasıl mı rezalete dönüşür?.. İşte aynen böyle: ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, yürüyüp durup Doğu Akdeniz’deki gerginliğin azaltılması gerektiğini söyler… Bir taraftan da Amerika’dan Doğu Akdeniz bölgesine oluk misali silah ve askeri malzeme akıtılır… Yıllardır uygulanan kimi silah ambargoları kaldırılır… Gel de gerginliğin azalmasını bekle bakalım.
                                                               ***
   HAYALETLER: Bizi yaşatan ve koruyan devlet organizasyonumuza biraz saygı… Tüm nimetlerinden tepe tepe yararlandıkları KKTC için, buraya almak istemediğim diğer tüm dediklerinin yanında “hayaldir” diyenler de var… Böylelikle kendilerini de “hayalet” konumuna koyan bu kişilere diyeceğim o ki, dünyanın en büyük ve en kalabalık ülkesi Çin de yıllarca yok sayılmıştı. Muazzam Çin gerçeği de mi hayaldi o zamanlar?.. Somut bir gerçek karşısında kafasını kuma gömen devekuşu rolü oynamak hiç de kabul edilebilir değildir… Konjonktür bir gün elbet değişir ve devletimiz elbet bir dünya devletine dönüşür. Bu bağlamdaki umutlarımızı hiç yitirmeyelim…
                                                               ***
   ÜZÜCÜ: “Tele Sağlık Sistemi Kurumsallaşırken” başlıklı 23 Eylül tarihli yazım üzerine bazı okurlarımdan gelen mesajlar hem düşündürücü ve hem de üzücüdür… Neden mi?.. Bakınız mesela şu mesaja:
   “Ahmet Bey; ‘KIBRIS’ Gazetesi’ndeki köşe yazınızda BİB ile hekimlerimizden konuşma randevusu alınabileceğini açıklıyorsunuz… Ben de çok sevindim doğrusu bu yazınızı okuyunca… Ulaşamadığım sağlık hizmetinden bu çerçevede yararlanmak istedim. Sadece problemimi söyleyip beni ilgili dahiliye doktoruna yönlendirmelerini isteyecektim… Aradım, konuşabilmek için randevu aldım. Ama bana geri dönüş olmadı… Tekrar arayıp sordum. Bana doktorun ameliyata girdiği söylendi. Başka bir güne randevu verildi. Yine aranmadım ve ben tekrardan aradım. Doktorun mazereti çıkmış da, falan filan… Bir daha da aramadım. Bilginize…”
   Tabii ki bu konu; “Tele Sağlık Sistemi”ni kuranların da bilgisine…
                                                                              ***
   AŞI ÇIKMAZI: Tıpçılarımıza göre, grip ve zatürre aşıları mutlaka yaptırtılmalıymış… Sanki ülkemizde var bu aşılar da, insanlarımız bu aşıları yaptırmaktan kaçınıyorlar!.. Bazı eczanelerde bulunabilen zatürre aşıları da karaborsaya düşmüş durumda… Eczanelere gelen bu aşıların Rum tarafından sağlandığı üzerlerindeki Rumca yazılardan anlaşılıyor… Rum tarafındaki eczanelerde de zor bulunduğu belirtilen bu aşının KKTC’de 800, ya da 1000 TL’ye temin edilebildiği günümüzün acı gerçeği…
                                                                              ***
   BİR OKURUMDAN GELEN ÇOK HAKLI SİTEM: “Ahmet Bey; su sorunu üzerine yazılarınız çok doğru… Ama benim olduğum mahallede su insan ihtiyacından çok çiçek, sebze ve ağaca gider. Özellikle apartmanlarda kalanlar damları, binanın ortak arsasını ve zeminde kalanlar ise arsaya birleşik kamu arazilerini bahçe yaptılar, avludan araziye çıkış kapısı ile adeta kendilerine tapuladılar… Bu yerler su deposu dolu. Belediye de durumu biliyor, görüyor ve sesini çıkarmaz. Bu susuz günlerde şehir şebeke suyunun fazlası amatör tarımcılığa gider…”
                                                                              ***
   DEVLETİN GÜNCEL HALİ: Özel sektör gelir yoksunluğundan kan ağlarken, devlette, devletin yasaları çerçevesinde örgütlenen sendikalar diledikleri devlet biriminde işi durduruyorlar, dönüşümlü çalışma düzeni dayatabiliyorlar, neyin nasıl yapılması gerektiğini Hükümete empoze edebiliyorlar… Elektriği veren ve kesen şalterler de, su dağıtım vanaları da, devlet hizmetlerinin temposu da onların kontrolünde… Kazanılmış haklarını bir tamam almakta olan devlet çalışanları sendika memuru mu, yoksa devlet memuru mu?.. Böyle bir devletin başına, özel sektörle kamu sektörünü birbirine kutuplaştıran bu koşullar altında Cumhurbaşkanı seçilmenin ne önemi var Tanrı aşkına?..
  

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





   GEL 25 EYLÜL, GEL SU: Türkiye’den suyun 25 Eylül’de yeniden pompalanacağının resmen açıklanmasının getirdiği memnuniyet toplumsal nabzın attığı sosyal medyaya öyle bir yansıdı ki… Bu yansımalar, verilen güvencenin rahat bir soluk alınmasını sağladığının göstergesi… Sıkıntılı ortamda bu rahatlama moduna girilmesi hiç de boşuna değil…   Su naklinin durmasının 7’nci ayında, kuruyan Geçitköy Barajı’nın manzarası çok hazin. Basıncı düşmüş bir su, kaç gündür bölgelere dönüşümlü olarak veriliyor. Kısıtlı su dağıtımı tüm bölgelerde kurumsallaştı.  Sokaklarda, nereden sağlandığı belirsiz suyu ateş pahasına satan tankerler görülmeye başlandı. 5 yıldır unutulmuş bir manzara!..
   Musluklardan akan suyu kovalar içinde sunan fotoğraflar hiç de iç açıcı değil. Resmen çamurlaşmış sıvı!..
   Çok gecikmiş bir uyarı olarak halkın suyu tasarruflu kullanmasının telkinleri geliyor ilgililerden… Pandemi belasına paralel su darlığı da gündem oluşturunca, elbette ki  boru hattı arızasının giderilme noktası olan denizin ortasından verilen o müjde, bir rahatlamayı sağlayacak nitelikteydi.
                                                               ***
   ERHÜRMAN SİYASETİ: CTP’nin Cumhurbaşkanı adayı Tufan Erhürman, propagandasına başladığından bu yana KKTC Anayasası’nın 5’nci maddesini referans göstererek seçilmesi halinde ülkenin iç işlerinde ve hükümet icraatlarında etkin olacağını savunuyor ve bu işi yürütmek adına Cumhurbaşkanlığı bünyesinde ekipler oluşturulacağına vurgu yapıyor.
   Oldu olacak Tufan Erhürman’ın doğrudan doğruya ülkemiz için başkanlık sistemini savunmasını dilerim… Kendisinin ve partisinin de içinde bulunduğu parlamenter sistem çoktan çöktü çünkü…         
   KKTC Anayasası’nın 5’inci maddesi “Yürütme yetkisi ve görevi” başlığı altında şöyledir: “Yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa ve yasalara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.”
   Aslında çeşitli yorum ve değerlendirmelere açık bir madde…
                                                                              ***
   FESATÇILIK: Pozitif vakalıları kimlik ve adres göstererek sosyal medyada zevkle teşhir edenlerin, dahası amaçlı yalanlara ve abartmalara da başvuranların kapısı da Covid 19 tarafından çalınabilir. Yargı, mağdurların şikayeti üzerine zaten tetikçiliği pandemi atmosferine taşıyan kimilerinin kapısını çalacaktır. 
   Covid 19 son derece eşitlikçidir. Fesatçılığın ve dedikodunun zamanı değil, gereği de hiç yoktur. Bilinçlenme, dayanışma, mücadele ve yardımlaşma zamanıdır. Herkesin bu asil ve saygın ruh içinde olması dileğiyle…
                                                                              ***
   HAYALET DİŞ KLİNİĞİ: Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi Ayaktan Tedavi Merkezi’nin pandemi merkezine dönüştürülmesinden sonra oradaki diş kliniğinin başına gelenler sağlık hizmetlerimizdeki kararsızlıkların bir başka yansımasıdır. O kliniğin alınan karar uyarınca Uluslararası Final Üniversitesi’nin Ortaköy’de oluşturduğu Diş Hekimliği Fakültesi’ne taşınacağı duyurulmuştu. Dahası, Dr. Burhan Nalbantoğlu Diş Kliniği’nin levhası fakülte binasının kapısına da bir güzel yerleştirilmişti. Şimdi ise durum nedir?.. O levha kara örtülerle kapatılarak gözlerden saklandı, oraya taşınması gerçekleşemeyen o resmi sağlık birimi  de hayalet kliniğe dönüştürüldü!…
                                                                              ***        
   MEVSİMSEL HASTALIKLARI BEKLERKEN: Amerika’nın Montana bölgesi yüksek basınçla alçak basıncın aniden karşılaşmasından kaynaklanan Kutup girdabına girince ısı bir gecede 33 derece düşerek her taraf buz kesti. Küresel ısınmanın şaşırtıcı tezahürleri olan bu tür olaylar, ani ve beklenmedik hava değişiklerinin getirdiği iklim şokuyla çeşitli bulaşıcı hastalıkların yayılmasını da tetikliyor.
   Mevsimsel hastalıkların üzerimize geleceği  günlerdeyiz. Eylül ayında hiç alışılmamış sıcakların görüldüğü adamızda, benzeri iklim şoklarını yaşamamız beklenmeyen durum değildir. Belirsizlikleri de beraberinde getiren bu pandemi sürecinde iklimin hoş olmayan sürprizlerine hazır olmalıyız. Üst solunum enfeksiyonları patlarsa kimin Korona olduğu, kimin olmadığı gibi bir panik ve kaos dalgasının içine gömüleceğiz, Allah korusun…
  

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





   ZEKÂ VE APTALLIK ÜSTÜNE: Bu ülkenin düşünen ve sorgulayan aydın ve yurtsever insanları hep üzgün, hep tedirgin ve hep kırgındılar. Bunun neden böyle olduğunu ünlü Türk aktörü Haluk Bilginer’i dinlerken bir kez daha anladım. Düşünen sorgulayan, aydın ve yurtsever insanların kaderinin  acıları yaşamak olduğunun çok güzel bir açıklayıcısıdır Bilginer’in şu sözleri: “Zeki insanlar hep dertlidir. Zekâ iyi bir şey değil. Beyin sürekli analiz halinde… Biri sana bir hareket yaptığında ne amaçla yaptığını anında anlayıp kendine mis gibi dert ediniyorsun. Ama aptallara bak, dünyadan haberleri yok. Bu hayat aptallara güzel, zekilere zindan.”
                                                                              ***        
   DEZENFEKTANA AZAMİ DİKKAT: Pandemi sürecinin günlük yaşamımızın vazgeçilmezi haline getirdiği şu dezenfektan ürünlerinin kaç tanesi sağlığa ve amaca uygundur acaba?.. Bunun araştırmasını yapıp önlemlerini de alacak sorumlu makamların hareketlenmesini bekliyoruz. Misal: Türkiye’de laboratuvarda yapılan testlerde kullanımdaki dezenfektan ürünlerinin yüzde 50’sinin alkol bile içermediği belirlenince, konu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşındı… Oradaki tartışmalardan sonra gerekli önlemler alınıyor. Bazı tıp uzmanları gereksiz dezenfektanın deriye zarar verdiğini ve derideki yararlı mikroorganizmaları da öldürdüğünü savunuyor. Yani diyeceğim o ki, şimdi bir de deri hastalıklarıyla uğraşıp dermatoloji uzmanlarının yolunu tutmayalım!..                     
                                                               ***
   POSTA HİZMETLERİMİZ EVLERE ŞENLİK: Kıdemli gazeteci arkadaşımız Beraat Mustafaoğlu’nun su altında tahrip olmuş resmi bir zarfın fotoğrafı eşliğinde yaptığı sosyal medya paylaşımını, posta hizmetlerinin bize çektirmekte olduğu çilenin yeni bir göstergesi olarak algıladım. Postalanan gönderiler adresine zamanında ulaştırılamıyor, paket gönderileri açarak soygun yapan posta memurlarına tanık olunuyor, gönderilerin güvenli şekilde adrese ulaşmasında dağıtıcılar tarafından gereken özeninin gösterilmediği hem öfke ve hem de üzüntüyle gözlemleniyor. Buyurun Beraat Mustafaoğlu’nun dediklerine:  “Bu zarf Temmuz’dan beri bana ulaşamadı. Bugün 28 Ağustos Cuma günü postacı lütfedip Yenikent Boyacı sokaktaki evimin bahçe kapısının dışına, yani kaldırıma atıverdi. İki üç adım atıp zarfı posta kutusuna koyma zahmetine katlanamadı. Verandayı yıkarken buldum ve bu arada sırılsıklam oldu. Islak zarfı Makrovawe’de kuruttum ve bunun emekli maaşımın devamı için imzalayıp göndermem gereken bir evrak olduğunu gördüm. Evrakı doldurup yollamazsam, maaşım kesilecek. Bu nasıl bir posta hizmeti, bu nasıl bir laçkalık söyler misiniz?!…”
                                                               ***        
   “10 KÜÇÜK ZENCİ”NİN YENİ SERÜVENİ: Fransa’da polisiye roman kraliçesi Agatha Christie’nin “10 Küçük Zenci” adlı romanının adı, ırkçılık çağrışımı yaptığı gerekçesiyle “On Kişiydiler” olarak değiştirildi. Kitapta yer alan “zenci” sözcükleri de tümüyle temizlendi… Amerikan klasikleri “Sam Amca’nın Kulübesi” ile “Rüzgâr Gibi Geçti”den başlayarak bu olaya bakarsak, daha nice ve nice kitapta siyahi insanların tanımı “negro” (zenci) olarak geçer… Tüm bu kitapları da elden geçirime duyarlılığı gösterilecek mi?..
   Atilla İlhan’ın ünlü kitaplarından birinin adı da “Zenciler Birbirine Benzemez.” Sıra bu müthiş başyapıta da gelir mi acaba?..
  

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   YUNAN KÖRÜKLEMESİ: Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis Ege Denizi’nde karasularını 6 milden 12 mile çıkarmak için parlamentoya önerge vereceklerini açıkladı… Türkiye, böylesi bir girişimi “savaş nedeni” olarak algılayacağını her fırsatta kesin bir diplomatik dille duyurmaktadır…  Yunanistan, emperyal ağa babalarını arkasına alarak bir savaşın fitilini ateşlemektedir… Amerikan donanması ile Girit açıklarında yapılan ortak askeri tatbikat, şımartılan Yunan’ın yeni gözdağıdır… 30 Ağustos 1922’nin 98’inci yıl dönümünde tanık olunan tüm bu dengesizlikler, tarihin bir tekerrürden ibaret olduğunun da altını çizmektedir… Türkler Anadolu’yu savundukları gibi Mavi Vatan’larını da savunurlar elbet…
                                                              ***
   YAŞLILIK DRAMI: Özellikle felç, beyin kanaması, Alzheimer, Demans, Parkinson gibi hastalıklar yaşlılık dönemi sinir sistemi hastalıklarının başında gelir… Uygar ülkelerde bu tür hastalar nüfusun yüzde 15’i dolayındadır… Bizde ise bu hastalıklarla savaşan kaç tane yaşlımızın bulunduğuna ilişkin sağlıklı verilerimiz bile yoktur… Çünkü yaşlı hastalıkları ve bakımı bağlamında bilimsel bir denetim mekanizmasından yoksunuz… Yaşlılarımız çoğu zaman kendi yalnızlık köşelerinde kaderlerini yaşayıp kurtuluş gibi gördükleri ölümü beklemektedirler ne yazık… Yaşlı hastalıklarıyla ilgili yeterli geriatri uzmanımız ve donanımımız yoktur… Hasta yaşlılarımızın çoğu güvenilir ellerde değildir… İşin asıl feci yanı, bu pandemi sürecinde değişen bakış açıları nedeniyle yaşlılarımızın durumu daha bir trajikleşti, daha bir yalnızlaştı… Gündemin görünmeyen dramında bir farkındalık yaratma adınadır bu satırlarım… Bilmem kaç kişi fark eder bu toplumsal meseleyi…
                                                               ***        
   NEFES: İstanbul’da, yoğun bakım tedavisinden sonra Koronavirüs’ü atlatan orta yaşlı erkek hastanın taburcu olurken dediğidir: “Makineye bağlı olmadan 5 dakikacık nefes alabilmiş olsaydım tüm servetimi feda ederdim…”
   Nefessiz kalmama adına bireysel bağlamdaki koruyucu önlemler hiç ihmal edilmemeli: ille de maske, sosyal mesafe ve hijyen…
                                                               ***
   ÖRT Kİ ÖLEM SİSTEMİ: Diyelim ki ciddi şekilde hastasınız. Defalarca uğraşıp zor bela ilgili santraldan bir sese ulaştıktan sonra Devlet Hastanesi’nden 20 günden önce randevu alabilirseniz günün şanslısı sayılırsınız… Bingo!.. Alın size işte çağdaş sağlık sistemi… Ört ki ölem sistemidir bu aslında!.. Vallahi de billahi de literatüre geçeceğiz… Ve dahi Guiness kitabının hızlı randevu verme sayfalarına da!..
                                                                              ***        
   NE OLMUŞ YANİ?: Güney Kıbrıs’ta İngilizce yayımlanan CYPRUS MAIL, Mustafa Akıncı’yı, “Ankara’nın tayin ettiği, işgal lideri” olarak takdim etmenin haksızlık olduğunu belirterek, çözüm yanlısı Akıncı’nın, Rauf Denktaş ve Derviş Eroğlu’na benzemediğini, onun Ankara’ya ve Recep Tayip Erdoğan’a karşı dik durduğunu savundu… Ey CYPRUS MAIL, size göre Akıncı çözüm yanlısıdır, ne Denktaş’a, ne de Eroğlu’na benzer, Ankara’ya ve Tayip Erdoğan’a da diklenir de ne oldu sanki?.. Denktaş ve Eroğlu karşısında ne kadar uzlaşmaz iseniz, onun karşısında da bu uzlaşmazlık fıtratınız hiç değişmedi… Hiç değişeceğe de benzemez.. Ona “bizim nesil bu Kıbrıs sorununu çözemez” bile dedirttiniz en sonunda… Sizden kalıcı barış ve uzlaşma adına hiçbir hayır gelmez… Laf salatasını bir yana bırakınız… Yemezler!..
                                                                              ***
   OLAĞANÜSTÜ SÜRECİN EĞİTİMİ: Bu olağanüstü süreçte cumartesi günleri de eğitim olabileceği açıklanınca şaşıranlar oldu…Niye şaşırsınlar ki?..Bizim nesil ve bizim neslin öğretmenleri, cumartesi günleri de, öğle sonları da öğretime koşarlardı… Öğretmenler “ek mesai ödeneği” nedir bilmezlerdi… Yetersiz gördükleri öğrencilerine verdikleri özel dersler için velilerden para da istemezlerdi… Ne olmuş yani?.. Hasan Nihat Erduran dostumun dediği gibi şekerdik de eridik mi?..Elbette ki olağanüstü dönemin eğitimi çok farklıdır ve özveriye dayanan yapılanmaları gerektirir…
  

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   DURUM CİDDİDİR: Yerel pandemik gelişmelerimiz, Dikmen’deki Özok Öğrenci Yurtları’nın acilen 530 kişilik pandemi merkezine dönüştürülmesi kararının gerekçesini açıklayacak nitelikte… Artmakta olan vakalar nedeniyle mevcut karantina servisleri maksimum doluluğa doğru tırmanıyor… Kuşkulu ve temaslıların tecrit edildiği otellerin doluluk oranı da hızla artıyor… Göğüs hastalıklarının pik yaptığı kış mevsiminin eşiğinde olmamız ise kaygıları daha bir körüklüyor… Hükümetin almaya çalıştığı önlemlerin yanı sıra bireysel önlemlerimizi de hiç ihmal etmememiz gereken bir süreçteyiz… Melun virüs herkesi vuracak ciddi bir potansiyel taşıyor… Yeniden kapanmama adına hepimize sorumluluk düşer… Sloganımız lafta değil, uygulamada olmalı: Maske, sosyal mesafe, hijyen ve olabildiğince tenhalarda bulunmak…
                                                               ***        
   HİCRET: Bir şirketin son açıklanan anketine göre Akıncı %23.2 ve Erhürman %16.2 oyla ikinci tura kalacaklar. Kendilerine “sol” diyenlerin 2 adayı yani… Sol’un seçimi mi bu?.. Ülkede en kalabalık olan ve kendilerine “sağ” diyenler  1442’nci yeni Hicri Yıl’ın başında tümden hicret mi ettiler bu diyardan?.. Üçüncü sıradaki Ersin Tatar’a %16.2 oy öngören bu ankete göre, durum aynen böyle: Sağ’ın toptan hicreti meselesi!..
                                                               ***
   OSCAR’LIK PERFORMANS: Cumhurbaşkanı adayları ve onların propagandalarını yapan sözcülerinin vazgeçilmez ortak paydası: “Seçimi kesin biz kazanacağız.” Propaganda bu, böyle konuşmaları çok olağan… Ama asıl dikkati çeken şu ki, bu zafer propagandası inandırıcı jestler yüklenilerek inanılmaz bir doğallıkla yapılıyor… Doğrusu Oscar’a layık bir performans!..
                                                                                              ***
   SERVANTES’İN “DON KİŞOT” ROMANINDAN BİR PASAJ: “Şeytan atını mahmuzlamış giderken Don Kişot bağırdı: ‘Bir dakika bekle!.. Sana son bir soru daha soracağım. Ondan sonra ne cehenneme gidersen git… ‘Şeytan atının dizginlerini çekti; ‘Sor bakalım’ dedi alaycı bir sesle, ‘ama lafı fazla uzatma, işim acele…’ ‘Ormanda savaş naraları atanlar senin adamların mıydı?..’ ‘Elbette… Benim adamlarım çoktur!..’ ‘İyi ama, Mağripliler gibi ‘Allah, Allah!’ diye bağırıyorlardı?. ‘ ‘Ne sandın ya?.. ‘Şeytan, Şeytan!’ diye mi bağıracaklardı?.. Bizim işimiz bu: Aldatmak, daima aldatmak…”
                                                               ***
   YETER Kİ: İnsanlık dışı ve ırkçı ABAD kararlarından 25 yıl sonra başta İngiltere’ye ve bazı Avrupa ülkelerine zeytinyağı, pekmez, reçel, macun gibi ürünlerimizin ihraç edilmesine başlanması güzel bir gelişme… İhracat kapılarının açılması üretim sektörlerimiz için çok önemli bir sinerjidir… Üretmeye susamış insanlarımızın üzerinde kamçı etkisi yapar… Bu ülkenin yaratıcı ve çalışkan insanı üretmesini bilir… Olanaksızlıklar içinde neler başarmadı ki mücadeleci halkımız… Üretim de fıtratında vardır bu çalışkan ve çilekeş halkın… Yeter ki belirsizlik içinde olmasın ve önünde tüketici pazarlar görebilsin…
                                                               ***
   GÜME GİTMEK: Adli haberlerimizden: 2500 TL’ye kiralanan tetikçiye öldürülmesi istenen kişinin fotoğrafı verildi!.. Fotoğrafa bakarak hedefi bulma!..Fotoğraftaki kişiye benzeyenler de infazcının hedefi olabilir yani.. Az görülen bir olay değil zaten benzerlikten dolayı güme gitmek!.. Artık nelere tanık olmaya başladık bu ülkede böyle ya Rabbim?!..
                                                               ***
   ONURLU JEST: İngiltere’de toplantı yapan sivil pilotlar bunalımdaki İngiliz havacılık şirketlerine hitaben; “Maaşlarımızdan yüzde 20 kesinti yapın ve pilot arkadaşlarımızı işten durdurmayın” kararını ürettiler. İşte size vicdan, bilinç, uygarlık ve sorumluluk örneği bir jest… İlk aşamada işlerine son verilmesi tasarlanan İngiliz pilotların sayısı 300’ü aşkındır…
                              
  

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   TORPİL HAZRETLERİ: “Torpilli istihdam” meselemiz bugünlerde yeniden gündem oldu… Peh!..Böyle gelmiş, böyle gider işte; ne olacak?!… Acı gerçeğimiz şu ki, devlette torpilsiz istihdam yüzde 5’i bile geçmez… İktidarda hangi parti olursa olsun, torpil mekanizması mutlaka devrededir… Siyaset, sanki torpil için vardır… Sınavla istihdamlarda bile, yazılı sınavda harikalar yaratanlar, bir de bakarsınız ki, sözlü sınavda harcanırlar… Bürokraside bir “liyakatsızlar” ve “göreve duyarsızlar” ordusu oluşması hep torpilli atamalar yüzünden…
                                                               ***
   DENKLEM: 5 sağlık örgütü, devlet diş kliniğinin bir üniversitenin çatısı altına transferini bahane ederek, kamu sağlık hizmetlerinin özel sektöre taşınmasının kabul edilemeyeceğini açıkladı… KKTC denklemine uygun bir açıklama!.. Kamu sağlık görevlileri özel sektör kurumlarına rahatça taşınıp oralarda çalışabilirler, ama kamu sağlık hizmetleri özel sektör kurumlarına taşınamaz!…
                                                               ***
   “MÜŞAVİR” NAMLI GENÇ ÖLÜ:  Bürokraside olumlu izler bırakan, donanımlı gencecik bir insanımız: HAKAN ATAÖV… Son nefesini verirken bile yüzünde o sıcak tebessümü vardı, bundan eminim… Turizm etkinliklerinde karşılaşırdık genellikle… Hep pozitifti, hep gülen, her konuya iyimser yaklaşan güzel ve sinerjik adamın ta kendisiydi… Toplumsal çarpıklıklarımızın yozlaşmış ve bozuk çarklarında onu da yitirirken, vicdan sahibi olanlarımız yasa gömüldüler…  İnsan kaynaklarımızın bu denli kısıtlı olduğu bunalımlı ortamda, naif ruhlu değerlerimiz kolayca ve acımasızca harcanıyorlar… Çok yazık… Ruhun şad, mekânın cennet olsun, en verimli çağında ülkemize veda eden “müşavir” namlı genç ölümüz…
                                                               ***        
   FRANSA’NIN LÜBNAN İŞTAHI: Bir patlamanın korkunç kaosa sürüklediği Lübnan önemli gelişmelerin içinde. Fransa, Lübnan’ı sömürgesi yapma çabalarını açıkça devreye koydu… Napolyon pozlarındaki Emmanuel Macron henüz kara dumanları dağılmamış Beyrut’a kadar giderek bu ulusal Fransız siyasetini tetikledi… Lübnan’daki çalkantılar bu tetiklemeye göre boyut kazanıyor şimdi… Lübnan üzerinde emelleri olanların o korkunç patlamada parmakları da olabileceği kuşkuları giderek artıyor haliyle… Analitik değerlendirmeler yapmak gerek… Emperyalizm, amaçlarına ulaşma çabalarında insan yaşamlarına zerre kadar önem vermiyor… Ortadoğu kaynayan kazan olmakta berdevam… Ve kaderi Ortadoğu gelişmeleriyle doğrudan bağlantılı KKTC’de olup bitenlere bir bakınız!..Kim kime dumduma modu!..
                                                               ***
   LÜBNANLI AMİN MAALOUF: İnanılmaz bir patlamayla yeniden küresel gündemin baş sıralarına oturan Beyrut… Bu talihsiz, gizemli ve kozmopolit kentin gerçek ruhunu anlayabilmek için 25 Şubat 1949 Lübnan doğumlu, ama 1976’dan beri Fransa’da yaşamakta olan Amin Maalouf’un romanlarını mutlaka okumak gerekir… 1993 yılında Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülüne layık görülen Lübnanlı yazar Maalouf, sanırım şimdi bu yeni Beyrut faciasının boyutunu da yeni romanlarına katar… Kolay gelsin yurt acılarının üstadı…
                                                               ***
   MİLLET VE YÖNETİCİLERİ: Bu tarihi anekdotu dostum Dr. Öztürk Ünverdi’den aldım, teşekkürlerimle burada okurlarımla paylaşıyorum: “Daha sonraları Osmanlı İmparatorluğu’nun sadrazamlığına dek yükselecek olan Kıbrıslı Kamil Paşa, İzmir valisi olduğu dönemde şair Eşref’le iyi dostmuş. Bir gün Eşref dostu vali ile görüşme ihtiyacı duyar… Makama gittiği zaman sekreter “Vali encümen toplantısında bekleyeceksiniz” der ona… Biraz sonra kapı aralanmış ve Vali Kâmil Paşa’nın toplantıda “çok ince eleyip dokumayın;  millet eşektir anlamaz” dediği duyulmuş. Bunun üzerine Şair Eşref şu dörtlüğü yazarak sekretere vermiş ve oradan ayrılmış: “Ehl-i mansaptan biri millete ‘eşek’ dese / Reddolunmuştur bu sözü, ama can sıkar / Millete ‘eşek’ diyen eşek herif bilmez mi ki, sadrazamlar da, valiler de milletten çıkar…”

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





   ANAVATAN TÜRKİYE “PANDEMİ HASTANENİZ DE BENDEN” DEDİ: Pandemi hastanesi inşası konusundaki kararsızlıklarımız ve bu bağlamda oluşan kaos Ankara tarafından da yakından izlenmektedir ki, oraya davet edilen KKTC Başbakanı Ersin Tatar’a 100 yataklık pandemi hastanesinin bu yılın içinde Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından KKTC’de inşa edileceği duyuruldu… “Bu yılın içinde” demek, bu hastanenin en çok 5 ay içinde hizmete sunulacağı demektir… 40 günün içinde Türkiye’de yaratılan yüzlerce yataklı ve tam donanımlı bir dizi hastane, Türkiye’nin bu işi kısa sürede başarabileceğinin güncel kanıtıdır… Korona dehşeti daha bir büyürken, gerçekten rahatlama yaratan bir müjdedir bu…

   Türkiye baktı ki bizimkiler bu işin üstesinden gelemiyor ve boyuna laf üretiyorlar… “Devreye biz girelim” iradesini gösterdi bir kez daha… Böylesi bir hastanenin en kısa sürede KKTC’de inşası Anavatan Türkiye için de gerekli ve önemli… KKTC, Türkiye’nin en fazla temasta ve hatta kader birliğinde olduğu ülkedir… Başkent Lefkoşa’ya 500 yataklı yeni bir devlet hastanesi projesinin yine Anavatan Türkiye’nin katkılarıyla devreye girmiş olduğunun da altını çizmeliyim bu arada…

                                                                 ***

   SEÇENEKSİZ DEĞİLİZ: Sürpriz bir hamleyle eski kararını iptal ederek Cumhurbaşkanlığına aday olduğunu açıklayan Serdar Denktaş, kampanyasının ilk basın toplantısında seçimi kazanırsa ille de federatif çözüm formülü üzerinde ısrar etmeyeceğini ve halkımızın geleceği için başka açılımları da gündeme getireceğini duyumsattı. Son görüşme sürecinde kendilerine verilen onca ödüne karşın uzlaşmaya yanaşmayan ve çözüm adına büyük umutlar bağlanan Crans Montana zirvesini de yıkıp viran eyleyen maksimalist Rum tarafına artık verebileceğimiz ne ödün kaldı zaten?..Crans Montana zirvesine gelinceye dek de Türk tarafının kabul ettiği nice çözüm formülünü inatla geri çevirdiler. Sınırlarını ve haddini çoktan aşan böylesi inatçı bir uzlaşmazlık karşısında Türk tarafının kendi kaderini belirlemede seçeneksiz olmadığını bir kez daha göstermesinin zamanı çoktan gelmiştir…

                                                                     ***

   25 KURUŞ: Arife sabahı kan ter içinde Lefkoşa Dereboyu kaldırımlarında yürüyorum… Önümde kız arkadaşıyla birlikte ilerlemekte olan delikanlı birdenbire yere eğilip bir şey aldı ve gömleğinin üst cebine koydu. Genç kız gülerek; “25 kuruş!.. Değdi mi zahmetine?” dedi ona. Delikanlının ona verdiği yanıt yüreğime ısı saçtı: “Hem de öyle bir değdi ki; üzerinde Atatürk profilinin kabartması var…” Kız uzandı ve arkadaşını yanağından öptü…

                                                                     ***

   SAÇMALIK: 30 sandalyenin gücüyle donanan bir koalisyon eğer uzlaşı kültürünü es geçerek ülkeyi iyi yönetememişse, şimdi 26 sandalyelik bir koalisyon için parlak düşler kurmak günümüzün saçmalığıdır… “Trajikomedi” de diyebiliriz buna…Kaldı ki, olası koalisyondaki 26 sandalyenin bir tanesi de siyasal sorumluluklarından arınarak İstanbul’u mekân tuttu aylardır.. Halk kriz ve istikrarsızlık değil, icraat, yatırım ve hizmet bekler… Siyasetçi egolarından bıkan yığınların tepkisi giderek artıyor… Bunu görebilme basiretine sahip gerçek siyasetçilere ihtiyacımız var, meyhane köşelerinde boyuna hükümet senaryoları üretenlere değil…

                                                                     ***

   CANIMIZA “TAK” DEDİ: Çare durmadan hükümet bozup yeni hükümet kurmakta değil, çakılıp kaldığımız şu bozuk sistemdedir… Bu yönetim sistemi mutlaka değişmeli, istikrarlı yönetim düzenlerinin temeli atılmalı. Her yıl hükümet eskiten parlamenter sistemin fiyaskoları artık canımıza “tak” dedirtti… Egosunun ve bakan koltuklarının peşinde olanların ülkenin bu ciddi sorununu artık görebilmelerini dilerim, ama bunun boşuna bir dilek olduğunun da farkındayım… Asıl acı olan da bu farkındalıktır…

                                                                     ***                                                                

   BAYRAM HAVASININ SONU: Türkiye’nin Sağlık Bakanı dövünüyordu; “Bayramda tenhalaşın, toplanmayın, sarılmayın, öpüşmeyin, kutlamalarınızı telefonla yapın” diye… Türkiye halkı ise bayram coşkusunda “telefon eden bana!” moduna girdi adeta… Ve olan oldu işte… Uzmanlar ellerindeki verilere bakarak önümüzdeki günlerde Koronavirüs vakalarında belirgin bir tırmanma beklediklerini belirtiyorlar… Bayramdaki tedbirsizlikler vakaları tetikleyeceğe benziyor… Kurban Bayramı, Korona belasına şahlanacağı ortamlar yarattı ne yazık…

                                                                           ***

   EVLİYA ÇELEBİ MODU: CTP sözcüleri,  Cumhurbaşkanlığı yarışında Mustafa Akıncı’yı dış gezi ve temaslarının çok zayıf olmasından dolayı eleştiriyorlar… “Hele Cumhurbaşkanlığını alalım, biz Evliye Çelebi gibi dünyayı fır döneceğiz” demek istiyorlar. Öyle ya, dünya büyük bir anlayış ve özlemle kapılarını açarak ve de yollara güller döşeyerek KKTC Cumhurbaşkanı’nın teşriflerini bekliyor!..

                                                                           ***

   ŞOK: İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth’in yakın korumalarından birinin uyuşturucu kaçakçısı olduğu ve 9 çanta dolusu uyuşturucuyu Kraliyet Sarayı’ndaki odası ile resmi aracına kadar soktuğu belirlendi… Scotland Yard Kraliçe hazretlerinin ifadesini mutlaka almıştır… Maiyet seçimi çok önemlidir…

                                                                            ***

   MUHTARLIK: Tasarı o ki, muhtar maaşları hayat pahalılığı tahsisatlı asgari ücret düzeyine çıkarılacak, muhtarlara ayrıca çalışma bürosu da verilecek… Haklarıdır… Ve bundan böyle muhtarlık seçimleri öyle bir heyecan ve ivme kazanacak ki…

                                                                      ***

   HÜSEYİN GÜRŞAN’IN SESSİZ VEDASI: Kıbrıs Türk Basını bir emekçisini daha, basının ve basın örgütlerinin ilgisinden uzakta kaybetti… Ben de onun ölümünü dünkü gazetemizin minicik bir başsağlığı ilanından öğrenebildim… Hüseyin Gürşan, haberci ve foto muhabiri olarak yıllarca Kıbrıs Türk basınına enerjik ve üretken biçimde hizmet vermiş emekçilerimizdendir… Haber ve fotoğraflarına ilginç yorumlarını da katmakla ünlü Hüseyin Gürşan’ın bu hizmetleri felç geçirdiği ve Bülent Ecevit Rehabilitasyon Merkezi’nde genç sayılacak bir yaşta bakım ve tedaviye alındığı güne dek yoğun biçimde sürdü… Muhtelif zamanlarda onu o merkezde ziyaret ettiğimde, hep vefasızlıktan yakınmalarını acı duyarak dinledim…  Yalnızlar yuvası o hüzünlü merkezde yaptığım röportajın öznelerinden biri de Hüseyin Gürşan idi ve çaresiz durumuna ilgililerin dikkatini çekmeye çalışmıştım satırlar arasında… Işıklarda uyumanı dilerim sevgili ve talihsiz Hüseyin Gürşan…

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





   İNANILMAZ İŞLER: Yani sormadan edemiyoruz artık… Kasa başındaki bir devlet görevlisi vatandaştan topladığı paralara el koyma kararına varmışsa onu bu yasa dışı eyleminde en kısa sürede durduracak bir denetim mekanizması yok mu üzerinde?.. Bu kaçıncı olay ve bakalım daha devlet mekanizması içinde ne tür suistimaller ve suistimalciler cirit atıyorlar!… Genç nesil için açıklamış olayım ki, “suiistimal” vurgun demektir…
   Aylar boyunca devletin milyonu aşkın parasını iç eden kadın memur konuşuluyor da, o memurdan sorumlu olan yetkililer neden hiç konuşulmuyor?.. Devlet çarkında hiç mi denetim yok?..“Memur” dediğin görevinde bu kadar mı bağımsızdır?.. Veznelerden denetimli kasa teslimi almak gibi bir uygulama yok mu devletin koskoca maliyesinde?. Yüzlerce iş günü boyunca veznede toplanan para hazineye intikal ettirilmeyecek ve bunun nedeni de hiç araştırılmayacak!.. Ta ki skandal bir rastlantı ya da ihbar sonucu ortaya çıksın… E pes vallahi…
                                                               ***        
   AYMAZLIK: Önce o tasarıyı ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’dan dinledik, arkasından daha ayrıntılı açıklama Lefkoşa’daki ABD Büyükelçiliği’nden geldi… Konu, sanki çok önemli bir iş başarılmış gibi Rum medyasının manşetlerine de taşındı… Efendim neymiş,  Rum komşularımız ABD askeri eğitimi ve talimi alacaklarmış!..
   ABD marka askeri eğitim ve taliminden geçen aymazların başlarına gelenleri de gördük… İşte PYD, işte PKK, işte Suriye’deki ve Kuzey Irak’taki terörist gruplar ve güncel durumlar…
   Diyeceğim o ki, yeter artık… Bölgemizde yeni aymazlıkların hiç de gereği yok… Akıl tutulması Güney Kıbrıs Rumluğunu baştan başa sardı mı yoksa?.. Hele de derslerle yüklü olması gereken 1974 Temmuz’unun bu yıl dönümünde!..                                               ***
   ONLAR VE BİZ: Sınır boylarında da, sınır geçitlerinin Türk tarafında da barışçı, uzlaşmacı, konuksever ve bayındır görünebilmek adına biz elimizden gelen çabayı gösteririz evelallah… Tüm kapıların kuzey geçişleri sanki birer park gibi özenle dizayn edildi, yeşillendirildi, rengârenk çiçeklendirildi ve ağaçlandırıldı…  KKTC’in diğer yörelerine gösterilmeyen çevreci özen sınır kapıları önlerine ve güzergâhlarına gösterilir bizde… Militarist objelere yer vermek bir yana, kışkırtıcı hiçbir panoya ve slogana da asla tevessül edilmez, itibar gösterilmez… Ama bir de Rum komşunun şu yaptığına bakınız… O çeşitli kışkırtıcı ve intikamcı panoları yetmezmiş gibi, şimdi de tuttular sınır boylarına ve kapılarına makineli tüfek yuvası beton mevziler yerleştirdiler… Bizim kapılardaki barışçı karşılamalarımıza karşın, düşmanca bir karşılama!.. Gözdağı verme, korkutma!..
   Anastasiadis Rejimi’nin ABD’den alma hevesine kapıldığı askeri eğitimin ve talimin ilk aşaması bu olsa gerek!..
                                                               ***
   FARKLI BİR BAYRAMA DOĞRU: Kurban Bayramı yaklaşıyor yaklaşmasına da çoğumuzda haklı bir yeis… Neyin Bayramı’nı kutlayacağız gerçekten?.. Karamsar bir atmosferin sarmalındayız… Ekonominin lokomotif sektörlerinin teklemesi, kapanan büyüklü – küçüklü iş yerleri, ekmek teknelerinin ardı ardına devrilmesi, binlerce işsiz insan, belirsizliğin orta yerinde bireysel ve toplumsal kaygıların giderek büyümekte olması… “Refah, mutluluk ve umut içinde bir bayram” beklenti ve dileklerinin üstünde kapkara bulutlar dolaşıyor velhasıl…
   Bu Kurban Bayramı’nda, ekonomiyi yerle bir eden pandemi sürecinin kurbanlarını oynamak zorunda kalacak pek çok insanımız var, ne yazık… Hepimizin bu kez farklı bir Kurban Bayramı’na hazırlanmakta olduğumuz kesindir…

  

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   BORRELL BOZGUNU: Bir süre önce Yunanistan’ı ve Güney Kıbrıs’ı ziyaret ettiğinde Rum – Yunan politikalarını destekleyen açıklamalarda bulunan ve Kıbrıs’tayken KKTC’yi de ziyaret etme etiğini gösteremeyen AB Komisyon Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Sorumlusu şu İspanyol diplomat Joseph Borrell… Türk siyasetinin haklı tepkisi ve kararlı duruşu karşısında tam bir bozgun yaşadı… Kıbrıs Rum Basını bile onun için “Türk duvarına çarptı” ifadesini kullandı…
   Neydi o afralar – tafralar öyle?.. Rum – Yunan sempatizanlığından mı, yoksa baskısından mı kaynaklanıyordu o söylemler ve tavırlar?..
   Hazret, kırdığı potu telafi edebilme adına adadan ayrıldıktan sonra telefonla KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’yı arayarak bin bir dereden su getirdi, onunla uygun bir zamanda görüşme arzusu izhar etti!.. Borrell’in Ankara ziyaretinin unutulmayacak yansımalarını ise TV ekranlarından izledik…
   TC Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu ile basının önüne çıkmışlardı… Çavuşoğlu’nun ona dedikleri, basının ve dünya kamuoyunun önünde, Borrell’in şahsında AB’ye tam bir rest çekmeydi aslında… Çavuşoğlu AB siyasetlerinin hem tarafsız olmadığını vurguladı ve hem de net ifadelerle şu uyarıda bulundu:
   “Biz anlaşmalara ve uluslararası hukuka göre hareket etmekteyiz. Ve siz gerek Kıbrıs konusunda, gerekse Libya konusunda Türkiye’ye yaptırım uygulamaya kalkarsanız, biliniz ki biz de aynı şekilde hareket edeceğiz.”
   Reel politika: Göze göz, dişe diş!..
   Basın önündeki bu sert çıkış karşısında hem bocalayan ve hem de suspus olan Joseph Borrell’e bakalım kapalı kapılar arkasında daha neler söylenmiştir!..
                                                               ***        
   NE BU KARARSIZLIK?: Hadi ama, hadi… Yaşamsal önem taşıyan pandemi hastanesi için artık kesin karar verilmeli, kesin adım atılmalıdır… Ne bu kararsızlık ama böyle?.. Yok merkezi hastanemiz üzerinde, yok satın alınması tasarlanan bir özel hastane üzerinde, yok projesi ve ihalesi hazırlanmakta olan bir hayal üzerinde, yok Girne’de bir üniversiteden satın alınan hastane inşaatı üzerinde, yok fuar alanı salonları ya da Atatürk Spor Salonu üzerinde, yok Gazimağusa Devlet Hastanesi üzerinde ahkâm kesiliyor boyuna… Sözün özü, pandemi hastanesi konusu yetkili olanın da, yetkisiz olanın da ağzında… Ama somut hiçbir gelişme yok…
   Yani bu kadarı da olmaz efendim… Lafla peynir gemisi yürümez… Pandeminin gideceği yok, bir an önce bir pandemi hastanesini devreye koymamız gerek… Hem bugünümüz, hem de yarınlarımız için…
                                                                              ***
   GÜLE GÜLE MORRICONE: Film müziklerinin izleyici albenisini yaratmada ne denli önemli olduğunu kanıtlayan efsane sanatçılardan biridir… Sinemasal anlatım ve oyunculuk performansları müzikten büyük güç alır… Özellikle İtalyan spagetti westernlerinin müziklerini yapmakla ünlü Ennio Morricone 91 yaşında Roma’da yaşama veda etti. Onun yaptığı yüzlerce film müziğinin en tanınmışlarından biri de, “The Good, the Bad and the Ugly.” (İyi, Kötü ve Çirkin) 1966’da üretilen, Sergio Leone imzalı, İtalyan yapımı o sinema klasiğini, onun müziği eşliğinde şimdi onun anısına bir kez daha izlemenin tam zamanıdır diye düşünüyorum…
   Hollywood’dan çok uzakta, Avrupa’da çekilen western klasiği o film, Clint Eastwood’u da küresel yıldıza dönüştürmüştü..
   Morricone’nin müzikleri bunun dışında yüzlerce filme daha bir anlam ve unutulmazlık kazandırdı… Ona “Amerikan Vahşi Batısı’nın otantik tınılarını üreten sanatçı” da derlerdi… Toprağı bol olsun…
   Ne güzeldir insanların fani dünyadan ayrılırken silinmez izler bırakabilmeleri… Morricone işte o mutlu insanlardan biri…
  

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





AYRINTILAR VE ŞEYTAN: Turizm ve Çevre Bakanı Ünal Üstel; “ANEXTour’un adaya gelmesini sağlamak önemli bir görevdi, ama ayrıntılarda yapılan hataların sorumlusu ben değilim” dedi…
   Ah o ayrıntılar… Ve ah KKTC’nin turizminden sorumlu Sayın Bakan ah!…Şeytan zaten her zaman işte o ayrıntılarda tam siper gizlidir… Ama ayrıntılar ihmal edilmeye görsün… Şeytan kendini hemen gösterir!..
   Sahi ama, o Koçkar grubu karantinalı ülkeye Devletin havaalanından elini kolunu sallayarak girerken güvenlikte, muhacerette, gümrükte ve karantinada sorumluluk yüklenmiş olan devlet birimlerimiz nerelerdeydiler?.. Onlar da şeytan gibi ayrıntılara mı gizlenmişlerdi?..
   Bu arada ANEX Tour direktörü Neşet Koçkar, iş ziyaretiyle siyasi bir krize neden olduğu için Kıbrıs Türk halkından özür dileyen gece yarısı açıklamasında Lapta Marina projesi ihalesinden de geri çekildiğini duyurdu…
   5 yıldızlı otel ve 400 yatlık marina projesi bu keşmekeş içinde  şimdilik suya düşerken, krizin ihalesinin de Ünal Üstel’e kaldığı kesin… Bakalım ona bu krizin siyasi faturasını nasıl ödetecekler… Gelişmeler berdevamdır…
                                                               ***
   GEÇMİŞ OLSUN: Karantinaya girmeden gelip – giden o iş adamı ile ekibinin öznesi olduğu olay, bir sağırlar diyalogunun ortasında kaldığımızın yeni göstergesini de sundu herkese… Karantina kurallarına uyulmasını savunan, ama bu kurallara uymadığı için o iş adamını ve ekibini orantısız saldırıların ve dedikoduların hedefi yapanlara itidal ve seviye tavsiye edenler de aynı orantısız saldırganlıkların hedefi oldular… Özellikle sosyal medya yine inanılmaz bir çamurlaşmaya ev sahipliği yaptı…
   Etiği ve seviyeyi savunanların hak etmeyeceği gözü dönmüş saldırılardı bunlar… Çoğu da bel altı vuruşlardı… “Ben ne derim, tamburam ne çalar” ahvalinin ortasında kalan etiğin, seviyenin ve sağduyunun savunucularına da geçmiş olsun…
                                                               ***
   EĞİTİM DARACIK BOĞAZDA: Devlet okulları açıldığında ziller değil de çanlar acaba kimin için çalacak?.. Öğrenciler için mi, veliler için mi, öğretmenler için mi, yoksa Sayın Bakan için mi?.. Duyumlar, olumsuz ekonomik şartların zorlamasıyla özelden alınacak çok sayıda öğrencinin velileri tarafından devlet okullarına yöneltileceklerine, ya da kaydırılacaklarına dair… Bu akına ne devlet okulları, ne de o okulların sınıfları yanıt verebilir… Hele de pandeminin gereği olan sosyal mesafe ve hijyenik izolasyon önlemleri düşünüldüğünde…
   Devletin eğitim imkânları ve alanları çok iyi bilinen gerçeğimizdir… Evet, çanların çalması yakındır, ama kaçınılmaz öğrenci patlamasına karşı devlet okullarında önlem alınmaya başlandığı hiç de görülmüyor…
   Bizde klasikleşen sistem o ki, eğitimin sorunlarına çözüm aramak, ancak tedrisat dönemi başladığında akıl edilir… Ama bu seferki durum çok farklı olacak gibimize geliyor… O nedenle, bu aşamada artık, klasikleşen hantal sistemden ve yöntemden çok daha farklı davranmakta yarar var diye düşünenlerdenim…
                                                                              ***
   BÜST HIRSIZLIĞI: Gazimağusa’da Othello Burcu Parkı’ndaki William Shakespeare büstü kaidesinden sökülüp götürüldü… Bu nasıl bir hırsızlık böyle? Alın size yığınla soru: Hırsızlar Shakespeare hayranı mı, yoksa düşmanı mı? Hırsızlık düşmanlıktan mı, yoksa bencil bir hayranlıktan mı kaynaklandı? Artık büstlerin başına da mı bekçi koymak gerekir bu ülkede? Hırsızları esas cezbeden büstün maddi ve metalik değeri mi? Yoksa William Shakspeare büstüne yöneltilen bu eylemde İngiltere’nin kendi egemen üslerinden Rumlara adaletsiz toprak devrinin siyasal etkisi ve öfkesi mi var? Umarım polisimiz bu olayın esrarını da çözer ve kimliğini belirleyeceği o büst hırsızlarını adalete havale eder… Bu satırları tuşladığım sırada hırsızlar henüz sırra kadem basmış durumdalar…
   Gazimağusalı eğitimci okurum ve dostum Attila Çolakoğlu’nda bu hırsızlık olayı Şair Eşref’in mezar taşının oldukça ironik biçimde çalınmasını çağrıştırdı. Bakınız mesajında ne diyor Attila Hocamız:
   “Bu olay bana ünlü hiciv şairi Eşref’i hatırlattı… Şair şöyle der bir hicvinde: ‘Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için / Gelmesün reddeylerim billah öz kardaşımı / Gözlerim ebnay-ı ademden o rütbe yıldı kim / İstemem ben Fatiha, tek çalmasınlar taşımı/’ 
   Ama ne yazık ki şairin korktuğu başına geldi… 1912’de ölen Eşref’in mezar taşı, 1937’de yerinden sökülüp çalındı!..”
   İtalya’dan mesaj atan sanatçı dostum Yılmaz Hakkı Hakeri ise, Shakespeare’ın büstünün bulunduğu Gazimağusa’da kentin fatihi Lala Mustafa Paşa’nın bir heykelinin bulunmamasını yadırgadığını duyumsattı…

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





   KKTC’YE HAYAT ÖPÜCÜĞÜ: Anavatan Türkiye’den, yoğun bakımdaki KKTC’ye taptaze nefes: 2 milyar 288 milyon 976 bin TL’lik mali kaynak Anavatan Türkiye’den hibe ve kredi şeklinde KKTC’ye aktarılıyor… Kuzeye dönen gözler ayna olmuş bu hayat öpücüğünün gelmesini bekliyordu… KKTC Ekonomisinin çarkları öyle bir kırılmış ki, bildiğimiz tuzla – buz… Sağ ol, var ol Anavatan Türkiye…
   Sımsıcak paranın her kuruşu doğru işlerde ve projelerde değerlendirilmeli… İmzalanan protokolün maddelerinden de anlaşılan şu ki, Türkiye KKTC’nin kendi ayakları üstünde durabilmesinde ısrarlı… Son derece haklı bir isyandır bu… Açılacak yepyeni sayfada, popülizmin, partizanlığın ve savurganlığın sözcükleri bile gündemden kazınmalı artık… KKTC devletinin kendi içinde alacağı tasarruf önlemleri, üretim ve hizmet seferberliği ve de kaçak ekonomiye karşı etkin girişimler Anavatan Türkiye’den yönlendirilen bu kaynağın gücüne yepyeni ivmeler katacaktır… Hadi bakalım devleti yönetenler, gözetim altındasınız…
   Geçen Aralık ayında 8 milyar 824 milyon TL olarak Cumhuriyet Meclisi’nde kabul edilen KKTC mali yılı bütçesi, pandemi krizi ve TL’deki devalüasyon sonucu yere çakılmış durumda…  Bakalım şimdi dipten bir yükselişe tanık olabilecek miyiz, yoksa eski hamam, eski tas” modunu sürdürecek miyiz?…
                                                               ***        
   “AYYILAR”: “1940’larda Lapta’daki Türk ilkokulunda tiyatro – müsamere başladı… Öğretmenimiz Mehmet Ali Tilki Bey, ‘R’ harfini söyleyemeyen bir öğrenciye ‘ARILAR’ şiirini okuma görevini verdi… İngiliz Sömürge valisi dahil herkes müsamereye geldi… Çocuk şiire başladı: ‘AYYILAR’… Espri mühim!..” (Teşekkürler Sn. Yücel Dolmacı)
                                                                              ***
   BİTMEYEN SORUŞTURMA: Lefkoşa Türk Lisesi’nde iki öğretmenin, 17 yaşındaki bir kız öğrenciye okul içinde cinsel istismarda bulunmasının ardından Milli Eğitim Bakanlığı’nın konuyla ilgili pandemi öncesinde başlattığı soruşturma halen tamamlanamamış… Soruştur, soruştur bitmez!.. Şerlok Holmes’i getirsinler, yoksa bu soruşturma ebediyete kadar sürer!..
                                                               ***
   “GANNAV”A YASAL DÖNÜŞ MÜ?: Tıbbi Hint Keneveri üretimi üzerinde duruluyor… Konu yakında Meclis gündeminde olacakmış… Kontrolden çıkması halinde uyuşturucu fırtınasını tusunamiye dönüştürecek bir proje… Kenevir, yerel adıyla “gannavuri” ya da “gannav” yıllar önce Kıbrıs’ta uyuşturucu belasını ilk tetikleyendir… Siyasi otorite tüm kenevir ağaçlarını söktürmüş ve dikimini de yasak kapsamına almıştı… Bu konudaki narkotik yasak hâlâ yürürlükte…
                                                               ***
   KUNDAKÇILIK: Güney Kıbrıs da arazi ve orman yangınlarıyla sarsılıyor. Yangınların çoğunun kasıtlı çıkarıldığının ciddi belirtileri var. E bizim tarafta da öyle…Yoksa kundakçılık yeni bir “Kıbrıslı sendromu” mu?.. İki taraftan da Kıbrıs adasını çölleştirme uğraşı içinde olanlar var vesselâm!..
                                                               ***        
   YENİ ÖLÜMCÜL VİRÜSLER GELİYORMUŞ: Eyvah!..Çinli bilim insanları Koronavirüs’ten daha da ölümcül yeni salgın hastalıklara hazır olunması gerektiğini vurguluyorlar… Gündeme gelecek olan hastalıkların hayvanlardan virütük olarak bulaşacağının da altını çiziyorlar… Dilerim bu ürpertici açıklamalar insanlarda hayvan fobisini başlatmaz… Hayvanlar, doğamızdaki dengelerin düzenleyicisidirler… Her hayvan türünün kendi yaratılışına özgü görevi var… Misal: Ortaçağ Avrupa’sında genel bir kedi düşmanlığının başlatılması milyonlarca insanın yaşamına mal olan veba salgınını tetiklemişti… Çünkü vebanın taşıyıcısı farelerin doğal düşmanı olan kediler katliamcı bir fobiyle yok edilmişlerdi…
                                                                              ***
   EKÜMENLİK TEZGÂHI MI?:İstanbul’un Türkleştirilmesinin 567’nci yıldönümünde gündeme getirilen ve altı önemle çizilen bir konu:  İstanbul’da Suriçi, Balat, Eyüp ve Cibali’de sayısız harap eski ahşap yapı sesiz ve derinden Yunanlar ve AB sermayesi tarafından organize biçimde satın alınmakta… Olayı uyarıcı sözcüklerle gündeme getirenler  “Türk izini tarihi İstanbul’dan silme olayıdır bu…Dikkat edilmesi  ve duyarlılık gösterilmesi  gerekir… Çünkü Ortodoks Patrikhanesi merkezinde açıkça Ekümenlik tezgâhı  kuruluyor” diyorlar…
  

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





YANGINLAR DUYARSIZLIKLARINESERİ: Arazi yangınları bağlamında ihmal söz konusu olduğunda kırsalda hükümetleri, kentselde belediyeleri suçlarız… Alışılagelen bu… Ama duyarsız arazi sahiplerinin hiç mi sorumluluğu yok yani bu felaketlerde ?.. Hiç mi suçlu değildir onlar?.. Arazilerini kuru otlardan temizlemek ve arındırmakla yükümlü olduklarını onlara anımsatacak yasalarımız mı yok yoksa?..

Şu kentlerimizin haline bakınız mesela… Yüz binlerce sterlinlik arsalar ve araziler spekülatörlük adına orada bomboş tutulur… Geçen her yılda değerleri katlanan topraklardır bunlar… Ama işte bunların sayesinde zenginliklerine zenginlik katanlar koçanlı mallarını sarmalayan kuru otları temizlemek adına kıllarını hiç kıpırdatmazlar… Kırsaldaki tarlaların durumu da bundan farksız… Her yıl düzenli şekilde yapılması gereken kuru otlardan arınma işini hükümete, ya da belediyelere bırakırlar… Sonra da yangın çıkar, çıkan nice yangın değerlerimizi silip süpürür ve biz sorumlu ararız… Tuhafız vesselam!..Hiçbir yangın nedensiz çıkmaz…

                                                               ***

ALIN SİZE MARONİT AÇILIMI: O yaygın ve feci yangın olayıyla gündeme gelen Koruçam malûm, bir Maronit köyü… Bu köyün muhtarlık azalarından Valentinos Kumettos, halen Güney Kıbrıs’ta… Zaten bir ayakları hep o tarafta ya… Kendi bölgesindeki yangınla ilgili olarak Rum basınına açıklamalarda bulunurken Çamlıbel’de Türk askeri tesisleri ve cephanelikleri bulunduğu için yangın söndürme çalışmalarında Türklerin ağırlıklı olarak o askeri bölgeyle ilgilendiklerini ve Koruçam’ı ihmal ettiklerini iddia etti bu Maronit arkadaş… Rum basınının övgüyle yansıttığı Kummettos açıklamasında, Koruçam yangınının söndürülmesini Güney’den gelen Rum helikopterinin sağladığı savunuluyor…

Kumettos KKTC’de kalıyor, yerleşik olduğu yer burası… Ama uğranılan yangın zararı için KKTC’den değil, Rum Yönetimi’nden tazminat isteneceğini ifade etmekte… Olası bir çözümde Rum egemenliğinde yaşamak istediklerini referandumla belirlemiş olan Maronitlerin Türk askeri varlığına ve KKTC egemenliğine bakış açısı bu… Onlara KKTC jesti Maronit açılımı ha!..Alın size işte:Bizzat onlardan gelen bir Maronit açılımı…

Bu Valentinos Kumettos’un KKTC’ye dönüşünde Türk güvenlik makamları tarafından hesaba çekilmesi gerekir…

                                                                              ***

SKANDAL VE SORUMLULARI: Sorgulamak acı sonuçlar da veriyor çoğu zaman… Bakın mesela AB yardımlarıyla sağlanan, orman yangınlarına karşı erken uyarı amaçlı, 360 derece görüş açısı sunan termal kamera sisteminin acı akıbeti… Dijital sistemin, 2012’den beri bakımsızlık yüzünden devre dışı kaldığı ortaya çıktı… Sorumsuzluklar belgeleniyor… 2012 yılından bu yana iktidar görevlerinden gelip geçen tüm siyasetçiler bu skandalın sorumlusudur… Dışarıdan sağlanan teknik donanımlar bile idame ettirilemiyor… Sonra da bize neden yardım eli uzatılmadığını sorgularız!..Peh!..

                                                               ***        

GAF: Pandemi sürecinde, sınırlarımız dışa kapalıyken açılan kumarhanelerin potansiyel müşterisi ülkemizdeki öğrenciler ve yabancı işçiler imiş!.. Fazla konuşan gaf yapar, tıpkı bizim politikacılar gibi… Çağrıldığın her TV programına koşmak ve her soruya içinde şeytanı barındıran ayrıntılı yanıtlar vermek siyaset değil, işgüzarlıktır… Lafın değil, işin üretilmesi gereken, “olmak ya da olmamak” bağlamında kritik bir süreçteyiz…

                                                                              ***

GÜNDEM KAZIYICILAR: Lisede kız öğrencisine okulun içinde cinsel istismarda bulunanı, şimdi de orman kundaklaması sırasında suçüstü yakalananları toplumsal gündemden kazıyıp suçlarını önemsizleştirmek için çaba harcayan ey gayretkeşler… Siz nasıl bir misyonun içindesiniz ama böyle?.. Bu ülkeye ne tür kültürleri ve projeleri dayatmaya çalışmaktasınız?.. Hayret vallahi!..
 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





  ŞU G- 3 OLAYLARI: Rum Yönetimi “Türklere karşı her ev bir kale” ilkesinden hiç ödün vermeden, Rum Milli Muhafız Kuvvetleri’nden terhis olan her Rum gencine askerdeyken kullandığı silahı mermileriyle birlikte veriyor… Silahlanma kampanyasının bireysel silahlandırma yöntemi bu!!..Zimmete geçen ve “beylik silah” anlamını taşıyan G – 3’ler şimdiye dek Güney’de işlenen pek çok suçta ve cinayette kullanıldığı halde o riskli ilkeden hiç vazgeçilmiyor… Organize mafya suçlarında bile kullanılan RMM silahlarının zimmete verilmesi ısrarla sürdürülüyor…
   Ve işte bu saçma ilke yüzünden şimdi Güney Kıbrıs “aile faciası” nitelikli yeni bir cinayetle daha sarsılmakta… Olay Larnaka’nın Klâvya köyünde yaşandı… Aile içi bir kavgada 23 yaşındaki Rum genci, adına kayıtlı G – 3 seferi silâhla 21 yaşındaki kız kardeşini, tam da doğum gününde ve erkek arkadaşından evlenme teklifi aldığı, üstelik de 2 aylık hamile olduğu bir aşamada,  başından vurarak öldürdü… Rum genci vurma olayının kazayla olduğunu öne sürse de, polisin olay yeri incelemelerinde net kavga izlerine rastlandığı bildiriliyor…
   Acaba bu “bireysel silahlandırma” kapsamında RMM’den zimmete verilen silahlarla işlenen kaçıncı suç, kaçıncı cinayettir?.. Hastalıklı silahlanma paranoyası yüzünden Rum toplumu içindeki facialar zincirine sık sık yeni halkalar ekleniyor… G – 3’ler barışçı ve uzlaşmacı Türklere karşı değil, Rumlara karşı kullanılıyor!..
                                                               ***
   SORUŞTURMA: Seri katil RMM subayı Metaksas’ın işlediği yabancı kadın cinayetleri ile ilgili olarak Rum Başsavcılığı, “öldürülen kadınlarla ilgili kayıp başvurularında görevlerini ihmal ettikleri” gerekçesiyle polis eri, polis çavuşu ve polis subaylarından oluşan 15 polis hakkında soruşturma başlatmış… Türklere karşı tasarlanarak işlenen cinayetler ve insan hakları ihlalleriyle ilgili şikayetleri hep es geçen Rum yetkililer hakkında da soruşturma açılır mı acaba?.. Hiç sanmıyorum, ama yine de bir sorayım dedim işte!…                                     
   ***     
   YA SONRA?: Irkçı Rum hegemonyası siyasal çözümsüzlüğün ve çalıntı devletteki tüm haklarımızın üstüne arsızca oturmuşken, Anastasiadis Rejimi’nin ve Stelyos Vakfı’nın minicik yardımları kimilerimizi çok sevindiriyor… Truvalılar da o hediye Yunan atını çekip içlerine aldıklarında çok sevinmişlerdi… Ya sonra?.. Truva sendromuna girmenin tehlikeleri çoktur..
   ***
   GÜNEY VE KUZEY: KKTC’de ve Güney Kıbrıs’ta Korona önlemlerinin gevşetilmesi aynı zamana denk geldi… Bir önemli farkla tabii ki: Güney Kıbrıs’ta önlemler kaldırılırken çarşıdaki yüzde 50’ye varan ucuzluk dikkati çekti… KKTC ise ne acıdır ki, “ucuzluk” sözcüğünün sözlüklerden silindiği kazıkçı bir ülke görünümünde… Krizi fırsata dönüştürme çok yanlış yorumlanmakta çarşımızdaki bazılarınca… Bu kriz ortamında vatandaşın yerlerde sürünen alım gücünü hesaba katmadan yapılan zamların getirisi de hiç kuşkusuz çok acı olacak… Görünen köy kılavuz mu ister?.. Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste…
   ***
   GEREĞİ YAPILIYOR: Mevduat faizleri arka arkaya düşürülüyor… Geçen hafta buna bir kez daha tanık olundu… Mevduat faizleri enflasyon oranının çok altında kaldı… Bunun mesajı şudur: Tasarruflarınızı bankalardan çekip harcayın, sakın ha tasarruf da yapmayın…
   Bu mesajın gereği de el hak yerine getirilmeye başlandı zaten… Toplam KKTC mevduatının nerelere gerilediğini yakında resmi açıklamalarda göreceğiz… Bu kritik süreçte tasarlanan kalkınma projeleri için kredi kaynakları da bulunamayacak bundan sonra…

   TL’nin faiz oranları düşürüldükçe döviz de rekor üstüne rekor kırarak şahlanmakta berdevamdır… Bu nasıl bir mali – ekonomik politika Allah aşkına?.. Bankacılık sistemi dışındaki acımasız tefecilik de amansızca kışkırtılıyor…

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





ADİL OLMAYAN CEZA UYGULAMASI: Dörtlü koalisyonun “hukukçu” başbakanı döneminde çok söyledik, çok yazdık, ama seslendirdiğimizin pek de kaale alındığını göremedik… Hadi şimdi “maliyeci” başbakanımızın döneminde bir kez daha yazalım, söyleyelim… Bakalım bu kez dikkate alınır mı: Efendim, şu yollardaki hız kameralarının yıllanmış ve biriktirilmiş ceza tevziinden kaynaklanan şok sorundur değineceğim yine… Bu cezaları yıllar içinde biriktirip biriktirip insanların önüne aynı anda öyle bir sürerler ki, şok yaratırlar… Hem kabarık cezalardan, hem de zaman içinde biriken cezaların kırdığı puanlardan dolayıdır bu şok…
   Yahu, bir anda tonla getirilen cezalar yüzünden ödeme zorlukları yaşamalarının yanı sıra insanlar yığınla kırılan puanlarından dolayı ehliyetlerini de yitiyorlar… Anladık bu cezaların zaman aşımı yok… Ama vatandaşın da zaman aşımsız katlanmış ve yıllandırılmış cezalara tahammülü yok…
   Diyeceğim o ki, ya bu ceza dağıtımları erken zamanlı yapılsın, ya da insanları elektrik gibi bir anda çarpan yıllandırılmış ceza yığınları için daha adil bir formül bulunsun…
                                                                              ***
   HAYALLE İŞTİGAL: “Biz Kıbrıs’ın bütünündeki haklarımızı isteriz” vurgusu, iki devletliliğe karşı çıkanların tezidir… Tez değil, tümüyle hayal!..bakın neden hayal: 1974’ten önce bizi Kıbrıs’ın yüz ölçümünün yüzde üçüne gettolar içinde tıkmışlardı… Güneşe terk edilmiş buz parçası gibi eritmekteydiler halkımızı… 1974’de maksimalist hatalarından birini daha işlediklerinde, çark döndü… Şimdi adanın yüzde 30’u denetimimizde… Hem de bu denetimi neler pahasına ele geçirebildik…
   Bu denetimi güvenlik içinde sürdürüp gün gele meşrulaştırabilirsek, ona da şükredelim… Çünkü karşımızdakilerin bize adanın tümünde hak tanıyacaklarını düşünmek, onları hiç tanımamış olmak, genlerine bile işleyen uzun vadeli şizofrenik planlarının bilincine de hiç varmamış olmak anlamına gelir… Güncele bakın mesela; Cumhurbaşkanımız “hidrokarbon konusunda ortak komite kuralım” dedikçe bizimle dalga geçerler… 1964’ten bu yana bizden çaldıkları devletteki haklarımızı nasıl iştahla ve göz göre göre yemekte olduklarını da hiç unutmayalım… Kıbrıs’ın bütünündeki haklarımızı bize bunlar mı verecek?. Elimizdekileri korumaya bakalım da…
                                                                              ***
   İŞGAL: Türkiye’ye boyuna “işgalci” demeyi marifet sayanlar var… Yatıp kalkıp “işgal”den dem vururlar… Peki, Kıbrıs Türkü’nün kurucu ortağı olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti’nin 55 yıldır Rum’un işgali altında olduğunu neden hiç görmezler ve seslendirmezler?.İşte siz dört dörtlük bir işgal!..Samimi bir “işgal karşıtlığı” bu durumu da sorgulamayı ve teşhir etmeyi gerektirmez mi?..  Bir düşüncenin, bir duruşun çifte standardı olamaz… Olursa, o düşünce ve o duruş “şartlanmış” demektir…
                                                                              ***
   ACI GERÇEK: Gerekirse bu konuda nice kanıt sayılabilir… Kronik çözüm statükocuları, çözüme engel olacağı düşüncesiyle, KKTC’nin kalkınmasını istemezler… Dahası, her kalkınma hamlesine, her yatırım girişimine ve KKTC’yi kökleştirecek her atılım projesine ellerinden geldiğince çomak sokarlar… İç ve dış girişimcilerin verdikleri çeşitli örnekler yanında tabii ki günlük kişisel gözlemlerimiz de var… Oysa kalkınan ve ayakları üstünde durabilen çağdaş ve müreffeh bir KKTC, onurlu çözümün ta kendisidir… Ama besbelli onların kafasındaki çözüm modeli asla bu değildir… Çökmüş bir KKTC üzerinden çözüm projeleri yapmaktadırlar…

 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





KUMARHANELER GERÇEĞİ: CTP milletvekili Doğuş Derya “Kurumsal medya yaşamak için sırtını kumarhanelere mi yaslasın?” diye soruyor… Sırf medya mı?.. Aha devlet bile yaşamak için sırtını kumarhanelere yaslamış durumda… Acı gerçeğimiz bu… Kumarhanelerden alınan toplam vergilerin ve 5 yıldızlı kumar otellerinin katma değere yaptıkları katkının miktarı net biçimde ortada… Son genel seçimden bu yana iktidarda olan HP’nin programında bet ofisleri tümden kapatmak vardı…  Hani bu vaadini gerçekleştirebildi mi?.. Gerçekleştiremeyecek de… Bugün Güney’den KKTC’ye akmakta olan tüketiciler ekonomimizin umut kaynağı oldu… Ama bu akını ilk tetikleyenin de kumar sektörü olduğunu unutmayalım… Gerçekçi olalım… Kumarhane kurumsallaşmasını eleştiren milletvekillerinin ceplerine giren yasal maaşta da kumarhane vergilerinin payı var… Monako ve Las Vegas sendromunun kurumsallaştırılan manzarasındayız… Bu manzaranın oluşmasında iktidara gelip giden tüm siyasi partilerin payı var… KKTC’ye ekonomik ve turistik model seçiminin sorumluluğu tüm siyasi partilerimizde…
                                                               ***
   HASTANE: Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’ne bir ayda 92 bin hasta başvurdu… İyi ki bu hasta akınlarında yıkılmıyor o köhne yapı… Bu hastanenin başhekimi Dr. Adil Özyılkan’ın hedef kitlesi herhangi bir bakanın hedef kitlesinden çok daha fazla… Allah kolaylık versin… Ona da, hekimlerimize de, hemşirelerimize de, hastane çalışanlarımıza da… Bu iş kolay değil gerçekten… Karşımızda televizyon dizilerinde gördüğümüz gibi lüks bir hastane yok, ama orada gerçekten “Mucize Doktor”larımız var…                                                         ***
   TAM UÇTU: Direksiyon başında sadece telefon ya da alkol değil, uyuşturucu da kullanılır… Bunu yaptığını polise itiraf eden 21 yaşındaki Ertuğrul Öksüz kullandığı arabayla karşı şeride geçerek 2 araca çarptıktan sonra, üçüncü aracın tavanına yan vaziyette konuş yaptı… Uyuşturucuyu almasının hemen arkasından tam da uçtu ha!.. “Altın vuruş” dedikleri bu olsa gerek!.. Tanrı trafikteki masumları korusun bu teröristlerin elinden.. Olay Gazimağusa’da yaşandı ve olaydan kurtulabilenler de trafik gazisi oldu…
                                                                              ***
   İLETİŞİM: Dijital cihazlarıyla birlikte poz verenlerin gülen yüzleri… Çin’den teknolojiye dair son manzaralar… Evet;  Çin ‘de 5G hizmetleri son kullanıcı ile ticari olarak buluştu. Kullanıcılar hem daha hızlı İnternete erişmenin hem de çok daha ucuz bedel ödemenin tadını çıkartıyorlar… Yüzlerin gülmesi o yüzden… Biz ise “internetimiz var” diye övünürüz… Dostlar bizi alış verişte görsün misali… Öyle bir internete sahibiz ki, çürük iplik misali boyuna kopar…Hızını sorarsan kaplumbağadan hallice!.. Peh!.. Manuel telefonlarımızı ise hiç sormayın… Günlerce telefonsuz kalıyor ama derdinizi hiç kimseye anlatamıyorsunuz… Alabileceğiniz klasik açıklama “e yağmur yağdı!…” Sanki yağmur yağan tek ülke biziz… Sözün özü, bu iletişim çağında, İletişim konusunda tam bir perişanlığın içindeyiz…
                                                               ***
   KAÇIMIZ FARKINDA: Et fiyatları altın fiyatlarıyla yarışır… Birer derin dondurucu alıp ete yatırım mı yapmalı!.. Tıpkı altına yatırım yapar gibi…
   Ve et fiyatları altın fiyatlarıyla yarışırken Devlet Planlama Örgütümüz geride bıraktığımız ekim ayı enflasyon oranının – 0.42 (evet eksi) olduğunu açıkladı. Yani eksinin de altını gören fiyatlarda büyük düşme var…Acaba bu ucuzluğun kaçımız farkında?..
                                                               ***        
   ALZHEİMER: Çin’de yosundan üretilen ve 4 hafta içinde olumlu etkilerini gösteren Alzheimer ilacı üretilmiş… Tıp medyasının odaklandığı güncel konu bu… Haber eğer gerçek ise tıpta ve insaniyette bir devrim gerçekleşir… Nobel’in tıp ödülünün yeni adayları da bu ilacın mucitleri olur… Bu ilacın piyasaya çıkmasına ve kesin sonuçlarının görülmesine dek yine de herkes Alzheimer’i durduracak klasik önlemlere duyarlılık göstersin şimdilik…

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





DR. FAZIL KÜÇÜK PARASI VE ŞİRRETLİK: AB Merkez Bankası’nın Milli Mücadele Önderimiz Dr. Fazıl Küçük’ün aziz anısına bastırdığı sembolik nitelikteki ve “0” (sıfır) maddi değerdeki anı Euro kupürü şirret Rumları çılgına çevirdi… Aman Tanrım!..Kendilerine özgü o maksimalist histeriyle protesto üstüne protesto çekiyorlar… Şapkalarını şöyle bir önlerine koyup şu kadarcığını bile düşünme olgunluğunu gösteremiyorlar ki, Kıbrıs tarihindeki Dr. Fazıl Küçük sadece Kıbrıs Türk halkının lideri değil, aynı zamanda 1960’ta kurulan ve ömrü sadece üç yıl sürebilen Kıbrıs Türk – Rum ortaklık Cumhuriyeti’nin de seçilmiş ve anayasal Cumhurbaşkanı Yardımcısı idi…“Akritas Planı” sayesinde taammüden katil şebekesi belli olan o maktul Cumhuriyet’in Başkanı ise Başpiskopos Makarios idi… Bizden çaldıkları ve haklarımızı yağmalayarak sefasını sürmekte oldukları Cumhuriyet’in 3 yıllık acı anısına bile zerre kadar saygıları yok… Şirretlikle tarihi silebileceklerini ve yerine mitolojik sahte bir masalı ikame edebileceklerini sanıyorlar…
                                                               ***
   BİLBAY EMİNOĞLU: Kasım ayının her girişinde burkulan içimizde hüznün fırtınaları eser ve Bilbay Eminoğlu’nu anımsarız… O, dürüstlüğü, namusu, içtenliği, üretkenliği, duyarlılığı, dostluğu ve olağanüstü yeteneğiyle Kıbrıs Türk basınının yüz aklarındandır… Basın tarihimizde, basına adım atan herkesçe örnek alınabilecek saygın kimliği altın harflerle yazılıdır… Aramızdan hiç beklenmedik şekilde ayrılıp gitmesinin üzerinden tam 6 yıl geçti… İlk profesyonel foto muhabirimiz ve basın mesleğinin her dalındaki usta ve öğretici emektarımızdı… Çilesini çok çektiği bu yorucu meslekte ne bıraktığı boşluk doldurulabildi ve ne de o derin boşluğun doldurulabileceğine dair bir umut var… Işıklarda uyu Bilbay Abimiz… Ve vefa duyabilenlere oralardan parlak ışığını ilet…
                                                               ***
   TRAFİKTE ÇOCUK FACİALARI: Alayköy’de ev önünde manevra yapan annesinin kullandığı aracın altında kalan minik çocuğumuzun acısı henüz dinmeden trafikte yüreklerimizi yerinden koparan bir çocuk faciası daha yaşadık geçen hafta: Demirhan’da minibüsle eğitim merkezine getirilen öğrencilerden biri olan 4 yaşındaki minik Mert Çakır, indirildiği araca tekrar geri dönerken hareket halindeki ön tekerleğin çarpması sonucu ağır yaralanarak hastaneye kaldırıldı…
   Bundan almamız gereken ders şu ki, küçük çocukları evden okula, oradan da tekrar eve taşımakta olan eğitim otobüslerinde mutlaka sürücünün yanı sıra bir de gözetmen bulundurulmalı… İndirilen çocukların güvenlikleri sağlanmadan araçların hareket etmemesi o gözetmen tarafından titizlikle denetlenmeli… Talihsiz minik Mert’e acil şifalar, ailesine “geçmiş olsun” dilerim…
                                                               ***
   BİRLİKTE UÇUŞTADIRLAR: Hava şehidimiz Serkan’ın sevgili ve vefalı eşi Aysan Özcezarlı’nın yayınlarımız üzerine ulaştırdığı duygu yüreğime yumruk gibi dokundu: “Hayatını kaybetmedi onlar… Her zamanki gibi birlikte uçuşa çıktılar…” Aynen öyle… Hayatlarını kaybetmedi göklerin sevdalısı cesur havacılarımız Serkan Özcezarlı ile Hakan Çetinkaya… Yüreklerimizle bütünleşen göklerimizde sonsuza dek uçuştadırlar hiç unutulmamacasına…
                                                               ***
    İLETİŞİM ÇAĞINDAKİ HALİMİZ: Organizasyon ve kurumlar arası koordinasyon sıfır… Her konuda sıfır organizasyonun ve koordine yetersizliğinin trajikomik sonuçlarına toslamaktayız… İşte bu bağlamda bir şaşırtıcı olayla daha yüzleştirildik ki; “ölenin, doğanın, nüfusun, girenin ve çıkanın bilinmediği bir ülkede olacağı budur yahu” dedirtti bize… Yoklamaların denetlenmesi gündeme gelince Sosyal Sigortalarda 1000’den fazla haksız ve yasa dışı maaş ödemesi ve menfaat temini saptandı…Ölenlere de tıkır tıkır maaş ödenir!.. Güya dijital iletişim çağında yaşıyoruz…Bizim “E Devlet” olabilmemize daha peeeeee!..

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





FİLİSTİNLEŞTİRİLİYORUZ: Tatiana Derkaç isimli Rus gazeteci, KKTC’nin Rus gayrı menkul yatırımcılarının çekim merkezi haline geldiğini ve Rusya’daki inşaat şirketlerinin ve Rus bankalarının büyük ilgi gösterdiği KKTC’nin Ruslar için altın madenine dönüştüğünü yazdı… Vay be!.. KKTC’yi hafife alanların kulakları çınlasın!..
   Bir yetkili çıksa da bize bir açıklasa bari: KKTC’de en fazla taşınmazı Ruslar mı, yoksa Museviler mi satın aldı?.. Gayri resmi bilgilere göre Ruslar, Museviler, İngilizler ve Almanlar KKTC’de büyük çapta arazi ve taşınmaz mal satın alıyorlar… Sözün özü, Filistinleştiriliyoruz…
                                                               ***
   BÜYÜK RİSKLER: Son tahlilde görünen o ki, Çatalköy’deki patlama camcılara ve bir de kronik Türkiye ve asker karşıtlarına kâr sağladı… KKTC imar fiyaskolarından birinin daha su yüzüne çıkmış olduğu da kesin: Askeri tesisler yerleşim birimlerinin ortasına inşa edilmedi, plansız yapılaşmayla o askeri tesisler kısa sürede yerleşim birimlerinin ortasında kaldı…
   Konumuz cephanelikler gibi riskli bir mesele olunca sormadan da edemiyorum: Yoğun yerleşim birimlerinin orta yerlerindeki sanayi birimlerine, akaryakıt ve gaz dolum tesislerine ne buyrulur peki?.. Bir de çoğu zaman varlıklarını unuttuğumuz şu İngiliz Egemen Üsleri’ne çevirelim gözlerimizi diyorum bu arada… Bizdeki askeri mühimmat, İngiliz Egemen Üsleri’ndeki nükleer mühimmatın yanında ne kalır ki?..
   Riskli askeri yığınakların yerleşim birimlerinin dışına çıkarılması çalışması KKTC’de başlatılacak… Burası kesin… Asıl kesin olmayan şu İngiliz Egemen Üsleri’nin ve de yerleşim birimlerimizin ortasında kalan akaryakıt ve gaz dolum tesislerinin durumları!…
                                                               ***
   CTP SORGULANIYOR: CTP’nin eski önemli kurmaylarından Dt. Eşref Vaiz’in, CTP’yi işçinin, emekçinin, yanında durmayan, “iktidar hırsına teslim olmuş” bir parti olarak tanımlaması siyaset çevrelerimizin son günlerde en fazla konuşulan konusu oldu. CTP saflarında böylesi sorgulamalar daha önce de yapılmış ve o sorgulamaları yapanlar kendilerini parti dışında bulmuşlardı… Neden bu tedirginlikler?.. CTP burjuvaların siyasal kurumlaşmasına mı dönüştü?.. Bu durumda işçilerin ve emekçilerin kendi sınıfsal partilerini kurmaları mı gerekecek?.. Gelgelelim bizim sosyal yapımızda siyasetçi kurulacak öylesi bir partiyi de kısa sürede burjuvalaştırır!..
   Sosyalizm sosyal görüşleri paylaşmak değil, yaşamı da paylaşmaktır… Oysa bizim sosyalistler hızla burjuvalaşırlarken sol ve sosyalizm edebiyatından başka bir şey yapamıyorlar…
                                                               ***
   TÜRKMENİSTANLILAR OLAYI: Buradan gidip ailelerini ziyaret eden Türkmenistan vatandaşlarının, kendi ülkelerinden çıkıp geri KKTC’ye dönmeleri bir süredir engelleniyor… Türkmenistanlılara özel bazı sektörlerimiz oluştu ki bu durumda işçi açığı oluşacak… Özellikle de hasta ve yaşlı bakım sektörleridir bunlar… Dışişlerinden de sorumlu Başbakan Yardımcımız konuyu gündemine almış, Türkmenistan yetkilileriyle görüşecekmiş… Bakalım ne çıkar!..
   6 milyona yakın nüfusu olan Türkmenistan’ın yarısı KKTC’ye mi akmış ki o seyahat yasağı konuldu?.. Elde edilen bilgiye göre söz konusu yasaklama sadece KKTC’ye ilişkin değil… Türkmenistan vatandaşlarının başka ülkelere gidişlerine de ciddi sınırlamalar getirildi son zamanlarda… Ülkedeki gelir düzeylerinin düşük olması nedeniyle Türkmenistan vatandaşlarının yoğun şekilde başka ülkelere çalışmaya girmekte olması, ülkede işgücü açığına yol açtı…
   Türkmenistan, resmî adıyla “Türkmenistan Cumhuriyeti”, 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanan Orta Asya Türk devletidir… Günümüzdeki yedi bağımsız Türk devletinden biri olup TÜRKSOY’un üyesidir. Resmî para birimi Manat’tır. 2017’deki sayıma göre nüfusu 5 milyon 758 bindir…
                                                                              ***
   FOYANIN MEYDANA ÇIKMASI: KKTC’de düzenlenen Rum Ortodoks dinsel ayinlerinin ne anlama geldiğine ilişkin o açıklama aşırı milliyetçi malum Rum siyasi partilerinden gelseydi bu denli şaşırtıcı olmayacaktı… Ama Türklere karşı diğer partilerden farklı bir imaj sunmaya çalışan şu AKEL kalkıp da böyle bir açıklama yaparsa olay “foyanın meydana çıkması” anlamına gelir resmen… Akdoğan’daki ayini yöneten Rum papazın 16 yaşındaki oğlunun, bu köyün adı “Dr. Fazıl Küçük” olan ilkokuluna dalarak oradaki Türk bayrağını indirmesini ve o bayrakla birlikte çerçevesini kırarak yerinden çıkardığı Rauf Denktaş’ın posterini Güney Kıbrıs’a kaçırmasını AKEL yetkililerinden Yorgos Kukumas bakın nasıl yorumladı:
   “Birinin bu çocukla konuşması ve şunu izah etmesi gerekir: İşgalle, işgalin sembolüyle ve ülkemizin bölünmesinin sembolü olan Rauf Denktaş’la problemi olmasının, bunlardan rahatsız olmasının çok doğru olduğu ona anlatılmalı… İşgal bölgelerinde olduğumuzda bu sembollerin hepimizi rahatsız ettiğini, ancak sembolleri büyültmekle bütün Rumlar olarak taksimi, taksimcileri ve onların emellerini mazi yapacak bir politika etrafında birleşmemizin birbirinden farklı şeyler olduğu ona bildirilmeli… Lisililer’in 17 otobüsü, işgalin altını oymanın en iyi yoludur…”
   Vay AKEL vay!..Kıbrıs’ta bölünmenin sembolü Denktaş ise ENOSİS uğruna inanılmaz çılgınlıklar yapan Rum siyasetçiler ve diğer fanatikler neyin sembolüdürler acaba?..
                                                                              ***        
   ARAÇLAR YANIYOR: Yolda seyir halindeki araçlarda durmadan yangın çıkıyor… Hangi serviste, hangi tamircilerin elinden geçer bu araçlar?.. Yazıktır, günahtır, milli servetin heba olmasıdır… Servis istasyonlarının sorumluluğu dışında bir olasılık daha var tabii ki: Arabaların bakım ve servislerinin sahipleri tarafından ihmal edilmesi… Asla ihmali kaldırmayan bir konu… Araçlar insan taşımaktadırlar, trafikte insanlarla temastadırlar… Aman dikkat, aman duyarlılık…
                                                               ***        
   SAHTE DOKTOR VE GERÇEK HASTALAR: Haber şöyle verildi: Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği’ne üye olmadığı halde, yaklaşık bir yıldır kendisini uzman doktor, psikiyatr veya hipnoterapist olarak tanıtıp hasta kabul eden 35 yaşındaki kişi en sonunda tutuklandı…”
   Adam gerçekten doktor olsa zaten KTTB’ne kaydını yasal zorunlulukla yaptırırdı. Ama ne yazık ki gerçek olmayan bu kayıt dışı doktora gidebilecek ve ona bir yıl boyunca bu ülkede bol para kazandıracak gerçek hastalar varmış!.. Adamın vizite ücreti de en az 250 TL. Baro’ya kayıtlı olmayan sahte avukatlar da var mı acaba?!..

 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





EKSİK AÇIKLAMA: KIB TEK Yönetimi’nin açıklaması şaşırtıcı ve eksik değil mi?.. EL SEN’in süresiz grevi sırasında vezneler kapalı yani grevde olacağından, halka elektrik borçlarının nasıl ödenebileceği konusunda tavsiye ve tarifte bulunuyor bu yönetim… Vatandaşların, hastaların, yaşlıların, kurumların, iş yerlerinin ve sokakların elektriği grev sırasında kesildiğinde bağlantının yeniden nasıl yapılacağının açıklanması da beklenir. Millet diyor ki, “kurbanlık can derdinde, kasap ise et derdinde…” Vatandaşlar elektrik paralarını ödeyemezlerse KIB TEK çalışanlarının maaşlarını hangi kaynaktan nasıl alabileceklerini de birilerinin açıklamasını dilerim… Son tahlilde diyeceğim o ki, grev süresince mağduriyet yaşanmaması için alternatif ödeme kanallarını hatırlatan KIB TEK, elektrik kesintilerinden oluşacak mağduriyetler konusunda halka hiçbir umut verici açıklamada bulunmadı…
                                                               ***
   YEŞİLIRMAKLILARIN VERDİĞİ DERS: Önemli ve anlamlı bir olayın yıl dönümünü andık: Barış Harekâtı’nda özgür ve güvenli Türk sınırlarının dışında kalan Yeşilırmaklıların kendi irade ve inisiyatifleriyle tarihi bir yürüyüşe geçerek ve parçalanan Rum hatlarını aşarak Kuzey Kıbrıs Türk bölgesiyle buluştukları ve bütünleştikleri günün 45’nciyıl dönümüydü andığımız… Yeşilırmaklılar ne o güzelim köylerini ve ne de kendilerini Rum yönetimine terk etmediler, kaderlerini değiştirdiler… Dilerim bu tarihi olay ada genelindeki Kıbrıs Türk halkının kuzeyde zorla ve baskıyla toplatıldığını saçmalayanlara susturucu bir yanıt olur artık…
                                                               ***
   OKUR GÖRÜŞÜ: Bu satırlar da yukarıda irdelediğim olayla ilgili: Gazibaflı mücahit ve kıdemli hukukçu Özkul Özyiğit’ten aldığım kısa ama anlamlı mesaj şöyle: “Güney’de kalan Türklerin Kuzey’e geçmek için neler feda ettiklerini bizzat yaşayan ve buna yakınen tanık olan herkes çok iyi bilmektedir… Rum mezaliminden kurtulmak için her yola başvuran Güney’de tutsak kalmış insanımız, neticede iki halkın liderleri Rauf Denktaş ve Glafkos Klerides arasında imzalanan nüfus mübadelesi anlaşmasıyla, gönüllü olarak ve resmi toplu göçle Kuzey’e büyük coşkuyla gelmiştir.” (Teşekkürler Özkul Özyiğit)
                                                               ***
   ANGELİDİS MANTIĞI: Yabancı askerlerin Kıbrıs’tan çıkması adına demeç üstüne demeç veren Rum Savunma Bakanı Savvas Angelidis, Doğu Akdeniz’deki deniz güvenliği için AB’den bölgeye donanma  göndermesini istediklerini söyledi… Hem yabancı askerler çıkıp gitsin, hem de çeşitli milletten oluşan AB donanmaları Kıbrıs açıklarına gelsin!… Sakın ha bu beyefendinin paradoks batağında bir dengesizlik gösterdiğini sanmayınız… Adadan çıkıp gitmesini istediği Uluslararası Garanti Antlaşması bağlamında burada yasal olarak bulunan Türk askerleridir…Net biçimde bunu demek ister… Türk askeri dışındakiler hiç yabancı asker olur mu Angelidis gibilerin mantığında?!..
                                                                               ***
   MAKSİMALİST KAFA: Birkaç gün önceki o vurgusu şahaneydi eski Başbakanımızın… Ki bu vurgu Angelidis’in söylemleri bağlamında da değerlendirilebilir… Rum tarafının görüşmeler süreci boyunca hep zamana oynadığına işaret eden CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman, şimdi de sadece Kıbrıs Türk tarafını değil, Türkiye’yi de Doğu Akdeniz’deki denklemin dışında tutmaya çalıştıklarının altını önemle çizdi… Erhürman en akılcı yolun Doğu Akdeniz kaynaklarından alınacak gazın Türkiye enerji hattından Avrupa’ya ulaştırılması olduğunu savunuyor… Çok haklı, çok gerçekçi bu görüşler…Ama gelin de bu gerçekleri şu uzlaşmaz komşuya anlatın!.. Peki bu maksimalist ve uzlaşmaya yabancı kafalarla yeni tur masada neyi görüşeceğiz Allah aşkına?
                                                               ***
   VAH Kİ NE VAH: Emlak sektörünün çöküşte olması yetmezmiş gibi, sahte emlak belgecileri bu sektörün tabutuna esaslı bir çivi daha çaktılar… Emlakçılar Birliği Başkanı Sungur, emlak sektöründe mafyalaşma başladığını duyuruyor… Oysa yakın geçmişte yabancıların KKTC’de daha fazla ve daha kolay konut sahibi olabilmeleri için hükümet kararı üretilmişti… Vah ki ne vah!.. Ekonomimizin lokomotiflerinden olan emlak sektörü de ucunda ışık görünmeyen tünelin içine sokuldu!..
                                                               ***        
   100 GÜNLÜK FİLMİ İZLERKEN: Hükümeti katletmek için kimileri baltalarını bilerken izlediğimiz şu “Hükümetin 100 Günü” filmi bana acaba neden “Anne Boleyn’in 100 Günü” filmini anımsattı?.. Ama yine de belirtmeliyim ki, baltalarını bileyenlerden değil, zekâsının ve güzelliğinin kurbanı olan Anne Boleyn’den yana olmuştum ben klasikleşen o filmi izlerken…
                                                               ***
   UYUŞTURUCU VE ÖĞRETMEN SENDİKALARI: Uyuşturucuyla mücadeleye öğretmen sendikalarının neden destek vermediği tartışılıyor… En yetkili ağızlardan duyuyoruz ki, ilkokul son sınıf öğrencilerinin bile uyuşturucu ile teması yüzde 50 oranında arttı… İlkokul çocuklarımız dahi artık hunharca uyuşturucu bataklığının içine çekilirken siyaset ve ideolojiyle iştigal etmek eğitim sendikalarını yöneten bu arkadaşlara daha cazip mi geliyor yoksa?.. Oysa öylesine karanlık koşulların içine sürüklendik ki, uyuşturucuyla mücadele temel eğitimin maddelerinden birine dönüştü artık…
                                                               ***
   MOBESELER VE ASAYİŞ: Mobese kameralarına karşı çıkanlar olsa da, Ercan’da kamera önünde pervasızca yolcu döven o polise işte yargı kararıyla işten el çektirildi… Suçun çürütülmez kanıtları olayı dakik biçimde izleyen kameranın kayıtlarında… Mobeseler suçların ve suçluların aman vermez takipçisidir… Asayişe duyarlı olanlar, mobese sistemlerine uyduruk gerekçelerle karşı çıkmazlar…
                                                               ***
   28 BELEDİYE: 3355 kilometrekarelik KKTC’de çoğu batmış 28 belediye olacak ve sayıyı azaltma yöntemiyle “belediye reformu” denildiğinde de buna karşı çıkılacak… Bırakın yahu Allah aşkına!.. Dünya bizimle dalga geçer… 3355 kilometrekarelik minyon alanın mülki ve beledi işlerini başka ülkelerde birkaç muhtar yönetir…
                                                                              ***
    AV MANZARALARI: Doğamızın hayvanlarının sadece avcılara tahsis edilebilecek meta olmadığını vurgulayarak girmeliyim söze… Bu kurak mevsimde doğamızdaki zavallı hayvancıkların açlığı ve susuzluğu yetmezmiş gibi bir de avcıların gazabı çıktı karşılarına… Vurduğu yığınla kuşu göstererek FACEBOOK’da poz verenler çok iğrenç… Bu avcılık değil resmen katliamdır…Hani o avcılık örgütü bu gibi yayınları ve katliam türü avlanmaları yasaklamıştı?… İnce avda avlanması yasak olan kuşların da vurulduğu gazetelerin sayfalarındaki fotoğraflarda… Bu yasa dışılığa karşı ne gibi önlemler alınacağını şimdi merakla bekliyoruz…               
                                                               ***
    DEMİR ADAM: İngiltere Başbakanı Boris Johnson, parlamento çalışmalarını askıya aldıktan sonra hafta başında yapılan kritik oylamada muhalefetle hareket eden 21 milletvekilini de parti meclis grubundan bir çırpıda ihraç etti. Demir Leydi Margaret Thatcher’den bu yana İngiltere’nin tanık olduğu en sert başbakan… Bunun adını da “Demir Adam” koymalı vesselam!…

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





BABA’LI BÖLGELERE DOĞRU MU? Arasta’daki kanlı meydan kavgası “organize işler” le ilgili bir algı yarattığından toplumda hayli tedirginlik oluştu Bayram günlerinde… Dilerim adli açıklamalar kamuoyumuzu aydınlatıcı nitelikte olur… Sosyal medyaya da yansıyan kavga görüntülerinde çınlayan “burası benim bölgem” haykırışları düşündürücüydü… Lüks bir Mercedes’in kaportasına bulaşan kanın fonundaydı bu haykırış…
   Kentler şimdi de kaba güç tarafından bölge bölge parsellenmeye başlanmışsa vay halimize!.. Acaba bizim bölgenin “baba”sı kim olur?!.. Michael Corleone tipli biri mi?!..
   Şaka bir yana asayişle ilgili yeni patlamaların eşiğindeymişiz gibi geliyor bana…Aman ciddi önlem!..
                                                               ***
   ORGANİZE İŞLER:  Can Sarvan arkadaşımızın “İki Toplumlu Çeteler” başlıklı ve 6 Haziran 2019 tarihli yazısından yaptığım şu alıntıyı da yukarıdaki yorumumla alâkalı olarak okumanızı rica edeceğim:
   “…Kaçak etti, kaçak sigaraydı, kaçak arabaydı, kaçak dövizdi… İki toplumlu çetelere bir başka örnek Lefkoşa Surlariçi’nden verilebilir. Surlariçi’nde iki tarafın sınırları arasında metruk binalar sıralıdır. Karşı tarafa boş binalardan geçen onlarca yerleşik Türkiyeli genç sınırlar arası uyuşturucu ticaretinin taşıyıcılarıdır. Poliste durumla ilgili dosyalar dolusu bilgi mevcut. Ne hikmetse göstermelik tel örgüler sürekli sökülür. Tel çekilmiş noktalarda insanın geçebileceği kadar alanlar açıldığı ise görmezden gelinir. Bazı yerlerde karşı tarafa atlama düzenekleri bile kurulmuştur, fakat çekilmiş fotoğraflara rağmen kimse yasa dışı geçişlere müdahale etmez.
   Sözün özü, bir türlü çözüm müzakerelerinde yol alamayan iki toplum, yasa dışı işlerde birbiri ile gayet iyi anlaşıyor ve uyumlu çalışıyor. Mevzubahis yasa dışılık olunca Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklerle de, Türkiyelilerle de hiç sorunu olmuyor. Pakistanlılar la da çalışıyorlar. Organize işlerde ülkeye çoktan çözüm gelmiştir!..”
                                                                              ***        
   MEDENİYET GÖRSÜN GÖZÜMÜZ: Hollanda’da çocukken tecavüze uğrayan 17 yaşındaki Noa Pothoven, yıllarca depresyon ve zihinsel rahatsızlıklarla boğuştuktan sonra, devletin ötenazi programı çerçevesinde ve devletin verdiği izinle, devletin desteğinde kendi yaşamını sonlandırdı… Pothoven, ölümünden önce de intihar kararını Instagram’daki on binden fazla takipçisiyle paylaştı… Instagram’da verilen bu bilgiyi alanların hiçbirinin de kılı kıpırdamadı… Genç müntehiri kararından vazgeçirme adına bir şey yapan hiç çıkmadı… Onların içinde analar – babalar da vardı…
   Bu nasıl bir duyarsız duruştur?!.. Medeniyet görsün gözümüz!… Ruhsal bunalımdaki gencecik kızın yaşama tutunabilmesine yardımcı olacaklarına, ona öte<nazinin önünü adeta ölüme teşvik ederek açtılar… Devlet olarak da, halk olarak da!..
                                                                              ***        
   GİZLİ KATİL: Her yıl 7 milyon insanın hava kirliliği nedeniyle erken yaşta yaşamını yitirdiği bu dünyada artık biz Kıbrıslılar da havamızın temizliğinden dolayı kıvanç duyamayız… Egzoz ve santral gazları yetmezmiş gibi Afrika’dan boyuna kopup gelen toz bulutlarının da korkunç sarmalındayız…
   Bir doktor arkadaşımın bana şu dediğini buraya not düşmeliyim: “Hava kirliliğinden kaynaklanan hastalıklardan çok sayıda ölenimiz var… Ama hiç kimse o merhumların hava kirliliğinden gittiğini söylemez… Mutlaka bir başka hastalığın adını gösterir gerekçe olarak… Oysa gittikçe ağırlaşan hava kirliliği, bu ülkede gizli ve gerçek katilimiz oluyor…”
                                                                              ***
   DUMANSIZ YAŞAM: Biz kapalı alanlarda bile dumansız yaşamı kurumsallaştırmayı başaramazken Avrupa’da açık alan parklarda da sigara içmek yasaklandı… Almanya bu konuda birkaç adım önde… Temiz hava almak, bol oksijenle buluşabilmek iç parklara gidenleri zehirlemeye kimin ne hakkı var gerçekten?.. California’nın Beverly Hills bölgesinde ise tütün kullanımı ve satımı belediye tarafından tümden yasaklandı… Bizim belediyelerin kulakları çınlasın…

 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





VURUN ABALIYA: Herkesi çileden çıkaran fahiş elektrik faturaları için KIB TEK’ten gösterilen gerekçe: Bu faturalar 39 günlük elektrik tüketimi için!.. Öte yandan, Lefkoşa Türk Belediyesi’nin de KIB TEK’ten kalır yanı yoktur hani… Su gideri ve vergileri içeren faturaların son ödeme süreleri dolmadan ve 10 gün önceden yeni fatura gönderen aceleci bir sistem!.. Sakın bu erken fatura servisinin, fatura düzenlemelerinde el terminaline geçişle ilgili olduğu öne sürülmesin… Çünkü erkenci faturalarımızla bu geçiş sürecinden önce buluşmaya başladık…
                                                                              *
   CİDDİ USULSÜZLÜK: Elektrik konusuna tekrar dönecek olursak… O katı kuralı zaten kendileri koydu… Elektrik tüketiminde belirli bir kilowat ve zaman aşılınca hesap katlamalı olur. Bilgisayar sistemi de buna göre formatlandı… Buna karşın KIB TEK elektrik faturalarının 10 gün gecikmeli yazılmasını haklı bir mazeret olarak gösterebiliyor. Halkın sadece bütçesi değil, aklı da hafife alınıyor… Hadi olaya “hırsızlık” demeyim, ama ortada ciddi bir usulsüzlük var hukukun üstünlüğünün hiç dillerden düşürülmediği bu ülkede…
                                                               *
   HALKIMIZA KARŞI AŞİKAR ŞER İTTİFAKI: İki Kıbrıslı Türk öğrencinin Ukrayna’daki tıp fakültesinden Rum kışkırtmasıyla kovulmasının yankıları sürerken şu ayrıntı dikkatinizi çekti mi bilmem: Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroşenko İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi’ni ziyaret ederek Ukrayna’nın Ortodoks Kilisesi’ne yeniden katılımını teyit eden ruhani bağımsızlık belgesine tantanayla imza attı.. Moskova, Komünist Sovyetler Birliği döneminde, peyklerinden biri olan Ukrayna’nın Ortodokslukla ilgisini kesmişti bilindiği üzere… Ortodoks kardeşliğinin bu “al gülüm, ver gülüm” muhabbeti içinde Ukrayna’daki iki öğrencimizin de başı yanmış oldu!..
   Olay hiç kuşkusuz ibret vericidir… Bu gariban Kıbrıs Türk halkının uluslararası alanda nasıl örgütlü bir şer ittifakının cenderesine alındığını lütfen çok iyi anlayalım… Anlayamayanlar için zaten davul – zurna bile azdır!..
                                                               *
   HUKUK SEKTÖRÜMÜZ: KKTC’de 1200 civarında avukat, 800 civarında da “faal avukat” varmış… Hukuktan yeni mezun olacakların sayısı belli değil… Ekmek bekleyen büyük bir hukuk sektörü… Yargıdaki davaların bir türlü sonuçlanamaması bu yüzden mi?.. Erteletme üstüne erteletme!.. Her erteletmenin davacı ve davalıya bir maliyeti var tabii ki… Ama geciktirilen adalet de, adalet değildir…
                                                                              *
   SAÇMA SİYASET: Rumlar KKTC’ye Larnaka Havaalanı üzerinden gelen turistleri “Rum topraklarında inşa edilmiş otellerde kalamazsınız” gerekçesiyle geri gönderiyorlar…
   Be hey çok uyanık komşularımız… Sizin turistleri, o saçma bahanenizle geriye postaladığınız Larnaka Havaalanı Türk toprakları üzerinde inşa edilmedi mi?…
                                                                              *
   ÖNERİYE BAKINIZ: Kalp ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, beslenme ile ilgili sansasyonel açıklamaların şampiyonu… Şimdi de diyor ki; “Tarım ilaçları zehirdir, tüm meyvelerin üstü ilaç ve kimyasal dolu… Bu ilaçların kanser yaptığı yüzde bin beş yüz kanıtlanmıştır. Bunlar trans yağa da dönüşebilir ve trans yağ da tek başına bir kanser tetikleyicisidir… ‘İlaçlı meyveler kanser yapmaz’ diye çıkıp hiç kimse itiraz etmesin” dedi…
   Karatay, temizliklerinden emin olabilmemiz için kurtlu meyve ve sebzeler yememizi öneriyor…
   Ne dersiniz?.. Gıda güvenliği bağlamında akla çok yakın bir öneridir bu bence!.. İlaçlı üründe kurtçuk, murtçuk bulunmaz tabii ki…
                                                              *                            
   SANDİVİÇÇİ DÜKKÂNLARI: Prof. Dr. İlber Ortaylı Türkiye’de gittikçe yaygınlaşan özel eğitimi eleştirirken “sandiviçci dükkânı açar gibi özel okullar açılıyor” dedi…
   O da bir şey mi ey hocaların hocası?.. KKTC’de oluruna bırakılsa sandiviççi dükkânı açar gibi her köşede üniversite açılacak!.. Yeni üniversite açma başvurularıyla başa çıkılamıyor… En yetkili ve en güvenilir ağızlar ise artık üniversite sektörümüzün geleceğinden kaygıyla söz eder oldular… 
                                                                              *
   HELİKOPTERE İHTİYAÇ VAR: Özellikle bu kış günlerinde Girne’ye giden Değirmelik Dağ yolu da,  Lefkoşa’dan giden öteki yol da güvenlik açısından sakıncalı… Ya çivisi çıkmış bu ülkemizin diğer karayolları çok mu güvenli?.. Üstelik, bu güven vermeyen yollar üstündeki trafik tam bir kaos!.. Hızlı ve güvenli ulaşım için bu ülkede artık helikopter gerek!.. Hiç de şaka etmiyorum…

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





FELSEFE: Felsefi düşünen insan nasıl mı olur?.. Karşısındaki güç ya da otorite, hangi sıfatı, hangi statüyü taşıyor olursa olsun, aklını onun ipoteğine asla vermez… Ondan lütuf ve ihsan beklemez… Ondan ricalarda ve istirhamlarda bulunarak yaşamını ezik biçimde sürdürmez…

İşte bu nedenle felsefeyi öğrenmek, felsefeyle yatıp kalkmak, onurlu, bağımsız, özgür ve çağdaş bir yaşamın gereğidir…                                                               

Peki bizim eğitim sistemimizdeki felsefe dersleri ne durumda acaba?.. Örneğin gözde eğitim kurumlarımızdan Lefkoşa Türk Lisesi’ndeki felsefe öğretmeni yokluğu giderildi mi?.. Bu dersin sınavının bile yapılamadığı haberlere konu olmuştu da!..

                                                                              ***

EKONOMİK DARBELER İNDİKÇE: Ne kadar acı bir durum: Ciddi ekonomik sorunların sarmalına giren ülkemizde geleneksel değerlerimiz çoktan beridir sarsılıyor… Tükenip gidiyor… Bu durumun aile yaşamlarına nasıl yansıdığı Meclis’te de seslendirilir oldu…

Örneğin, UBP Milletvekili Menteş Gündüz, son zamanlarda KKTC’de boşanan ancak birlikte yaşayanların arttığına parmak basarak “Devletin bu konuda ciddi kaybı var. Hükümet ne gibi tedbirler almayı düşünüyor?” diye sordu…

Keşke bu bağlamdaki tek kaybımız maddiyat olsaydı!.. Değişen anlayışların ve ekonomik zorlamaların etkisiyle hiç nikâh masasından geçmeden birlikte yaşayan çiftlerin sayısında da büyük artış var… Aileler, kadına ve çocuğa şiddet olayının en fazla yaşandığı ortam haline geldi…

Erişkinler de harap olup gitmekte, ama asıl düşünülmesi gereken bu çarpık aile ortamlarında yetişmekte olan çocukların psikolojik ve sosyal durumlarıdır…

Ha, bu arada işveren bir iş adamımızdan şu duyduğuma da bir bakar mısınız: “İş başvurusunda bulunup ‘bana sigorta yapmayın’ diyen kadınlar çoğalıyor… Neden?.. En son dayanamayıp araştırdım neden böyle olduğunu… Bazıları devletten aldıkları işsizlik parasını, bazıları da dulluk maaşını kaybetmemek için böyle bir talepte bulunurmuş!…”

                                                               ***

UYUŞTURUCU BOMBARDIMANI: Başbakanlık Uyuşturucuyla Mücadele Komisyonu Başkanı Hasan Karaokçu’nun bir televizyon söyleşisinde dinlediğim açıklamasıdır: “Ülkemize uyuşturucu akışı yüzde 70 oranında Güney’dendir…”

Eğer bu organize bir akışsa, Güney Kıbrıs istihbaratı gerçekten canımıza okumaktadır… Gençliğimiz uyuşturucu bombardımanına tutulmuş durumda…

Sormak isterim: Hava ve deniz limanlarındaki girişlerde uygulanan uyuşturucu denetimleri hiç eksiksiz sınır kapılarında da uygulanıyor mu?..

                                                               ***

İTHAL İŞ GÜCÜ: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler’in bakanlık bütçesinin komitede görüşülmesi sırasında yaptığı açıklama gerçekten düşündürücüydü… Dedi ki: “Ülkemizde yurt dışından gelen yaklaşık 50 bin işçi var. Bir yılda yaklaşık 150 milyon dolar onların transferiyle yurt dışına gidiyor…”

Kimilerince Zeki Çeler’in verdiği rakamlar “abartılı” olarak algılansa da, ithal iş gücünün emeğine ödediğimiz bedel hiç de azımsanacak boyutta değildir… Kıbrıslı Türk işgücünün burun kıvırdığı tüm işler o ithal işgücüne havale edildi…

Bunun yorumunu nasıl yapmalı peki?.. Demek ki bizim ülkemizde işsizlik, ya da iş sıkıntısı yoktur. Sıkıntımız iş beğenmeme durumudur…

Bu ithal iş gücünün büyüklüğünün ortaya koyduğu bir başka gerçek daha var tabii ki… O da, bizim ekonomimizden daha kötü ekonomisi olan ülkelerin varlığıdır…

                                                               ***

GÜNEY’DEN BİR BİLGİ: Rum İstatistik Dairesi verilerine göre, bir önceki aya kıyasla Güney’de Ekim 2018’de toplam petrol ürünleri satışlarında %6,5 oranında bir düşüş kaydedildi…

Şimdi “Bu düşüş Rum tüketicinin KKTC’den sağladığı akaryakıttan dolayıdır” diye hemen bir ön yargıya kapılmayalım ama… Söz konusu edilen bu düşüş, uçak ve gemilere benzin tedarikindeymiş efendim!..

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





GÜNEY’İN SİLAHLANMASI: Topraklarını zaten barut fıçısına dönüştürmüş durumdaki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, bu fıçıyı doluşturmakta dur durak bilmiyor… Rum yönetimi, 2018 yılı boyunca silahlanmaya 76 milyon Euro harcayacak… Tabii ki, alacağı askeri hibeler ve geliştirmekte olduğu askeri ittifaklar bunun dışında. Nazım Beratlı dostum bu konudaki yazışmalarımızda “Dramaturjide bir kural vardır” diyor ve o kuralı şöyle açıklıyor:“Eğer bir filmde ya da oyunda, duvarda asılı bir tüfek varsa, o filmde ya da oyunda o tüfek mutlaka patlayacaktır… Kimse koleksiyon olsun diye silah almaz ve biriktirmez!. Bu aşırı Rum silahlanması konusunda aklımızı başımıza devşirmemiz gerek…”
                                                               ***
   RUM REKORLARI: Rum komşularımız havayollarını batırma becerileri yüzünden Guiness rekorlar kitabına girebilirler… Maşallahları var, şimdiye dek 5 havayolu şirketini yere çaktılar… Şimdi de adı “Tus Airways” olan altıncısı yere çakılmak üzere… Bugüne dek yere çakılmış olanları anımsayalım: “Cyprus Airways”, “Euro Cypria”, “Ajet”, “Helios” ve “Cobalt”…
   Aman unutmadan, Rum komşularımızın bir rekoru daha açıklandı son günlerde: AB ülkeleri içinde en fazla alkollü kafayla araba kullananlar Güney Kıbrıs’ta…
                                                               ***        
   UMUTLANDIRICI RAKAMLAR: KKTC hazine durumlarına baktığımızda ekonomik krize karşın olumlu rakamlar görürüz. Bu da bardağımızın dolu tarafı… Sözün özü, yerel gelirlerde krizin etkisi pek de görülmüyor. Eylül ayı sonu itibarıyla dokuz aylık dönemde yerel gelirler toplamı 3.555.567.936 TL olarak gerçekleşti. Geçen yıl aynı dönemde yerel gelirler toplamı 2.968.352.414 TL olarak gerçekleşmişti. Maliye Bakanı Serdar Denktaş’ın Fiyat İstikrar Fonu’nun (FİF) iflas ettiğine ilişkin açıklamasına karşın, bu fonda da dikkate değer birikimler oluştu. Bütçe raporlarında eylül ayı sonu itibarıyla dokuz aylık dönemde toplanan FİF gelirleri toplamı 445.359.982 TL’dir. Yaşanan krizlere karşın eylül ayı sonu itibarıyla gerçekleştirilen yerel gelirler toplamı. 3.555.567.936 TL’dir ki, geçen yıl kriz olmadığı halde aynı dönemde yerel gelir toplamı 2.968.352.414 TL olarak gerçekleşmişti.
                                                                              ***        
   UYUŞTURUCU DEHŞETİ: Psikiyatrist Doç. Dr. Mehmet Çakıcı uyuşturucu ile savaşımda en yetkili ve en güvenilir kimliklerden biridir… Bu bağlamda düzenlediği son basın toplantısında araştırmalarının ve saptamalarının sonuçlarını açıklarken yine tüylerimizin diken diken fırlamasına vesile oldu. Nereye gidiyoruz gerçekten?.. Uyuşturucu kullanım yaşının ilkokullarımıza dek indiğine dikkati çeken Çakıcı, ilkokul öğrencilerinin yüzde birinin, orta öğretim öğrencilerinin ise yüzde beşinin uyuşturucunun korkunç sarmalında olduğunu açıkladı.
   Bunlar hepimizi derinden düşündürmesi gereken rakamlar ve oranlardır. İlgiden ve şefkatten yoksun bir nesil yetiştirmekteyiz ki, halkımız ve ülkemiz bunun bedelini gelecekte çok acı ödeyecektir… Sigara ve alkol kullanımı durumlarını ise hiç sormayın. Rekora koşuyoruz, rekora!.. Sıfır toleransla üzerine gitmemiz gereken sorunlardır bunlar… Çünkü bunlar, toplumu çürüten sorunlar…
   Bu arada uyuşturucu belasının tehlike çanlarını fena halde çalmaya başladığı bir ortamda Başbakanlık Uyuşturucuyla Mücadele Komisyonu Başkanı Hasan Karaokçu şok bir kararla görevinden istifa etti… Karaokçu’nun istifası kabul edilir mi, edilmez mi orası ayrı bir konu. Asıl önemli olan Karaokçu’nun dayanamayarak görevinden istifaya gereksinim duyması ve bu istifanın nedenleri…
                                                               ***
   OBEZLER ÜLKESİ: Her gün yüz binlerce çocuğun açlıktan öldüğü dünyamızda Amerikan durumu: Obezite o boyutlara geldi ki, gençlerin üçte biri aşırı şişmanlıklarından dolayı askere alınamıyor. Refahın bunalımını yaşayan bu ülkede lüks ve sağlıksız beslenme güvenlik sorunu yaratıyor… Net şekilde anlayabildiğimiz, beslenmenin ve obez neslin Amerika’da çok ciddi bir sorun olmaya başladığıdır…

 

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





SAMANBAHÇA’DAKİ ÖLÜM: Ülkemizde insanlar yalnızlaşıyorlar… Herkes, her çekirdek aile kendi özel kalesinin kalın duvarları arasına çekilmiş ve çevresiyle ilişkilerini koparmış durumda… Aynı apartmanın çatısı altında yaşayanlarda bile ne selamlaşma, ne sabahlaşma var… Tek başına yaşayan insanlar evlerinde yapayalnız ölüyorlar artık… Kişinin o yapayalnızlık içindeki ölüm anını düşünebiliyor musunuz?.. Ölümle empati olmaz… Ama yine de “bir düşünelim” derim ben… İnsanların hanelerinde yapayalnız ölümle buluştuklarını ancak günler sonra cesetlerinden çevreye yayılan kokudan öğrenebiliyoruz…
   Bu bağlamdaki bir olay da birkaç gün önce “Samanbahça” gibi çok sosyal bildiğimiz bir başkent mahallesinde yaşandı. 49 yaşındaki Sadiye Erdal’ın evinin iç kapı eşiğinde son nefesini verdiği ancak günler sonra anlaşılabildi… O da, zavallı cesedinden yayılan kokudan!.. Samanbahça’nın dokusunu da, eski günlerini de bilenlerdenim… Daracık sokaklarda yan yana ve karşı karşıya sıralı bu minik – mütevazı evlerde yaşayanlar Samanbahça’da büyük bir aile gibiydiler. Samanbahçalılar birbirleriyle günün 24 saatinde haşır neşirdiler…Acılarda ve sevinçlerde hep ortaktılar… Her an herkes birbirinin yaşamından ve olayından bilgiliydi… Herkes güzel bir dayanışmanın ve komşuluğun sarmalındaydı… Bir de şimdiki durumlara bakınız lütfen!..
   Hey gidi eski güzel günler hey!.. Samanbahça’ya dek uzanan yalnız ölümler zinciri bana bunları anımsattı, kusura bakmasın hiç kimse…
                                                                              ***
   GAZLA GİTSİN: Millet bir türlü içine sindiremiyor… E, nasıl sindirebilsin ki?.. Tüp gaza gelen bu ikinci zam çok insafsız oldu: Yüzde 40!.. Dövizin aldığı zam bile o kadar değil be birader!… Gazla gitsin ne olacak… Hesap filan hak getire!.. Elektriğe de yeni bir zam yapılıyordu, ama bu zammı devlet üstlenmiş, halka yansıtmamak için!.. Halka yüklenecek zam yılbaşına dek ertelenmiş… Jeste bakınız!… Gülsek mi ağlasak mı?.. Hükümet KIB – TEK’e doğru dürüst elektrik hesabı mı öder?.. Elektrikteki en büyük savurganlık şu denetimsiz devlet kurumlarında hepimizin gözü önünde yapılır… Bu arada devletin KIB – TEK’e elektrik borcu şu anda ne kadar acaba?.. Bir açıklansa da öğrensek… Çünkü aslında devletin borcu, halkın borcu demektir… Bu borç da halktan kesilen vergilerle ödenmiyor mu?.. O borç devlet makamlarında oturanların cebinden ödenmez herhalde…
                                                               ***
   LEYLEĞİ HAVADA GÖRENLER: Bir hatırlayalım lütfen… Birkaç yıl önce Güney Kıbrıs ekonomik krizle mücadele ederken, tüm siyasilerin resmi yurt dışı gezileri tasarruf amaçlı yasaklanmıştı. Bir de bizdeki duruma bakalım: Bizimkiler leyleği havada görmüş misali boyuna geziyorlar… Kimisi Ankara’da, kimisi Antalya’da, kimisi New York ya da Londra’da, kimisi Strazburg’ta, kimisi Fas’ta… Hiç duraksamayan bu gezilerin devlet bütçesine maliyetini düşünmek ve hesabını yapmak da, devletin duyarlı vatandaşlarına kalıyor… Ekonomik krizle mücadele böyle mi olmalı?..
                                                               ***
   KUĞULU DEĞİL, ÇÖPLÜ PARK: Başkentimiz Lefkoşa’nın tarihi dokusunun kucağındaki “Kuğulu Park” olarak bildiğimiz o mekân… Dış mahallelerden gelip surlar içine girerken içinden benim de yürüyerek geçtiğim park… Lefkoşa’ya ilk yağmurlar düştü ya; sele dönüşen sular park içindeki pislikleri toplayıp gözlerimizin ta içine soktu!… Hiçbir ülkenin başkentinde hiçbir park bu denli bakımsız ve pis olamaz… O park, halkımızın en sıkıntılı günlerinde tarihi anların yaşandığı sosyal alandır… Vallahi de billahi de Sancaktar’lar emirlerindeki mücahit gücüyle ve otoriteyle bu mekânları çok daha bakımlı tutabilmekteydiler… Tarih bunu yazar, ama kim okur yakın tarihi bile!..
                                                               ***
   KARPAZ’DAN BİR SES: Bafra’dan Kadir Bayraktar telefonla aradı. Dediklerini hiç yorumsuz aynen aktarıyorum: “Köşe yazarları başkentte oturduklarından mıdır ne, hep başkent odaklı yorumlar yapmaktadırlar… Arada bir misafirimiz olarak Karpaz taraflarına da geliniz. Bizim derin sorunlarımızı da yerinde görerek, bizden dinleyerek yazınız. Gecenin bu vaktinde Gazimağusa’daki hastaneden Bafra’daki evime döndüm. İskele kavşağından bu yana daracık yollarımız karanlık içinde. Dar ve karanlık yollar Dipkarpaz’a dek uzanır. Bu yollarda yaşanan nice trafik kazası basına bile yansımaz. Sizleri Karpaz’ın sorunlarına davet ederiz. Daha neler var… Buyurun geliniz…”

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





ÜNAL ÇAĞINER: Ortağı olduğu üniversitesi (UFÜ) hariç, çeşitli iş yerlerinde 3000 istihdam yapan Ünal Çağıner “Politikadan emekli oldum” dedi. Aman sakın ha turizmden ve iş hayatından da emekli olmasın… İşleri ve yatırımlarıyla haşır – neşir, sağlıklar ve başarılar dilerim ona. Bu ülkenin onun gibi yatırımcı ve gözü pek iş adamlarına yaşamsal ihtiyacı var… Ülkemizde politikacı çok bulunur, ama yatırımcı iş adamı pek de kolay bulunmaz…

                                                               ***

ÇEVRECİLİK: Hatay’ın Arsuz ilçesi kumsallarında görülen ve dünya genelinde nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan kum zambağını koparana bundan böyle 48 bin Türk lirasına kadar para cezası uygulanacak… İşte budur!..
Böylesi bir ceza neden KKTC’nin kum zambaklarını pervasızca yok edenlere karşı da uygulanmaz?..Bu bağlamda sadece çemkirmelerde bulunuruz…  Oysa gerçek çevrecilik ve doğaseverlik çemkirmekten ve lafazanlıktan ibaret olmamalı…
Çevre ve doğa aşığı bir grup Mağusalının oluşturduğu  “Her Daim Dostlar Derneği”nin logosunda farkındalık yaratabilme adına güzelim bir kum zambağının fotoğrafı vardır. Bu dernek de başta kum zambakları olmak üzere endemik bitkilerimizin korunabilmesi adına canla başla uğraş vermektedir.
Ama salt uğraş vermekle olmuyor işte… Duyarsızlara karşı caydırıcı cezalar da gerekir… Dünyaca ünlü nergislerimizin ve lalelerimizin nesli de tükenmektedir duyarsızlıklarımız yüzünden…

                                                               ***

ORGANİZE SUÇLAR: Ekonomik krizin patlak verip boyut kazanmaya başladığı ilk günlerde okurlarımla paylaştığım kaygılar maalesef gerçekleşmeye başladı… Ekonomik kriz dönemlerinin organize suçları ve gangsterliği tetiklediğine ve bu bağlamda azami dikkatin gösterilmesi gerektiğine dairdi o kaygılarım…
Bakın işte şimdilerde neler oluyor: Gangsterlik ülkemizde bir yeraltı mesleğine dönüştü. Adam vurmalar, kundaklamalar, tehditler, şantajlar almış başını gidiyor çeşitli üzücü örnekleriyle… Faili meçhul kalan Lefkoşa’daki cüretli döviz bürosu soygununun yankıları dinmeden Girne’de yolu kesilen iş arabasından da para dolu çanta çalındı… Etkin asayiş önlemleri alınmazsa bu organize suçlar bir yeraltı mesleği halinde hızla yayılıp gelişir ve ülkemiz eski Sicilya’ya dönüşür. Suçlara karşı canını dişine takarcasına savaşmakta olan Polis Örgütümüzün her ihtiyacı ivedilikle karşılanmalı…
                                                               ***

EKONOMİK KRİZ VE TAVUK: Çağdaş standartlara sahip yerel tavuk üretiminde daralma ve sıkıntı mı var?.. Hükümetimizin işlenmemiş ve işlenmiş tavuk eti ithaline geçen hafta birdenbire izin vermesi akla bu soruyu getirdi hemen…
“Vatandaşın alım gücünün artırılmasının gereği olarak” tavuk eti ithaline izin verilmesi geniş çaplı eleştirilere ve spekülasyonlara yol açtı. Vatandaşın alım gücü bir tek tavuk ithaline izin vermekle artırılabilir mi?… Tutun ki aileler her gün tavuk etine talim ettiler. Aylık kazançları ne olacak bundan?..Tavuk eti ithaline izin veren hükümet kırmızı ete neden izin vermez peki?… Ki kırmızı ette gerçekten fiyatları kışkırtan bir daralma ve sıkıntı vardır.
Vatandaşın alım gücünün artırılması bir tek ithal tavuktan geçiyorsa, yakında ekonomik krizi aşarız hep birlikte!..

                                                               ***

YENİ YÖNTEM VE KUŞKULAR:  İlaç paralarının ödenmesinde yaşanan gecikmeler sorun olmuşken, şimdi bir başka mesele:  Sosyal Sigortalar dan ödedikleri ilaçlarının parasını almak için gidenlere artık paralarının banka hesaplarına yatırılacağı söyleniyor. Onlara banka hesap numarası soran da yok!.. Kamu memurları ile kamu emeklilerine de ödenecek ilaç paraları için Eczacılık Dairesi’nden öyle söylenmişti, ama söylenenin gerçekleşmediğine dair yoğun şikayetler var… Eskiden banka hesaplarına yatan ilaç paraları, uzun süredir yatırılmıyor. Bunun nedenlerini soranlara da çeşitli gerekçeler gösterilir…Dilerim aynı talihsizlik şimdi Sosyal Sigortalıların başına da gelmez!..
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bu yeni yöntem konusunda kamuoyuna aydınlatıcı bir açıklama yapması gerekmez mi?..

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları





UTANÇ VE VEFA: Türkiye’den gürül gürül gelen ve tonlarca fazlalığını denize boşalttığımız suyu tarımsal sektöre ulaştıramadık ne yazık… Hayvancıların ve tüm üreticilerin haklı isyanından tutunuz, ücra köylerdeki susuzluk feryatlarına dek, bu acı gerçeğimizin her an yüzümüze vurulan utancını yaşıyoruz… Karpaz’daki güzelim geleneksel üzüm bağlarının da yüzde 80 oranında kurumuş olması, falsolu su politikamızın son örneklerinden biri olarak geçen hafta “KIBRIS” Gazetesi’nin sayfalarına yansıdı… Ne kadar hüzün vericiydi bağların sapsarı kuruduğunu yansıtan o fotoğraflar öyle!..
   Aklıma takılan şudur: Aylarca uğraş vererek ve kendilerini insancıl bir ideale adayarak Anamur’la KKTC arasındaki asrın harika su projesini gerçekleştirmeyi başaran usta mühendisler ve onların çalışkan ekipleri acaba şimdilerde bu hallerimize bakıp ne düşünmektedirler?..
   Onların düşüncelerini öğrenebilmeyi bir yana bırakınız, tarih yazan o teknolojik ekibi KKTC’ye davet edip onurlandırma inceliğini ve vefasını gösteren bir tek KKTC yetkilisini de göremedik!.. Kuraklığın fena halde tavan yaptığı Kıbrıs’a eğer o su zamanında ulaştırılmamış olsaydı şu andaki durumumuzun ne olacağını da ayrıca bir tahayyül edelim lütfen…
                                                               ***
   SORUMLULUK: Tarım Bakanımız Erkut Şahali’nin “süt ürünleri ucuzlayacak” güvencesi maalesef çürüdü… Süt ürünleri üreticileri ona “ucuzlama olanaksız” dediler anında… Süt ürünlerinin şu andaki fiyatlarına lütfen bir bakar mısınız… Dehşet!..
   Etten sonra süt ve süt ürünleri de ateş pahası oldu. Fiyatlar öylesine bir el yakıyor ki…
   ErkutŞahali samimiyetle “tarımı bilmiyorum, öğrenmeye çalışıyorum” diye dursun, sanırım beslenmesinde et ve süt olmayan bir nesil yetiştirmenin sorumluluğunu çok iyi bilir… Lütfen, ama lütfen özellikle yetişen çocuklarımızın en elzem besini olan et ve süt ürünleri fiyatlarının ateşini söndürecek bir şeyler yapınız…
                                                               ***
   YOK DA: Aramızda yaygın bir iddia dolaşmaktadır. Şuna dair: Şu yenilenen akıllı sayaçlar, herhangi bir cihazınız elektrik prizine takılı ise o cihazı devre dışı tutsanız da, haşır haşır hesabınıza para yazmaktaymış. Yok da!…
   Eğer durum gerçekten bu ise, elektrik faturalarındaki korkunç artışın nedenleri daha da bir anlam kazanmaktadır. Son yapılan ve yüzde otuz olduğu söylenen zammın faturalara yansıması neredeyse belirtilen oranın iki misli… Millet faturası önüne serildiğinde “bu nasıl yüzde 30’luk artış!” diye isyan etmektedir… İlgililerden bu konuda teknik açıklama beklenir…
                                                               ***        
   SEYRÜSEFER VERGİ İŞKENCESİ BERDEVAM: Binanın değiştirilmesi, bozuk sistemin değiştirilmesine yetmedi… Araç seyrüsefer ruhsatlarının verildiği yeni mekândan söz ediyorum… O mekân, KTHY binası olduğu günlerde bile böylesi izdihamları hiç yaşamamıştı… Birkaç gün önce oradaydım. Bol miktarda koltuk konulduğu halde ayakta da durmak zorunda kalan çaresiz görünümlü insanlarımız, bende gişe şampiyonu dramatik bir filmi sunan sinemadaki gergin kalabalığı çağrıştırdı!.. Devlete vergisini ödemek, devlet hazinesine gönüllü katkıda bulunmak için giden insan yığınlarımıza işkence çektirmeye devam!..
   Özel sektörden gelen ve kendi özel şirketini çok güzel organize etmeyi başaran sayın Bakanımız Tolga Atakan, aynı organizasyon becerisini neden devletteki görevinde gösteremiyor?.. On binlerce vatandaşın araçlarına seyrüsefer ruhsatlarını çıkarmamış olmasının bir diğer nedeni de gerginlik yaratan bu çalışma atmosferi mi?.. Hem vakit nakittir  ve hem de izdihamın ortasında saatlerce beklemek insan sağlığına ciddi zarar vermektedir.
   Dışarıdaki o geniş park alanının bakımsızlığı da araçlar için ödenen yüklü vergilerin asla amacında kullanılmadığının bir başka göstergesi… Derinliği neredeyse yarım metreye yaklaşan çukurlarla dolu bu park alanına giren araçlar oradan hasarlı çıkıyorlar.. Mesainin olmadığı bir hafta sonunda bu park alanını asfaltlayarak uygar bir niteliğe kavuşturmak o kadar mı zor?..
   Anlatmaktan dilimizde tüylerin bitmesine neden olan bu kronikleşen sorunları bir organizasyon hamlesiyle artık çözümleyin de, sizi alkışlayalım Sayın Atakan…

 

Nokta atışları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





EKONOMİK DURUM: Kimileri soruyor Cruise gezileri yapanlara, lüks yaşamlarını sürdürenlere işaret ederek: “Bu nasıl bir ekonomik kriz?!” Şaşılacak ne var ki? Ekonomik krizlerin bir özelliği de zenginleri daha zengin, yoksulları daha yoksul yapması, orta sınıfı da yok etmesi…

Hüseyin Bilgekul hocamız diyor ki; “Ben, ekonomik krizden başka, ‘ekonomik kaos’ olarak nitelerim bu olayı… Ekonomik krizde hemen hemen herkes kaybeder… Halbuki söz konusu ekonomik kaosta bayram edenler de az değildir… Kimileri kaybederken, kimileri de servetlere konmakta ve duruma duacı olmaktadırlar.”

***

YANMAYAN MADDELER: Başbakanımız Tufan Erhürman karaborsacı fırsatçılar için “yakarım” türünden bir mesaj verdi, ama besbelli bunlar “yanıcı madde” değiller. Kaç gündür hiçbirisi yakılamadığına ve yanmadığına göre!… Asıl yanan dar gelirli tüketici oluyor yine…

***        

SOLCULUK: 60’lı yılların solcuları emperyalizme karşı direnirler ve savaşırlardı. O nedenle 60’larda ben solculuğu özümsemiş ve içselleştirmiştim… Oysa bugün kendilerine “solcuyum” diyenlere bakıyoruz… Emperyalizmin temsilcisi olan ülkelerle işbirliği içindeler… Belgelere ve yansımalara göre çoğu da onların ödenekli şakşakçısı…

Sonuca gelecek olursak, ben 60’lardaki delikanlı solculuğumu tüm ilkeleri ve kurallarıyla koruyorum. Koruyamayanlar içine düştükleri duruma yansınlar… Ve “Türk solu” diye bir akımın var olduğunu da hiç unutmasınlar…

***        

BOP SENARYOSU: Olup bitenleri iyi anlayabilmek adına: ABD eski Dışişleri Bakanı Condolezza Rice, “Fas’tan Pakistan’a bölgedeki 22 ülkenin sınırları bir bir değişecek… BOP artık hayata geçmeye başlamıştır” demişti. Yani BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) bu kadar açık ve net vurgulamalarla uygulamaya konulmuştu!..

Diyeceğim o ki, reklamı çok önceden yapılmış filmleri şimdi izlerken hiç de şaşırmamalıyız…(Dip not: Condolezza Rice, George W. Bush’un başkanlığı döneminde, 2005 – 2009 yılları arasında ABD Dışişlerini yönetti)

***

AB’DEKİ BEŞİNCİ KOL:  “EuropeanValues” adlı düşünce kuruluşu “Kremlin Watch Report” adlı belgesinde, Güney Kıbrıs ve Yunanistan ikilisini “Rusya’nın AB içindeki beşinci kolu” olarak nitelendirdi… Valla tecrübeyle ve tarihi bilinçle de sabittir ki, bu ikili çıkarları uğruna her türlü kaypaklığa hazırdır…

***

BİZ VE SOSYAL MEDYA: Basın üstadı Cemalettin Ünlü abimiz uzun süre aramızda yaşayıp bizleri gözlemledikten sonra 1970’lerde hallerimize dair kaleme aldığı bir yazıda aynen şöyle demişti: “Bu Kıbrıslı Türkler kendi aralarında çok muhabbetli, çok sevecen, çok sıcak kanlı… Ama gazete köşelerinde kalemi ellerine almaya görsünler… Birbirlerine karşı korkunç kırıcı ve acımasız şekilde polemikçi oluyorlar.”

Ünlü, Kıbrıs Türk basın tarihine ilişkin ayrıntılı kitabını yazdığında o müthiş polemiklerden de seçme örnekler sunmuştu…
   Merhum Cemalettin Ünlü Bey abimiz bugünlere dek yaşayıp şu sosyal medya hallerimizi bir görseydi, o unutulmaz gözlemlerinin  yeni versiyonlarında bakalım hakkımızda neler diyecekti!…

***
MİLLETVEKİLİ MAAŞLARI: YDP Genel Başkanı ve milletvekili sevgili Erhan Arıklı’nın mesajıdır:

 “Ahmet Ağabey; maaşlarımız toplumda tartışılır oldu… Açıklamak isterim ki, o son kesilen tahsisattan sonra, milletvekili maaşı müsteşar maaşı ile aynı düzeye indirgendi. Bu maaşı, KKTC kamu hizmetinde, en az 500 kişi alır… Ve en az 150 kişinin milletvekilinden çok daha fazla maaş aldığını da hatırlatmak isterim. Özellikle milletvekili maaşı kadar maaş alan ve işe gitmeyen müsteşar-müşavirler gibi kanayan yaraları konuşmak ve müşavirlik sistemine bir çare bulmak gerekmiyor mu?..

Özetle milletvekili maaşı ile dövülmemeli, ürettikleri ile dövülmeli… Bana göre, milletvekillerimiz yüksek olmayan bu maaşı, üretmedikleri için hak etmiyorlar…”
 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





FIRSATI GANİMET BİLDİLER: Rum basınını izliyor musunuz?.. Tatile Baf Havalanı’ndan uçan KKTC’nin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler’in bu tercihi Rum propaganda aygıtına öyle bir malzeme oldu ki!…O aygıt için bu olay, tam bir ganimetti… Nitekim Rum propagandacılar, ellerine geçirdikleri fırsatı değerlendirerek kendilerinden beklenen performansı fazlasıyla gösteriyorlar… Güney’deki basın olayı manşetlerden “SAHTE DEVLETİN SÖZDE ÇALIŞMA BAKANI BAF TARİKİYLE ÜRDÜN’DE” başlığıyla duyurdu…
EDEK ise hemen devreye girdi… Türklere dağıtılan kimliklerin ve pasaportların geri alınmasını ve Rum yönetimine bağlılık yazısı verenlere bu belgelerin yeniden iade edilmesini istedi…
Zeki Çeler’in yaptığı Rum propagandasına bilinçli şekilde çanak tutmak anlamına gelmiyor mu?.. Çünkü aile bireyleriyle birlikte tatile uçmak için Baf Havaalanı’ndan yararlandığını sosyal medyadan yaptığı fotoğraflı paylaşımla bizzat kendisi duyurdu…” Rum propaganda aygıtına bilinçli şekilde malzeme olmak” denir bunun adına…
Bakan Çeler’in devletten en yüksek maaş alanlardan biri olarak KKTC’deki pahalı uçak biletlerini gerekçe göstermesi de, o biletleri bir türlü ucuzlatamayan kendi hükümetine karşı koyduğu acayip bir tepki olmuştur böylece…
Bu olaya gösterilen tepkilere gelecek olursak… KKTC’nin varlığını, onurunu ve esenliğini koruyup geliştirme adına ant içerek göreve başlayan seçilmişlerimizden bu antlarına bağlı kalmalarını ve bu antlarının gereklerini yerine getirmelerini beklemek, devletine karşı duyarlı ve saygılı KKTC vatandaşlarının en doğal hakkıdır.

                                                               ***

BİR SİYASETÇİ YORUMU: Eleştirenler yanında, elbette ki Zeki Çeler’in Baf’tan uçuşuna destek verenlerimiz de çıktı. Demokrasi böyle bir şey!..Kıdemli bir siyasetçimiz aradı beni bu konuda ve şu yorumu yaptı:
“Zeki Çeler bir KKTC Bakanı olarak Baf Havaalanı’ndan uçmayı tercih etmekle ve bunu kamuoyuna sosyal medya paylaşımıyla bizzat duyurmakla kendi tabanına ve kendisi  gibi düşünenlere bir siyasi seçim yatırımı daha yapmış oldu…”
                                                               ***

KKTC BANKACILIĞI: Merkez Bankamızın yeni başkanı Rifat Günay düzenlediği ilk basın toplantısında “Merkez Bankası’nın hedefi kâr etmek değildir, ama kâr ediyoruz ve bunu sektördeki bankalarla paylaşacağız” dedi… Çoğu kişi tarafından tefecilikle suçlanan bankaların kârı yetmezmiş gibi bir de KKTC Merkez Bankası’nın kârına ortak olacaklar!… “Suyundan da koy” misali!..
Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nın eski Başkanı Günay Çerkez’i dinliyorum… Diyor ki; “Bu kriz döneminde ekonomik istikrar için bankalarımız o yüksek kârlarından biraz feragat etsinler.”
“Denetleyici” konumundaki KKTC Merkez Bankası ticari işlemler yapmaz, kredi dağıtmaz, plasmanı yok… Peki nereden geliyor o kârı?.. Bu konuda da bir açıklama gerekir…
Anımsatılmadan geçilemeyecek bir diğer konu da şu ki, Rifat Günay “bankacılık sistemimiz sapasağlamdır” derken, batırılan ve birikimlerinin şimdi hangi ellerde bulunduğu meçhul olan Taşkent Kooperatif Bankası’nın mağdur mudileri sokakta feryat etmekteydiler…

                                                               ***

MADALYONUN ÖTEKİ YÜZÜ: Elektriğe yapılan okkalı zam gündemde ya… Söz dönüp dolaştıkça, bir zamanlar Güney’den alınan elektriğin parasının Güney’e ödenmediğini temcit pilavı gibi önümüze sürüp duranlar var…
O günlerin ortamı neydi peki?.. Güney’deki Rum otoritesi Türk halkını kurucu ortağı olduğu devletten silah zoruyla ve kan – revan içinde kovarak o halkın tüm haklarını gasp etmişti… Irkçı ve faşist Rum darbeleriyle duvara çarpılmış durumdaki Türk halkının ihtiyaçlarının karşılanması adına karşı tarafa ödenmeyen elektrik alımları, hiçbir bireyin cebine girmemiştir. Enerji üretimlerinin bedavaya alındığı öne sürülen elektrik santralları da Türk halkının çalınmış ortak malıydı… Halk adına, halka harcanmıştır toplanan paralar… Ve Rum komşu, belirli bir süreç içinde şebekesini Türklerden tümüyle ayırarak Türk halkını uzun süre elektriksizliğe mahkûm etmiştir, ambargolar ve izolasyonlarla Türk haklarını çalmayı sürdürürken…
Gerçekçilik ve halkçılık işte bu durumları da anımsamamızı öngörür… Kayıplar, mağduriyetler ve haksızlıklar konusunda söz sahibi olmak istersek, özellikle BM tarafından hazırlatılan Ortega Raporu’nu da başucu belgemiz yapmalıyız…

                                                               ***

TÜRKİYE VE DÖVİZ: Türkiye bankalarında 150 milyarlık döviz birikimi ve bunun 82 milyarının da sıradan mevduat sahiplerine ait olduğu açıklandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Eroğan’ın yastık altından çıkarılıp bankacılık sistemine sokulmasını istediği kişisel döviz miktarları buna dahil değil… Merhum Süleyman Demirel’in ağzından, Türkiye’nin 5 Cent’e muhtaç olduğu günlerden de geçildi… Bu arada KKTC bankalarındaki tasarrufun yüzde 60’tan fazlası döviz cinsinden… Patlayan turizmden de çok şükür Türkiye’ye döviz akmaya başladı…
Diyeceğim o ki, umutsuzluğun hiç gereği yok… Sağlam bir devlet ve ekonomi yönetimi, çalışmak, direnmek, dayanışmak ve üretmek her krizi aşar…

                                                               ***   

     
KOMÜNİZM TARİHE KARIŞIYOR: Oralardan ilginç haberler geliyor… Komünizmin ayaktaki tek kalesi olarak görülen Küba’nın yeni anayasasında “komünizm” kavramı yer almayacak… Böylece dünyamızdaki son Komünist devlet de tarihe karışmış olacak…
Bu durumda hâlâ Komünist olduğunu iddia edenler ve devrimci Küba’yı ikonlaştırmayı sürdürenler var mı?!.. Aşikârdır ki, insanlık artık “sosyal adalet” bağlamında daha başka kavramların ve düzenlerin açılımları içindedir…
Öte yandan, kimileri açıkça “ırkçı” olan ulusalcı hareketler ise dünyayı gittikçe daha fazla sarmalına almaktadır… Bu bağlamda, İsrail resmen “ulus devlet” kavramını öne çıkardı son hamlesiyle… Zaten var olan o görünümünü, bünyesindeki Filistinli unsurları tümüyle dışlayarak anayasallaştırıyor artık… Oralarda gerginliğin gittikçe boyut kazanmasının bir nedeni de bu…
                                                                              ***

ÖMER HAYYAM MODU: Geçenlerde bir akşam efkârlanan bir dost meyhaneye davet etti. Vay be; “rezervazyonsuz”luktan yer bulamadık üç ayrı mekânda… Meyhaneler lebalep dolu… Bir kebapçıda bulduk teselliyi…
Durumumuz aynen Ömer Hayyam modu: “İç bade, sev güzel var ise akl-ı şuurun / Dünya var imiş, ya da yok imiş ne umurun…”

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





ATEŞLE OYNAMAK: İsrail’in Güney Kıbrıs Büyükelçisi SammyRevel:

“Kıbrıs’ın yanındayız. Umarız Türkiye Kıbrıs Münhasır Ekonomik Bölgesi’ndeki ihlallerini askeri müdahalede bulunmamızı gerektirecek seviyeye çıkarmaz.”

Mısır’ın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Mia Taha Mohammed:

“Türkiye’nin tehditlerini bölgede asker bulundurmamızı gerektirecek dereceye ulaştırmamasını dileriz…”

Lefkoşa’da yapılan “Dış Rumlar Toplantısı” sırasında çınladı bu tehditler… Türkiye doğal gaz sondajlarını kendi olanaklarıyla başlatıyor ya, akılları sıra gözdağı veriyorlar!

Bir yandan kendisi de silahlanıp tehdit edici pozlar takınan Güney Kıbrıs Rum Rejimi bu doğal gaz serüveninde yanına askeri ittifak yaptığı ülkeleri alarak ateşle oynamakta olduğunun hiç mi hiç farkında değil?.. Doğu Akdeniz’i özel yüzme havuzları olarak gören zihniyetin mensupları, bir gün duvara fena toslarlar…

***        

BURUKLUK: Erenköy Direnişinin yıldönümü yaklaşırken gazilere, direnişin şehitlerinin ve aramızdan ayrılmışların da ailelerine madalya dağıtım töreni oldu… Beyaz Ev’de yapılan ve Erenköy Mücahitleri Cemiyeti’nce düzenlenen o törene, hiçbir devlet ve hükümet yetkilisinin, davetli oldukları halde katılmadığına ilişkin haklı yakınmalar aldım… Çok üzücü…

Devletin yasa ile hazırlayıp dağıtmayı öngördüğü madalyaların hak sahiplerine tevzii töreninde hiçbir devlet yetkilisinin bulunmamasının izahı çok güç…  Buna “vefasızlık” bile denemez, başka şeyler denir… Hele Güney Kıbrıs’ta “vatanları için savaşmış” kabul edilenlere gösterilen ilgi, duyarlılık ve saygı ortada dururken!..

Erenköy direnişi ve bu direnişin kahramanlarının tarihimizdeki yeri çok önemli ve saygındır. Bu olguyu hiçbir vefasızlık ve ilgisizlik gölgeleyemez…

***

HEDEFTEKİ ADAM DR. AHMET SAVAŞAN:

Rum tarafının Dr. Ahmet Savaşan’a öfke ve tepkisi yatışacağa benzemiyor… Dahası, bu öfke ve tepkinin dozu giderek artıyor… Peki nedir suçu Dr. Ahmet Savaşan’ın?. Çok olumlu çalışmalarından ve çağdaş vizyonundan dolayı bir Kıbrıslı Türk olarak Dünya Sağlık Turizmi Konseyi’nin (Global Healthcare Travel Council – GHTC) Başkan Yardımcılığı’na seçilmiş olması!..

Rum tarafı şoka uğradığı bu gelişme üzerine tam anlamıyla çileden çıkmış durumda… Rum Enerji ve Turizm Bakanlığı, Yunan üyeleri şimdi o Konsey’den istifaya zorluyor… Ne demek bir Kıbrıslı Türk’ün Başkan Yardımcılığını sineye çekmek!..

Bir yeni atak da EDEK’ten: Bu partinin milletvekili Kostis Evstathiu Yunan temsilcinin o seçime itiraz etmemesini Rum Meclisi’nin gündemine getirerek hesap soruyor…  Rum Yönetimi Sağlık Hizmetleri Organizasyonu Sekreteri Hristos Betsithis ise Hükümetçe oluşturulan araştırma komitesinin başına getirildi, adam harıl harıl çalışıyor sonuç alabilmek için…

Bize de sormak bir kez daha vacip oldu: Şu Rumların Türklerle ilgili bir tek olumlu, barışçıl ve güven yaratıcı jestine hiç mi tanık olamayacağız?..

2013 yılında Monako’da kurulan ve kuruculuğu ile onursal başkanlığını Türkiyeli Emin Çakmak’ın üstlendiği Dünya Sağlık Turizmi Konseyi (GHTC) uluslararası saygınlığı ve etkinliği olan bir örgüt…

***

KIB TEK HALLERİ: Okkalı elektrik zammından dolayı toplumun tüm kesimleri kan – bağır ve tepki içindeyken KIB TEK’in (Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu) mali işlerinden sorumlusu çıkıp tam da evlere şenlik açıklamalarda bulunursa elbette ki şaşkınlık yaratır… Esas paparanın faturalar dağıtıldıktan sora çıkacağını, dövizin her yükselişinde de elektrik ücretlerine zam oturtulacağını, her ay KIB TEK çalışanlarına 5 buçuk milyon TL ödendiğini seslendirmek nasıl bir şey?!..

Esenlendirici çözüm projeleri dinlemeyi bekleyen toplumda bu tür açıklamalarla nasıl bir algı yaratılmak isteniyor acaba?. Umutsuzluğun ve çaresizliğin pompalanmasının amacı ne?..

Her ay o 5 buçuk milyon TL kaç KIB TEK çalışanına dağıtılıyor?..Yaygın şekilde bilinmekte ve seslendirilmektedir ki, KIB TEK camiası, özel toplu sözleşmeler sayesinde tüm toplum kesimlerinden farklı maaşlar ve özlük haklarıyla donatılmış, dahası elektrik ücreti bağışıklığını sağlayan ödemeler de alan bir çalışanlar topluluğudur… Makam araçlarıyla donatılan KIB TEK’de bir makam şoförüne ödenmiş olan fazla mesai ücretleri günlerce toplumu meşgul edebiliyor… Bunlara dair açıklamalar da yapılsa ya halkımıza!..

***        

DOMATES PARADOKSU: Çamlıbel’de Domates Festivali düzenlenirken, manavlarda ve marketlerde kalitesiz ve pahalı domates skandalı yaşanıyordu… Tam bizim ülkeye özgü bir paradoks!.. Çamlıbel Festivali’nde üreticinin övünç ürünü olarak sunulan domatesin aslında hayvanların önüne bile konulamayacak bir kalitesizlik örneği olduğu belgeleniyordu sebze piyasamızda… Tarım ya da ekonomi bilimleriyle değil, üretim ahlâkıyla ilgili bir durum!..

 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





“VESAYET” Mİ DEDİNİZ?: Türkiye’den su, elektrik ve maddi – manevi destek alınmasını “Türkiye’nin vesayetine girmek” gibi algılayıp buna karşı çıkanlar var. Kalkınmamış, ya da kalkınmakta olan her ülkenin dış desteğe ihtiyacı vardır. KKTC – TC sımsıcak ilişkileri bu bağlamda değerlendirilebilir… Buna itirazı olanların ve bunu “vesayet” olarak görenlerin tavsiyesi ne peki? Zaten AB’nin, Yunanistan’ın ve tüm emperyalizmin vesayetinde olan ambargocu ve soykırımcı Rum komşunun acımasız  vesayetine tavla teslim girmemiz mi özlenir?..
Gündemin taptaze açıklamalarında Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı “İlişkilerimiz samimi, üzüntü ve sevinçlerimiz ortak… Ülkemizin her alanda gelişebilmesi için, dünyadan haksız biçimde izole edilen Kıbrıslı Türklerin Türkiye’nin desteğine ihtiyacı olduğu açıktır”; Başbakan Tufan Erhürman “En büyük desteği Türkiye’den görürüz”; İkinci KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da “20 Temmuz’da Türkiye’nin müdahalesi olmasaydı ENOSİS olacaktı” vurgularını yaptılar. TC – KKTC ilişkilerini “vesayet” olarak algılayanlara kapak olmasını dilerim bu vurguların!..

                                                               ***

BİZİ BEKLEYEN GÖREV: Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Nikos Hristodulidis “En büyük başarımız garantileri masaya getirmektir” dedi. Bu zattan çok önce KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu “Garantiler tabu değildir” demişti. İzlenen müzakere süreci,  Hristodulidis’i 1974 Temmuzu’nun 44’ncü yıl dönümünde işte böyle sevinçli ve diplomatik zafer kazanmanın coşkusu içinde konuşturdu…
Öyleyse, yaşanan masa deneyimlerinden sonra garantileri olası bir masanın gündeminden kaldırmak, Türk tarafının görevi, hatta boynunun borcu olmalıdır…

                                                                              ***

AVRUPA VE ÇOCUKLAR: Aralarında AB’lilerin de bulunduğu 32 Avrupa ülkesinde her 2 dakikada bir, bir çocuğun kaybolduğu açıklandı. Çocuk kayıpları bu Batılı ülkelerde yılda 250 bine ulaşıyor. Bazılarının cesetlerinin bulunmasına karşın, gerisinin izine bile rastlanmıyor o zavallıların… Akıbetleri bilinmeyen bu çocukların çoğu da mülteci… Gariban mültecileri ölümü ve kaçış felaketlerini göze alarak Avrupa’ya kapak atabilmeleri de kurtaramıyor maalesef…
Ciddi kuşkular, organ mafyalarının ve köle çetelerinin üzerinde yoğunlaşmakta… Çocuk kayıplarına ilişkin farkındalık yaratabilme adına yazılan romanlar ve çekilen filmler de bu korkunç çocuk dramını gemleyemiyor… İşte Avrupa uygarlığının arka yüzü!..

                                                                              ***     

   
HODRİ MEYDAN: UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün “Hodri meydan” diyerek çetin bir siyasal süreci başlattı. Ama kendisi pek de ortalarda görünmüyor… Bu çetin siyasal sürecin ana muhalefeti böyle mi olmalı?..

                                                               ***        

BU NE BİÇİM İŞ?: Hüseyin Angolemli’nin Cumhuriyet Meclisi Başkanı olabilmesi için tüzük değişikliği yapılmasında ısrarlar var… Siyasette feleğin çemberinden geçmiş, donanımlı ve deneyimli değerli Hüseyin Angolemli o makama layık bir parlamenterimizdir hiç kuşkusuz…  Ama kamuoyumuzda tartışılan mesele bu değildir.
Mesele şu: Dörtlü Koalisyonun protokolü oluşturulurken TDP’ye önerilen makamlardan biri de Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı idi… Peki ama, o öneriyi pazarlık konusu yapanlar ve o öneriye umut bağlayanlar Mecliste grubu olmayan siyasi partinin milletvekilinin Meclis Başkanı olamayacağına dair tüzük hükmünden hiç mi bilgileri yoktu?.. Ya da kişilere özel yasa ve tüzük yapılmasını çok mu etik görüyorlardı?..
Bu ne biçim iş dostlar?.. Bizi yönetenler ülkenin yerleşik parlamenter sisteminden,ya da kişiye özel uygulamaların sakıncalarından bihaber iseler, ört ki ölem durumları!..

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





ACAYİPLİKLERİMİZ: Rekor düzeyde kamu görevlisinin bulunduğu devletimizde acayip hizmet açıklarımız da var vesselâm… Mesela 1000 polis, 400 hemşire,300 Kara Yolları Dairesi açığı söz konusu… Dram şurada ki, trafik canavarı yollarımızda kol gezerken, Kara Yolları Dairesi personelsizlikten tümden çökmüş durumda!.. Asrın Su Projesi’nin başarıyla uyarlandığı bir KKTC’de Su İşleri Dairesi de yerle bir olmuş durumda!.. Ne kadar enteresan, değil mi?… Bize özgü acayip ve şaşırtıcı durumlar bunlar!..

                                                                              ***

VATANDAŞLIKLAR: “İptal edilen vatandaşlıklar” davaları sürerken, yeni hükümetin 300’e yakın yeni vatandaşlık verdiği öğrenildi… “Senin vatandaşın, benim vatandaşım” durumları…   Değerli okurlarımdan Cenap Turgut’un gönderdiği  paylaşılmaya değer yorumdur:
“Hani bu Vatandaşlık Yasası acilen ele alınıp düzeltilecekti?… Görünen o ki, solundan sağına tüm halk bu yasadan memnun değil.. Bugün vatandaş olan bir şahıs ertesi gün bu yasanın 10 yıl sonra KKTC’nin kültürel ve toplumsal yapısını bozacağından şikâyet eder… Bunu olsun düzeltsin bu yeni hükümet… Çünkü yerine sağ kesim gelirse hiç düzeltmeyecek… Ve 10 yıl sonra Kıbrıslı Türk bulmak için Kuzey Londra’ya gideceğiz!..”

                                                                              ***

İKİSİNDEN BİRİ: Elektriğe yapılan son okkalı zammı, “özelleştirmeye zemin hazırlama” olarak algılayanlar var. Açıklamaları görüyorsunuz…
“Özelleştirme” konusu ülkemizde kimileri için bir tabuya dönüşmüş durumda… Oysa devletin yürütmekte başaramadığı işletmeleri (ki bunların tümünün popülizmin çöplüğüne dönüştüğünü görmüşüzdür) özelleştirmek, ekonomik mantığın ve yurtseverliğin gereğidir… İşletmeleri özele devretmenin ülkenin yararına olacağını savunan o ekonomik görüş, hiç de haksız sayılmaz… Devlet işletmeleri tökezleye tökezleye nereye kadar gider?.. İşte elektriğimizin ve telekomünikasyonumuzun yürekler acısı durumları…
Şimdi bu konudaki paradoksa değinmeden geçmek de olmuyor: Özelleştirmelere şiddetle karşı çıkanlara baktığımızda, bu arkadaşların AB yandaşları olduğunu görürüz. Peki hangi AB ülkesinde bugün özellikle elektrik enerjisi ve telekomünikasyon devlet işletmesidir?.. Diyeceğim o ki, eğer AB kriterlerinden yanaysak özelleştirme karşıtlığına,  yok eğer özelleştirme karşıtıysak AB düşlerine veda etmek durumundayız…

                                                                              ***

YAŞAMI HAYVANLARLA PAYLAŞABİLMEK: Kuş cıvıltılarıyla uyanmak… Da mutluluktan mı, isyandan mı acep onların bu cıvıltıları?.. Şu kavurucu ve bunaltıcı yaz sıcağında ne yer, ne içer bu zavallıcıklar?.. Asfaltın ve toprağın üstünde güzelim kuşcukların cansız bedenciklerini her gördüğümde kahrolurum!.. Ve çevrede o kadar çoğaldı ki şimdilerde bu cansız minik bedencikler… Yürekler acısı…
Ne olur yazın bu kızgın günlerinde doğamızın masumlarını, en sadık dostlarımız hayvanları unutmayalım, sakın ihmal etmeyelim.. Onları aç ve susuz koymayalım… Büyük bir özveri ve emek gerekmez bunun için… Oraya – buraya dolu su kapları, yiyecek kırıntıları, mamalar bırakalım… Dünyamız ve ülkemiz yaşamı paylaştığımız tüm hayvanlarla güzeldir… Hayvansız bir dünya düşünülebilir mi?..
Dine de takılmak gereğini duyuyorum bu bağlamda, inanç ve insanlık adına: Hazreti Muhammed (s.a.v.) şöyle der: “Siz yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin.”

                                                                              ***

SEVİMLİ EŞEKLER: Farkında mısınız; Karpaz’a her gittiğimizde ayaklarımızın içinde munis şekilde dolanan o eşeklerle ne güzel anlaşır ve muhabbetleşiriz… Barış Manço’nun “Arkadaşım Eşek” şarkısı o muhabbetleşme sırasında kulaklarımızda çınlayıp durur… Sonuç itibarıyla onlar da Kıbrıslı, biz de… Dahası onlar bizden çok daha Kıbrıslı… Kökleri araştırılsa soyları taş dönemi öncesine dek uzanır…

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





KIB TEK SORUNSALI: Her gün bir bölgenin, ya da birkaç bölgenin elektriğini saatler boyu kesmeyi kurumsallaştıran KIB – TEK ciddi sorgulanmaya alınması gereken bir kurumumuz… Hangi sorunların sarmalındadır ki sık sık bu uzun elektrik kesintilerini yapmakta, dahası çoğu bölgeyi geceleri aydınlatamamakta, bölgesel şikayetleri hiç dikkate almamakta ve halk da bunu tam bir edilgenlikle sineye çekmektedir?.. Birileri de çıkıp ayrıntılı bir açıklama yapsa da öğrensek…
Farkında mısınız? Ekonomi ve enerjiden sorumlu bakanımız Özdil Nami kabinenin en rahatı… Tüm bakanlar yaptıkları ve yapmadıklarıyla didik didik eleştirilirken onunla ilgilenen hiç yok… Ne eleştireni var, ne de öveni!.. Acaba nedir bunun sırrı? Ekonomimiz ve enerjimiz çok mu yolunda?!..

***

UÇAK BİLETLERİ FAHİŞ: Turizm sektörümüzün en kıdemlilerinden Ali Polatkan’ın bağrı yanık şu hava ulaşımından yana… Boyuna uyarıyor, turizmimiz ve ulaşımımız adına yakınıyor, ama pek de dikkate alındığını görenimiz yok… Ve bu duyarsızlık ortamında, bir ada ülkesi olan KKTC’de seyahat etmek zorunda olan vatandaşların canı fahiş uçak biletleri nedeniyle fena halde yanmaya devam ediyor tabii ki…
Ali Polatkan; “Kıbrıs-Türkiye arasında gidiş-dönüş uçak biletleri vergi de dahil olmak üzere 350 TL’ den başlayarak 1.800 TL’lere kadar çıkmaktadır. Hava yolları büyük kumarhane otellerine tahsis ettikleri ucuz koltuklardan dolayı kendilerini güvenceye aldılar. Asıl büyük kârı vatandaşlara yaptıkları pahalı bilet satışlarından sağlıyorlar… Yarım saatlik veya 1 saatlik bir uçuş 150 TL iken hava yolu şirketleri bunu 700 TL’ye kadar satabilir” diyor…
Peki neden ama hükümetimizin hiç ilgi alanında değildir bu son derece kronikleşen konu? Boyuna kazıklanan sıradan yolcu vatandaşların haklarını savunacak örgütleri yok diye mi? Pes yani…

   ***

YÜKSEK ÖĞRENİMİMİZ TEHDİT ALTINDA: YÖDAK Başkanımız Prof. Dr. Akile Büke’nin Yüksek Öğretim Stratejik Planlama Çalıştayı’nda yaptığı konuşmada KKTC’deki yüksek öğrenimin tehdit altında olduğuna dair vurgulaması üzerimizde hiç de sürpriz etkisi yaratmamıştı geçen hafta… Yüksek öğretimimizin sarmalında olduğu sorunlar dilden dile dolaşmakta zaten…
Da ilginç olan, bu acı gerçeği resmen kabullenebilmemiz için maalesef YÖK’ün KKTC’deki yüksek öğrenimi “etkin denetim altına alma” kararını açıklamasını bekledik. Bizim YÖK’ün yüksek öğrenimi denetleme konusunda ne denli etkin ve yetkin olduğu da zaten kaç zamandır tartışılmaktadır…
Şimdi asıl önemli olan o çalıştaydan üretilecek sonuçlar değildir. Ya nedir? İşte o sonuçların hiç eksiksiz yaşama geçirilebilmesidir. Güven ve umut kaynağımız yüksek öğrenimimizi sarmalına alan tehdit başka nasıl savuşturulabilir ki kararlılık gösterilmezse?..

                                                                              ***

ÇEVRE TÜMDEN SAHİPSİZ: Şimdi deniz mevsimi ya, sahillerimizdeki aşırı kirliliğe dair okurlarımın ilettiği çeşitli tepki fotoğrafları var… Gerçekten manzara hem utanç verici ve hem de ürpertici…   Duyarlı ve yurtsever vatandaşlar halka açık herhangi bir sahil şeridinde, temiz bir ortamda denize girebilmek adına başkalarının bıraktıkları yığınla çöpü toplamak zorunda bırakılıyorlar…
Bizi yönetenlere de ayıp bu gibi manzaralar… Eğer çevre adına bir devlet otoritesi oluşturulamıyorsa, yönetim acizliğini fırsat bilerek altın kumlu sahillerimiz dahil her tarafı inatla çöplüğe dönüştüren bu iflah olmaz yurt ve insan sevgisinden yoksun magandaların hakkından kim gelecek?.. Bu konuda ne etkin ve caydırıcı yaptırımlarımız var ve ne de o yaptırımları yasallaştıracak hevesimiz… Çevre bağlamında gitti gider güzel ülkemiz böylece!.. “Sahillerimizde sadece ayak izlerimiz kalsın” türünden sloganlarımız da hep sözde kalıyor bu arada tabii ki… Zaten slogan üretmekte de üstümüze yoktur…

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





İLGİLİ BAKANIMIZ ZEKİ ÇELER’İN DİKKATİNE: Ek mesai çalışarak sosyal sigortalılara ilaç paralarını ödeyen, ama aslında ödememek için çalışan bir devlet daireniz var: SOSYAL SİGORTALAR…. Orada oluşan düzen nedeniyle, ne olursa olsun 6 ay tam tamına dolmadan hiçbir şekilde ödeme yapamayacaklarını söylüyor kimileri açıkça… Bu nasıl bir acımasızlıktır? Bu kararı kimler aldı?.. Yasa mı çıkardınız?.. Yoksa koyduğunuz kesin bir kural mı bu?..

Eczacı yokmuş, eksik eleman varmış vesaire, vesaire!.. Bunlar mazeret kabul etmeyen sosyal ve yönetsel falsolardır. Yoksul insanların iki eli böğründe ve artık ilaç alamaz olanlar var. Ölsünler mi?.. Şu anda hak sahibi hastalar, geçen Aralık ayındaki ve enflasyon ortamında değerini de yitiren alacaklarını tahsil edebiliyorlar… Günahtır…

Eksik yatırımı varsa vatandaş emekli olamazken ve eksiklerin faizi çatır çatır vatandaştan geriye dönük tahsil edilirken yasal olarak vereceklerini can ezgisi çektirerek ve de ek mesai yaparak 6 ay bekleten bir anlayış ne kadar adildir ve yasaldır bilemiyorum Sayın Bakan Zeki Çeler…

*          *             *

ÇOK ACI GERÇEĞİMİZ: Kıbrıs mücadele tarihi konusundaki toplumsal aydınlanma düzeyimiz maalesef yerlerde sürünüyor. İç ve dış siyasetimizin temel sorunu da burada yatar zaten…

Oysa bir komşumuz Rumlara bakınız hele… Tüm başarılarını bilinçlerine, ideallerine, milli değerleri bağlamındaki aşırı dayanışmalarına ve “milli mefkûre”leri yönündeki sarsılmaz kararlılıklarına borçludurlar…

Bizdeki eğilim ise hep acı tarihi gerçeklerimizden kaçmak ve bunu “barış adına” yaptığımızı öne sürmekten ibarettir…

Oysa barışı geçmişten bu yana tehdit eden en ciddi faktörler bilinmez, konuşulmaz ve öğretilmezse, özlemini çektiğimiz o kalıcı barışı nasıl yakalayabiliriz bu netameli, çilekeş adada?..

Tarihi gerçekleri tam olarak bilmek, çözümlenmesi gereken soruna teşhis koymak ve çare üretmek demektir…

* * *   

SOSYAL MEDYA YÜKSELİRKEN: İlginç açıklamaları bizim gazetede yayımlandı… Kıbrıs Türk Yazarlar Birliği Başkanı sevgili Şevket Öznur sosyal medyadan dolayı kitaba küsüldüğünü söyledi.

Kitaba hiç küsülür mü? Ama acı halimiz ve toplumsal gerçeğimiz maalesef bu!.. Kitapçı dostlarımı ziyaret ettiğimde de kitap satışlarındaki acınası durumu onlardan hep üzülerek dinlerim… Oysa üniversiteler ülkesi ülkemizde öğrencilerin ve akademisyenlerin kitapçı dükkânlarında kuyruk oluşturmaları gerekmez mi?.. Ne gezer!…

İnsanlarımız yoğunlukla sosyal medyaya odaklanmışlardır, burası bilinen bir gerçek. Kitaplardan uzaklaşılmasına son derece üzülmeme karşın, Öznur’un bu vurgusu sosyal medyayı kullananların ciddi sorumluluğunu da anımsatmaktadır bence… Mademki durum böyle, sosyal medya kullanıcılarına düşen ciddi bir görev var…

O görev de sosyal medya sayfalarında kara kitaplar değil, gerçekçi, bilinçli, bilimsel, toplumcu, insancıl ak kitaplar yazmaktır. Bilişim yasamızın bir an önce Cumhuriyet Meclisi’miz den geçmesi sanırım bu konuda önemli bir motivasyon, disiplin ve dil temizliği yaratacaktır…

* * *

BERATLI’DAN DERS GİBİ SATIRLAR: Akademisyen Doç. Dr. Nazım Beratlı sürekli özelden de yazıştığım yazar dostlarımdan biri… Eskiden olduğu gibi miting meydanlarındaki kürsülerde fırtına gibi esen politikacıları artık göremediğimizi belirttiğimde bakınız bana siyasette hitabetin önemine dair neler yazmış: 

“Dünya’nın ilk politika okulu, Eski Yunan’da Platon tarafından onun ‘Akademos’ ormanındaki evinde açıldı. ‘Akademi’ lâfı da ona göndermedir zaten… Bu okuldaki ilk dersin adı da ‘Retorik’tir. Yani konuşma sanatı!.. Konuşamayan, politikacı olamaz!.. Çünkü halkı ikna edeceksin ki, sen en doğru çözümleri biliyorsun ve bu çözümleri uygulamaya da gücün var!.. Son zamanlarda reklamcılar politikacılarımıza iyi ‘yedirdiler’!.. Konuşmadan, hatta ‘konuşamadan’, sırf algı operasyonu ile seçim kazanmak mümkündür zannediyorlar… Kaybettikçe de karşıtlarına kızıyorlar… Reklâmcılar da parayı götürüyorlar bu arada… Oysa bütün o manipülasyonlar, ‘sideeffect’tir aslında… Seçim kampanyasına %5-10 katkı yapar belki, ama tek başına işe yaramaz…”

* * * 

HİTLER RUHU: Avrupa’da ırkçılık korkunç şekilde yayılmakta ki, hiç de iyiye alamet bir durum değil… Alman futbol ligindeki iki Türk oyuncu TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la fotoğraf çektirdiklerinden dolayı yuhalandı. Gidi ırkçılar… Erdoğan’la her fotoğraf çektireni yuhalamaya dururlarsa nefesleri yetmez. Kaldı ki şansölyeleri Angela Merkel de az fotoğraf çektirmedi yani Erdoğan’la…

Yuhalananlardan biri olan ve 2018 FIFA Dünya Kupası’ndaki Almanya Milli Takımı’nda Almanya adına top koşturtan İlkay Gündoğan’ın aracına kimliği belirsiz kişilerce saldırı da yapıldı. Bu arada Alman polisinin bir Türk gencini azgın polis köpeğinin saldırısına nasıl teslim ettiğini televizyon ekranlarında izlediğimizde kanımız dondu…

Ne diyeyim ki?..Hitler’in ırkçı ruhu Almanya’da kol gezmekte…

 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





O LABARATUVAR FACİAMIZ: Kundakçıların kol gezdiği bu ülkede cayır cayır yanan, neden yandığı da hâlâ bilinmezliklerle dolu olan Devlet Laboratuvarımız tabii ki sigortalanmıştı… Ama hükümet yetkililerine göre 22 milyon TL dolayında ödeme yapması gereken ilgili sigortadan tek kuruş alınamıyor. Konu yargıda… Kararın ne zaman çıkacağı bilinmezken, yaşamsal önemi olan yeni bir laboratuvar yapımı için kaynaklarımız ve olanaklarımız alabildiğine zorlanıyor…

Bu konuyu Sağlık Bakanı Dr. Filiz Besim’in basın toplantısında bir kez daha dinledik.

Bu arada sigortalamanın eksik hükümler içerdiği iddiaları var… Eğer gerçek durum buysa o eksik hükümlerin sorumluları hesaba çekilmeli. Bu birincisi… İkincisi ise, söz konusu sigorta şirketinin adı kamuoyunda mutlaka paylaşılmalı…

*          *             *

APARTMAN YASASI: Apartmanlı yaşam artık sosyal bir biçim olarak yaşantımıza fazlasıyla girdi… Nüfusumuzun büyük bir bölümü apartmanlarda yaşamaktadır… Ama nasıl bir yaşam? Pek çok apartmanda her gün hır – gür, huzursuzluk, bakımsızlıktan kaynaklanan çevre ve hijyen sorunları var…

Gittikçe büyüyen bu tedirginlikleri çözecek olan Apartman Yasası’dır… O yasa da geçmiştir… Gelgelelim yılladır uygulamaya konulmuyor…

Neden mi? Çünkü yasaya işlerlik kazandıracak olan tüzükler bir türlü hazırlanmıyor, boyuna savsaklanıyor…

O tüzükleri hazırlamak ve Bakanlar Kurulu’ndan geçirmek İçişleri Bakanlığı’nın yükümlülüğü… Dilerim bu konuya el atmak Bakan Ayşegül Baybars’ın öncelikleri arasına girer artık… Apartmanlı yaşam daha da içinden çıkılmaz duruma sürüklenmeden!..

*          *             *

HOLLANDA REFERANSI: Sentetik uyuşturucu yerine Cannabis türü ot uyuşturucuyu savunanların en önemli referansı Hollanda… Efendim; Hollanda’da Cannabis serbest imiş de, neden bizde de böyle olmasın mış! Faik M. Başaran yıllardır Hollanda’da yaşayan bir Kıbrıslı Türk aydın… KKTC’deki son tartışmaları izledikten sonra bakınız bana oralardan nasıl bir mesaj attı:

 “Hollanda’yı bir gannavuri / hint keneviri cenneti zannedenlerin dikkatine:  Cannabis ile ilgili Hollanda kanunları: 1- 5 grama kadar cezai yaptırıma tabidir. Ancak kovuşturma ve ceza uygulanmaz… 2- 5 ile 30 gram arasında ise taşıyıcı 75Euro ceza öder ve elindeki uyuşturucuya el konur.  Suçun yenilenmesi halinde ceza ağırlaştırılır.  4- 30 gram ve üstünde Cannabis taşıyanlar 18 yaşın altındaysa 80 – 150 Euro arasında para cezasına çarptırılır. Bunun yanında 16 – 30 saat arasında kamu yararına çalışma cezası alır ve tabii ki uyuşturucusuna da el konur.  Ancak suçlu 18 yaşını aşmış ise 2 yıl hapse ve/veya 16.750 Euro para cezasına çarptırılır. Bu cezalar üretim ve satımda ise 78.000 Euro ve 6 yıl hapisliğe kadar çıkar.

Hollanda bir uyuşturucu cenneti değildir. Kullanıcıya 5 grama kadar göz yumulması ise, zaten o uyuşturucuyu kullanmakla mağduriyetlere düşmüş olan bu insanları devletin kurtarma gayretlerinden bir tanesidir.”

*          *             *

EŞEL MOBİL: Emekli banka yöneticilerimizden Hasan Zekâ Mullahasan gündemde sıkça seslendirilmeye başlanan ve daha sık hayat pahalılığı tahsisatı ödemek anlamına gelen eşel mobille ilgili görüşlerini iletti. Teşekkürlerimle paylaşıyorum:  “Eşel mobil uygulaması sonsuz kaynak gerektirir… Geçmişte uygulandı, çünkü Türkiye ülkemizin bütçe açığını, tutarı ne olursa olsun karşılıyordu… Şimdi şartlar değişti… Öyle bir imkân yok…

Eşel mobilin uygulandığı zamanlardaki politikacıların ve sendikacıların ahkâm kestiğine bakmayın. Bence yapılması gereken devletin giderlerinde azami tasarrufa gitmesi ve radikal girişimlerle kayıt dışı ekonomi oranını (yanılmıyorsam resmî rakam yüzde 55’tir, ama bana göre çok daha fazla)düşürmeye çalışmasıdır. Bu da ancak vergi toplayarak mümkündür. Potansiyel de vardır… Zor olsa da imkânsız değildir…”

 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





MEYHANEDEYİZ: Bir ara meyhanenin sempatik sahibi masamıza geldi ve dedi ki “ben ırkçı değilim, ama meyhanemde tek Türkiye tadına yer vermem.Bütün tatlarım yerel..” Meze zengini masadaki tatlara şöyle bir baktım: Beyaz peynir, içli köfte, yoğurt, karışık turşu, cacık, Adana kebap, Kayseri pastırması, tandır kebap, karışık turşu… Humus Arap tadı.. Meyve olarak gelen İran karpuzu, içinde bulunduğumuz mekân ise tipik bir Osmanlı mimarisi!!..Meyimizi hiç sormayın: Baba rakı!..Rakımıza kattığımız su bir Türkiye markası, ki adını versem reklâma girer… Bahşişi hak etmek için didinen garsonumuz Türkiye kökenli kibar delikanlı… Fon müziğimizde Orhan Gencebay’ın isyanı kulaklarımızı tırmalıyor: “Batsın bu dünya!…” Meyhane keyfimizi birer acı Türk kahvesiyle tamamlayacağımız da kesin!.. Gerçekten yereliz o ortamda!…“Batsın bu dünya” efkârımız bile tümden yerel, değil mi?!..
   *          *             *
   NOBEL: Kıbrıs sorununu çözerlerse Mustafa Akıncı ile Nikos Anastasiadis’e Nobel Barış Ödülü verilecekmiş!…Basın gazı liderlere!…Yani ne kadar da komik olunabiliyor artık?!… Nobel Barış Ödülü Jürisinin “bu Kıbrıs sorununu çözün de size ödülümüzü derhal verelim” şeklinde bir beklentisi ve güvencesi mi var?..
   Kaldı ki, Nobel jürisi aha ödül verme yeteneğini de yitirdi. Bazı üyelerinin ahlâkla bağdaşmayan tavırları nedeniyle bu yıl Nobel ödül dağıtımları iptal edildi… Diyeceğim o ki, kendi içinde sorunları olan ve kendi kendisiyle hesaplaşmaya giren bir jürinin bundan sonra dağıtacağı ödüllerin de değeri ve anlamı artık tartışma kaldırır!..
   *          *             *
   ANLAŞILMAZ İŞLER: Şu KIB TEK’in işlerine akıl sır erdiremez olduk. Tam da Elektrik Kurumumuzun kâra geçtiği ve yeni yatırımlara başlayacağı haberlerinin yankılandığı bir ortamda elektriğe okkalı bir zam yapıldı. Bir tepki patlaması oluşunca da, Yönetim Kurulu, üretim maliyetlerini düşürmek amacıyla doğal gaz ile elektrik üretimi için çalışma başlatıldığını açıkladı.
   İthal enerji doğal gaz ve bu projenin kurulacak tesisleri sanki ekonomikmiş gibi!.. Halkın aklıyla dalga geçeceklerine Türkiye’den kablolu elektrik projesine samimiyetle odaklansalar daha iyi ederler. Rumlar yüzlerce kilometre uzaktaki Yunanistan’a entegre olurken bizimkilerin aklına bakınız!.. Şunu da eklemek gerek ki, kablolu elektrik projesinin kapsamında güneş ve rüzgâr enerjisini ülke genelinde projelendirmek de var…
   *          *             *
   SAMİMİYETSİZLİK: Onlar ki bu devleti beğenmezler ve çeşitli şekillerde aşağılarlar, eğer dürüst ve samimi iseler bu devletin makamlarına oturmak için hiç uğraş vermesinler. Meclisine, kabinesine, üst yönetim kadrolarına kapağı atabilmek, bu rejimin nimetlerinden yararlanabilmek için ömürlerini harcamasınlar. Hiç beğenmedikleri bu sistemin dışında dürüstçe kalıp, bu sistemi değiştirmek adına orada mücadele vermek yakışır kendilerine. Hem yerden yere vurduğun bu sistemin kilit noktalarında ve kadrolarında nimetlerden ve fiyakalarından yararlanacaksın, hem de sistemin temeline durmadan balta sallayacaksın. Bu durum “Truva Atı” çağrışımı yapmaktan başka bir sonuç vermez. Samimiyetsizliğin de dik âlâsı olur…
   *          *             *
   İNSAF BE BİRADER: O, Türk askeri bölgelerine girilememesini dillerine dolayıp, dünya kamuoyu önünde şikâyet edenler… Dünya bile gülmekte halinize… Çünkü salt bize özgü değil ki askeri bölgeler durumu… Güney Kıbrıs dahil dünyanın her ülkesinde askeri bölgelere dair yasaklar ve kısıtlamalar var.
   Ama artık insaf be birader… 1974 öncesinde içlerinde yaşamaya zorla mahkûm edildiğimiz açık hava hapishanesi gettoların adanın yüz ölçümü içindeki toplam oranı yüzde 3 idi. Canını ve kanını ortaya koyan o asker sayesinde bu oran 1974’ten sonra yüzde 35’e yükseldi. Coğrafi sınırları olan, güvenlikli, özgür ve de üzerinde devletimizi kurabildiğimiz bir alan bu… Hiç mi önemi yok yani bunun?..

 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





   BARIŞÇI ÇÖZÜM: Kuzey ve Güney Kore’nin yakınlaşmasını Kıbrıs sorunu için örnek gösterenler var. Barış tabii ki çok güzel… Ama sahiden aradaki farkı göremiyorlar mı? Kuzey ve Güney Kore, aynı ırkın, aynı ulusun emperyalizm tarafından zorla bölünmüş parçalarıdır. Tıpkı bir zamanlar Alman ulusunun bölünmüşlüğü gibi… Kaldı ki Kore’lerin o yakınlaşması birleşmeye dair değil, nükleer silahsızlanmaya dair.
   Kuzey ve Güney Kore yakınlaşmasını örnek gösterip duranlara bir diyeceğim daha var: Ey kardeşlerim; Kuzey komşumuz hele eşitliğimizi tanısın, kabul etsin… O zaman bizim için tabii ki hiçbir sakıncası olmaz kalıcı ve çözümcü barışı yapmanın… Onlarla aynı ırktan, dinden, kültürden kardeş olmasak bile!..
   Ama maalesef iş o noktaya geldiğinde “Biz Rum komşuya nasıl eşit olabiliriz ki?” muhabbetine girerek dillerinin altındaki baklayı çıkaranlarımız da var. Amaç ille de ve her şeye karşın siyasi çözüm mü?!.. O çözümün pahası resmen Rum’a yamalanmak olsa bile!..
   *          *             *
   POT KIRMA: Güney’den KKTC’deki Rumlarla Maronitlere BM konvoylarıyla “insani yardım seferleri” yeniden başladı.
   Böylelikle aramızda gayriinsani durumda mahsur ve mağdur etnik topluluklar bulunduğunu tüm dünyaya duyurmuş olanlara bravo!!..
    Aramızdaki Maronitlerle Rumlar zaten Güney’den parasal yardım almaktadırlar.
   BM konvoylu “insani yardımlar” yerine bir seçenek olarak o parasal yardımların artırılmasını sağlamak diplomasimiz açısından o kadar zor muydu?.. Pot kırmada üstümüze yoktur doğrusu…
   *          *             *
   ERHAN ARIKLI’NIN ÇIKIŞI: Onlarca kişinin bir gram uyuşturucu nedeniyle ülkeden deport edildiğini, bu yüzden ailelerin parçalandığını ve bu konuda çok sayıda şikâyet aldıklarını belirten YDP Başkanı Erhan Arıklı, Barbaros Şansal affının şimdi o durumlara emsal teşkil ettiğini açıkladı.
   Arıklı “Ortada bir adaletsizlik var. Bu hükümet adaletsizliğe ‘dur’ demek durumundadır” diyor…
   Arıklı pek de haksız sayılmaz. Ortada bir çifte standart sorunu var en azından…
   *          *             *
   URKİYE MİNE BALMAN’I YİTİRMEK: Toplumumuzdaki hüzünlü yaprak dökümü sürerken bir şok kayıp haberiyle daha sarsıldık geçen hafta sonunda… Kıbrıs Türk Edebiyatı’nın şiir dalındaki çınarı Urkiye Mine Balman Hanımefendi’yi yitirdik. Tanınmışlığı sınırlarımızı aşmış bir edebiyatçımız… 1950’li yıllardan itibaren Türkiye’nin prestijli “Yeditepe” dergisinde düzenli yayımlanan şiirleriyle onu tüm Türkiye edebiyat severleri de tanımıştı… Onunla birlikte Kıbrıs Türk halkı da tanınmıştı dış dünyada…
   Bu kayıptan dolayı acımız sonsuzdur. Urkiye Mine Balman Hocamız hem seçkin eğitimci kimliğiyle, hem de eşsiz Kıbrıslı Türk şiirleriyle gönüllerimizde sonsuza dek yaşayacaktır… Işıklar içinde uyu Hocanım… Tüm sevenlerinin başı sağ olsun…
   *          *             *
   KEMAL DEMİRKIRAN: Lefkoşa’nın otantik ve emekçi kimliklerindendi. Başkent sokaklarında el arabasında manavlık yaptığı günlerden anımsanır… Onu yakından tanıyanlar hakkında “dili bazen pis, ama kalbi her zaman temizdi” derler. Küfürlerinin tiryakisi olanlar vardı… Lefkoşa’nın otantik yaşamına haz katan yığınla anekdotun kahramanıdır. En fazla da “Bizim Ahır” adını verdiği, kendisi gibi otantik o meyhanesiyle ve kendine özgü esprileriyle ünlenmişti…
   Başta ünlü akşamcılar olmak üzere, kimler geçmedi ki Kaymaklı’daki meşhur” Bizim Ahır”dan… O salaş meyhaneden geçmeyenler zaten tam Lefkoşalı sayılmazlar… Alkole hiç dokunmadan, fırın kebabının tadına bakmak için giden aileler de vardı o mekâna…
   Maalesef geçen haftanın son günlerinde bir hastalık döneminden sonra onu da, yani “Bizim Ahır”ın sahibini de kaybettik. Cenazesi öldüğü günün ikindi namazından sonra kaldırıldı…
   Onun gidişiyle Lefkoşa’mız biraz daha renksizleşti… Tanrı bu iyi ve çalışkan kulundan rahmetini esirgemesin. Aile bireylerinin ve tüm sevenlerinin başı sağ olsun…

 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





DR. NECDET ÜNEL’İ ANIMSAYAN VAR MI?!:Nisan ayının sonlarına gelirken, derin üzüntülerimle yazmalıyım…Toplumumuzun yetiştirdiği bir büyük devlet adamı, bir önemli tıp adamı, bir efsane mukavemetçi, bir eşsiz spor adamı ve spor örgütleyicisiydi o… Kim mi? Dr. Necdet Himmet Ünel… 4 Nisan ise onun ölümünün 4’ncü yıl dönümüydü… Hiç kimsemiz tarafından anımsanmadı ve anılmadı maalesef… Ünel, Viyana’da son nefesini vermiş ve oralarda, yad ellerde sessiz sedasız defnedilmişti. Kıbrıs’ta toprağa verilmesine dair vasiyeti olduğu halde…
   Vefasızlığın kurumsallaştırıldığı toplumumuzda onun anısına hak edilen hiçbir şey yapılmadı. Cenazesinde, 17 yıl süreyle Viyana fahri konsolosluğunu yaptığı KKTC’den hiç kimse bulunmadı. Oysa onun kimliğini zenginleştiren büyük hizmetleri olmuştur halkımıza… Rauf Denktaş ve Dr. Orhan Müderrisoğlu’ndan sonra üçüncü Meclis Başkanımızdı… En çetin günlerde TMT DAL 6’sı olarak bugünkü sağlık hizmetlerimizin örgütleyicisiydi… TMT’nin komuta kademesindeki ilk Kıbrıslı üyelerindendi… Kıbrıs Türk Tabipler Birliği’nin önde gelen kurucularından ve başkanlarındandı… Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu’nu kuran birkaç sporcudan biriydi… Denizcilik ve yüzme dalında örgütlü aktivitelerin tetikleyicisiydi. Bugün önemli toplumsal görevlerde bulunan çok kişiyi dünyayla buluşturan doğum uzmanı hekimimizdi…
   Daha sayayım mı? O parlak kimliğin erdemli özellikleri saymakla bitmez…
   Ne var ki, üzerlerinde tarihi dokunuşları bulunan hiçbir kurum ve kişi onun anısı adına ve anlamlı şekilde anılması için kılını kıpırdatmadı. Bu büyük vefasızlıktan özellikle Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı, Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği, TMT örgütleri, Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu ve onun adını bile doğru dürüst yazamayan medyamız nasibini almaktadır. Çok yazık. Bu dayanılmaz vefasızlar toplumumuzda ve devletimizde daha nereye kadar?.. Toplumlar, ülkeler ve devletler değerleriyle var olabilirler…
   *          *             *
   O DAİRENİN HALİ: 200 bin aracın 42 bini trafikte seyrüsefer ruhsatsız dolaşıyor!.. Vallahi o ruhsatların verildiği kaos içindeki daireye her uğradığımda ruhsat çıkarmadan oradan kaçmak benim içimden de geçer… İnsanların işkence altında ve büyük zaman kaybına uğratılarak devletine vergi ödediği başka bir örnek var mı bu yer yüzünde?..
   *          *             *
   ŞU SIKLAŞAN ARABA YANGINLARI: Farkında mısınız? Son zamanlarda Arabalar durduk yerde, ya da seyir halindeyken birden bire alevalıp yanmaya başlıyor. Trafik kaosundan bunalan arabaların isyanı, ya da intiharı mı bu şaşırtıcı vakalar?..
   Bu yorumum olayın ironik yanı… Bir de esas gerçeklere bir bakalım:
   Dostum Dr. Orhan Cemali Aydeniz “Bu yangınların sorumlusu hurda araba ithaline izin veren hükümetlerdir. KKTC Avrupa’nın hurda araba çöplüğüne dönüştürüldü. Öte yandan, ithal edilen hurda araçlardan çıkarılan parçalar oto tamiratlarında da kullanılıyor. Böylece araçlar yanıyor, yollarda bozuluyor ve yol güvenliği risk altına sokuluyor.”
   Bir diğer değerli ve düşünür dostum Hasan Erhan ise Aydeniz’in yaptığı yorumu şu görüşlerle tamamlıyor: “Trafik sıkışıklığının araba parçalarında ısıdan dolayı yaptığı tahribatın bir sonucudur bu yangınlar… Başka ülkelere göre burada vatandaşın galeriden aldığı ve ilk kez bizim trafiğe çıkan arabaların çoğu ikinci eldir. Araçların yıllanmış yıpranmışlığına trafikteki yıpranmada eklenince ateşleniyor. Bence neden bu…”
   *          *             *
   YEŞİLE TAHAMMÜLSÜZLÜK: O kadar yazar ve eleştiririz, ama nafile… Kim kime, dumduma!..Geçen hafta da oradan geçerken gördüm ve içim “cız” etti: Lefkoşa Mahkemeler Önü’ndeki okaliptüs ağaçlarını budayacaklar diye çırılçıplak yapraksız bıraktılar garipleri… Budamacıların savunmaları da beylik: “Gene açılacak!.”
   Elbet yavaş yavaş açılacaklar, yaşama inatla tutunan okaliptüslerin özelliği bu…Ama onlar yemyeşil açılıncaya dek o tarihi alanda yeşile hasret bırakılanlar ve hele kavurucu yaz günlerinde kan ter içindeyken serin ağaç altı gölgesi bulamayanlar amansız ağaç budamasının sorumlularına çok fena küfredecekler!..

 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





KONUT ALMAK İSTEYEN YABANCILAR: Emlak ve inşaat sektörlerinden yansıyan duyuma göre, 100’ü aşkın yabancı uyruklu KKTC’de konut sahibi olabilmek için Bakanlar Kurulu’ndan çıkacak izni aylardır bekliyor. Başvurularını İçişleri Bakanlığı’nın ilgili birimine yapmış, hali vakti yerinde insanlardır bunlar. İstedikleri vatandaşlık değildir asla… Sevdalısı oldukları KKTC’yi ziyaretlerinde kalabilecekleri özel bir mekânın sahibi olmaktır tek istekleri.
   Onlar, KKTC’den vazgeçemeyen sürekli turistlerimiz. Paralarını ülkemize yatırmak, yılın belirli zaman dilimlerinde harcamalarını burada yapmak istiyorlar. Emlak, inşaat, çarşı ve turizm sektörümüze de kazanç getirecek olan bu yabancı uyruklulara gereken özenin gösterilmesini, izinlerinin erken zamanda verilmesini dilerim…
   *          *             * 
   GÜZELLİK BUNUN NERESİNDE?: Sunucu arkadaşlarımız, TV kanallarındaki ilk sabah programlarına her gün “günaydın güzel ülkemin güzel insanları” diye başlarlar… Arkasından da izleyicileriyle gazete haberlerini paylaşırlar ki, o da ne?.. Güzellik hani nerede?!.. Ülkemizin ve insanlarımızın güzellikle hiç ilgisi olmayan manzaraları ve marifetleri sıralanır boyuna o haberlerde… Ülkemizi çirkinleştiren tüm olumsuzluklardan acaba hangi gün kurtulabileceğiz?..
   *          *             *
   HALKA ÇEKTİRİLEN AZAP: Adına “Seyrüsefer Ruhsatı” dediğimiz o belgeden yoksun binlerce aracın tam bir kaosa dönüşen şu trafiğimizde fink atmakta olduğu artık hiç kimsenin meçhulü değildir. Binlerce araç sahibi neden çıkarmıyor bu ruhsatı peki? Bu sorunun yanıtlarından biri de söz konusu ruhsatları veren dairenin hali olmasın sakın!..
   Bir kez daha yazıyorum: O daireye gidip sıraya girmek ve belge tazelemek tam bir işkencedir. Birkaç yorgun ve bıkkın memur salona yığılan yüzlerce insana hizmet vermeye çalışır. Oturacak yer bile kalmayan salonda her iş gününde bir itiş kakıştır gider. Gerilimler kavgalara da neden olur…
   Asıl acı durum şu ki, bu dairenin bu rezalet hali hiç de yeni değildir. Orada devlete vergi ödemeye giden insanlara çektirilen azap yetkililerin de bilgisindedir. Ama ne yazık ki çözüm adına kıllarını kıpırdatmıyorlar. Konu basına yüzlerce kez yansıdığı halde…
   Maliye Bakanlığı’na bağlı bu dairenin yeni hükümet döneminde de en kısa sürede ıslah edilmemesi halinde, halkı o dairenin hizmetini boykot etmeye çağırmaktan başka çaremiz kalmayacak. Bu da böyle biline…
   *          *             *
   DAMGA PULLARI: Söz Maliye Bakanlığı’ndan açılmışken bir de şu damga pulları istismarından söz etmek isterim. Çok şikâyet geliyor okurlardan bu konuda, çok… Ve yerden göğe dek haklıdır o şikayet sahipleri.
   Bir evrak verilecek devletin makamlarına, “şu kadarlık posta pulu gerekir” deniyor. Vatandaş “tamam, alın parasını, verin pulu yapıştırayım” dediğinde ise, ilgili memur tarafından Posta Dairesi’ne gönderilir. Posta pulu değil ki bu kardeşim, damga pulu. İşlemler için gerekli mali bir mevzuat…
   Varsın Posta Dairesi de satsın bu pulları, ama ilgili dairelerde gerektiğinde anında vatandaşa sunulabilsin…Bu pullar daire içindeki birimlerinde bulundurulsa ve vatandaş zahmete sokulmasa olmaz mı?..
   Daha da ilginci şu: Damga puluna ihtiyaç gösteren vatandaş kimi zaman dairenin çaycısına, kahvecisine gönderiliyor. Onlar da kâr edecekler ya, vatandaşa damga pulunu değerinden çok yüksek fiyatla satıyorlar.
   Ne bu fırsatçılık, bu istismarcılık?.. Olmuyor böyle efendim, lütfen bir çare…
   *          *             *
   CİNSEL SAPIKLARA CEZA: Türkiye’de iktidarla muhalefet anlaştı. Çocuk istismarcısı sapıklar Avrupa’da olduğu gibi kimyasal yöntemlerle hadım edilecekler. Gerekli yasa ivedilikle hazırlanıyor.
   Keşke o ceza şekli, şeri yöntemle olsaydı, ama neyse, hadi varsın bu şekilde olsun…
   Bu arada bizim siyasetçiler tüylerimizi ürperten sapıklar için benzeri etkin önlemleri almakta neden gecikiyorlar?.. Cinsel sapıklıklarda rekor kırılması mı bekleniyor?..

 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





DÜĞMEYE BASILDI MI?: Katalonya’nın tek yanlı bağımsızlık ilanı dünya gündeminin baş sıralarında. Asıl bundan sonraki aşamada Katalonlar’ın İspanya’dan neden kopmuş oldukları gerçekçi analizlerle ortaya çıkacaktır. Ama bu işin bir milli fantezi uğruna değil, çıkar uğruna yapıldığı da ortadadır. Çünkü Katalonya İspanya’nın en zengin, en üretken, en turistik ve en çalışkan bölgesi. Katalonların herkesçe bilinen iddiaları da sömürüldüklerine ve hatta merkezi İspanya devletine ödedikleri yüksek verginin karşılığını bile alamadıklarına, yani refahlarına dairdir. Buralarda eğer Roschild gibi güçlü ABD kapitalist sermaye gruplarının çıkarları söz konusuysa Katalonya bağımsızlığı güçlendirilerek yaşatılacak ve benzeri ayrışma ve bağımsızlık hareketleri AB’nin diğer bölgelerinde de görülmeye başlanacaktır. Ki bunun belirtileri şimdiden vardır.

Tüm bu yorumları tek cümlede toparlayıp özetlemek gerekirse şunları vurgulamak mümkündür: ABD ekonomisi en büyük rakibi AB ekonomisinin ABD çıkarlarına uygun biçimde dağıtılabilmesi adına, tıpkı Sovyetler Birliği’ni dağıtma ve Ortadoğu’daki BOP hamlelerinde olduğu gibi, düğmeye basmış bulunmaktadır.
   *          *             *            
DİĞER DURUMLAR: Bir parçalanma süreci tetiklenmişse bunun arkası gelir. Fransa’daki Katalanların sayısı ve dinamizmi de göz ardı edilemez… İskoçya’dan yana İngiltere’nin başı dertte, ama en önemlisi Belçika ve İtalya’daki o çok canlı ayrılıkçı hareketlenmeler… Ha, Amerika Birleşik Devletleri bile o bağlamda pek de güvende değildir. Eyaletlerinin gün gele ayrışması ABD’nin kâbusudur… Galiba ilk ayrışmayı gerçekleştirecek olan da, Teksas!..
   *          *             *
MEVHİBE ŞEFİK: Televizyon henüz Kıbrıs’a gelmemiş, evlerimize de girmemişti. Zaman 50’lerin sonu ve 60’ların başı… Sesli yayınlarıyla radyo dünyaya açılan tek penceremizdi. Kıbrıs Radyo Yayın Korperasyonu’nun Türkçe bölümünün en fazla izlenen programlarından biri de her çarşamba gecesi yerli sanatçılarımızın enfes bir Türkçeyle sunduğu radyo tiyatrosuydu. Çarşamba geceleri iple çekilir, herkes radyonun başında toplanır ve yönetmenliği mutlaka Suphi Rıza, efektleri ise Özkan Uygur tarafından yapılan radyofonik oyunlar büyük bir heyecan ve keyifle çoluk çocuk maaile izlenirdi.
İşte bu oyunlardaki en genç ve en taze kadın sesi Mevhibe Şefik’e aitti. O nedenle genç kız rolleri hep Mevhibe Hanım’a verilirdi. Sömürge dönemindeki ilk adı “Viktorya” olan Lefkoşa Türk Kız Lisesi’nde resim ve daktilo öğretmenliği de yapan o minyon ve zarif Hanımefendi’yi 94 yaşında geçen hafta yitirdik. Değerli akademisyenimiz Prof. Dr. Naciye Doratlı’nın sevgili annesiydi… Doratlı’lara başsağlığı, kültür ağacımızdan toplumsal belleğimize yaprak gibi düşen Mevhibe Şefik’e rahmet dilerim.
   *          *             *

KADÜK: Muhteviyatları saf olmadığı saptanıp teşhiri yapılan o zeytinyağı markaları gündemin önemli olaylarından biri olarak kamuoyumuzu çalkaladı. Bu konuyla ilgili Tarım Dairesi Emekli Müdürü Emine Solyalı’dan aldığım bir mesaj sıkça hükümet ve makam değişikliklerinin ülkeye ve halka nelere mal olduğunun ilginç bir göstergesidir. Bakınız Emine Solyalı mesajında ne diyor:

“Sağlıksız değil, ama ‘tahşişli’…Yani zeytinyağına daha ucuz olan başka yağlar, örneğin ayçiçeği ya da pamuk yağı gibi yağlar karıştırmak… Bunları‘zeytinyağı’ adı altında satarak tüketiciyi kandırdılar ve haksız kazanç elde ettiler. Bunu 2016 yılı başında tespit etmiştik. Ama teyit etmek için Türkiye’ye gönderdiğimiz örneklerin sonuçları gelinceye kadar görevden alındım ve her şey gibi onlar da kadük oldu. Bir buçuk yıl sonra da olsa tespit edilmeleri sevindirici.”

Erken seçim dolayısıyla bakalım ülke ve halk yararına üzerinde çalışmalar başlatılan daha kaç sorun ve konu kadük olacak!.. Ve kamu hizmetlerimizin “müşavir ordusu”na daha kaç bürokratımız katılacak!..

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





DURUMUN AÇIKLAMASI: Fanatik Rumlar sadece Kıbrıslı Türklerin değil, Kıbrıslı Türklere dostluk ve sempati gösterenlerin, Kıbrıslı Türklerle işbirliği yapanların da düşmanları. Bu gerçeğin yığınla örneği var ki, ciltlerce kara kitaba sığmaz.

İşte o iflah olmaz psikozun son örneğini ise Larnaka üzerinden KKTC’ye tatile gelmek isteyen İsraillilere yaşatılanlarda gördük. Tutuklanarak tıpkı “adi suçlular”a yapıldığı gibi hücrelere kapatılan her yaştan onlarca İsrailli, İsrail makamlarının devreye girmesinden sonra saatler sonra kurtulup rezervasyon yaptıkları Türk otellerine ulaşabildiler.

Bu insanlar isyanları yaşıyorlardı. Kendilerine uygulanan aşağılayıcı muameleyi çok haklı olarak içlerine sindiremiyor ve “işkence gördük” diyorlardı. Muhatap oldukları muamelenin ayrıntılarını, stresli bir tavırla anlatıyorlardı.

“Biz ne yaptık ki onlara?” diyen mağdurların anlam veremedikleri durumun açıklaması şudur: “Sizin suçunuz Kıbrıslı Türklerin dostu olmanızdır!”

*             *             *

KARPAZ: Potansiyel müthiş büyüleyici… Karpaz’ı dünya turizminin cazibe merkezi yapabiliriz. Ama nerede o vizyon ve kararlılık!..

Sitemli eşek anırmaları, Ağustos Böceklerinin cılızlaşan zırıltıları, kuruyan asırlık ağaçların kavurucu yaz güneşi altındaki çatırtıları, beyaz köpüklü dalgaların altın kumlar üzerindeki yeknesak gel git şırıltıları, kargaların kanat sesleri ve sıtma görmemiş bağırışları, rüzgârın kulaklardaki uğultusu… Karanlık gecede bir tepeden öteki tepeye “Baui… Baui” diye mesajlaşan tilkilerin hengâmesi…

Gerçek keşfini bekleyen gariban Karpaz yarımadasının koynunda, kulakları ve ruhları okşayan o doğal ama hazin mi hazin fon müziğinden söz ediyorum…

*             *             *

FİKR –İ SABİT: Cumhurbaşkanımız Mustafa Akıncı Rum Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda “bizim için o makama kimin geleceği değil, hangi düşüncelerin geleceğidir önemli olan” dedi.

Emin olunuz ki, bunun da bir önemi yok Sayın Cumhurbaşkanım. Rum Cumhurbaşkanlığı makamına gelen her kim olursa olsun, o kişinin Kıbrıs sorunu konusundaki görüşleri asla değişmez…

Makarios’tan bu yana gelenlerin tümüne hele bir bakınız. Hangisi o bağlamda birbirinden farklı? Kıbrıs sorunu konusunda o makama her gelen fikr-i sabittir… Tüm diğer Rumlar gibi…

Biz işimize bakalım artık, işimize… Onlar kendi yoluna, biz kendi yolumuza.

*             *             *

ÖLMÜŞ İNEK SKANDALI: Hepimizin midesini ağzına getiren olaylardan biriydi: Ölmüş ineği kesip vatandaşlara yedirenlere lanet olsun. Bunların kimliklerini açıklamak kaçınılmaz bir amme görevidir. Teşhir gereklidir ve en caydırıcı önlemdir. Bu olay ortaya çıkabildi, göz tanıklarından birinin ihbarıyla… Ya hiç ortaya çıkmayan gıda rezaletleri?

Hemen şunu da not düşmeliyim ki, uyuşturucu peşindeki narkotik ekipler ölmüş inek olayının yankıları sürerken, yollarda kamyon içindeki tonlarca kaçak eti ele geçirip imha edilmek üzere ilgililere teslim ettiler. Ne günlerden geçiyoruz ama!..

*             *             *

BİZ, AH BİZ: Geçen hafta bir televizyon programında buluştuğumuz ve diğer katılımcılarla birlikte ülke meselelerini ve hallerimizi birlikte irdelediğimiz CTP Lefkoşa Milletvekili, eski Maliye Bakanı Birikim Özgür altı çizilmesi gereken şu ifadeyi kullandı: “Aslında bizim düşmanımız, yine biz kendimiziz.”

O böyle konuşurken, anında şu fıkra geldi benim aklıma: Gazeteci, nöbetçi zebaninin eşliğinde cehennemi geziyormuş. Fokur fokur kaynayan katran kazanlarının içinde dışarıya can havliyle fırlamaya çalışan insanlar var. Cezalarını çektiklerinden bazılarının da cehennem kazanından dışarı atlamalarına göz yumuluyor… Bir kazanın yanına gelirler ki, fokur fokur kaynayan katranın içinde hiç kimse yok. Gazeteci sorar: “Bunun içinde neden insan yok.” Zebani yanıtlar: “Var, ama göremeyiz. Kıbrıslı Türkler var onun içinde, birbirlerini ayaklarından aşağıya çekerler.”

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





RECEP AKDAĞ: Türkiye’de yeni oluşturulan kabinede Kıbrıs İşleri Sorumluluğu milli ve etkin sağlık sisteminin oturtulmasında önemli paya sahip olan, bakan olarak sağlık sürecine tarihi katkılar koyan Recep Akdağ’a verildi. Tevatür odur ki, Tuğrul Türkeş’in hem o görevden hem de bakanlıktan alınmasının nedenlerinden biri de, TC – KKTC ekonomik protokollerinin uygulanmasında KKTC’li siyasetçilere hoşgörülü davranmasıdır. Bu görüş eğer doğruysa, şimdi karşımızda daha radikal bir TC siyaseti bekleyebiliriz. Bu arada Recep Akdağ, ülkemizde yaşamsal bir kaosa dönüşen sağlık sorunlarının aşılmasına da el atar mı acaba?.. Akdağ’ın Kıbrıs konusundaki ilk girişimlerini ilgiyle bekliyoruz…

*             *             *

SOSYAL ADALETSİZLİK: Boşuna değil gençlerin ille de devlet kapısında iş aramaya yoğun şekilde odaklanmaları… Ve de eline fırsatı geçirenin özel sektörü terk ederek hemen kamu sektörüne kaçması… Asgari ücrete yapılan yeni artışla eşel mobil sistemindeki hayat pahalılığı tahsisatlarının kamu sektörüne ödenmesinin aynı günlere denk gelmesi, o klasikleşen ve son derece haklı sosyal rahatsızlığı bir kez daha gündeme taşıdı. Asgari ücretliye sadece 155 TL zam yapılırken, kamu çalışanlarının eşel mobil maaş artışı barem basamaklarında 1000 TL’ye dek tırmanıyor… Özel sektör mensuplarının kendilerini devletin üvey evladı olarak görmelerini daha bir kışkırtan adaletsiz tablo!.. Bu ayın sonunda, kamu sektörü maaşları ile özel sektör maaşları arasındaki uçurum biraz daha derinleşerek kendini duyumsatıyor. Öte yandan “Göç Yasası” diye nitelendirilen o son istihdam yasası kapsamında devlette çalışanlar da haklı bir eziklik içinde. Sosyal adaletçi bir devlet adına, her şeyden önce gelir dağılımındaki adaletsizliklere el atılması gerekir. Ama kimler tarafından ve ne zaman?!..

*             *             *

BİLGİLENMEK HAKKIMIZ: İlk kez 20 Temmuz karşıtlığı bu yıl aşikârlaştırıldı, eylem bile yapıldı… Hani EOKA tetikçisi Nikos Sampson’un Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtulduğu o ortamda gerçekleşen 20 Temmuz olgusuna şimdi karşı çıkanlar var ya… O 20 Temmuz olgusu gerçekleşmeseydi ondan sonra neler olabileceğini tahmin ettiklerini lütfen kendi vizyonlarıyla bize bir anlatırlar mı… Bilgilenmeye ihtiyacımız var da… Bilgilenmek hakkımız…

*             *             *

FEDAİ BİR NESLİN İSYANI: “Dunkirk, Girne Çıkarması ve Ayşe” başlıklı yorumuma, o filmi benden önce izlemiş eski bir mücahit subay arkadaşımdan gelen mesajdır: “20 Temmuz’a bile Rumlarla birlikte karşı çıkan şu birleşik Kıbrıs’çıların hayallerinin bir an önce gerçekleşmesi için artık yatıp kalkıp dua ediyorum. Bizim nesil bu filmde Churchill’in dediği gibi dağlarda, ovalarda, sahillerde, sokaklarda ve her yerde savaşarak kendilerine özgür bir vatan ve devlet teslim etti. Ama, bunun değerini bilmiyorlar. Özgürlük, güvenlik, refah ve vatandan ibaret olan mirasımızı bir mirasyedi misali yok edip askeri de gönderdikten sonra çok özledikleri birleşik Kıbrıs’ta başlarına geleceği görmekten artık sadistçe bir zevk almak istiyorum. Ben de, ailem de yok olacak, ama o sadistçe zevki yaşamayı bana artık şiddetle arzulatmaya başladı bunlar.”

Ağzından yel alsın dostum, ama sizin gibileri bu denli isyan ettirenlerin de şapkalarını önlerine koyup düşünmelerini dilerim artık…

*             *             *

BİZİ İS-TE- Mİ- YOR- LAR: Anketlerde Rum halkının en güvendiği kurum olduğu belirlenen ve tüm Rum siyasetçilerin de akıl hocası olarak bilinen kilisenin başı 2. Hrisostomos “Müzakereler derhal durdurulmalı” fetvasını verdi!.. Adam daha önce de iyice anlayabilmemiz için Türkçe dilini kullanarak zirveler öncesinde “çözüm yok” kehanetini seslendirmişti. Kendi devletimize sarılıp Mustafa Kemal Atatürk’ün deyişiyle bu devletimizi “muasır medeniyetler seviyesine çıkarma” şansımızı kullanmaktan başka bir şey yapamayız bu adada. Bizi is-te-mi-yor-lar!…

*             *             *

SU VE ELEKTRİK: Elektrikler tak – tuk kesilir. Tatminkâr hiçbir açıklama yok… Çürümüş sistem bakalım ne durumda ve daha ne kadar dayanır!.. Sudan sonra Türkiye’den elektrik de gelmezse her an Taş Çağı’na dönebiliriz…

Bu arada, tam dağıtımını hâlâ yeterince becerememiş olsak da, Türkiye’den o su iyi ki gelmiş… Yoksa bu korkunç yaz sıcaklarında halimiz nice olurdu… Bin bir saçma bahane icat ederek “Türkiye’nin suyu gelmesin” diye dövünenler, şimdi lüks bölgelerinde o suyu en fazla kullananlar… Tanıklık ediyoruz kimilerine: Hortumu da takarak, bolca serinlesinler diye sokakları bile suluyorlar!..

Su raporumuz ise yürek sızlatıcı: Su savaşlarının yapıldığı ve az gelişmiş ülke insanlarının susuzluktan kırıldığı dünyamızda Türkiye’den her gün gelen 200 bin ton suyun 120 bin tonu denize dökülüyor, halka sadece günde 50 bin ton su dağıtılabiliyor. Tüketiciye ulaştırılmak üzere pompalanan suyun yüzde 30’u yolda patlak borulardan toprağa karışıyor. Ülkenin büyük bölümü susuz!.. Tüm ülkeye suyu taşıyacak 200 kilometrelik boru hattını bir türlü döşeyemiyoruz…

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





ABSÜRT: Rum Lider Nikos Anastasiadis, Rum Temsilciler Meclisi’nde ENOSİS amaçlı 15 Temmuz faşist Yunan cuntası darbesini kınamak adına düzenlenen toplantıya “davet edilmedim” gerekçesiyle katılmadı… Sanırım davet edilmiş olsaydı yine de bir bahane bulup kıvırır ve oraya gitmezdi…Darbeyi gerçekleştiren unsurların başında olan EOKA B militanlarının yargılanmasında onların yargıda avukatlığını yapan Anastasiadis’ten öylesi bir kınama etkinliğine katılmayı beklemek absürt olmaz mıydı zaten?..
Bazı Rum gazeteleri siyasetten önce etkin bir avukat olan Nikos Anastasiadis’ın o duruşmalar sırasında darbeci EOKA B militanlarıyla çekilmiş fotoğraflarını yayımladı… Çözüm arama görüşmelerinde meğer kiminle dans etmekteymiş Cumhurbaşkanımız Mustafa Akıncı!..
   *          *             *
KİLİSEYE AŞIRI GÜVEN: Güney Kıbrıs’ta yapılan yeni bir anketin sonuçlarına göre Rum halkı en çok kiliseye güveniyor. Kilisenin aşırı güven yaratan siyaseti ise malûm: ENOSİS!.. Ortodoks Kilisesi’nin başı İkinci Hrisostomos çıkıp Kıbrıs konusunda her çam devirdiğinde bizim içimizden kimileri “boş veriniz yahu ona; Rum halkı bile kendisini  ciddiye almaz” der. O halk ciddiye almıyorsa o hazreti, neden acaba en büyük güveni onun başında bulunduğu kuruma duymakta?..
Bu İkinci Hrisostomos… Peki Birinci Hrisostomos’u merak edeniniz var mı? Birinci Hrisostomos da Kıbrıs’ta ENOSİS isyanı başlatan Rum Ortodoks Başpiskoposu idi ki, Osmanlı Valisi Küçük Mehmet tarafından yakalanıp ipe çekilmişti…
Ha bir Hrisostomos piskoposu da İzmir’de vardı. İzmir’e çıkan Yunan askerlerini karşılayıp takdis etmişti… İşgal sırasında o kadar ileri gidecekti ki, gün gele Kuvay-ı Milliye onun icabına bakmak zorunda kalacaktı…
   *          *             *
FİLİSTİN VE RUMLAR: Filistinli yetkililer sık sık Güney Kıbrıs’a gelip Türkiye’ye karşı Rum yetkililerle birlikte dayanışma mesajları verirken, Türkiye Gazze’ye gemiler dolusu yardım malzemesi göndermeyi sürdürüyor. Yorum yapmak bile içimden gelmez. Ama sormak isterim: Güney Kıbrıs Rum Yönetimi acaba Gazze’ye kaç kilo yardım malzemesi gönderdi şimdiye dek?!..
Ferhat Gökalp adlı okurumun bu konudaki saptaması ilginç. Paylaşmalıyım: “Şu anda Türkiye’de taksiye binip Filistinli olduğunuzu söyleseniz, taksici size indirim yapabilir, hatta belki para bile istemez.Ama Kıbrıs’tan geldiğinizi söylerseniz ilk cümleleri ‘siz neden bizi sevmiyorsunuz?” olur.Son derece trajikomik!..”
   *          *             *
LONDRA’DAN DOĞAN DELMAN’IN MEKTUBU:  “Yunanistan ve Rum yönetimleri Yunan Cuntası’nın 43 yıl önce silah zoruyla yapamadığını şimdi AB faktörünü yanına alarak politik oyunlarla yapmaya çalışmaktadır. Avrupa Parlamentosu Demokrat ve Liberaller Grubu Başkanı geçenlerde verdiği bir demecinde ‘Kıbrıs’ın tümü AB sınırları içerisindedir. Bundan dolayı Kıbrıs sorunu AB’nin bir iç sorunudur’ demiştir. Kıbrıs Türkünün ırkçılık ve İslam karşıtlığının merkezi haline gelmiş olan AB’nin bir parçası olmak isteyeceğine her şeye rağmen inanmıyorum. KKTC politikacılarından bu demece sert bir yanıt vermelerini beklerdim. Ama göremedim.”
   *          *             *
EKSİLEN BİR RENGİMİZİN ARKASINDAN: Kutman Tayaz, tanıdığım en dürüst, en samimi, en bilgili ve en tatlı Kıbrıs Türk solcusuydu. KIBRIS camiasından emekliliğinden sonra pek bir araya gelemesek de, ilgisini çeken her yazımdan sonra ya da kafasına takılan bir ülke meselesi karşısında beni telefonla arar ve şahane uzun sohbetlerimiz olurdu. Görüşlerimizde kimi zaman anlaşır, kimi zaman anlaşamazdık, ama hep dost kalırdık… İşte sevimli kişiliğini ve telefon konuşmalarını hep özleyeceğim o Kutman Tayaz da, Pazartesi gün Kıbrıs’ın korkunç Temmuz sıcağının içinde toprağa verildi… Ve Kıbrıs Türk halkından şahane bir renk daha eksildi. Yazık… Genç yaşlarında sevdalandığı ve dudaklarından hiç düşürmediği sigarası, sanırım onun akciğer hastalığında ve sonsuzluğa gidişinde başrolü oynadı… Işıklar içinde uyu Kutman Tayaz dostum…
 

 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





TRAJİKOMİK: Dolup taşan Geçitköy Barajı’nın suyu boyuna denize akıtılırken, hâlâ KKTC’nin bazı bölgeleri bu dayanılmaz sıcaklarda susuzluktan kavruluyor. Ülkenin çeşitli yörelerinden, dahası turizm bölgelerinden su sıkıntısına dair yükselen feryatlar kulak arkası edilemez… Yeni Erenköy’de kuyuların diplerinden su çekilmeye başlandı… Ama yine de bu sıkıntılara, o feryatlara yetkililer tarafından sakinleştirici bir yanıt dahi verilemiyor…

Böyle bir yönetim anlayışı olur mu? Asrın Su Projesi büyük başarıyla uygulamaya konuldu… İhtiyacımızdan fazla kaliteli su orada durmaktadır… Ama bu suyun dağıtımında, halka servisinde tam bir beceriksizlik, tam bir fiyasko yaşanıyor…  Vermeyince akıl mabut, ne yapsın Sultan Mahmut?!..

*             *             *

FİLM GİBİ ADAM: Yunan Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias; “Biz müzakerede güvenliğin asker anlamına gelmediği konusunda ısrar ediyoruz. Çünkü güvenliği askerle sağlamak, 21’nciyüzyıla değil, 17’nci, ya da 18’nciyüzyıla ait bir düşüncedir” dedi.

Sanırsınız Kıbrıs’ta ve Bosna’da, şimdi de Ortadoğu’da yaşanan trajediler 17’nci ve 18’nci yüzyıla ait Hollywood yapımı kurgulama savaş filmleridir!.. Ve sanırsınız Kotzias Crans Montana dönüşü tüm Yunan ve Rum askeri güçlerini tümden “yallah” diyerek lâğvedecektir!..

Güvenliğin asker anlamına gelmediğini ve bu gibi tarzların 17’nci yüzyılda kaldığını savunan Kotzias’a sormak gerek: Rodos açıklarında Türk bandıralı sivil ticaret gemisine ateş açanlar kimlerdi? 17’nci yüzyılın Karayip Korsanları mı?..

*             *             *

SİLAHLANMADA TOP TEN: Bonn Uluslararası Silahsızlanma Merkezi’nin 2016 Silahsızlanma Raporu’na göre, ekonomisi büyük sorunlarla karşı karşıya olmasına karşın, Rum Yönetimi hızlı bir silahlanma yarışındadır. Komşumuz Güney Kıbrıs, en çok silahlanan 10 ülke arasındadır. İşte silahlanma yarışındaki TOP TEN: İsrail, Singapur, Ermenistan, Ürdün, Rusya, Güney Kore, Güney Kıbrıs, Yunanistan, Azerbaycan ve Brunei…

Kotzias güvenlikte askerin ve silahın 18’nci ve 17’nci yüzyılda kaldığını ve demode olduğunu savunurken, Güney Kıbrıs’ın bu şampiyonluğuna ne buyrulur acaba?.. Kime karşı ve ne amaçladır TOP TEN’e terleşen bu silahlanma yarışı?..

*             *             *

DEHŞET BİRŞEY:  Girne’deki bazı plajlarda son günlerde ciddi hijyen sorunu yaşanıyor. Bu sorun nedeniyle bazı plaja gidenlerin kapıda geri çevrildiği bildiriliyor. O plajlarda, kirlilik gözle görülecek denli aşikâr…  Yapılan açıklamaya göre, kirlenmenin nedeni, açıktan geçen kimi gemilerin septiklerini sorumsuzca denize boşaltmalarıdır…

Dehşet bir şey!.. Karasularımız içinde korsanca bu tür rezillikler sergileniyorsa sahil güvenlik birimlerimiz ne işe yaramaktadır Tanrı aşkına?.. O korsan yaratılışlı kaptanların ensesine binmek için neyi bekliyorlar? Tüm plajlarımızın lâğım göletlerine dönüşmesini mi?..

*             *             *

YANGIN OLAYINDAN BİR AYRINTI: Kalkanlı orman yangını faciasının içinde olanlar ekranlarda anlatıyorlar: “Türkiye’nin uçağı ile helikopterleri yangını söndürmek için Geçitköy Barajı’ndaki sudan yararlanırlarken Güney’den gelen İngiliz ve BM helikopterleri su almak için Güney’e gidip geldiler ve zaman kaybı yaşadılar.”

Alın size kapaklık olacak türden gerçekçi bir açıklama!.. Rum yönetiminin göndereceği yangın söndürme helikopterleri su tedarikinde acaba daha farklı bir uygulama mı yapacaklardı? KKTC bölgesindeki su kaynaklarını yangın söndürme operasyonunda kullanmanın sakıncası ne acaba?..

*             *             *

ÇÖP KONTEYNERLERİ: Belediyelerimiz, halkı çöplerini konteynerlere koymaları konusunda ısrarla uyarırlar… Bu uyarıya saygı gösteren halkın karşı karşıya bırakıldığı manzara ise evlere şenliktir… Belediyeler çöpleri zamanında ve düzenli toplamayınca konteynerler çöple dolup taşmakta ve oralarda çöplük oluşmaktadır. Ortaya çıkan manzaraların çevre duyarlılığıyla da, uygarlıkla da hiçbir uyumu yoktur!..

Peki şimdi bunun sorumlusu kim? Belediyeler değil mi?..  Hem insanları çöplerini konteynerlere atmaları konusunda uyarıyorlar, hem de o konteynerlerdeki çöpleri hızlı ve düzenli şekilde toplatamıyorlar. Hijyen gereği o konteynerlerin kapaklarının da sürekli kapalı kalması gerekir. Dolup taşan konteynerlerin kapakları nasıl kapalı tutulabilsin ki?

Bazı çöp konteynerleri ise parçalandığı halde hâlâ yerlerinde tutulmakta ve onlardan temizlik adına medet umulmaktadır.

Yeri gelmişken bir anımsatmada bulunmalıyım:  Avrupa’da belediyeler kirlenen çöp konteynerlerini toplayıp yıkarlar, temizlerler ve tekrar yerlerine koyarlar…

 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





PARK VE KAMPUS: Hükümet tarafından şimdi yeni açıklamaların konusu olan Denktaş’ların üzerinde üniversite yapmayı tasarladığı askeri bölge arazisinin önceden Lefkoşa Türk Belediyesi tarafından istendiği duyumları da alınıyor. Oraların park yapılması tasarlanıyormuş!.. Şimdi bu konu üzerinde azıcık duralım: Başkent belediyemiz zimmetindeki ve kontrolündeki mevcut parkları mamur mu etti?.. Mevcut parkların tümü de başlı başına çevre sorunu ve de keş, alkolik, sapık, serseri batakhanesi. Ne denetim var, ne de asayiş. En ünlü yeşil alanımız Kumsal Parkı’nın çevresindeki insanlar kan ağlamakta… Gece karanlığında insanlar o parka girmekten çekinirler. Çünkü ne tür manzaralarla ve kimliklerle karşılaşacakları hiç de belli değil. Bir diğer büyük dinlence alanımız, geleneksel Çağlayan Parkı’nın durumu da içler acısı…

Lefkoşa’da Lemar’ın arkasında koskoca alan park yapılacak diye tellendi ve 2 yıl önce törenle dikilen birkaç ağaç kaç zamandır orada kurumaya terk edildi. Merhume doktor Zerrin Akalın adına oluşturulacağı öne sürülen, ama henüz adı bile bir levhaya yazılmayan bu parkın çevresindeki sözde geniş parke döşeme şeritlere “kaldırım” demek ne mümkün!..Bu beton şeritler tıpkı ova patikası görünümünde… Güya parke döşeli bu kaldırımların üzerinde insan boyuna ulaşan yabani otlar üremekte…

Projeler konusunda bir karşılaştırma yapmak gerekirse diyeceğim şudur: Bir üniversite kampusu çevresel bağlamda hiç değilse bakım ve denetim altında geliştirilir… Yeşil alan, kültür ve sosyal merkez olarak halkın istifadesine de sunulur. Tıpkı mevcut diğer kampuslarımız gibi. Bu toplumsal hizmet maalesef belediye parklarımızda sağlanamıyor.

   *          *             *

BÖLÜNMENİN BAŞLADIĞI TARİH: Kıbrıs’ın yakın tarihinde önem taşıyan bir yıldönümünü geride bıraktık… İngiliz Sömürge Yönetimi 61 Yıl önce 30 Mayıs 1956’da Rumlar ve Türkler arasındaki çatışmaları engelleyemedikleri gerekçesiyle çareyi Lefkoşa’da Baf Kapısı’ndan, Mağusa Kapısı’na kadar olan Ermu Caddesi’ne boydan boya dikenli teller germekte bulmuşlardı… Kıbrıs’ta yaşayan iki toplumun arasına ilk kez böylelikle 30 Mayıs 1956’da İngilizler tarafından sınır konulmuş oldu. Bu bölünme, iki toplum arasındaki ciddi ayrışmaların da temeli sayılmaktadır. 1964 yılının başlarında ise BM askerlerinden önce Kıbrıs’ta barış gücü görevini yapan İngiliz askerlerinin komutanı General Young, aynı sınıra daha kapsamlı bir nitelik kazandırarak bölünme çizgisini ünlü Yeşil Hat’ta dönüştürecekti.

   *          *             *

KOCİAS VE EİDE: Yunan Dışişleri Bakanı Nikos Kocias’ın Espan Barth Eide’nin Atina ziyareti dolayısıyla dedikleridir: “Türkiye Kıbrıs’ta ne asker bulundurabilir, ne de Kıbrıs’a müdahale hakkı elde edebilir… Bizim dediğimiz gayet nettir: Türk askeri Kıbrıs’tan gitmelidir. Ayrılacak olan askerlerin güvenliği, Sovyet askerlerinin Doğu Almanya’dan çekilirken uygulandığı şekilde olmalıdır. Askerin çekilme takviminin belirlenmesi gereklidir ve zorunludur.”

BM diplomatı Eide “pes etmeyeceğim” derken demek ki sinerjisini ve ilhamını Kocias’ın bu beklentilerinden almaktadır… Yoksa Kocias’a Türk askerlerinin Kıbrıs’tan hangi güvence modeli altında çekilebileceği fikrini bu Eide mi verdi? Bir “pes” de bizden bu ikiliye!..

   *          *             *

DÜZEN: O sürtüşmeli muhabbet doğrusu artık can sıkmaya başladı… Milliyetçiler “lillicidir” de, milliyetsizler “pirillici” mi? Hade ya… 40 dervişiz birbirimizi bilmişiz… Çok iyi bildiğimiz dürüst ama az sayıdaki dervişlerimizi tenzih ederek diyeceğim şudur ki; Milliyetçiler eğer “vatan millet, Sakarya” diyerek dünyalıklarını yapıyorlarsa, milliyetsizler de “vatana, millete, Sakarya”ya küfrederek dünyalıklarını öyle yapıyorlar… Yoz düzen öyle kurulmuş ne yazık!..Yok mu bu yoz düzeni değiştirecek toplumsal irade?

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





SERİ TIP KAZALARI: Sağlık hizmetlerimizdeki tıp kazalarının sonu gelmiyor maalesef… Gazete sayfalarına sıkça düşen, adeta “Olağanlaşmış olaylar” dır bunlar. Oysa bu ciddi sağlık sorunlarına olağan gözüyle bakmak ve bunları kanıksamak ne mümkün!. Geçen hafta, koluna takılan serum nedeniyle bir enfeksiyon faciasının daha yaşandığına tanık olduk. Basit bir hastalık yüzünden Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’ne başvuran 70 yaşındaki Ahmet Atlar ölümle burun buruna gelince, ailesi tarafından oradan telaşla alınarak özel bir hastaneye kaldırıldı.
Toplumda sarsıntı yaratan diğer güncel tıp kazalarını izliyordu bu olay… Sakıncalı ilaç verilmesi nedeniyle görme yetisini kaybetme riskiyle karşı karşıya bırakılan dört şeker hastası, yanlış kan verme nedeniyle ölüme gönderilen hastaların trajedileri ve yargı kararıyla yeniden otopsi için mezarından çıkarılan mevta olayı gibi dramlar…
Her eylem yaptıklarında eylemlerinin halk adına olduğunu öne süren tıp örgütlerimizin bu tıp kazaları konusunda da, halk adına açıklamalarını bekleriz…
   *          *             *
EĞER BİR DEVLET OTORİTESİ VARSA: KKTC ekonomisi büyük ölçüde turizm ve üniversite sektörüne yaslanmaktadır. Uçak biletlerindeki o artık dilden dile dolaşan fahiş fiyatlar resmen ekonomimize darbedir. Halkımızın da, ülkemizi ziyaret etmek isteyenlerin de sırtına indirilen acımasız bir darbedir bu aynı zamanda… Korkunç hava yolu fiyatlarıyla umut bağladığımız turizmin baltalanması yetmiyormuş gibi, üniversite öğrencilerinin ve onların velilerinin KKTC’ye gelip gidişlerine de adeta ambargo konulmaktadır. Aralarında gizli bir anlaşma yapmışçasına yüksek uçuş fiyatlarını ortak paydaya dönüştüren havayolları şirketleri, Kıbrıs Türk halkını da Larnaka Havaalanı’ndan seyahat etmeye zorlamaktadırlar. KKTC’de eğer bir devlet otoritesi varsa, elini masaya vurup bu olumsuz gidişata artık son vermelidir… Ha bu arada Kıbrıs Türk Hava Yolları’nı davul – zurna çalarak THY’nin güçlü kanatları altından alarak batıranlar da kına yakmalıdırlar!..
   *          *             *
İÇİMİZDEKİ PROVOKATÖRLER: Yakın Doğu Üniversitesi ile Dikmen arası su deposu üzerinde bulunan mermer zemine işlenmiş Türk ve KKTC bayrakları parçalandı. Bayraklara yapılan bu çirkin saldırıları kanıtlayan fotoğraflar sosyal medyada yayımlandı ve büyük tepkiler oluştu. Daha önce de Gönyeli su deposuna kilitler kırılarak kasıtlı kirletmede bulunulmuştu. Su iletişim borularına da kimi zaman kasıtlı hasar yapılıyor. İyi eğitildikleri belli olan ve ıssız – karanlık ortamlarda resmen provokasyonda bulunmakta olan failler maalesef bir türlü yakalanamıyor. Peki Geçitköy Barajı için gerekli koruma önlemleri alındı mı? Provokatörler içimizdedir ve bizi su gibi çok duyarlı bir konuda içimizden oymaktadır..
   *          *             *
VATANDAŞLIK: Güney Kıbrıs’ta yatırımları karşılığında vatandaşlık alanların sayısı kısa sürede 2000’i aştı. Yatırımcı ecnebi vatandaşların parası Güney Kıbrıs ekonomisinin canlandırılmasında önemli rol oynuyor. Kilisenin ve devletlerinin maddi ve manevi desteğine karşın fazla çocuk yapmaktan kaçınan orijinal Kıbrıslı Rumların sayısı azalırken, yeni vatandaş Ruslar siyasi parti kuracak bir nüfus yoğunluğuna ulaştılar. Öte yandan AB sürkülasyonuyla ve AB yerleşim özgürlükleri dolayısıyla Güney’deki nüfus yapısı da hızla değişmekte… Bizdeki “vatandaşlık karşıtları”nın biraz da bu durumla ilgilenmelerini dilerim. Çünkü onlar aynı zamanda “Kıbrıs’ın tümü bizim vatanımız” felsefesinde olanlardır…
   *          *             *            
MAKARİOS’UN HEYKELİ: İstanbul’da CHP’li Beylikdüzü Belediyesi’nin kent meydanına diktiği bir anıtın üzerindeki Makarios figürü fırtınalar estirdi… Olağanüstü tepkiler karşısında Beylikdüzü Belediye Başkanı İmamoğlu’ndan gelen açıklamayla olayın mahiyetine ışık tutulmaya çalışıldı. Beylikdüzü’de “Yaşam Vadisi” diye adlandırılan bölgede yontu sanatıyla tarihi olayların tasviri yapılıyormuş. Makarios figürü de milli Kıbrıs davasının sürecini anlatan bir kompozisyon içinde yer almıştır. Makarios o kompozisyonda Londra Antlaşmasını imzalayan Dr. Fazıl Küçük’ün yanında görülmektedir. Kompozisyonun devamında Kıbrıs Türk halkının direnişine, Türk Barış Harekâtına ve Rauf Denktaş’ın “İki Bayrak” adlı şiirine de yer verilmektedir.
Ama bu açıklamalara karşın Başpiskopos Makarios’un öyle bir kompozisyonda yer almış olmasına karşı tepkiler durulmuyor. Başpiskopos Makarios’un Kıbrıs’ın yakın tarihindeki olumuz imajı kitlelerin algılamasında hoşgörüsüz bir etki yaratmış… Bu etkiyi haksız görmek olanaksız…
   *          *             *
İŞE BAKIN: Resmi ziyaret sırasında Erdoğan’ın yakın korumalarının Washington’da karıştığı olay, ABD kamuoyunda Beyaz Saray zirvesinden çok daha büyük yankı yarattı. Erdoğan – Trump buluşmasını pek de ırgalamayan ABD medyası ve kamuoyu Erdoğan’ın yakın korumalarının yaptığına odaklandı. Yakın korumaların Erdoğan’ın yanı başındaki Türkiye aleyhindeki PKK gösterisine müdahalede bulunmaları Amerika’da olay haline getirildi. TC Washington Büyükelçisinin ülkeden ihracı bile istendi.
Öyle ya; o tür yetkiler ve haklar sadece ABD Başkanlarının çok ünlü korumalarına aittir!. Başka Cumhurbaşkanlarının korumalarının o hak ve yetkilere yanaşması kibirlerine dokunuyor efendilerin!..
Başkanların yanındaki eğitimli korumalar elleri armut toplayan konu mankenleri mi?!..Üstelik bu olay Türk toprağı sayılan TC’nin Washington Büyükelçiliği’nin tam önünde cereyan etti, ABD polisleri olay sırasında yetersizlik gösterdi ve TC Cumhurbaşkanı o şiddet ortamında bir süre arabasında mahsur kaldı… Ama olayın bu hassas yönlerini ABD medyasında ve kamu oyunda pek de takan yok gibi!..
Ben kendi adıma söyleyeyim: Konuyu ileri götürmek için çaba sarf ettim. Ancak birleşecek küçük belediyelerin başkanlarının ‘bizim belediyeyi kapatacaklar’ söylemiyle kışkırttığı belde halkı karşısında siyaset esir kaldı ve esaret de devam…
İnsan ve mali kaynakları ve makine parkı gibi maddi olanakları en verimli kullanmak için işin doğrusu belediyeleri birleştirmek ve sayıyı 12 civarına çekmektir. Bunu yapacak olan hükümetin partisi beni hiç ilgilendirmeyecek, bu konuda doğru yaptığını açıkça söyleyeceğim.”
 

 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





BELEDİYECİLİĞİMİZ: Başka ülkelerde bir tek belediye ile organize olabilen bir nüfusu 28 belediyeye böldük… Belediyelerin çoğu çöktü ve iflasa sürüklendi… Ve işte son durum: Çalıştıklarına 4 aydır maaş ödeyemeyen Yenierenköy Belediyesi’ne o çalışanları tarafından kilit vuruldu. Siyasetçiler ise hâlâ belediyeciliğimizi ıslah edecek yasa tasarılarından dem vurmakta. Hem de kaç zamandır… DP – CTP koalisyonunun ilk günlerinden bu yana!.. Bu ıslah edici yasaların geçirilmesi için beklenen ne? Daha başka belediyelerin kapısına da kilit vurulması mı?

   *          *             *

KEYF-İ ALÂ: Kim demiş yoksul halkız diye!..Mevduat birikimlerimiz 17 milyar TL’yi aştı… Bir yıl içinde satılan 2816 lüks arabanın ön sırasında Mercedes var… Mercedes’in üreticisi olan Almanya’nın trafiğinde bile bu kadar bol Mercedes yoktur. En büyük zaafımız elimizdeki kaynakları verimli biçimde değerlendirememek. Diğer bir deyimle, yatırımcı ve üretken bir ruhu yeterince geliştirememek. Keyf-i alâ ve günü birlik bir yaşam tarzımız var… Yediden yetmiş yediye bu imajı vermekteyiz maalesef!..

   *          *             *

FİLİSTİNLİYE BAK: “İkimiz de yabancıların işgaline uğradık ” dedi Rumlara… Kim mi? Sıkı durun; Filistin Devlet Başkanı’nın özel temsilcisi… Güney Kıbrıs’ı ziyaret eden ve gördüğü hüsn-ü kabulden başı dönen bu zatın tam kimliği şu: Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın özel temsilcisi, Filistin eski Dışişleri Bakanı ve Fatah Partisi Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Nabeel Shaath… Türkiye bunlar için ne özverilere katlandı yıllar boyu oysa. Yahu yakın geçmişte İsrail’le savaşı bile göze aldı bunlar için Türkiye. “Mavi Marmara” olayını anımsayınız…Vefasızlığın bu kadarına pes!..

   *          *             *

BİLİNÇ:   Silahlanmaya günde 1 milyon dolardan fazla para harcayan Rum komşularımız, şimdi de 5 savaş gemisi ve insansız hava saldırı araçları alma hazırlığında. Kuzey’de kazanıp Güney’de harcayanlarımızın bu silahlanmanın kimlere karşı olduğunu sorgulamadan başlarını geceleri yastığa koymamalarını dilerim… 

Kuzeyden akan paraları da silaha yatıran Rum için “çarşısı daha ucuz” diyenlere de sorarım: “Çocuklarınızın güvenliği ve geleceği de o kadar ucuz mu?”  Mesele ucuzluk değil… Bizim çarşıda damping düzeyinde ucuzluk olsa da, Rum tüketicileri aramızda yoğun biçimde göremeyiz.

Örneğin akaryakıt, tütün ve alkol ürünleri, şişelendirilmiş su ve meşrubat KKTC’de Güney’den daha ucuz. Ve bunların yanında daha nice emtia!..Satış yerlerinde Rumların kuyruk oluşturduğunu göreniniz var mı peki? Mesele ucuzluk ya da pahalılık değildir efendim… Bilinçtir, bilinç…

   *          *             *

ACI: Ekonomik hareketlenme odaklı Anneler Günü’nün bir de acı yüzü vardı ki, duyarlı olanlarımız geçen Pazar bunu bir kez daha algılayabildiler…  Bu acılı yüzde yitirdiği evladının ya da evlatlarının mezarını ziyaret eden, evlatları tarafından böyle bir günde bile kapısı çalınmayan, hiç evladı olmadığı için ziyaretlere ve etkinliklere mahzun gözlerle ve buruk yüreğiyle bakan, evlat bildikleri tarafından telefonu bile çalınmayan o kadınlar… Onların hüzünlerinin gölgelediği bir  günde, onların acılarını paylaşarak, onlara da en içten sevgilerimizi ve sempatilerimizi sunma duyarlılığını kaç kişimiz gösterebildi?.. Ben o gün de sundum, bugün de sunuyorum ve her zaman gönülden sunacağım onlara sevgi ve sempatilerimi efendim.

   *          *             *

TAVSİYE: Yüzbaşı Kaan’ın evini bekleyen şu polisler tez Şark görevine gönderilmeli!… Üçüncü bir hata daha işlemelerine fırsat verilmeden… Yahu oradan azıcık ayrıldılar teröristler evi kalbura çevirdi… Düzmece kapkaçın peşine düştüler, bu kez terörist başı Tepegöz içeriye sızıp Yüzbaşı’nın annesiyle kız kardeşini rehin aldı. Yok arkadaş, olmaz böyle polislik!.. Yüzbaşı Kaan bakalım bu işi nasıl temizler!.. İlgiyle izlediğim “Savaşçı” dizisinden söz ettim…

Bu arada televizyondaki gösterimlerin çoğunlukla eski antik Yeşilçam melodramlarına dönüştüğünden yakınan dostlarım var ki, yerden göğe dek haklıdırlar… Ama onlara tavsiye edebileceğim diziler de var… Örneğin  “Vatanım Sensin”, “Diriliş: Ertuğrul”, “Bodrum Masalı”, “Savaşçı”, “İsimsizler”, “Söz”, “Kösem Sultan”, “Hayat Şarkısı”,”İçeride”, “TRT Belgesel” ve “TRT Müzik”… Dış ülkelere ihracı da yapılan bu diziler Türkiye’ye milyonlar kazandırmakta…

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





ET BUNALIMI: Müthiş et açığımız var… Pahalılığın bir nedeni de bu… Yoksullarımız et yiyemez oldu… Açığı kapatabilme adına Güney’den tetiklenen kaçakçılık almış başını gidiyor… Yakalanan etler imha ediliyor, milli servet de gidiyor… Ya yakalanamayan kaçaklar? Onların ne kadar sağlıklı olabileceği kaçakçılığın şartlarından belli… Bazı restoranlar, et ürünlü kimi yemeklere kaçak domuz etini de katmakta… Kontrol eden kim?.. Müslüman mahallesinde salyangoz!..
Bir et bunalımımız olduğu ortada. Be hey yöneticiler; işte çare de ortada: Neden et ithalatını serbest bırakmıyorsunuz hâlâ?
                                                                              *             *             *
EKONOMİK DURUM: Bakanımız Hamza Ersan Saner Sosyal Sigortalarla ilgili konuşurken “13’ncü maaş kalkmayacak” dedi. Vallahi ekonomik gidişat o ki, sadece 13’ncüye değil, 14’ncü maaşa da ihtiyaç var… Halk büyük geçim sıkıntısı ve borç içinde…
Ama, zenginle yoksul arasındaki uçurum gittikçe derinleşir ve giderek orta direk silinirken, sadece devletten maaş çeki alanlar düşünülmemeli. Esnaf da, özel sektör mensupları da bu ülkenin insanlarıdır. Ekonomik sıkıntıların büyüğünü ise genellikle onlar çekmekte. Devletin o kesimler için de artık bir şeyler yapmasının zamanı gelmiş ve hatta geçmiştir bile… Açlık sınırı altındaki nüfusun sayısı büyümektedir…
                                                                              *             *             *
MANİTU: “Bismillahirrahmanirahim”in öz Türkçesi “Esirgeyen, bağışlayan Tanrı adıyla” demektir. Keşke hep öz Türkçesini söylesek… Ne dediğimizi ve neyi dilediğimiz tam olarak bilebilmek için… Tanrı öylesine güçlü bir kavram ki, en ıssız köşelerdeki insanların bilincine bile din bilgisi olmadan ulaşabilmiştir. “Ateistim” diyenlerin bile sıkıştıkları anda dillerinde ve gönüllerinde yankılanmıştır…
Örneğin Kristof Kolomb Okyanusu aşıp o günlerde bilinen dünyamızdan Amerika kıtasına ilk ulaştığında, dinlerden ve peygamberlerden zerre kadar bilgisi olmayan ora yerlilerinde bile Tanrı bilincini keşfetmişti o yepyeni dünya ile birlikte… Yerliler “Manitu” diyorlardı ve “Manitu” da onların ilkel ve doğal kültüründe Tanrı’dan başka bir şey değildi… “Tanrı”yı temsilen diktikleri gösterişli simgelerin önünde yerlere yatıp ibadet ediyorlardı.
Bunları yazan ben asla dinci değilim, ama kesinlikle Tanrı’cıyım… “Tanrı” Allah’ın öz Türkçesidir…
                                                                              *             *             *
TÜRKLÜK KÜLTÜRÜ: “Bir ülke ki toprağında başka ilin gözü yok, / Her ferdinde mefkûre bir, lisan, adet, din birdir… / Mebusânı temiz, orda Boşo’ların sözü yok, / Hududunda evlâtları seve seve can verir, / Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!..”
Neden sundum yukarıdaki dizeleri? Toplumumuzu bir kimlik bunalımı kemirirken, Türklüğün bir kültür olduğunu vurgulayabilme adına sundum…
Evet, Türklük bir kültürdür. Diğer milletler gibi… Diğer etnik kültürlere saygısı olanlar, bu kültüre de saygılı olmalı…
Ziya Gökalp bir Kürt olduğu halde bu kültürün en büyük savunucusu oldu. Yaşar Kemal bir Kürt olduğu halde kendini dünya çapında üne ulaştıran başyapıtlarını Türk dilinde yazdı.
Nitekim yukarıda sunduğum dizelerin altındaki imza, Kürk kökenli Türk aydını Ziya Gökalp’tan başkasına ait değildir…
                                                               *             *             *
MAKARİOS’U ANIMSAMAK: Kıbrıs Türk – Rum ortaklık cumhuriyeti yeni kurulmuş, Başpiskopos Makarios bu genç cumhuriyetin başkanı olmuştu. Yabancı basına demeç üstüne demeç, söyleşi üstüne söyleşi veriyordu. İngiliz bir gazeteci de şu soruyu sormuştu Makarios’a: “Sayın Cumhurbaşkanı, şimdi bu ortaklık cumhuriyeti sayesinde Kıbrıs’ta bir ‘Kıbrıslı milleti’ mi oluştu?”
Makarios’un Kıbrıs literatürüne geçen yanıtı şu olmuştu:
“Ne münasebet. ‘Kıbrıslı’ var gerçi, ama o dünyaca ünlü Kıbrıs eşeğidir.”
Makarios’un hiçbir dediğine katılmayan, hiçbir söylediğini beğenmeyen Türk lider Rauf Denktaş, adamın bir tek bu açıklamasını beğenmiş ve onaylamıştı… Ve Denktaş, kimlik üzerinde kendisinden açıklama yapması her istendiğinde, Kıbrıs nüfusunun genelde Türklerle Rumlardan oluştuğunu Makarios’un bu anekdotu eşliğinde anlatırdı.

 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





SAMİMİYETSİZLİK: Cumhurbaşkanımız Mustafa Akıncı 2 Nisan gecesi düzenlenen yemeğe katılmadan önce Serdarlı’da yaptığı konuşmada masadaki Rum samimiyetsizliğini çok ciddi örnekler vererek ve kırgın bir dille eleştirmişti… Sanırım kapıları vurup gitmemek için Rum Lider Nikos Anastasiadis o gece kendini zor tutmuştur!..

Serdarlı Festivali’ndeki konuşmasında Akıncı’nın vurguladığı bazı samimiyetsizlikler şunlardı: Güven yaratıcı önlemler konusunda Rum tarafı boyuna yan çizdi… GSM işbirliği çalışmaları son aşamaya getirildiği halde onlar tarafından bir yasa bahane edilerek uygulamaya geçilemedi. Elektrik enerjisinin birleştirilmesi çalışmalarını “İhtiyaç duyduğunuzda size elektrik veririz” gerekçesiyle sonuçsuz bıraktılar… Sınırlarda yeni kapıların açılmasına engel çıkaran da Rum tarafıdır… Öğrenci ve öğretmenlerin karşılıklı okul ziyaretleri projesini “Siz geliniz, ama biz sizin okullarınıza gelmeyiz” gerekçesiyle durduran da Rum tarafıdır…

Samimiyetsizlik her zaman uzlaşmazlığın ve güvensizliğin sırıtan suratıdır…

                                                               *             *             *

LEFKOŞA GÖZLEMLERİ: Geçen gün Lefkoşa’yı turladım… Yollar asfaltlanıyor, ne güzel… Kaynak Türkiye’den.. Teşekkürler Türkiye’m… Girne Caddesi’ndeki görmüş – geçirmiş ve şimdilerde boşaltılmış tarihi Polis Merkezi Binası da perdelendi, baştan başa restorasyona alındı sessiz sedasız… Restorasyon tamamlandığında Girne Caddesi’nin çehresi değişecek, cazibesi yükselecek… Yeni asfaltlanan “Polis Sokağı”na girip “Işık Kitapevi”ne de uğradım. Işık’ın yandaki, Samanbahça girişi üzerindeki sarı taştan yeni binası da tamamlanma aşamasında. Hele tamamlansın, ne güzel kültür ve sanat etkinlikleri düzenlenecek bu mekânda…

Projenin ilerlemesinde sıkıntılar yaşadığını saklamayan Nahide Merlen’i Lefkoşa sur içini terk etmeyerek otantik tarihimizi oralarda yaşatma kararlılığından dolayı bir kez daha kutlarım…

İçinde pek gezmesek – tozmasak da, bu çilekeş sur içi Lefkoşa bizim…

                                                                              *             *             *

O TAŞ HÂLÂ ÇIKARILAMADI: Baksanıza, sanki bir matahmış gibi  o yıldönümünü nasıl da coşku ve gururla kutluyorlar!.. 62 yıl önce 1 Nisan’da EOKA ilk bombalarını patlatmış ve Kıbrıs tarihinin dönüm noktalarından birine gelinmişti.

Gözünü kan bürüyen delilerin o gün kuyuya attığı taş, bugün oldu hiçbir akıllı tarafından oradan çıkarılamadı… Ve Kıbrıs sorunu da sürdürülebilir bir çözüme kavuşturulamadı.

ENOSİS hedefli EOKA’nın neden olduğu 62 yıllık faciada yaşamını yitiren tüm insanları saygı ve hüzünle anarım…

                                                                              *             *             *

ORTADOĞU REZİLLİĞİ: Pardon yani; Türkiye emperyalizmin taşeronu mu? Mehmetçiğin terörden canı pahasına temizleyerek huzura kavuşturduğu Suriye topraklarına ABD’nin, AB’nin ve Rusya’nın desteğiyle Kürdistan Bayrağı çekilirken, 3 milyonluk Türkmen halkı da o netameli coğrafyada kaderiyle baş başa bırakılıyor..

Lütfen buraya yazınız: Kürdistan bayrağı çekilen bölgelerde İsrail bayrağının dalgalandırılacağı günler de gelecek!.. Emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesi bunu öngörür…

Kürtler de büyük bir emperyalist oyunun taşeronu oluyorlar aslında… Oysa tek çareleri vardır; o da kardeşleri Türklerle iyi geçinmek ve dayanışma içinde olmak…

                                                                              *             *             *

PES YANİ: Sabrı bir kez daha taşan TC Büyükelçisi Derya Kanbay, geçen hafta kendisini ziyaret eden Gazeteciler Cemiyeti heyetine su dramımızın sorumlusunun projelere lakayt kalan devlet yetkililerimiz olduğunu açıkladı. Sitemle açıklanan acı gerçek şu ki, su konusunda hazırlanan projeler tozlu raflara terk edilmekte… Büyükelçi Kanbay, su ulaştırma hatlarına yapılan sabotajlardan da esefle söz etti…

Yalnız su mu? Daha nice toplumsal dramımızın nedeni bu lakaytlıklar ve sabotajlardır… İlle de şu sabotajlar!.. Pes yani!… Halkımızı ve ülkemizi kasıtlı olarak dibe çeken sabotajcı eller kırılmadıkça bu adada hayır yüzü görmeyeceğiz… Halk ve ülke düşmanları içimizdedir… Sözlüklerde “Hain” sözcüğünün de net bir anlamı vardır ve o anlamla artık cesaretle yüzleşebilmeliyiz… Ne demek kardeşim ülkeye sabotaj?

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





HALİMİZ DUMAN: Bolca üniversitemiz, gazetemiz, TV kanalımız, gazinomuz, gece kulübümüz, yıldızlı otelimiz, restoranımız, barımız, havuzlu villamız, Mecedes’imiz, BMW’miz, harika ve pahalı akıllı telefonlarımız, dumanı hep üstünde mangalımız, en lüks emtiayla donanmış market raflarımız  var… Var oğlu var… Say sayabildiğin kadar… Yine de toplumsal mutluluktan uzağız. Bu uzaklığımızın acı yansımaları her gün çeşitli şekillerde su yüzüne çıkmakta…

Demek ki mutluluğun henüz ulaşamadığımız daha başka kaynakları var… O kaynaklara erişip o kaynakları içselleştiremediğimiz sürece halimiz duman… Toplumsal mutluluk nanay!..

                                                               *             *             *

BERBAT ORGANİZASYON: Birleşmiş Milletler’in Mülteciler Yüksek Komiserliği iyi niyet elçisi Angelina Jolie gözlemlerini dünyaya “BM kusurlu bir organizasyon” şeklinde açıkladı.

Biz Kıbrıslı Türkler bu acı gerçeği 1964’ten bu yana hep söyleriz de, dinleyen kim!.. Sakalı yok, ama belki Angelina’yı dinlerler…

Adına “Birleşmiş Milletler” denilen bu ucube, sorunları sektör haline getirip beslemelerini bu sektörden nemalandırmaktan başka bir şeyi beceremiyor kurulduğu günden bu yana…

ÖRTÜŞEN VİZYON: Angelina Jolie’nin bu saptamasını deneyimli ve donanımlı, ama “müşavir” diplomatımız Dilek Yavuz Yanık çok önceden yapmış ve paylaşmış bir arkadaşımız… BM’nin aynen Angelina’nın söylediği türden bir organizasyon olduğunu onun kaç kez seslendirdiğine ve sosyal medyada yazdığına tanıklık ettim…

Yoksa bu konudaki tiyoyu Angelina’ya veren Dilek Hanım mı?!..

Donanımlı diplomat arkadaşımız Dilek Yavuz Yanık’ın bu konuda bana son dedikleridir:

“BM’nin dünyadaki herhangi bir siyasi sorunu çözmüşlüğü var mı? Açlığın, salgınların, ilaçsızlığın ve benzeri sorunların önüne geçebildi mi? Bu tür problemlerle mücadele eder görünüp aslında misyonunun hiçbir gereğini yerine getiremeyen, tamamen siyasileşmiş bir organizasyon durumundadır. Angelina Jolie’nin demek istedikleri aynen bunlardır…”

Jolie ile Yanık’ın vizyonu aynen örtüşüyor…

                                                               *             *             *

PULYA KATLİAMI: Rum komşularımızın çevre barbarlığını ne üyesi oldukları AB, ne de İngiliz’in militarist gücü durdurabiliyor. Geçen Sonbahar’da sadece İngiliz Egemen Üsleri’nde öldürülerek restoranlara ve içki sofralarına gönderilen pulya kuşlarının sayısı 800,000…

Pulya kuşları, Güney Kıbrıs gastronomisinin geleneksel tatları arasında… Yasa dışı bir tat!.. O minik yağlı kuşçukları yerel sofralarda tüketmekle kalmıyorlar, kavanozlar içinde ihraç da ediyorlar.

Bu çevre ve doğa karşıtı katliam konusunda Güney Kıbrıs AB’den muhtelif zamanlarda uyarılar da aldı. Uyarılar karşısında Rumlar kim kime, dum duma modunda!.. Görelim bakalım bu konuda duyarlı olduğunu iddia eden AB şimdi nasıl bir yaptırım uygulayacak!..

Lütfen anımsayınız: İngiliz üs makamlarının ekipleri, kendi egemen bölgelerinde üzerlerinde ökse kurulan çalılıkları ortadan kaldırmaya kalkıştığında öfkeli Rumlar tarafından kuşatma altına alınarak linç tehlikesi yaşamışlardı yakın geçmişte… Besbelli Güney Kıbrıs’ta pulya avcılığı için amansız bir sektör oluşturuldu…

                                                               *             *             *

GÜNEŞ SANTRALI: Elektrik mühendisi okurum Murat Cebeci’nin ODTÜ’nün projeleriyle ülkemize damgasını vurmaya hazırlandığına ilişkin haber ve yorumlar üzerine gönderdiği görüştür:

“Yaklaşık 250 milyon dolara yapılacak güneş enerjisi santralleriyle tüm KKTC’nin elektrik ihtiyacı karşılanabilirdi. Yapılmadı, yapılmıyor. Dilerim artık bu proje gündeme gelir. Türkiye’den bu konuda uzman büyük firmalar ve KKTC ‘deki üniversiteler bu projeyi gerçekleştirebilir. Acilen bir master plan ve fizibilite çalışması gerekir. Fazlara bölünecek bu projeyle Türkiye’den hibe alınabilinir. Ve KKTC enerji sorununu yüzde 100 güneş enerjisiyle çözüp, Texas gibi tüm dünyada marka olur. 6 yıllık inşaat projesinde yaklaşık 4000 Kıbrıslı, ekmek yer. Ardından santralleri işletmek için 400 kişilik bir istihdam açılır.

Oysa bakıyoruz da KKTC üniversiteleri araba üretmek peşinde. Araba üretmek kolay fakat satmak zordur, koca Toyota firması Avrupa’ya araba satamıyor. Ancak yüzde 4 pazar payına sahip. Boş işlerle uğraşmasın KKTC üniversiteleri. Adada nerdeyse gençlerin yarısı mühendis fakat uzmanlaşmadan mesleklerinden soğutulup, emlak ve turizm gibi işlere zoraki sokuluyorlar. Ya da göçe zorlanıyorlar. Sonra da bir AB sevdası!.. Sanki AB’ye girildiğinde bizim ağustos böcekleri bir günde karıncaya dönüşeceklermiş gibi!..” 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





FACİA: O trafik kazasının acısı daha bir katlandı. Trafik canavarının kurbanı Kâmil Göktepe’nin eşi Tamay Hanım da 30 yaşında kalp krizinden gitti sevgili eşinin arkasından… Duyarlı insanların gözyaşları sel oldu… Nasıl olmasın ki?.. İki minik yavru anasız – babasız kaldı… Düşünün şimdi o masum ve mağdur yavruları nasıl bir hayatın beklediğini!.. Tüm aile perişan, yıkılmış… Kelimenin tam anlamıyla facia!..
Ben asıl trafik canavarının eline ölüm aracını veren o işverenin kendini nasıl savunacağını çok merak ediyorum. “Bizim adam aslında mutfağımızda bulaşıkçıydı. Ansızın bulaşıkları terk edip kendisi gibi ruhsatsız olan kaya yüklü kamyonun direksiyonuna geçti ve vurdu kendini ülkenin yollarına” mı diyecek?..
                                                               *             *             *
ÇARŞAF PUSULA: Dar bölge seçim sisteminden çıktık, ama şu “çarşaf liste” olayıyla bir başka çıkmazın içine girdik!..Yeni oy pusulası teknolojisi bir erken ya da normal seçimden önce çözümlenmesi gereken konudur. Hesaplamalara göre, tüm aday listelerinin yazılabilmesi için, çarşaf oy pusulasının boyu 1 metre, eni 400 santim olacak.
Ülkeye öyle bir pusulayı basacak nitelikte teknolojiyi ithal edebilmek için 1 milyon 350 bin Euro gerekiyormuş. Seçimlerle ilgili baskıların sadece Devlet Basımevi’nde yapılması da yasal zorunluluktur…
                                                               *             *             *
KIBRIS RUM VİZYONU: Tutun ki görüşmeler yeniden başladı. Yapılan son anketlerde belirlenen şu Rum vizyonu karşısında ne olabilir ki artık o masada? Lütfen anket sonuçlarından çıkan tabloya bir bakınız: 1-Rumların % 91’i, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın müzakerelerden ayrılma konusundaki nedenlerinin yeterli olmadığını düşünüyor. 2 – Rumların% 82’si Akıncı’nın endişelerinin yersiz olduğunu düşünüyor. 3 – Rumların q’i Akıncı’ya hiç güvenmiyor. 4 – Rumların % 75’i, müzakerelerden ilk ayrılan kişinin Akıncı olduğuna inanıyor. 5 – Rumların % 77’lik bölümü Rum Meclisi’nin ENOSİS Plebisiti’nin kutlanmasıyla ilgili kararının değişmesini istemiyor.
(Anket: “Kıbrıs Üniversitesi” – Kaynak: “Simerini” gazetesi)
                                                               *             *             *
İŞE BAKIN: Rum eğitimcilerin yaptıklarının tam aksine, yakın tarihin ayrıntılarını “şovenizm”dir diye bizim ders kitaplarından silin, sonra da “ENOSİS aslında Rumların İngiltere’ye karşı verdiği bağımsızlık mücadelesiydi” diye kurmaca ve ENOSİS’çi bir tarihi genç belleklere kazımaya çalışın!.. Bunun adı da “barışcıllık” ise eğer, pes!..
                                                               *             *             *
TAŞ OCAKLARI: “Taş Ocakları” konusunda bu köşede yayımlanan yorumlar üzerine eski bakanlarımızdan Özel Tahsin’in gönderdiği şiiri teşekkürlerimle paylaşıyorum:
“Yıllardır dillerden düşmez şu dağ yağması / Dağların ne beyni kaldı, ne sevecek kucağı / Her gelen Hükümet, ‘koydum’ dedi ‘yasağı’ / Hiçbir şey olmadı, doğa yedi dayağı / Beşparmaklar’ın gitti güzelliği, / Kaldı manzaraları çok bayağı / Karış karış satıldı, bu vatan toprağı / Halk seyrederken, bazıları yedi Kaymağı / Belki kurtulurdu o dağlar / Oralara da çizilseydi bir Türk Bayrağı…”
 

 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





POPÜLİZM BİLE DENMEZ: Ceplere yöneltilen orantısız saldırıdan başka bir şey olmayan harç zamları tepki toplayınca maliyeden sorumlu bakan “ben yurt dışındayken oldu, icabına bir bakarız” diyecek…
İş yeri güvensizliği şantiyelerde başını almış giderken ve kimi bilim insanı bize “bir deprem olsa nice apartman yerle bir olacak” mesajları gönderirken, çalışma hayatından sorumlu bakan, denetlemek sanki görevi değilmiş gibi “denetlesek tüm inşaatlar durur” diyecek…
Makam odası kendilerini “mağdur” sayan tarımcılar tarafından saatlerce işgal edilen tarımdan sorumlu bakan parmak ısırtan eylemi önemsizleştirip “bir şey yok, sadece çay ve kahve içiyoruz” diyecek…
Örnekleri daha da çoğaltabilirim… Ama hiç kimse kusura bakmasın; bu yapılanların adına “popülizm” bile denmez, daha başka şeyler denir… Devleti yıpratmak ve sağduyu sahibi yurttaşların esef duygularını kışkırtmak pahasına acaba kaç oy garantilenir?
                                                                              *             *             *
İŞSİZLİĞİN ANATOMİSİ: Ülkemizde 43 bin küsur kayıtlı yabancı çalışan ve 12 bin KKTC’li işsiz var. Bu tablonun analizini gerçekçilikle yapmamız gerektiğini belirttiğimde bir işveren olan Hüseyin Perçiner dostumdan gelen yanıttır, buyurun:
“Herkesi kastetmiyorum ama bazı insanlar iş beğenmiyor.’Özel sektörde çalışacağıma evde yatırım daha iyi’ diyen insanlar var. Kamuda çalışmıyorsa ‘işsizim’ diyen insanlar var. Bunun yanında bir de ‘sömürü’ye’ alışmış işverenler var. Muteber iş adamı kılığında tefeciler de var. Her türlü haksızlığa kulak tıkayan idareciler de var. Ne ararsan var…” 
                                                                              *             *             *
RUH SAĞLIĞIMIZ: 2016 yılı içinde, 4,000’i çocuk, 18,540 kişinin Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nden tedavi ve destek alması hepimizi derinden düşündürmeli… Nüfus oranımıza vurulduğunda ürpertici bir sonuç… Ki, özel kliniklere başvuranlar ya da hiçbir doktora başvurmayanlar bu rakamın dışında…
Madde bağımlılığı ve şizofreni gittikçe yaygınlaşıyormuş… Merkezi Cezaevi’nde çile çekmekte olanların çoğunluğunu da uyuşturucu bağımlılarının oluşturduğunu en yetkili ağızlardan duymaktayız…
Ruh sağlığımız konusunda toplumsal duyarlılığımızı takınmamızın zamanı gelmiş de geçmiştir bile… Nedir ruh sağlımızı bu kadar bozan?… Kimlerdir ruhsal durumlarımızla oynayanlar?.. Gençler neden soluğu uyuşturucuda almaktadırlar? Ortak akılla bu soruların nedenlerini aramamız gerekmez mi? Nedenleri ortadan kaldıracak yerde toplumun göz göre göre çürümesini mi bekleyeceğiz?..
Bu konularda aslında Güney Kıbrıs’ın durumu da pek parlak değil… Alınan bilgilerden edindiğimiz gözlem budur… Ama bizim kendi evimizin içine bakmamızda yarar var…
                                                               *             *             *
EİDE ZOR DURUMDA: Rum komşularımız “kendi diplomatik prestiji uğruna Cenevre fiyaskosunu düzenleyen ve danışmanı olduğu BM Genel Sekreterini bile bu başarısızlık karşısında zor durumda bırakan” Espen BarthEide’yi “istenmeyen kişi” olarak ilan ettiler. (Kaynak “Simerini” gazetesi.)
Rum komşularımız haksız da değiller yani… Nobel Barış Ödülü hayaliyle yürütülemez bazı işler. Gerçekçi olmak, hayal tacirliği yapmamak gerekir. Yoksa gün gelir hayal pazarladığın insanlar seni harcarlar…
İşin aslına bakacak olursak, Güney Kıbrıs’ta “persona non grata” (istenmeyen kişi) muamelesine maruz kalmış diplomatların sayısı dudak uçuklatır… Onlar arasına şimdi bir de Eide katılmış… pek de önemsenecek bir konu değildir… Rum komşularımız için olağan işlerdir bular!.. Zaten onlar Kıbrıslı Türklerin tümüne de “istenmeyen kişi” gözüyle bakarlar!..
               
 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





KİMYASAL BULUTLAR: Küçük Kaymaklı’daki Devlet Laboratuarı’nda çıkan o esrarengiz yangının hemen arkasından Sağlık Bakanımız Dr. Faiz Sucuoğlu havamıza karışan zararlı kimyasal dumanlar konusunda halkı uyardı. Yerinde bir uyarıydı bu…

Da, dar gelirli insanlarımızın ısınabilme adına ellerine ne geçerse odun sobalarında yakmakta olmalarına ve bu olayın bacalardan sürekli salgıladığı zehirli dumanlara ne buyurulur?

Dar gelirli insanlar likit gazın, gazyağının ve elektriğin astronomik fiyatlarından dolayı, ısınabilme adına en sağlıksız yöntemlere başvurmakta…

Her kış mevsiminde yaşamaya mahkûm edildiğimiz ölümcül bir hava kirliliği var ki, gittikçe büyüyor… Hükümetin bu çevre felaketine karşı üreteceği çözümleri bekleriz.

*             *             *

ANASTASİADİS’E: Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis “Orduların varlığı ve garantiler sistemiyle Kıbrıs sorununa çözüm bulunması mümkün değil” dedi.

Öyleyse siz önünüze gelen her ülkeyle neden ittifak anlaşmaları yapıyorsunuz Sayın Anastasiadis?

Ha bakın, garantiler konusunun çağdaş bir olgu olmadığını öne sürmekten de artık vaz geçmenizi dilerim. Yoksa çağımızda hangi ülkelerin hangi ülkelere resmen garantörlük yapmakta berdevam olduğunun çetelesini bir kez daha buraya taşımak durumunda kalırım..
 

                                                               *             *             *

ERSÖZ VE ÖZEL: Geçen hafta iki isimsiz kahramanı daha toprağa verdik. TMT mensubu, bereketçilerin getirdiği silahların direnişçilere ulaştırılmasında büyük emeği geçen emekli polis çavuşu Ekrem Ersöz (Lefkeli Ekrem Çavus ) ile adeta çocuk yaşında TMT andı içerek direnişe katılan 55. Bölük komutanlarından Oskay Mehmet Özel’i toprağa verdik. Özel, Girne Caddesi’nin ünlü berberi Ramiz Bey’in oğlu…

Ta İngiliz sömürge yönetimi dönemlerinden başlayarak halklarının güvenliği ve esenliği için canları avuçlarında mücadele eden bu gibi özverili kahramanlar eğer Rum toplumunun bireyleri olsalar, anıtları dikilirdi. Bizler ise vefasızlığın içinde boğulmakta, “şovenizmdir” iddiasıyla genç nesilleri tarihimizden ve o tarihin özverili kahramanlarından bile kopartmaktayız…

Tarihinden utanan ve kopartılan bir nesli hiçbir toplum, hiçbir millet yetiştirmedi, yetiştirmez… Bizden başka… Ersöz’le Özel’in ışıklarda uyumalarını dilerim.

                                                               *             *             *

VAY BE: Kanlı Noel’in yıl dönümünde “gayri resmi tarihçiler” 53 yıl önce ortaklık devletini bırakıp kaçanın Türkler olduğu saçmalığını bir kez daha seslendirerek kendi yazdıkları o gayri resmi tarihin aslında palavradan başka bir şey olmadığını kanıtladılar.

Olaya onların mantığından bakacak olursak, demek ki 13 maddelik dinamit gibi anayasa değişikliklerini hazırlayan ortaklık devletinin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Fazıl Küçük, Akritas Planı’nı yazıp uygulayan da TMT’nin Bayraktarı idi!..

Mezarlarına “şehitlerimiz” diye çiçekler bıraktığımız yüzlerce insanımız da devletten kaçmamızın elemine dayanamayarak teker teker intihar edenlerimiz idi. Vay be, vay be!…

Yadsınmaz gerçek şu ki, yaşananları inkâr etmenin adını kimileri “gayri resmi tarih” koymaktadır.

                                                               *             *             *

HOPPALA: Güney Kıbrıs Rum siyasetinin 5 partisi bir panelde ortak görüşte buluştu: Çözüm sonrası Rum toplumunun aleyhine olacakmış!..

Hoppala!.. Samimi bir saptamamı mı bu, yoksa Kıbrıs Türk halkını daha bir çözümcü ve “evetçi” yapma yönünde yeni bir algı operasyonu mu?!.. Numaraları hiç bitmez bu komşularımızın!..

                                                               *             *             *

ZAMANIDIR: Bir AB çözümünde, sendikalarımızın “kazanılmış haklar” dediklerinin hali ne olacak? Bu soru sorulduğunda tabii ki gündeme alınması gereken konulardan biri de, sendikalarımızla ilgili yasalar… O yasaların yığınla maddesi AB kriterlerine uymuyor. Rekor düzeydeki sayılarıyla, kamu görevlilerinin ve emeklilerin özlük hakları ve maaşları da yine AB kriterlerine göre şöyle bir incelenmelidir diyorum… Bir çözüme doğru gidiliyorsa bu konuları da düşünmeye başlamanın zamanı gelmiştir sanırım… Çünkü olası bir çözümde kaynak açıklarımızı Türkiye’nin kapatması halleri de tarihe karışmış olacaktır…

Ha, bu arada Başbakan yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş da dedi ki “hele referandum kampanyası başlasın, AB kriterlerinde kaybedilecek kazanılmış hakları gören Şener Elcil benimle birlikte ‘hayır!’ diyecek…”

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





İNGİLİZ SİYASETİ: Siyasetin popüler figürü İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson’ı bugün ülkemizde ağırlayacağız. Siyasi kariyerinde bir dönem Londra Belediye Başkanlığı da bulunan Johnson, Türklerin akrabası olarak da bilinir… Kurtuluş Savaşı ve Mustafa Kemal Paşa karşıtı yazıları yüzünden halk tarafından linç edilen Osmanlı bakanı ve yazarı ünlü Ali Kemal’ın torunudur. BREXIST kahramanlarından Boris Johnson, şimdi Kıbrıs’ın birleşmesini sağlama misyonuyla Kıbrıs’a kadar geliyor… Bu bağlamda, Kıbrıs’taki yüksek komiserinin çabalarını yetersiz görmüş ve İngiltere’nin Ankara büyükelçisini de özel misyonla kısa süre önce Kıbrıs’a göndermişti.
İngiliz siyaseti böyle işte!.. İngiltere AB’den ayrıldı, ama ille de Kıbrıs’ı birleştirmeye çalışıyor!.. Her halükârda güvence altında tutulmak istenen nükleer İngiliz üsleri de, AB toprağında korunmuş olacak…
                                                               *             *             *
GEL DE ÜZÜLME: Avrupa’daki sanat elçimiz müzisyen Turgay Hilmi, ülkesinin yararına işler yapmak için her zaman çırpınır durur. Avrupa’dan her dönüşünde elleri doludur. Engellilerimize ve hastanelerimize modern aygıtlar taşır. Çeşitli kültürel etkinliği ülkemizle buluşturur. Birkaç gün önce de, o meşum yangından dolayı, 16 yıldan bu yana devre dışı olan Lefkoşa’daki Devlet Tiyatroları binasının yeniden inşası için gerekli paranın dörtte üçünü Almanya’daki kurumlardan sağladığını açıkladı. Ama çok acı bir sitemi var Turgay Hilmi’nin: O konuda hükümetten kaç zamandır hiçbir kıpırtı, hiçbir ilgi görememiş!..
Yani şimdi Turgay Hilmi’nin siteminde vurgulanan bu duyarsızlıkla, bu olanak da mı heba edilecek? Bu ülkede, hükümet katında sanata ve kültüre olan saygı bu düzeyde mi? Yazıklar olsun!..
                                                                              *             *             *
FİDEL VE GARANTÖRLÜK: Türkiye’nin Kıbrıs’taki garantisine karşı olanların da Fidel Castro’ya hayranlık beslediğine onun ölümü üzerine tanık olduk!.. İşte bir paradoks daha!.. Fidel Castro’nun en büyük ve daimici garantörü Rusya idi. Eğer Rusya’nın Küba devrimi üzerindeki caydırıcı garantörlüğü olmasaydı, ne Fidel Castro ve ne de Che Guevara devrimin efsanesi olabilirdi. İşte o inadına garantörlük uğruna üçüncü dünya savaşı bile çıkıyordu. ABD Başkanı John Fitzgerald Kennedy dönemindeki Rus füzeleri olayını bilmeyenlere o olayı araştırıp öğrenmelerini salık veririm. Fidel Castro ile devrimin Küba’sının Rusya’nın garantörlüğüyle çok ilginç bir haşır neşirliği vardır…
                                                               *             *             *
HİNDİLER VE İNSANLAR. ABD Başkanı Barak Obama bu yıl bir kez daha jest göstermiş ve “Şükran Günü” dolayısıyla Beyaz Saray’da kesilip fırına verilecek olan hindilerin yaşamlarını bağışlamış. Obama keşke insani bir jestte daha bulunsa ve şu Beyaz Saray’ı terk etmeden önce, sinek gibi öldürülmekte olan Suriye’deki, Irak’taki ve Afganistan’daki insanların da yaşamlarını bir bağışlasa…
                                                               *             *             *
DİLİMİZ VE YABANCILAR: Geçenlerde bir gala yemeğinde yanımda oturan gazeteci İngiliz bayana uzun süredir aramızda olmasına karşın neden Türkçeyi hâlâ doğru dürüst konuşamadığını sordum. Dedi ki; “sizin nice sözcüğünüz birden fazla anlam içeriyor. Hata yapma korkum yüzünden dilinizi öğrenmekte gecikiyorum.” Vallahi haksız değildi kadın dikkatimi çektiği o konuda!..
                                                               *             *             *
TEK GÜVENCE TÜRKİYE: İkinci Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat, eğer BM ve AB güvenceleri kabul edilirse Kıbrıs’ın Suriye’ye benzeyeceğini söyledi. Ve ekledi: “Öyle bir güvence olacaksa, olmasın daha iyi.” Bravo… Mehmet Ali Talat o televizyon söyleşisinde, keşke Srebreniska’da BM’nin oluşturduğu sözde güvenli bölgeye sığınan binlerce Boşnak’ın Hollandalı BM askerleri tarafından Sırp canilere teslim edildiklerini de anımsayıp söyleseydi.
                                                               *             *             *
RMM VE MİLİSLER: Kıbrıs sorununa güvenli, eşitlikçi ve sürdürülebilir bir çözüm araştırılırken, şaşırtıcı söylemler zincirine bir halka daha eklendi. Rum Savunma Bakanı Hristoforos Fokaides, gün gele bir çözüm olsa da, Rum Milli Muhafız Ordusu’nun dağıtılmayacağını açıkladı. RMM’den terhis olup evlerine silahlarıyla birlikte gönderilen milisler de dağıtılmayacak buna göre!.. Oh ne âlâ!.. Ne gereği var yani şimdi garantilerin ve de Türk askerinin?!… Bizi işte o RMM ile milisler güvence altına alacaklar!..

 
  

 

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





Siyasetimizin duayeni Salih Coşar’la söyleşideydim. “Sevmedim bu görüşmelerin gidişatını da, formatını da, Rum tarafından yükselen sesleri de” diyor. Kıbrıs’a Yunanistan’ı getirip Enosis uğruna tüm sorunları yaratanın Rum tarafı olduğuna parmak basan Coşar,“Bunu yapanlar Türkiye’yi işgalcilikle nasıl suçlarlar?” diye soruyor. Kıbrıs sorunu 1968’den bu yana en az 16 kez çözüm aşamasına geldiği halde, yan çizip çözümü reddedenin hep Rum tarafı olduğunu belirten Coşar, “Federasyonu telaffuz eden biziz. Onlar üniter devletten, bizi bizden çaldıkları devlete yamalamaktan söz ederler. Beklentilerini alırlarsa, bunca yaşanmışlığı yok sayıp, bizi bu topraklardan silecekler” diye devam ediyor. Salih Coşar, nasıl bir siyasal çözümü öngördüğünü de şöyle açıklamakta:

“Adanın yüzde 37’lik toprağı bizde. Onlara en fazla yüzde 7’lik bir toprak verilebilir. Zaten Güney Kıbrıs’ta takas konusu olabilecek 400 bin dönümlük toprak bıraktık. Geriye kalan Rum mallarının parası da bir şekilde ödenebilir. Türkiye de ödeyebilir. AB bile Mal Tazmin Komisyonu için karar çıkardı. Komisyonun işlevi sürdürülsün. Ama görüyorum ki Rum tarafının çözüm niyeti yok. Çünkü adayı baştan başa Elen toprağı olarak görüyorlar.”

*             *             *

KASULİDİS VE ERTUĞRULOĞLU: Bizim Dışişleri Bakanımız Tahsin Ertuğruloğlu’nun konuşmalarına adeta ambargo konuldu. Ne zaman konuşsa,  Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan sert tepkiler gelir… Hatta bir seferinde seçilmiş Dışişleri Bakanı Ertuğruoğlu’na Cumhurbaşkanı Akıncı “sen benim muhatabım değilsin” diye çıkıştı… Cumhurbaşkanımız o çıkışmasında “muhatap”ı olarak gösterdiği KKTC Başbakanı’yla da restleşti ya daha sonra…

Neyse; o hiç susmayan, ağzı kapanmayan Rum Dışişleri Bakanı Yuannis Kasulidis’e ne buyurmalı? Bu zat her konuştuğunda tıpkı Başpiskopos Hrisostomos gibi görüşme sürecine dinamitler savurur…  Anastasiadis’in söylemekten çekindiklerini bu Kasulidis seslendirir… Son demecini de gördünüz herhalde… “Bir Türkiye üssünü de, Türkiye’nin garantörlüğünü de asla görüşmeyiz” diye buyurdu…

Bilmem bu zatın hırçınlıklarını hiç değilse özel görüşmelerinde Akıncı Anastasiadis’e şikayet eder mi!.. Şikayet etmiş olsa bile işte Kasulidis hiç susturulmuyor. Üstelik Güney’de başkanlık sistemi var ve Dışişleri Bakanı’nın tartışılmaz patronu Başkan Anastasiadis’tir… Yani patronu isterse anında onu susturur… Çünkü onun her dediği patronunu bağlar…

                                                                              *             *             *

BELEDİYE FATURALARI: Lefkoşa Türk Belediyesi’nin para darlığı içinde olduğu bilinen bir şey… Ama böylesi de olmaz ki… Faturada belirttikleri ödeme süresi henüz dolmadan Lefkoşalılara bir fatura daha dayatıyorlar!.. Kafaları karıştırıyorlar… Örneğin son ödeme tarihiniz olan 26 Ekim’e daha ulaşmadan, o tarihe 10 gün kala alın size bir fatura daha!.. Üstelik son ödeme tarihinin dolmasına daha 10 gün varken, bakiyeyi de gösterip sizi “borçlu” durumuna düşürüyorlar.. Olmaz ki böyle iş!.. Yakınmalar çoğaldıkça çoğalıyor…

                                                                              *             *             *

O PARK PROJESİ: Ortaköy’de “Dr. Zerrin Akalın” adı verilerek parka dönüştürülmek istenen alana 3 yıl önce

örgütlenen mahalle sakinleri tarafından yüzden fazla fidan dikildiğini, ama bakımsızlıktan bu fidanların tümünün de kuruduğunu ve bir hafta öncesine kadar ihmal yüzünden o alanın çevreye sorunlar saçan bir cangıldan farkı olmadığını anımsatmak gereğini duyuyorum. Alanın çevresine öyle bir kaldırım döşendi ki, her yıl üzerinde biten yabani otlardan ve dikenlerden dolayı dağ başındaki tarlaya dönüşür, çevre sorunu olur. Böyle kaldırım mı döşenir? Dilerim merhume Dr. Zerrin Akalın’ın anısına bu kez bu park projesi yaşatılır. Yakından izleyeceğiz… Belediye ekipleri bakalım düzenli olarak gelip parkı yaşatmaya ve geliştirmeye çalışacaklar mı!..

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Nokta atışları…





TÜRK PATATESİ: Tamamen yasal çerçevede Kıbrıs Türk üreticisinden patates satın alan Rum tüccarın başına gelenler, bu adada kimlerle dans etmeye çabaladığımızın yeni ve ibret verici göstergesidir. Adamın mekânı önünde tehditler ve küfürler savrulan protesto gösterilerinin yapılması yetmedi, mekânına birkaç el de ateş açıldı.

Müzakere masasında kalıcı barış ve uzlaşma adına eksersizlerin yoğunlaştırıldığı bir ortamda Türklere karşı besledikleri ırkçılığı ve nefreti bu boyutlara vardıranların, her Kıbrıs Türküne şu soruyu sordurtmaları da kaçınılmaz olmaktadır: “Bunlarla nasıl bir siyasal çözümü paylaşacağız?”

Şimdi o Rum tüccarın tavrının ne olduğunu sorarsanız, can ve mal güvenliği için bu işten vazgeçtiğini duyurmak zorunda kaldı!..

                                                               *             *             *

KURUTULAN GÖLETLER: Gönyeli Barajı da kurudu ve içindeki balıklarla birlikte yok oldu. Kuraklık bu inatçı gidişatını sürdürürse Türkiye’den gelen su da bize yetmeyecek. Tüm mekânlarımıza henüz doğru dürüst su ulaştırılamadı ve daha tarım alanlarımızın sulanması da söz konusudur…

Bir acı gerçek de şu ki, devletimiz hiç değilse gölet balıklarının yaşamasına olanak sağlayabilecek düzeydeki suyun korunmasını bile beceremiyor… Gölet suları, kullanıcılar tarafından dipteki çamuruna dek çekiliyor.

Şu sorum, hiç kimse tarafından espri olarak algılanmasın: Gölet balıklarını koruma, hayvanları koruma bilincinin ya da biyologlarımızın kapsama alanında değil mi?

Göz göre göre öldürülen, doğamızın süsü binlerce gölet balığı, intikamlarını ciddi çevre sorunları yaratarak alıyorlar. İşte Kanlıköy ve Gönyeli barajlarının kokuşmuş ve hastalıklı son durumu…

                                                               *             *             *

ÇİVİSİNİ ÇIKARDIK: Geçenlerde bizim KIBRIS gazetesinin manşetinde idi: Cep telefonlarına servet ödemekteymişiz… Sadece konuşmalarımızı, internet taramalarımızı ve mesajlarımızı düşünmeyelim… Bir de arabaların direksiyonunda cep telefonu konuşmaları yüzünden ödediğimiz bedelleri düşünelim… Para cezaları, kazalar ve maalesef can ve mal kayıpları…

Trafiğe her çıktığımızda onlarca kişiyi direksiyon başında telefonla konuşurken görmekteyiz… Hem de çoğu zaman trafiğin en kritik yerlerinde… Çivisini çıkardığımız bu ülkede bir şeyi de doğru dürüst yapmayı becerebilelim be birader…

                                                               *             *             *

HÜKÜMET VE MÜZAKERELER: Belleğimizden silinmemiştir… CTP’nin hükümette olduğu dönemde Dışişleri Bakanı Özdil Nami’nin ille de Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun müzakere heyetinde yer alması için verilen mücadele, o yıllara damgasını vuran siyasal devinimdir. Şimdi bunu neden mi yazdım? CTP saflarında “Hükümetin müzakerelerde ne işi var efendim?” kampanyasına soyunanlar var da ondan!…

                                                               *             *             *

DENETİMSİZ İNŞAATLAR: Bulunduğum yerden bir inşaat faaliyetini izliyorum: Beşinci katın beton işi de tamam… Şimdi sıcak mı sıcak bir öğle saatinde işçiler, beşinci kattan söktükleri kalıp tahtalarını inanılmaz gürültülerle aşağıya atmaktadırlar. Birkaç işçi de katta biriken molozları kürekleyip aşağıya boca etmekte… Üstelik de bu inşaatın tam önünde hastaların girip çıktığı, içeride hekimlerin ve hemşirelerin çalıştığı bir klinik var.

Bu ülkede projelerin planları çizilip onay alındıktan ve uygulamaya geçildikten sonra genellikle inşaat yerleri tümden işçilere emanet ediliyor. Başlarında ne mühendis, ne mimar, ne müteahhit, ne belediye ve ne de çevre memuru var!.. Varsın mahalle sakinleri gürültüden, toz topraktan  çılgına dönsün!.. İnşaat yapıyoruz, inşaat!… Dostlar bizi alışverişte görsün!…

Nokta atışları…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.