Rum tarafının Ada topraklarını önüne gelene peşkeş çekmesine tepkiler devam ediyor. Nikos Hristodulidis, Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın açıklamasına yanıt vererek, Güney Kıbrıs’ın uluslararası anlaşmalar imzalamaya devam edeceğini söyledi.
Bu durumda Kıbrıs sorununu müzakere etmenin bir yararı ve anlamı var mı diye sormak gerek. Herhalde BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin de bu gelişmeleri takip etmekte, kafalarında oluşturdukları sorulara yanıt vermeye çalışmaktadırlar.
Bu arada Başbakan Ünal Üstel, Rum lider Hristodulidis’e “Altından kalkamayacağınız adımlar atmaktan vazgeçin” şeklinde yanıt verdi. Üstel, son dönemde özellikle Fransa ile yapılan savunma anlaşmaları, yabancı askeri varlığın artırılmasına yönelik gelişmeler ve İsrail başta olmak üzere, farklı aktörlerle geliştirilen askeri iş birliklerinin Güney Kıbrıs’ı Doğu Akdeniz’de askeri üs ve silahlanma merkezine dönüştürme riski taşıdığını ifade etti.
Tepkiler bununla da kalmadı. Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Mehmet Dana, Hristodulidis’in üçüncü ülkelerle anlaşma yapmasının çözüm çabalarına darbe vurduğuna dikkat çekti. Dışişleri Bakanlığı da “Anlaşma yok hükmündedir” dedi. Serdar Denktaş’ın başkanı olduğu TAM Partisi’nden yapılan açıklamada da amacın, Türkiye’yi Doğu Akdeniz’den dışlamak olduğu belirtildi.
Tepkiler çığ gibi. Çünkü Rum lider gerçekten yanlış yolda. Avrupa Birliğini kullanarak, bölgede İsrail ve Fransa ile işbirliği yaparak Türkiye’yi köşeye sıkıştıracağının hesaplarını yapmakta, Girne Kalesi’ne Yunan bayrağı dikeceğini hayal etmektedir. Bunları düşünen, öngören Rum lider müzakere masasında samimi ve ciddi olabilir mi?
Demek oluyor ki, müzakere masasına otururken, dünya kamuoyunda ‘çözüm ister gibi görünerek’ algı yaratma peşindedir. Rum liderin istekleri yerine getirmeye kalkışılsa bu Ada’da Türklere sığınacak yer kalmaz. Zaten Crans-Montana’da müzakere masasını deviren, valizini topladığı gibi, Nikos Anastasiadis ile birlikte apar topar Kıbrıs’a dönen Hristodulidis’ten başka ne beklenebilir?
Bu vesileyle Hristodulidis’in bel bağladığı İsrail bir yana, Fransa’dan bahsedelim mi? gerçi ülkenin ne günahı var da, geçmişteki Fransız yöneticilerinin ve Fransız askerlerinin Anadolu topraklarında karşılaştıkları durumdan söz etmemek elde değil.
‘Hasta adam’ dedikleri Anadolu’yu parsel parsel bölerek paylaşmaya kalkmışlardı. İstanbul ve yöresi İngilizlere, İzmir ve çevresi Yunanlılara, Antep, Urfa ve Maraş da Fransızlara verilecekti.
Antep’te Şahin Bey, Urfa’da Ali Saip Bey, Maraş’ta Sütçü İmam önderliğinde örgütlenen ve savunmaya geçen bölge halkı Fransızlarla kıyasıya mücadele etmişti. Söz konusu yöreler abluka altına alınmış, yokluk ve kıtlık içinde, eski tip silahlarla aylarca vatan savunması yapmışlar ve Fransızları bölgeden uzaklaştırmışlardı.
Bu nedenle Antep’e ‘Gazi’, Urfa’ya ‘Şanlı’, Maraş’a da ‘Kahraman’ unvanları verilmişti.
Gaziantep, Şanlıurfa ve Kahraman Maraş’a selam olsun.
***
Kaybettiğimiz değerler
Gazimağusa’nın sevilen simalarından, Menteşe ailesinin çınarı Sevilay Menteşe, dün Mağusa’da son yolculuğuna uğurlandı. Jale Sakallı ise bugün öğle namazından sonra Pile’de toprağa verilecek.
Lefkoşa’nın sevilen isimlerinden Akile Topak Lefkoşa’da toprağa verilirken, Kaleburnu köyünün sevilen çınarı Hamza Sesli (91) kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Sesli, kendi köyünde defnedildi.





Yorumlar kapalı.