Geçen gün Türkiye’de ünlü bir meslektaşımızı kaybetmiştik. Necati Zincirkıran, Kıbrıs davasına önemli hizmetlerde bulunmuş tanınmış gazetecilerdendi. Uzun süre Hürriyet’te çalışmış, sonraları da Günaydın gazetesinde Genel Yayın Yönetmeni olarak görev almıştı.
Uzun yıllar önce Reşat Akar’la Atina dönüşü İstanbul’da, Günaydın gazetesine uğramış ve orada tanışmıştık Necati Zincirkıran’la. Reşat, Günaydın’ın Kıbrıs Temsilcisi olduğundan birlikte gazeteye uğramış, Zincirkıran’la sohbet etmiştik. Allah rahmet eylesin.
Kadim dostum Ahmet Tolgay’ın da geçen gün vurguladığı gibi 1950’li-60’lı yıllarda birçok kez buraya gelerek, Kıbrıslı Türklerin durumunu Türkiye kamuoyuna duyuran gazetecilerdendi.
O dönemlerde Hürriyet gazetesinin kurucusu ve sahibi Sedat Simavi’nin Kıbrıs davasına yaptığı hizmetleri unutabilmek mümkün değildir. Bir gemi seyahatinde Limasol’a uğrayan Sedat Simavi, Limasol’da (Leymosun) bazı Türklerle de tanışmış, onlarla sohbet etmiş, İstanbul’a döndüğünde de, Hürriyet gazetesinde izlenimlerini aktarmıştı. Anadolu’dan ayrı olmasına rağmen, İngiliz idaresindeki Kıbrıs Adasında Türklüğünü koruyan, milliyetçi bir Türk varlığı olduğunu yazmış ve kendilerine sahip çıkılması gerektiği yönünde yayınlar yapmıştı.
Kıbrıs Türk halkının Varoluş ve Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük, EOKA’nın saldırıları alabildiğine sürerken, Türkiye hükümetinden randevu alabilmek için Ankara’da otel köşelerinde bekliyordu. Hükümet, sırf Ada İngiliz yönetiminde olduğundan ve İngiltere ile ilişkiler bozulmasın gerekçesiyle Dr. Küçük’ü kabul etmekten çekiniyorlardı. Hatta 1950’li yılların başlarında bazı dışişleri bakanlarının “Bizim Kıbrıs diye bir meselemiz yoktur” deyişlerini unutmamak lazım.
Tüm zorluklara karşın, Dr. Küçük boş durmamış, önde gelen gazetelerin Ankara Büroları temsilcileriyle bir araya gelerek, Ada’daki durumun gittikçe kötüleşmekte olduğunu söylemiş, Anadolu’da bir baştan bir başa Kıbrıs mitingleri düzenlenmesine karar verilmişti.
Bu çalışmalarda bir dönem Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği Basın Müşaviri olan Dündar Arcayürek’in kardeşi tanınmış gazetecilerden Cüneyt Arcayürek, Necati Zincirkıran, Hikmet Bil, Milliyet’in o dönem Ankara Bürosu Şefi Ömer Faruk Demirtaş ve diğer meslektaşlarımız vardı. Karar verildikten sonra üniversite örgütleri Milli Türk Talebe Birliği ve Türkiye Milli Talebe Federasyonu ile uzlaşmaya varılmış, start verilmişti.
İşte asıl mücadele şimdi başlıyordu. Türkiye bir baştan bir başa Kıbrıs mitingleri ile çalkalanıyor, gazetelerde manşetler çekiliyor, Edirne’den Ardahan’a, Kars’a kadar Türkiye’nin kentleri “Ya Taksim Ya Ölüm-Kıbrıs Türk’tür Türk Kalacaktır-Kıbrıs Bizim Canımız Feda Olsun Kanımız” gibi sloganlarla çınlıyordu.
Daha sonraları Dr. Küçük’e Denktaş ve Osman Örek de katılmış ve halka konuşmalar yapmışlardı.
Mitingler, dönemin hükümeti üzerinde baskı unsuru yaratmış olacak ki, Dr. Fazıl Küçük’e hemen randevu verilmiş ve Kıbrıs Türk halkının içinde bulunduğu durum ve ne yapılması gerektiği anlatılmıştı.
İşte Kıbrıs Türklerine ve Kıbrıs davasına böyle sahip çıkılmıştı.
O dönem Türkiye ile Kıbrıs arasında bazı gidip-gelmeler de gözden kaçmamıştı. Örneğin Kıbrıs’ın son Serdarı Aydın Samioğlu, Poli Hürriyet Ortaokulu için Türkiye’den bir Atatürk büstü getirtmiş, ancak büst Vakıflar İdaresi önündeki bahçeye dikilmiş, Poli Hürriyet Ortaokulu’na da başka bir büst gönderilmişti.
Ankara’yı ziyaret edenler arasında, Aydın Sami’nin yanı sıra, Dr. Burhan Nalbantoğlu ile İsmail Sadıkoğlu ve daha başkaları da vardı. Ancak Cüneyt Arcayürek, Necati Zincirkıran ve Ömer Fatuk Demirtaş, Kıbrıs ziyaretlerinde genelde hep Aydın Sami, Nalbantoğlu ve İsmail Sadıkoğlu’nu sorar, onlar için ‘eski dostlar’ derlerdi. Tabii en başta Dr. Fazıl Küçük, Rauf Denktaş ve Osman Örek’i ziyaret ederlerdi. Hatta bir defasında Ömer Faruk Demirtaş’ın girişimleriyle Milliyet gazetesi adına İstanbul’dan bir uçak dolusu Türk bayrağı gönderilmişti.
Tarihin az-çok gizli kalmış bu bölümlerinden bugün kaç kişi bilgi sahibidir, bilemiyoruz. Ancak Kıbrıs Türkü’nün varoluş mücadelesi tarihi yazılırken, bu tarihi gerçeklerin göz ardı edilmemesi ve mutlaka kayda geçirilmesi gerektiği inancındayız. En azından yeni nesil bugünlere nasıl gelindiğini okusun, bilsin.





Yorumlar kapalı.