Ahmet Tolgay

Zamana oynanan izolasyoncu bir müzakere masasında dirileşme mi olur?





Düşünce üretimlerine saygı duyduğum Birikim Özgür, sosyal medyada “Sayın Tatar siz bu halka ne verdiniz?” başlıklı bir yazı yayınladı…
Bu yazısının ana fikrinde müzakere masasına oturmayan Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ı eleştiren Özgür, müzakereden kaçmanın zaman içinde KKTC’mizi Türkiye’nin vilayetine dönüştüreceğini öne sürerken, müzakere masasında olmanın da Kıbrıs Türk halkını dirileştireceğini savunuyor…
Görüşme masasından çeşitli taktikle kaçan Rum tarafına neden bir gönderme yok?!..
Diğer yandan, Rum usulü federasyonu öngören bir masada cumburlop ve iş ola oturup ve de eritile eritile Rum’un vilayeti olmaya yelken açmak daha mı iyi peki?… Ki Rum bunun adını açıkça “Osmosis”, yani “asimilasyon” koydu hiçbir çekince duymadan…
Ersin Tatar, Kıbrıs Türk halkının eşitliğine dair koşulları kabul edilmediği için uzlaşmaz ve kurnaz Hristodulidis ile müzakere masasına oturmadı…
Kıbrıs Türk halkının eşitliğini kabul etmeyenlerle masada zaman üstüne zaman yitirip nereye varılabilir?.. Ancak Rum’un bizi vilayetleştirmesine varılır… Ya da, Kıbrıs Ermenileri ile Latinlerinin durumuna varılır…
***
Kaldı ki, CTP Cumhurbaşkanı adayı Tufan Erhürman’ın da masaya oturmak için net koşulları var… Kamuoyumuzca çok iyi bilinen bu radikal koşulları da Rum’un sırf müzakere adına kabul etmeyeceği kesindir…
Tıpkı Ersin Tatar gibi Tufan Erhürman’ın da müzakere masasına cumburlop oturulamayacağına ilişkin kayda geçmiş ve hafızalara yerleşmiş o açıklamalarını göz ardı edebilir miyiz peki?…
Erhürman, Cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklarken olası müzakere süreci ve metodolojisine dair ön koşullarını peşinen şu şekilde sıralamıştır:
“* Başlangıç ve bitiş tarihi belli, takvimlendirilmiş bir süreç.
* Berlin’de kaldığımız yerden devam edilmesi; zaman kaybının önlenmesi.
* Siyasi eşitliğin pazarlık konusu yapılmaması.
* Sürecin sonuç odaklı olması; Kıbrıslı Türklerin yeniden belirsizliğe değil, izolasyonların kalkmasına giden bir sürece girmesi…”
Tufan Erhürman, ayrıca BM Genel Sekreterini referans göstererek, müzakere koşullarını özetle şöyle açıklamaktadır: “… Siyasi eşitlik, resmi müzakerelerin takvimli ve sonuç odaklı olması ve müzakerelerin yine Kıbrıs Rum Liderliğinin ayak sürümesi sonucunda başarısızlıkla sonuçlanması halinde bugünkü statükoya geri dönülmemesi…”
***
Akıntıya kürek çeken göstermelik bir müzakere masasında olmak halkımızı diri mi tutar Allah aşkına?.. Öyleyse müzakereler boyunca halkımıza ve hakkımızda uygulanan ve gittikçe yoğunlaştırılıp ağırlaştırılan izolasyonlara ne buyrulur?.. İzolasyonlar, baskılar, horlanmalar ve dışlanmalar altında dirilik mi olur?.. Bu kötü şartlarda sağlıklı ve sonuç getirici bir müzakere mi olur?..
Müzakere masasında ve Rauf Denktaş’ın karşısında Rum halkını en uzun süre temsil etmiş olan Glafkos Kleridis’in anılarını okuyanlar bilir… Bu anılar kitabında, açıkça müzakereleri bir oyalama aracı olarak kullandıklarını itiraf etmektedir Klerides…
Bu ünlü Rum siyasal figür itiraflarından birinde “1960 Anayasasını kendi lehlerine olacak şekilde düzeltecek ilk istikrarlı adımları atma fırsatını Başpiskopos Makarios’un kişisel çıkarları ve düşünceleri nedeni ile kaybettiklerini” de belirtmektedir… Neden mi?.. Çünkü Makarios’a göre Londra ve Zürih antlaşmalarının ürünü olan o anayasa ENOSİS’e sıçrama tahtalarıydı… Bu tahtayı zayıflatmak işlerine gelmezdi…
1950 ENOSİS plebisitinin Kilise ile birlikte uygulayıcısı, nice ENOSİS kararının altında imzası bulunan, Annan çözüm planına “ohi” diyen, Hristofyas eliyle Mehmet Ali Talat’ı müzakere masasında hezimete uğratan CTP’nin kankası AKEL’in efsanevi Genel Sekreteri Ezekias Papayuannu’nun da müzakere masası ürünleri olan Londra ve Zürih Antlaşmalarına dair şöyle bir vurgusu var: “Bu antlaşmalar, Helenizmin kutsiyetine hakaret anlamına gelmektedir. Yunan ordusunu, adanın Yunanistan’la birleşmesine yönelik her türlü faaliyeti bastırmak yükümlülüğü altına sokmaktadır…”
***
Tüm bu gerçekler ışığında, halkımızı çökertene kadar masada oyalama oyununa alet olmak halkımızı nasıl dirileştirir ki?…
Müzakere masasında olumlu sonuçlar alındıkça dirileşir halkımız ancak… Oysa Rum’un zamana oynama aracına dönüştürülen ve yarım asrını çoktan dolduran müzakere masasından güven yaratıcı önlem bile üretilemiyor… Rum’un Türk’ü ille de kendine ve otoritesine vilayetleştirme hırsı yüzünden… Kısaca hiç gündemden kalkmayan ENOSİS tutkusu yüzünden…

Zamana oynanan izolasyoncu bir müzakere masasında dirileşme mi olur?
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.