Tarih gerçekten de hep söylendiği gibi bir tekerrürden ibarettir… Aynı kötü şeylerin boyuna tekrarlanması ve bu yüzden insanlığın da hiç huzur bulamaması!… Bulunamayan huzur bir yana, tekrarlanan kötülüklerden dolayı insanlığın felaketten felakete yuvarlanması…
*
Bu girişten sonra, o günleri yaşamayanlara, ya da yaşamış olmasına rağmen unutanlara anımsatmalıyım: Kurucu ortakları Türkleri 1960’larda kaba kuvvetle devletten attıktan sonra Rumlar eşsiz bir militarizm sendromu içinde silahlanma histerisine tutulmuşlardı… Rahmetli Rauf Denktaş bir yandan Rum temsilci Glafkos Klerides’le görüşme masalarında akıntıya kürek çekmekte, bir yandan da devamlı olarak onları uyarmaktaydı: “Yahu ama nedir bu dur durak bilmeyen silahlanmanız?.. Bilmelisiniz ki, bu silahlanma Kıbrıs Türkü’ne karşıysa çok fazla, garantör ülke Türkiye’ye karşı ise çok azdır…”
Nitekim, Mısır’ın Abdül Nasır’ından hibe olarak aldıkları ağır silahlarla başlattıkları dur durak bilmeyen o silahlanma kampanyaları 1974 yazında felaketleri oldu… Adanın da bölünmesine neden oldu…
*
“Kıbrıs sorunu barıştan uzaklaşıyor: Diplomasi yerine silahlanma yeğleniyor…”
Bu iki özlü cümle bana ait değil… Güney Kıbrıs’ın yüksek tirajlı gazetelerinden “Alithia”ya ait…
“Alithia”nın analizine göre, Rum Yönetimi’nin NATO üyeliği ve silahlanma hamleleri, Kıbrıs sorununu çözmek yerine daha da karmaşık hale getiriyor…
Çok gerçekçi bir tespit ve çok yerinde bir özeleştiridir bu… İşte bu minval üzere hazırlanan analitik yazıda Nikos Hristodulidis rejiminin içine girdiği militarist tırmanıştan ve silahlanma histerisinden dolayı Rum halkında oluşan derin kaygılara tercüman olunuyor… Gazetenin yayınında geçmişte tüm yaşananlardan ders alınmasını ve sağduyu yolundan şaşılmamasını vurgulama var…
“Alithia”nın yaptığı uyarıcı yayını tüm ayrıntıları ile dünkü KIBRIS’ın manşet haberinde bulabilirdiniz…
*
Günceli izleyenlerin de gözünden kaçmamaktadır ki, bu bağlamda Rum halkında başlayan hoşnutsuzluk son zamanlarda Güney Kıbrıs’ta protesto gösterilerine de neden olmaktadır… 1974 travmasını üzerinden haklı olarak atamayan Rum halkı vatanlarının emperyaller tarafından askeri üsse dönüştürülmesine de karşı… Nabzını tutan anketlerde bunu seslendiren Rum halkı, savaş istemiyor… NATO’ya girilmesini de asla istemiyor Rum halkının büyük çoğunluğu… Aşırı silahlanmayı da istemiyor… Tek istediği “Alithia”nın da manşetine yansıdığı gibi, sorunların çözümü adına diplomasidir..
Ama gel de bunu Hristodulidis rejimine anlat…
Bu aşırı militarizm ve silahlanmayla adadaki hassas dengelere zarar verilmekte olduğu uyarısı da, TC Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’den geldi… Kulaklara küpe ola…
*
Güney Kıbrıs böyle de, Yunanistan’da durumlar farklı mı?.. Hiç de değil… Hassas dengelerle oynamakta olan Yunanistan’da da, bu bağlamdaki durumlar daha da beter… Türk ve Yunan yetkililer arasında birkaç buluşma ve karşılıklı ziyaret oldu diye Türk – Yunan baharının oluştuğunu sanıp toz pembe düşler kuranlara birkaç gün önce esaslı şamar geldi… Kimden mi bu şamar?… Türkiye’yi Yunan ordusuyla vurma tehdidinde bulunan şu Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis’ten…
Hazret, münhasır Ekonomik Bölge ve kıta sahanlığı konularında skandal açıklamalarda bulundu. Bu iki konuda Türkiye ile bir çözüm ihtimalinin asla olmadığını belirten Miçotakis, hiç çekinmeden küstah söylemlere imza atarak gerekirse Yunan ordusunun Türkiye’ye karşı yeniden devreye girebileceğine vurgu yaptı… Vay ki, ne vay!..
*
Miçotakis, Yunan “Vima” gazetesi tarafından düzenlenen dış politika konferansında bölgede tansiyonu yükseltecek açıklamalarda bulunmayı bir marifet saydı… Münhasır Ekonomik Bölge ve kıta sahanlığı noktalarında yaşanan anlaşmazlıklara ilişkin, Türkiye ile herhangi bir çözüm olasılığı görmediğini belirtti… “Ordumuzun geçmişte devreye girdiği zamanlara şahit oldum. Gerekirse bunu tekrar yaparız… Ancak her şeye rağmen böyle bir duruma gerek kalmayacağını ümit ediyorum” dedi.
Geçmişte Yunan ordusu Türkiye’ye karşı devreye konuldu da ne oldu?.. Bu sorunun yanıtını da verse bari o Miçotakis…
Miçotakis, Türkiye’nin “Mavi Vatan” ile ilgili görüşlerinin değişmediğinin farkında olduğunu ve Yunanistan’ın bu süreçte direngen pozisyonunu koruduğunu ifade ederken konuşmasında, “Son yıllarda Türkiye Doğu Akdeniz’de etkinliğini artırıyor. Bizim için tek anlaşmazlık konusu Ege ve Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığı ile Münhasır Ekonomik Bölge sınırlarının belirlenmesi meselesi. Kıta sahanlığımızı korumak zorundayız.” dedi.
*
Kiriakos Miçotakis’in Türkiye’ye karşı ağır sözler kullanması ilk değil… Kısa süre önce de skandal bir açıklamaya daha imza atmıştı… Bu imzanın atıldığı söylemler şöyle idi: “Yunan Albaylar Cuntası, 50 yıl önce Kıbrıs’taki milli trajedinin kapısını açtı. İstila ve işgal 50 yıldır devam ediyor. Açılan derin yara da, 50 yıldır kanamaya devam ediyor. Kıbrıs’ın kuzeyi işgalin esiri kalmaya devam ediyor. Oldubittileri kabul etmiyoruz. Tek hedefimiz işgal ordularının bulunmayacağı ve modası geçmiş garantörlüklere yer vermeyecek üniter bir devlet, yani birleşmiş bir Kıbrıs’tır.”
*
Güney Kıbrıs’ın Yunanistan’ın, ABD’nin, Fransa’nın ve İngiltere’nin askeri üsleriyle donandığını göz ardı eden Miçotakis ne Türkiye’nin garantörlüğünü, ne de Kıbrıs’ta Türk askerini istiyor… Bu konuların Türk tarafının kırmızı çizgileri olduğunu çok iyi bildiği halde…
Birdenbire coşup Yunan ordusunun Türkiye’ye karşı devreye girebileceğini saçmalayan bu Miçotakis sonuç itibarı ile Yunan’dır ve tıpkı dostu Hristodulidis gibi kaşınma krizlerine tutulması milli fıtratının gereğidir…
Dua etsinler de onları bir kaşıyan çıkmasın aniden bu gidişle!…





Yorumlar kapalı.