Yrd.Doç.Dr.Erdoğan Saraçoğlu

Adbilim çalışmalarında özel adlar alanı üzerine





Adbilim (Onomastik)
Sözcükbilim ve anlambilimle ilişkili olan adbilim, çalışmalarını iki ayrı ana dalda yoğunlaştıran tek bir alan olarak düşünüleceği gibi nitelik ve yöntem açısından birbirinden ayrılan iki ayrı alan da sayılabilir. Bu nedenle adbilim alanında gözden geçirilebilecek olan dil çalışmaları, başlıca iki grupta toplanabilir:
1. Bu daldaki çalışmalarda herhangi bir kavramdan hareket edilerek bu kavramın herhangi bir dilde nasıl anlatım bulduğu ve anlatımda hangi etkenlerin rol oynadığı incelenir. Bu alana geniş adbilim adını verebiliriz.
2. Genellikle her dilde özel ad sayılan öğeler üzerinde duran ve özel adları köken bilgisi, tarihsel gelişme yönünden ve çeşitli dil ve kültür sorunları açısından inceleyen bilimdir. Yer adları üzerinde duran dalı olduğu gibi, kişi adları, coğrafya adları üzerinde çalışan dalları da vardır.

 

Özel adlar alanı
En eski dil çalışmalarından bu yana nasıl çeşitli dillerdeki sözcükler üzerinde durulmuş, bunların özellikle köken bilgisi yönünden açıklanmasına girişilmişse, insanoğlunun merakı ve gerçeğe ulaşma isteğinden ötürü özel adların aydınlatılmasına da çalışılmıştır. Greklerde ve Latinlerde bu yolda birçok yorumlara ve yakıştırmalara rastlanır.
Oturulan kentin, yakınımızdaki dağ ya da ırmağın, ülkenin önde gelen yöneticisinin veya yeni tanıştığımız bir kimsenin adı bize bir şey anlatmıyor; özellikle konuştuğumuz dille açıklanması olanaklı bulunmuyorsa, bunu çözümleyebilmek, anlamını bilebilmek için az da olsa çaba harcarız. Bu çaba kimi durumlarda daha da büyür ve dilcilerce çözümlenmesi, yorumlanması gerekli sorunlara dönüşür.
Dilcilik tarihi boyunca değişik dillerde özel ad niteliği taşıyan öğeler üzerinde yürütülen çalışmalar, zamanla filoloji incelemeleri içinde kendine yer edinmiş, dil coğrafyası, sözcük tarihi ve lehçebilim alanlarındaki gelişmelerle uygulamaya konan yöntemler, adbilimin bu alanını da etkilemiş ve yeni bilimsel inceleme dallarını oluşturmuştur.
Adına dil dediğimiz iletişim dizgesi içinde, dilbilgisinin özel ad saydığı öğelerin öteki sözcüklerle çeşitli bakımlardan ortak nitelikler taşıdığı bir gerçektir. Bu durumu anlatabilmek için, adbilimin dalları üzerinde durmadan önce, özel adların nitelikleri üzerinde durmamız gerekir.

 

Özel adların nitelikleri
Dilbilim araştırmaları arasında doğrudan doğruya özel adların nitelikleri üzerinde, daha 20. yüzyılın başında, ünlü dilci M. Meyer’in saptadığı noktalar ilgi çekicidir. Meyer’in bu saptamaları, özel durumlar bir yana bırakılacak olursa genel olarak benimsenebilir. Şimdi bunlar üzerinde kısaca duralım.
Bilindiği gibi dünya dillerinin bazılarında, gerek özel, gerekse cins ad olsun, cinsiyet bildiren (dişilik, erillik gibi) belirtme öğeleri bulunur. Örneğin Almanya’daki Ren nehri eril, Fransa’daki Sen nehri ise dişildir. Ör. Der Rhein, la Seine. Ancak bunlar kural dışı özel durumlardır. Türkçemizde ve dünyanın birçok dilinde özel adlarda cinsiyeti belirten belirtme öğeleri kullanılmaz.
Özel adların çoğul biçimlerinin olmayışı da özel adların nitelikleri arasındadır. Ancak Türkçede bazı durumlarda nasıl Mustafa Kemaller, Sakaryalar gibi kullanımlara rastlanıyorsa, başka dillerde de çoğul biçimiyle yerleşmiş özel adlara ve bu türden kullanımlara rastlanır.
Adların ses biçimlerinin büyük ölçüde değişebilir olması da özel adların niteliği açısından gerçeği yansıtan bir yargıdır. Eğer bir adbilim uzmanı açıklamasa, Türkçede kullanılan Yahya adının Alman adı Hans ile, İngiliz adı John’la aynı kökene dayandığına inanmak güçtür. Alexandre ile İskender’in aynı kişi adı olduğunu, Sebasteapolis’in bugünkü Sivas’a, Silifke ile Mersin arasındaki Roma çağındaki Cantelis’in ise bugün Kanlı Divane’ye dönüştüğünü kimse kestiremez.
Bütün bu değişmelerin ana nedeni, bu türden özel adların, yüzyıllar boyunca farklı dil birlikleriyle söylenmiş olmasıdır. Bir kişinin veya yer adının ya da bir başka özel adın kullanım alanı genişledikçe, değişme kaçınılmaz olmaktadır.
Meyer’in, özel adların cümlenin öteki bölümleriyle ilişki kurmaksızın kullanılabildikleri konusundaki yargısı da doğru sayılabilecek bir yargıdır. Ancak hemen ekleyelim ki özel adlar bugün dil dizgesi içinde, birer birim olarak düşünülmekte, birçok açılardan öteki sözcüklerle yakınlıkları bulunmaktadır. Bu yakınlıkları şöylece özetleyebiliriz. Özel adlar her şeyden önce, başlangıçta onu kullanan dil birliğinin sahip olduğu ses dizgesinin özelliklerini taşır. Ancak başka uluslarca kullanılmaya başlandığında, bir başka dil birliğinin ses dizgesiyle karşılaşmış olur.
Örneğin Arapçadan dilimize geçen kişi adı Muhammed, hem Muhammet, hem de Türkçemizin ses uyumuna tam anlamıyla uyarak Türkçemizde Mehmet (hatta ağızlarda Memet) şeklinde kullanılmaktadır. Ayrıca bugün, Türklerin “Kıbrıs” biçiminde söyledikleri ada adı, Rumcada Kipros, Fransızcada Chypre, İngilizcede Cyprus ve Almancada ise Zyperen biçiminde söylenmekte ve yazılmaktadır.
P. Trost’a göre ise, bazı kişi adları, onları taşıyan kimselerin uyruğu veya kişinin inandığı din ile ilgili birtakım bilgiler verir. Örneğin Moşe adını duyduğumuzda bir Musevi, Tolstoy adını duyduğumuzda bir Rus, George adını duyduğumuzda bir İngiliz, Kaya veya Demir adını duyduğumuzda da bir Türk akla gelir. Ali, Ahmet, Mustafa, Hatice gibi adları duyduğumuz zaman ise uyruktan çok, bu kişilerin Müslüman olduklarını anlarız. Ediz, Nilgün, Evrim, İmge, Burcu, Bartu gibi adları duyduğumuzda ise, bunların son 70 yıl içinde etkili olmuş ad verme modalarına uyan ailelerin çocukları akla gelir.
Ayrıca ad verme sırasında kullandığımız dilin sözcüklerinden biri, en sık olarak da bir cins ismi, bir yere, bir dağa, bir köprüye veya bir göle verilince özel ada dönüştürülmüş olur. Örneğin Eskişehir, Kesik Köprü, Aksaray, Kanlı Dere, Sivri Dağ, Selvili Tepe, Çamlı Köy, Caddebostan, Kamış Gölü gibi. Bunu yabancı dillerde de görürüz: New York, Nottingham Forest, Newcastel vb.

 

Yer adları bilimi
Adbilim çalışmaları içinde en geniş yeri Yer Adları Bilimi tutar. Birçok ülkenin şehir, kasaba, köy gibi yerleşim merkezlerinin adları incelenmiş ve bu adlardaki değişmeler tarih kaynaklarından izlenerek irdelenmiştir. Yer adı araştırmalarından sadece geçmişe ait bilgiler öğrenilmemekte, dil tarihine, ülkenin etnik yapısına ilişkin ipuçları da elde edilmektedir.
Bugün Türkiye’de bir şehir adı olan Aksaray, Hitit metinlerinde Karşaura, Yunan – Roma çağlarında da Archelais Garsaura olarak geçmektedir. 15. yüzyılda bu şehrin adı bir sikkede, Aksara şeklindedir. 16. yüzyılda da şehrin adı Aksaray olur. Böylece Aksara adı Türkçeleştirilir. Bugün bu adın İstanbul’un bir semtinde yaşaması da ilginçtir. Konu araştırılınca, İstanbul’daki bugünkü Aksaray semtine, şehrin Türklerce alınışından sonra Aksaray’dan getirilip yerleştirilen halk nedeniyle “Aksaraylı Mahallesi” dendiği, adın daha sonra kısaltılarak, Aksaray’a döndüğü görülür.
Bugünkü Giresun şehrinin adı da ilginçtir. Giresun adı, bugünkü yerleşim merkezinin doğusundaki yetiştirdiği kirazlarıyla ünlü bir bölge olan Kerasos adından gelmektedir. Kirazlık anlamına gelen bu ad daha sonra Kerasunt ve en sonunda da Giresun biçimine dönüşmüştür. Bu eğilim pek çok uygarlığa beşik olan Anadolu’nun yer adlarında pek yaygındır. Türkler sonradan yerleştikleri topraklardaki eski isimlerin büyük bir bölümünü kullanmışlar, bir bölümünü de halk etimolojisi yoluyla yerlileştirmişlerdir. Buna en güzel örnek Anadolu sözcüğüdür. İlber Ortaylı’ya göre Anadolu’nun İlk adı Yunancadaki, doğudaki ülke anlamına gelen Anatolia’dır. Türkler bu topraklara yerleştikten sonra, bu adı yerlileştirerek Türkçeleştirmişler ve buraya Anadolu adını vermişlerdir.
Burdur ilinin Ağlasun köyünün ilk adı Sagalassos daha sonra Agalassos olarak kullanılıyordu. Bu isim daha sonraları yerlileştirilerek Ağlasun şekline dönüşmüştür. Aynı şekilde Farsça bâlâ (yüksek) sözcüğünün halk tarafından anlamının bilinmemesi nedeniyle, Bâlâhisar köyünün adı zamanla değiştirilerek Ballıhisar’a dönüşmüştür. Tirebolu yer adı, Yunancada üç şehir anlamına gelen Tripolis’ten gelmiştir. Denizli’nin Buldan ilçesi yakınlarındaki Derebol da aynı köktendir. Trabzon adının kökeni, bugün trapez biçiminde kullandığımız Yunanca Trapezus sözcüğünden gelmektedir. Fakat halk arasında adın kökeni ile ilgili çeşitli söylenceler anlatılır. Bu söylencelerden bir tanesinde Trabzon sözcüğünün kökü, Tuğrabozan’dır. Gücünü göstermek isteyen bir kişinin bir sikke üzerindeki tuğrayı, baş ve işaret parmakları arasına alıp var gücüyle bastırarak bozmasından dolayı bu adın verildiği düşünülmektedir. Bu söylenceye inanlar sonradan Tuğrabozan adının Trabzon’a dönüştüğünü iddia etmektedirler. Samsun şehrinin adı ise, bugünkü Samsun şehrinin bulunduğu yerde Amisos adlı koloniyle ilgilidir. Danişmentliler bu koloniyi almaya çalışmışlar ve başaramamışlardı. Bunun üzerine 3 km. ötede Yeni Amisos adlı bir kent kurmuşlardır. Bu sözcük zamanla Simisso, Samison gibi şekillere girmiş, daha sonra Samsun şekline dönüşmüştür. Maraş’ın bilinen en eski adı Markasi’dir. Bizans döneminde Marasion olarak adlandırılan bu şehir bugün Maraş şekline dönüşmüştür. Erzurum şehrinin asıl adı ise, Arz-ı Rum’dur. Rum toprağı yani Roma yeri demektir. Anadolu’ya, Rumeli denmesi gibi. Bütün bunlar Roma dönemindeki Romalılaştırma politikasının bir sonucudur.
Bugün yer adları bilimini kültür tarihinin yardımcısı olarak görenler, onu tarihin çerçevesi içinde değerlendirmektedirler. Bilindiği gibi bugün Türkiye Türkçesi’nin söz varlığı ortalama olarak 50 bin sözcük dolayındadır. Biz, çeşitli ses ve biçim değişmelerini ya da özelliklerini incelerken bu söz varlığını temel olarak alırız. Ancak Türkiye’de bugün 50 bin söz varlığının dışında 40 bin kadar köy adı bulunduğu, öte yandan semt, mahalle, dağ, akarsu ve kişi adları da buna eklenirse, ikinci ve geniş bir söz varlığı elde edilmiş olacaktır.

 

Yer adlarının verilişinde başlıca eğilimler
Yerleşim merkezlerine konulan adların verilişindeki etkenlerin incelenmesi, bütün dünyada birtakım ortak eğilimlerin bulunduğunu göstermektedir. Örneğin her ülkede ad verme sırasında yerleşim yerinin durumuyla, ünlü bir kimseyle, çevredeki yaygın mesleklerle ya da bir göl veya anıtla ilişki kurulduğu görülmektedir. Merhum hocam Prof. Dr. Doğan Aksan’a göre, Anadolu yer adalarındaki (özellikle köy adlarındaki) başlıca ad verme eğilimlerini iki ana başlık altında toplayabiliriz.
 

Yerleşim yerine ve çevresine ilişkin özelliklerin belirtilmesi
a) Yerin yapısına, konumuna ilişkin adlar verme: Gölbaşı, Sırtköy, Tozlu, Subaşı, Boğazköy vb.
b) Yerin ve çevrenin renk özelliklerini belirten adlar verme: Yeşilyurt, Yeşilırmak, Karaköy, Sarıköy, Akyayla, Alabayır, Yeşilyayla, Pembecik vb.
c) Yerin bir başka yere göre konumunu belirleyen adlar verme: Yeniköy, Ortaköy, Araköy, Yukarı Ayrancı, Yenişehir, Ortapınar, Aşağı Yoldüzü, Eskidağiçi vb.
d) Yerin ve çevresinin bitki örtüsünü veya ürettiği ürünleri belirleyen adlar verme: Fındıklı, Çamlıca, Kavaklı, Bademli, Ardıçlı, Sarıçam, Elmalı, Armutlu, Çamdibi, Nergisli vb.
e) Yerin ve çevrenin hayvanlarını belirleyen adlar verme: Yılanlı, Alabalık, Tavşancıl, Sığırlı vb.
f) Çevredeki yapılara ilişkin adlar verme: Demirköprü, Hisarcık, Köşklü Çiftlik, Küçükkale vb.
g) Çevredeki akarsuları belirleyen adlar verme: Tatlıpınar, Dereboyu, İncesu, Muratdere vb.

 

Yerleşim yerlerine bireyle ilgili ad verme eğilimi
a) Yerleşim yerine o yerle ilgili bir kimsenin adını verme: Gazipaşa, Hamitköy, Davuthan, Bektaş vb.
b) Dinle ilgili adlar verme: Mollaköy, Sofular, Şeyhbaba, Sarışeyh, Hıdırbaba vb.
c) Mesleklerle ilgili adlar verme: Yağcılar, Peynirci, Çanakçı, Terziler, Eğerci vb.

 

Coğrafya adları
Bugün yer adı incelemelerinin yanı sıra akarsu, dağ adları, ova, yayla, vadi, otlak gibi çeşitli coğrafya adları üzerinde de çalışılmaktadır. Kuşkusuz bu çalışmalar da birçok kültür sorununun, tarih ve yerleşme tarihi konularının aydınlatılmasında yarar sağlayacaktır.
Bir ulusun yerleştiği yabancı topraklarda karşılaştığı akarsu, deniz, göl ya da dağ adları birtakım değişmelere uğrar. Ancak Karadeniz’in kıyısında oturan tüm toplumlarca, denizin “kara” olarak nitelendirilmesi oldukça ilgi çekicidir. Örneğin Türkçemizdeki Karadeniz, Ukraynacada Çorne More, Rumcada ise Mavri Tahalassa olarak adlandırılmıştır.
İç Anadolu’yu Adana ovasına bağlayan Külek Boğazı, eskiçağ kaynaklarında Kilikiaipülai adıyla anılıyordu. Güneydoğu Anadolu’nun kıyı bölgelerine verilen Kilikia adına dayanan bu tamlama, Kilikya kapıları anlamına geliyordu. Ortaçağ Ermeni kaynaklarında Gulag Haçlı Belgelerinde, Coqelaguus olarak görülen bu ad, Türkler tarafından Külek ya da Gülek (bal ve yağ gibi gıda maddelerini koymaya yarayan tahta kova) biçimine dönüştürülmüş ve esas kökeni ile hiçbir ilişkisi olmayan bir yer adı olmuştur.

 

Adbilim çalışmalarında özel adlar alanı üzerine
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Yrd.Doç.Dr.Erdoğan Saraçoğlu

Adbilim çalışmalarında özel adlar alanı üzerine





Adbilim (Onomastik)

   Sözcükbilim ve Anlambilimle ilişkili olan adbilim, çalışmalarını iki ayrı ana dalda yoğunlaştıran tek bir alan olarak düşünüleceği gibi nitelik ve yöntem açısından birbirinden ayrılan iki ayrı alan da sayılabilir. Bu nedenle adbilim alanında gözden geçirilebilecek olan dil çalışmaları, başlıca iki grupta toplanabilir:

   1-Bu daldaki çalışmalarda herhangi bir kavramdan hareket edilerek bu kavramın herhangi bir dilde nasıl anlatım bulduğu ve anlatımda hangi etkenlerin rol oynadığı incelenir. Bu alana geniş adbilim adını verebiliriz.

   2-Genellikle her dilde özel ad sayılan öğeler üzerinde duran ve özel adları kökenbilgisi, tarihsel gelişme yönünden ve çeşitli dil ve kültür sorunları açısından inceleyen bilimdir. Yer adları üzerinde duran dalı olduğu gibi, kişi adları, coğrafya adları üzerinde çalışan dalları da vardır.

Özel adlar alanı

   En eski dil çalışmalarından bu yana nasıl çeşitli dillerdeki sözcükler üzerinde durulmuş, bunların özellikle kökenbilgisi yönünden açıklanmasına girişilmişse, insanoğlunun merakı ve gerçeğe ulaşma isteğinden ötürü özel adların aydınlatılmasına da çalışılmıştır. Greklerde ve Latinlerde bu yolda birçok yorumlara ve yakıştırmalara rastlanır.

   Oturulan kentin, yakınımızdaki dağ ya da ırmağın, ülkenin önde gelen yöneticisinin veya yeni tanıştığımız bir kimsenin adı bize bir şey anlatmıyor; özellikle konuştuğumuz dille açıklanması olanaklı bulunmuyorsa, bunu çözümleyebilmek, anlamını bilebilmek için az da olsa çaba harcarız. Bu çaba kimi durumlarda daha da büyür ve dilcilerce çözümlenmesi, yorumlanması gerekli sorunlara dönüşür.

   Dilcilik tarihi boyunca değişik dillerde özel ad niteliği taşıyan öğeler üzerinde yürütülen çalışmalar, zamanla filoloji incelemeleri içinde kendine yer edinmiş, dil coğrafyası, sözcük tarihi ve lehçebilim alanlarındaki gelişmelerle uygulamaya konan yöntemler, adbilimin bu alanını da etkilemiş ve yeni bilimsel inceleme dallarını oluşturmuştur.

   Adına dil dediğimiz iletişim dizgesi içinde, dilbilgisinin özel ad saydığı öğelerin öteki sözcüklerle çeşitli bakımlardan ortak nitelikler taşıdığı bir gerçektir. Bu durumu anlatabilmek için, adbilimin dalları üzerinde durmadan önce, özel adların nitelikleri üzerinde durmamız gerekir.

Özel adların nitelikleri

   Dilbilim araştırmaları arasında doğrudan doğruya özel adların nitelikleri üzerinde, daha 20. yüzyılın başında, ünlü dilci M. Meyer’in saptadığı noktalar ilgi çekicidir. Meyer’in bu saptamaları, özel durumlar bir yana bırakılacak olursa genel olarak benimsenebilir. Şimdi bunlar üzerinde kısaca duralım.

   Bilindiği gibi dünya dillerinin bazılarında, gerek özel, gerekse cins ad olsun, cinsiyet bildiren (dişillik, erillik gibi) belirtme öğeleri bulunur. Örneğin Almanya’daki Ren nehri eril, Fransa’daki Sen nehri ise dişildir. Ör. der Rhein, la Seine. Ancak bunlar kural dışı özel durumlardır. Türkçemizde ve dünyanın birçok dilinde özel adlarda cinsiyeti belirten belirtme öğeleri kullanılmaz.

   Özel adların çoğul biçimlerinin olmayışı da özel adların nitelikleri arasındadır. Ancak Türkçede bazı durumlarda nasıl Mustafa Kemaller, Sakaryalar gibi kullanımlara rastlanıyorsa, başka dillerde de çoğul biçimiyle yerleşmiş özel adlara ve bu türden kullanımlara rastlanır.

   Adların ses biçimlerinin büyük ölçüde değişebilir olması da özel adların niteliği açısından gerçeği yansıtan bir yargıdır. Eğer bir adbilim uzmanı açıklamasa, Türkçede kullanılan Yahya adının Alman adı Hans ile, İngiliz adı John’la aynı kökene dayandığına inanmak güçtür. Alexandre ile İskender’in aynı kişi adı olduğunu, Sebasteapolis’in bugünkü Sivas’a, Silifke ile Mersin arasındaki Roma çağındaki Cantelis’in ise bugün Kanlı Divane’ye dönüştüğünü kimse kestiremez.

   Bütün bu değişmelerin ana nedeni, bu türden özel adların, yüzyıllar boyunca farklı dil birlikleriyle söylenmiş olmasıdır. Bir kişinin veya yer adının ya da bir başka özel adın kullanım alanı genişledikçe, değişme kaçınılmaz olmaktadır.

   Meyer’in, özel adların cümlenin öteki bölümleriyle ilişki kurmaksızın kullanılabildikleri konusundaki yargısı da doğru sayılabilecek bir yargıdır. Ancak hemen ekleyelim ki özel adlar bugün dil dizgesi içinde, birer birim olarak düşünülmekte, birçok açılardan öteki sözcüklerle yakınlıkları bulunmaktadır. Bu yakınlıkları şöylece özetleyebiliriz. Özel adlar her şeyden önce, başlangıçta onu kullanan dil birliğinin sahip olduğu ses dizgesinin özelliklerini taşır. Ancak başka uluslarca kullanılmaya başlandığında, bir başka dil birliğinin ses dizgesiyle karşılaşmış olur.

   Örneğin Arapçadan dilimize geçen kişi adı Muhammed, hem Muhammet, hem de Türkçemizin ses uyumuna tam anlamıyla uyarak Türkçemizde Mehmet (hatta ağızlarda Memet) şeklinde kullanılmaktadır. Ayrıca bugün, Türklerin “Kıbrıs” biçiminde söyledikleri ada adı, Rumcada Kipros, Fransızcada Chypre, İngilizcede Cyprus ve Almancada ise Zyperen biçiminde söylenmekte ve yazılmaktadır.

   P. Trost’a göre ise, bazı kişi adları,  onları taşıyan kimselerin uyruğu veya kişinin inandığı din ile ilgili birtakım bilgiler verir. Örneğin Moşe adını duyduğumuzda bir Musevi, Tolstoy adını duyduğumuzda bir Rus, George adını duyduğumuzda bir İngiliz, Kaya veya Demir adını duyduğumuzda da bir Türk akla gelir. Ali, Ahmet, Mustafa, Hatice gibi adları duyduğumuz zaman ise uyruktan çok, bu kişilerin Müslüman olduklarını anlarız. Ediz, Nilgün, Evrim, İmge, Burcu, Bartu gibi adları duyduğumuzda ise, bunların son 70 yıl içinde etkili olmuş ad verme modalarına uyan ailelerin çocukları akla gelir.

   Ayrıca ad verme sırasında kullandığımız dilin sözcüklerinden biri, en sık olarak da bir cins ismi, bir yere, bir dağa, bir köprüye veya bir göle verilince özel ada dönüştürülmüş olur. Örneğin Eskişehir, Kesik Köprü, Aksaray, Kanlı Dere, Sivri Dağ, Selvili Tepe, Çamlı Köy, Caddebostan, Kamış Gölü gibi. Bunu yabancı dillerde de görürüz: New York, Nottingham Forest, Newcastel vb.

Yer adları bilimi

   Adbilim çalışmaları içinde en geniş yeri Yer Adları Bilimi tutar. Birçok ülkenin şehir, kasaba, köy gibi yerleşim merkezlerinin adları incelenmiş ve bu adlardaki değişmeler tarih kaynaklarından izlenerek irdelenmiştir. Yer adı araştırmalarından sadece geçmişe ait bilgiler öğrenilmemekte, dil tarihine, ülkenin etnik yapısına ilişkin ipuçları da elde edilmektedir.

   Bugün Türkiye’de bir şehir adı olan Aksaray, Hitit metinlerinde Karşaura, Yunan – Roma çağlarında da Archelais Garsaura olarak geçmektedir. 15. yüzyılda bu şehrin adı bir sikkede, Aksara şeklindedir. 16. yüzyılda da şehrin adı Aksaray olur. Böylece Aksara adı Türkçeleştirilir. Bugün bu adın İstanbul’un bir semtinde yaşaması da ilginçtir. Konu araştırılınca, İstanbul’daki bugünkü Aksaray semtine, şehrin Türklerce alınışından sonra Aksaray’dan getirilip yerleştirilen halk nedeniyle “Aksaraylı Mahallesi” dendiği, adın daha sonra kısaltılarak, Aksaray’a döndüğü görülür.

   Bugünkü Giresun şehrinin adı da ilginçtir. Giresun adı, bugünkü yerleşim merkezinin doğusundaki yetiştirdiği kirazlarıyla ünlü bir bölge olan Kerasos adından gelmektedir. Kirazlık anlamına gelen bu ad daha sonra Kerasunt ve en sonunda da Giresun biçimine dönüşmüştür. Bu eğilim pek çok uygarlığa beşik olan Anadolu’nun yer adlarında pek yaygındır. Türkler sonradan yerleştikleri topraklardaki eski isimlerin büyük bir bölümünü kullanmışlar, bir bölümünü de halk etimolojisi yoluyla yerlileştirmişlerdir. Buna en güzel örnek Anadolu sözcüğüdür. İlber Ortaylı’ya göre Anadolu’nun İlk adı Yunancadaki, doğudaki ülke anlamına gelen Anatolia’dır. Türkler bu topraklara yerleştikten sonra, bu adı yerlileştirerek Türkçeleştirmişler ve buraya Anadolu adını vermişlerdir.

   Burdur ilinin Ağlasun köyünün ilk adı Sagalassos daha sonra Agalassos olarak kullanılıyordu. Bu isim daha sonraları yerlileştirilerek Ağlasun şekline dönüşmüştür. Aynı şekilde Farsça bâlâ (yüksek) sözcüğünün halk tarafından anlamının bilinmemesi nedeniyle, Bâlâhisar köyünün adı zamanla değiştirilerek Ballıhisar’a dönüşmüştür. Tirebolu yer adı, Yunancada üç şehir anlamına gelen Tripolis’ten gelmiştir. Denizli’nin Buldan ilçesi yakınlarındaki Derebol da aynı köktendir. Trabzon adının kökeni, bugün trapez biçiminde kullandığımız Yunanca Trapezus sözcüğünden gelmektedir. Fakat halk arasında adın kökeni ile ilgili çeşitli söylenceler anlatılır. Bu söylencelerden bir tanesinde Trabzon sözcüğünün kökü, Tuğrabozan’dır. Gücünü göstermek isteyen bir kişinin bir sikke üzerindeki tuğrayı, baş ve işaret parmakları arasına alıp var gücüyle bastırarak bozmasından dolayı bu adın verildiği düşünülmektedir. Bu söylenceye inanlar sonradan Tuğrabozan adının Trabzon’a dönüştüğünü iddia etmektedirler. Samsun şehrinin adı ise, bugünkü Samsun şehrinin bulunduğu yerde Amisos adlı koloniyle ilgilidir. Danişmendliler bu koloniyi almaya çalışmışlar ve başaramamışlardı. Bunun üzerine 3 km. ötede Yeni Amisos adlı bir kent kurmuşlardır. Bu sözcük zamanla Simisso, Samison gibi şekillere girmiş, daha sonra Samsun şekline dönüşmüştür. Maraş’ın bilinen en eski adı Markasi’dir. Bizans döneminde Marasion olarak adlandırılan bu şehir bugün Maraş şekline dönüşmüştür. Erzurum şehrinin asıl adı ise, Arz-ı Rum’dur. Rum toprağı yani Roma yeri demektir. Anadolu’ya, Rumeli denmesi gibi. Bütün bunlar Roma dönemindeki Romalılaştırma politikasının bir sonucudur.

   Bugün yer adları bilimini kültür tarihinin yardımcısı olarak görenler, onu tarihin çerçevesi içinde değerlendirmektedirler. Bilindiği gibi bugün Türkiye Türkçesi’nin söz varlığı ortalama olarak 50 bin sözcük dolayındadır. Biz, çeşitli ses ve biçim değişmelerini ya da özelliklerini incelerken bu söz varlığını temel olarak alırız. Ancak Türkiye’de bugün 50 bin söz varlığının dışında 40 bin kadar köy adı bulunduğu, öte yandan semt, mahalle, dağ, akarsu ve kişi adları da buna eklenirse, ikinci ve geniş bir söz varlığı elde edilmiş olacaktır.

Yer adlarının verilişinde başlıca eğilimler

   Yerleşim merkezlerine konulan adların verilişindeki etkenlerin incelenmesi, bütün dünyada birtakım ortak eğilimlerin bulunduğunu göstermektedir. Örneğin her ülkede ad verme sırasında yerleşim yerinin durumuyla, ünlü bir kimseyle, çevredeki yaygın mesleklerle ya da bir göl veya anıtla ilişki kurulduğu görülmektedir. Merhum hocam Prof. Dr. Doğan Aksan’a göre, Anadolu yer adalarındaki (özellikle köy adlarındaki) başlıca ad verme eğilimlerini iki ana başlık altında toplayabiliriz.

Yerleşim yerine ve çevresine

ilişkin özelliklerin belirtilmesi

   a) Yerin yapısına, konumuna ilişkin adlar verme: Gölbaşı, Sırtköy, Tozlu, Subaşı, Boğazköy vb.

   b) Yerin ve Çevrenin renk özelliklerini belirten adlar verme: Yeşilyurt, Yeşilırmak, Karaköy, Sarıköy, Akyayla, Alabayır, Yeşilyayla, Pembecik vb.

   c) Yerin bir başka yere göre konumunu belirleyen adlar verme: Yeniköy, Ortaköy, Araköy, Yukarı Ayrancı, Yenişehir, Ortapınar, Aşağı Yoldüzü, Eskidağiçi vb.

   d) Yerin ve çevresinin bitki örtüsünü veya ürettiği ürünleri belirleyen adlar verme: Fınkıklı, Çamlıca,

Kavaklı, Bademli, Ardıçlı, Sarıçam, Elmalı, Armutlu, Çamdibi, Nergisli vb.

   e) Yerin ve çevrenin hayvanlarını belirleyen adlar verme: Yılanlı, Alabalık, Tavşancıl, Sığırlı vb.

   f) Çevredeki yapılara ilişkin adlar verme: Demirköprü, Hisarcık, Köşklü Çiftlik, Küçükkale vb.

   g) Çevredeki akarsuları belirleyen adlar verme: Tatlıpınar, Dereboyu, İncesu, Muratdere vb.

Yerleşim yerlerine bireyle ilgili ad verme eğilimi

   a) Yerleşim yerine o yerle ilgili bir kimsenin adını verme: Gazipaşa, Hamitköy, Davuthan, Bektaş vb.

   b) Dinle ilgili adlar verme: Mollaköy, Sofular, Şeyhbaba, Sarışeyh, Hıdırbaba vb.

   c) Mesleklerle ilgili adlar verme: Yağcılar, Peynirci, Çanakçı, Terziler, Eğerci vb.

Coğrafya adları

   Bugün yer adı incelemelerinin yanı sıra akarsu, dağ adları,  ova, yayla, vadi, otlak gibi çeşitli coğrafya adları üzerinde de çalışılmaktadır. Kuşkusuz bu çalışmalar da birçok kültür sorununun, tarih ve yerleşme tarihi konularının aydınlatılmasında yarar sağlayacaktır.

   Bir ulusun yerleştiği yabancı topraklarda karşılaştığı akarsu, deniz, göl ya da dağ adları birtakım değişmelere uğrar. Ancak Karadeniz’in kıyısında oturan tüm toplumlarca, denizin “kara” olarak nitelendirilmesi oldukça ilgi çekicidir. Örneğin Türkçemizdeki Karadeniz, Ukraynacada Çorne More, Rumcada ise Mavri Tahalassa olarak adlandırılmıştır.

   İç Anadolu’yu Adana ovasına bağlayan Külek Boğazı, eskiçağ kaynaklarında kilikiai pülai adıyla anılıyordu. Güneydoğu Anadolu’nun kıyı bölgelerine verilen kilikia adına dayanan bu tamlama, Kilikya kapıları anlamına geliyordu. Ortaçağ Ermeni kaynaklarında Gulag Haçlı Belgelerinde, Coqelaguus olarak görülen bu ad, Türkler tarafından Külek ya da Gülek (bal ve yağ gibi gıda maddelerini koymaya yarayan tahta kova) biçimine dönüştürülmüş ve esas kökeni ile hiçbir ilişkisi olmayan bir yer adı olmuştur.

Adbilim çalışmalarında özel adlar alanı üzerine
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.