Mührüze Kaşif…
Bu kadar zamandır, adını pek duymadık.
Mağusa’da elbette duyanlar ve de bilenler var. Kendi adıma belirteyim. Geçtiğimiz Cumartesi, telefonda konuştuğum saygımı her zaman koruduğum Ayer Kaşif’ten duydum.
Cumartesi 99 yaşını geride bırakıp yüzüncü yaşa adım atıyordu Ayer Kaşif’in en büyük ablası Mührüze Kaşif.
Doğum günü buluşmasının haberi KIBRIS Gazetesinin iç sayfalarında var.
***
Mührüze Kaşif, yaşam öyküsünü dinledim.
8 Ekim 1923’te doğmuştu.
Mağusa’da kadınların örgütlenmesinde en önlerde yer alırken yirmili yaşların başlarındaydı.
Mağusa Bayanlar Cemiyeti olarak çeşitli hayır işleri yanında 1 Ocak 1946’da kadınlara yönelik içinde minik tiyatro da bulunan bir etkinlikleri olmuş.
SÖZ Gazetesinde gerçek kimlik gizlenerek eleştirmişler Mührüze Hanım ve arkadaşlarını.
Mührüze Kaşif de Mağusa Bayanlar Cemiyeti adına yanıt haklarını kullanıp SÖZ gazetesine bir yazı göndermiş.
***
Yıl 1946… Kıbrıs Türk Toplumunda okur yazar olanların sayısı sınırlı…
Kıbrıs Türk Halkının çağdaşlık köklerinin geçmişi açısından Mührüze Hanım ve arkadaşları harika bir örnek.
Mührüze Hanım, tepkilerini harika bir üslupla dile getirmiş.
“ Kurulduğu günden beri, herkesin takdirini kazanan ve başardığı büyük hayır işleri ile, Mağusa’nın diğer kurumlarına örnek olan Mağusa Bayanlar Cemiyeti hiç şüphe yoktur ki, gazetelerde münakaşalar yaratmaktan ve bazı çekemeyenlerin manasız yazılarına cevap vermekten, daha hayırlı işlerle uğraşmayı özleyen bir kurumdur”, diye yazdıktan sonra devamında şunları ifade etmiş:
“… Mahdut yazınızla, yeni yıla giriş münasebetiyle bir eğlence maksadı ile yapmış olduğumuz, küçük müsamereyi, büyük bir tiyatro gibi göstererek umuma hasredilmediği için, bayanları gerilik ve taassupla vasıflandırmak istediniz.
Biz bu eğlence için ne bilet bastırdık ne de reklam yaptık. Evvela, tiyatro dediğiniz şey, cemiyet azalarını ve arkadaşlarını, yeni yılın ilk gününde, bir araya toplamaya ve eğlendirmeye vesilesi teşkil eden, ufak bir eğlenceydi.
… Umuma tiyatro yapmaya, ne zaman, ne de mekan müsait değildi.
Memlekette 300 – 400 kişiyi dahi sığabilecek bir tiyatro evinin bulunmaması, yine kadınların cehalet ve taassubundan doğan bir gerilik olmasa gerekir.
Şunu da ilave etmek isterim ki, bundan önce, erkek ve kadınlarımızın birleşerek yapmış oldukları tiyatroların verdiği çirkin sonuçlar ve yarattığı dedikodular, babaları titiz davranmaya mecbur ediyorsa, bunun sebebini kadınların taassubunda değil, erkeklerin henüz medeni denebilecek bir mevkiye yükselmemiş olmasında aramamız, daha muvafık olur kanaatindeyim.
… Açık imza taşımadığınız için hüviyetiniz malum değil. Fakat bir baba değilseniz, bir kardeş, oda değilseniz, nihayet bu cemiyetin bir ferdisiniz.
Sorduğunuz niçinin cevabını, muhite atfedeceğiniz ufak bir nazar, size pek ala verebilecektir.”
***
Kıbrıs Türk Halkı’nın değer yargıları var.
Dini inancımızın çağdaşlığının da uzun geçmişi var, sosyal yaşamdaki medeniyetimizin ve örgütlenme anlayışımızın da…
Bize bunlar bilinerek yaklaşılırsa çok daha kolay ve sağlıklı iletişim kurabiliriz.





Yorumlar kapalı.