Yrd.Doç.Dr.Erdoğan Saraçoğlu

Cumhuriyet sonrası bilimsel ve sanatsal etkinlikler





Cumhuriyet sonrası Türklerde bilimsel etkinlikler

   Çağdaş bilime yönelme çabaları en büyük hızı, Cumhuriyet Türkiye’sinde kazandı. Bunda da çağdaşlaşmayı gerçekleştirebilmek için, savaşın sona ermesinden sonra bilim ve kültür alanlarında da yeni zaferler kazanmayı zorunlu gören Atatürk’ün değerlendirmelerinin büyük payı vardır. Atatürk 1923 yılı başlarında bir konuşmasında şöyle demişti: “Bundan sonra pek önemli zaferlere kavuşacağız. Fakat bu zafer, süngü zaferi değil bilim, ekonomi, kültür ve sanat zaferleri olacaktır.” Böylesi bir zafer de ancak bilimsel düşünceyi göz ardı etmemek ve gerek bireysel, gerekse toplumsal hayatta bilimi gerçek kılavuz kabul etmekle gerçekleştirilebilirdi. Bunu “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diye bir özdeyiş haline getiren Atatürk, 1924 Eylülünde Samsun’da öğretmenlerle konuşurken şöyle açıklamıştı: “Dünyada her şey için, uygarlık için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir. Bilim ve fennin (tekniğin) dışında yol gösterici aramak, bilgisizliktir, doğru yoldan sapmadır.”
   Bilim ancak eğitim – öğretimle öğrenilen ve kişisel yeteneklerin yanında, kamusal ve toplumsal destekle geliştirilebilen bir olgudur. Cumhuriyet döneminde öncelikle söz konusu alanda yapılacak düzenleme ve atılımlarla bireyi yetiştirmek, onda bilimsel düşünce ve bilinci uyandırmak ve bilgili birer vatandaş olmalarını sağlamak amaç edinilmişti. Bu nedenle ilk aşamada öğretimdeki ikiliği (okullu-alaylı diye adlandırılan) bölünmüşlüğü ortadan kaldırmak gerekiyordu. Çünkü bilimin gerçek kılavuz olması ancak böyle sağlanabilirdi. Halifeliğin kaldırılmasından sonra, Şeriye Evkaf Bakanlığı da kapatılır ve Tevhid-i Tedrisat ( öğretimin birleştirilmesi ) yasası, 3 Mart 1924’te çıkarılır. Bu yasayla ülkedeki bütün ilköğretim kurumları Milli Eğitim Bakanlığına bağlanır. Daha sonra medreselerin kapatılmasıyla temel öğretimin ulusal, laik ve çağdaş bir temele dayandırılması öngörülür. Cumhuriyetin 10. Yılı’nda İstanbul Darülfünunu da üniversiteye dönüştürülür. Ancak üniversitelerin Ankara ve İstanbul dışına yayılmasına 1950 yılından sonra başlanır. Bugün Türkiye’de 2019 yılı itibarıyla, 206 üniversite bulunmaktadır. Bunların 129’u devlet, 77’si de vakıf üniversiteleridir.
   Öte yandan Türkiye Atom Enerji Komisyonu’nun 1955 ve Türkiye Bilimsel Teknik Araştırma Kurumu’nun (TÜBİTAK) 1963 yılında kurulması ile bilimsel araştırmalara yeni bir ivme kazandırılmıştır. Tübitak tüzel kişilikle birlikte, yönetimsel ve mali özelliğe de sahip olan salt pozitif bilimler alanında temel ve uygulamalı araştırmalar yapan ya da yaptırtan bir merkez olarak da dikkat çekmektedir.
  

Türklerde Cumhuriyet sonrası sanatsal etkinlikler
 

   Bilindiği gibi Atatürk, Cumhuriyetin temelinin Türk kültürüne dayandırılması gerektiğini söylüyordu. Bu yolda güzel sanatların yerini, daha Kurtuluş Savaşı ertesinde Bursa’da halka seslenirken şöyle belirtmişti: “Bir ulus ki resim yapmaz, bir ulus ki heykel yapmaz itiraf etmeliyiz ki o ulusun  ilerleme yolunda yeri yoktur”. Cumhuriyet döneminde resim sanatını tanıtmak ve onu güncel hayatın içinde bir uğraş haline getirebilmek için öncelikle ilk ve orta öğretim programları düzenlenirken, resim zorunlu dersler arasına konulmuştu. Bu dersi verecek öğretmenleri yetiştirmek için 1926’da Ankara’da öğretime başlayan Gazi Eğitim Enstitüsü’nde bir resim bölümü açılmıştı. Ertesi yıl ressam Osman Hamdi Bey tarafından kurulan (1883) Sanay-i Nefise mektebi, Güzel Sanatlar Akademisine dönüştürülürken oradaki öğretim programları günün gereksinimlerine göre yeniden düzenlenmişti. Akademinin öğretim kadrosu da İbrahim Çallı, Feyhaman Duran gibi Fransa’da öğrenim görmüş, batıdaki gelişmeleri bilen genç Türk sanatçıları ve bazı ünlü yabancı sanatçılarla güçlendirilmişti. Ayrıca birçok yetenekli genç, resim öğrenimi görmeleri ya da batıdaki son akımları yerinde incelemeleri için yurt dışına gönderilmişti. Böylece resim dalında yeni bir atılım yapılırken 1937’de İstanbul Dolmabahçe’de seçkin yapıtların sürekli olarak sergileneceği ve korunacağı bir Resim ve Heykel Müzesi açılmıştı. Bugün Türkiye’de Bakanlığa bağlı, 3 Resim-Heykel Müzesi ve yurt düzeyine yayılmış 56 Resim-Heykel Galerisi bulunmaktadır.
   Ayrıca bugün Cumhuriyet döneminde gerek yazın, gerek müzik, gerek heykeltıraşlık ve diğer sanat dallarında da kendini kanıtlamış ünlü Türk sanatçıları, dünya sanat platformlarında büyük ilgi gören eserler yaratmaktadırlar. Romancımız Orhan Pamuk’un Edebiyat Nobel ödülünü alması da buna en güzel örnektir. Cumhuriyet döneminde sanat etkinlikleri içinde yer alan tiyatro,  opera, operet ve bale gibi sahne sanatlarında da sanatçılarımızda, büyük gelişme ve ilerlemeler gözlemlenmektedir. Sahne sanatlarının sadece büyük kentlerde değil, en küçük yerleşim birimlerinde de sergilenebilir olmaları dikkate alındığında, bunların toplumsal yönden nasıl bir önem taşıdıkları kolaca anlaşılmaktadır.

 

Sonuç
 

   Bugün eksikliklerimiz yok mudur? Elbette var; felsefe, ruhbilim, dilbilim, matematik, geometri gibi kimi alanlarda, özleşme yolundaki gelişmelere karşın kimi alanlarda eski ve yeni terimler, olduğu gibi kalmakta dile aktarılmamaktadır. Ama buna karşılık yeni bilim ve teknik alanı olan bilişimde bilgisayar terimlerinden başlayarak yazılım, yükleme, bilgi-işlem, denetim gibi birçok Türkçe karşılık, çalışanların ileri görüşleri ve çabalarıyla Türkçemize kazandırılmıştır.
   Yabancı dil eğitimi tutkusuna, bilinçsiz özensiz kullanımlara ve anadilimizin gücünü ve anlatım olanaklarını yeterince bilmeyenlerin yakınmalarına karşın,  bugün Türkiye Türkçesi, Cumhuriyet öncesine oranla büyük bir gelişme göstermiş ve bir bilim ve sanat dili olma niteliği kazanmıştır.
   Her geçen gün, her alanda yeni buluşların, kavramların ortaya çıktığı günümüzde yeni terimlere zaman geçirmeden karşılık bulunması, Dil Devrimi sürecindeki tutkuyla aynı özen gösterilirse anadilimizin sözvarlığı daha da gelişecektir. Bu da sanırım çok yaygın bir dil olan Türkçemizin, bizden beklediği kutsal bir görevdir.
  

Cumhuriyet sonrası bilimsel ve sanatsal etkinlikler
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Yrd.Doç.Dr.Erdoğan Saraçoğlu

Cumhuriyet sonrası bilimsel ve sanatsal etkinlikler





   Çağdaş bilime yönelme çabaları en büyük hızı, Cumhuriyet Türkiye’sinde kazandı. Bunda da çağdaşlaşmayı gerçekleştirebilmek için, savaşın sona ermesinden sonra bilim ve kültür alanlarında da yeni zaferler kazanmayı zorunlu gören Atatürk’ün değerlendirmelerinin büyük payı vardır. Atatürk 1923 yılı başlarında bir konuşmasında şöyle demişti: “Bundan sonra pek önemli zaferlere kavuşacağız. Fakat bu zafer, süngü zaferi değil bilim, ekonomi, kültür ve sanat zaferleri olacaktır.” Böylesi bir zafer de ancak bilimsel düşünceyi göz ardı etmemek ve gerek bireysel, gerekse toplumsal hayatta bilimi gerçek kılavuz kabul etmekle gerçekleştirilebilirdi. Bunu “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diye bir özdeyiş haline getiren Atatürk, 1924 Eylülünde Samsun’da öğretmenlerle konuşurken şöyle açıklamıştı: “Dünyada her şey için, uygarlık için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir. Bilim ve fennin (tekniğin) dışında yol gösterici aramak, bilgisizliktir, doğru yoldan sapmadır.”
   Bilim ancak eğitim – öğretimle öğrenilen ve kişisel yeteneklerin yanında, kamusal ve toplumsal destekle geliştirilebilen bir olgudur. Cumhuriyet döneminde öncelikle söz konusu alanda yapılacak düzenleme ve atılımlarla bireyi yetiştirmek, onda bilimsel düşünce ve bilinci uyandırmak ve bilgili birer vatandaş olmalarını sağlamak amaç edinilmişti. Bu nedenle ilk aşamada öğretimdeki ikiliği (okullu-alaylı diye adlandırılan) bölünmüşlüğü ortadan kaldırmak gerekiyordu. Çünkü bilimin gerçek kılavuz olması ancak böyle sağlanabilirdi. Halifeliğin kaldırılmasından sonra, Şeriye Evkaf Bakanlığı da kapatılır ve Tevhid-i Tedrisat ( öğretimin birleştirilmesi ) yasası, 3 Mart 1924’te çıkarılır. Bu yasayla ülkedeki bütün ilköğretim kurumları Milli Eğitim Bakanlığına bağlanır. Daha sonra medreselerin kapatılmasıyla temel öğretimin ulusal, laik ve çağdaş bir temele dayandırılması öngörülür. Cumhuriyetin 10. Yılı’nda İstanbul Darülfünunu da üniversiteye dönüştürülür. Ancak üniversitelerin Ankara ve İstanbul dışına yayılmasına 1950 yılından sonra başlanır. Bugün Türkiye’de 2019 yılı itibarıyla, 206 üniversite bulunmaktadır. Bunların 129’u devlet, 77’si de vakıf üniversiteleridir.
   Öte yandan Türkiye Atom Enerji Komisyonu’nun 1955 ve Türkiye Bilimsel Teknik Araştırma Kurumu’nun (TÜBİTAK) 1963 yılında kurulması ile bilimsel araştırmalara yeni bir ivme kazandırılmıştır. Tübitak tüzel kişilikle birlikte, yönetimsel ve mali özelliğe de sahip olan salt pozitif bilimler alanında temel ve uygulamalı araştırmalar yapan ya da yaptırtan bir merkez olarak da dikkat çekmektedir.
  

Türklerde Cumhuriyet sonrası sanatsal etkinlikler
 

   Bilindiği gibi Atatürk, Cumhuriyetin temelinin Türk kültürüne dayandırılması gerektiğini söylüyordu. Bu yolda güzel sanatların yerini, daha Kurtuluş Savaşı ertesinde Bursa’da halka seslenirken şöyle belirtmişti: “Bir ulus ki resim yapmaz, bir ulus ki heykel yapmaz itiraf etmeliyiz ki o ulusun  ilerleme yolunda yeri yoktur”. Cumhuriyet döneminde resim sanatını tanıtmak ve onu güncel hayatın içinde bir uğraş haline getirebilmek için öncelikle ilk ve orta öğretim programları düzenlenirken, resim zorunlu dersler arasına konulmuştu. Bu dersi verecek öğretmenleri yetiştirmek için 1926’da Ankara’da öğretime başlayan Gazi Eğitim Enstitüsü’nde bir resim bölümü açılmıştı. Ertesi yıl ressam Osman Hamdi Bey tarafından kurulan (1883) Sanay-i Nefise mektebi, Güzel Sanatlar Akademisine dönüştürülürken oradaki öğretim programları günün gereksinimlerine göre yeniden düzenlenmişti. Akademinin öğretim kadrosu da İbrahim Çallı, Feyhaman Duran gibi Fransa’da öğrenim görmüş, batıdaki gelişmeleri bilen genç Türk sanatçıları ve bazı ünlü yabancı sanatçılarla güçlendirilmişti. Ayrıca birçok yetenekli genç, resim öğrenimi görmeleri ya da batıdaki son akımları yerinde incelemeleri için yurt dışına gönderilmişti. Böylece resim dalında yeni bir atılım yapılırken 1937’de İstanbul Dolmabahçe’de seçkin yapıtların sürekli olarak sergileneceği ve korunacağı bir Resim ve Heykel Müzesi açılmıştı. Bugün Türkiye’de Bakanlığa bağlı, 3 Resim-Heykel Müzesi ve yurt düzeyine yayılmış 56 Resim-Heykel Galerisi bulunmaktadır.
   Ayrıca bugün Cumhuriyet döneminde gerek yazın, gerek müzik, gerek heykeltıraşlık ve diğer sanat dallarında da kendini kanıtlamış ünlü Türk sanatçıları, dünya sanat platformlarında büyük ilgi gören eserler yaratmaktadırlar. Romancımız Orhan Pamuk’un Edebiyat Nobel ödülünü alması da buna en güzel örnektir. Cumhuriyet döneminde sanat etkinlikleri içinde yer alan tiyatro,  opera, operet ve bale gibi sahne sanatlarında da sanatçılarımızda, büyük gelişme ve ilerlemeler gözlemlenmektedir. Sahne sanatlarının sadece büyük kentlerde değil, en küçük yerleşim birimlerinde de sergilenebilir olmaları dikkate alındığında, bunların toplumsal yönden nasıl bir önem taşıdıkları kolaca anlaşılmaktadır.

Sonuç
 

   Bugün eksikliklerimiz yok mudur? Elbette var; felsefe, ruhbilim, dilbilim, matematik, geometri gibi kimi alanlarda, özleşme yolundaki gelişmelere karşın kimi alanlarda eski ve yeni terimler, olduğu gibi kalmakta dile aktarılmamaktadır. Ama buna karşılık yeni bilim ve teknik alanı olan bilişimde bilgisayar terimlerinden başlayarak yazılım, yükleme, bilgi-işlem, denetim gibi birçok Türkçe karşılık, çalışanların ileri görüşleri ve çabalarıyla Türkçemize kazandırılmıştır.
   Yabancı dil eğitimi tutkusuna, bilinçsiz özensiz kullanımlara ve anadilimizin gücünü ve anlatım olanaklarını yeterince bilmeyenlerin yakınmalarına karşın,  bugün Türkiye Türkçesi, Cumhuriyet öncesine oranla büyük bir gelişme göstermiş ve bir bilim ve sanat dili olma niteliği kazanmıştır.
   Her geçen gün, her alanda yeni buluşların, kavramların ortaya çıktığı günümüzde yeni terimlere zaman geçirmeden karşılık bulunması, Dil Devrimi sürecindeki tutkuyla aynı özen gösterilirse anadilimizin sözvarlığı daha da gelişecektir. Bu da sanırım çok yaygın bir dil olan Türkçemizin, bizden beklediği kutsal bir görevdir.
  

**

Mobil fotoğrafçılık atölyesi düzenleniyor
   Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nün lise ve üniversite öğrencilerine yönelik düzenlediği Belgesel Fotoğraf Yarışması’na 30 Nisan’a kadar başvuru kabul ediliyor.
   “Kültürel Miras ve Tarih”, “Çevre ve İnsan”, “Özgürlük, Demokrasi ve İnsan Hakları”, “İnsan, Hayvan ve Mekan” (Portre) temalı yarışmaya cep telefonuyla çekilen fotoğraflarla da katılım yapılabilecek..
   Yarışma öncesinde, YDÜ Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Ön Lisans Programı Koordinatörü Uzman Öğretim Görevlisi Gazi Yüksel tarafından Mobil Fotoğrafçılık Atölyesi düzenleniyor.
   28 Mart Salı günü saat 14.00’te YDÜ İletişim Fakültesi Fotoğraf Stüdyosu’nda yapılacak atölye çalışmasına katılmak isteyen lise ve üniversite öğrencileri, [email protected] adresine başvurabilecek.
   Yarışmanın jürisinde, belgesel yapımcısı ve basın fotoğrafçısı Coşkun Aral, belgesel fotoğrafçısı ve savaş foto muhabiri Emin Özmen, akademisyen-fotoğraf sanatçıları Gazi Yüksel, Aykan Özener ve Mert Yusuf Özlük bulunuyor.
   Yarışmanın finalistleri, Coşkun Aral tarafından 16 Mayıs’ta düzenlenecek fotoğraf atölyesine de katılım hakkına sahip olacak.
   Temaları, “Kültürel Miras ve Tarih”, “Çevre ve İnsan”, “Özgürlük, Demokrasi ve İnsan Hakları” ve “İnsan, Hayvan ve Mekan” (Portre) olarak belirlenen yarışmaya son başvuru tarihi 30 Nisan. Üniversite ve lise dallarında finale kalan fotoğraflar sergilenecek. Öte yandan, sergilenmeye layık bulunan fotoğraflar, Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin web sitesinde de yayınlanacak. Yarışmanın ödül töreni ise 17 Mayıs’ta gerçekleştirilecek.
   YDÜ Gazetecilik Bölümü tarafından düzenlenen Belgesel Fotoğraf Yarışması’na katılmak isteyen adaylar başvurularını en geç 30 Nisan mesai bitimine kadar [email protected] e-posta adresine göndermesi gerekiyor.
   Yarışmaya en fazla 5 fotoğrafla başvurulabilir. Üniversite kategorisi, ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine açık olan yarışmada, üniversite öğrencilerinin başvuru sırasında öğrenci belgesini ibraz etmesi gerek. Lise kategorisi ise, 15-18 yaş aralığındaki tüm lise öğrencilerinin katılımına açık olacak.

**

Trakya Doğa Tarihi Müzesi, ziyaretçilerini şaşırtıyor
   Trakya Üniversitesi (TÜ) Karaağaç yerleşkesindeki müzeye gelen ziyaretçileri ilk olarak Trakya’ya özgü bir tür olan “imparator kelebeği” karşılıyor. Ziyaretçiler, doğada görme fırsatı bulamadıkları hayvan ve bitki türlerini müzede görme fırsatı buluyor.
   Trakya Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim elemanlarınca 40 yıldır biriktirilen bitki ve hayvan örnekleri, Trakya Üniversitesi Doğa Tarihi Müzesi’nde sergileniyor.
   Ölü bulunan ya da tedavi sırasında telef olan yaban kedisi, tilki, su maymunu ve çeşitli kuş türlerinin tahnit yöntemiyle sergilendiği müzede, 53 balık, 47 kuş, 65 memeli ve 20 amfibik canlı türünün yanı sıra yaban hayvanlarıyla ilgili dikkat çekici bulgular da yer alıyor.
   Trakya Üniversitesi Doğa Tarihi Müzesi Müdürü Özmen Yeltekin, Trakya’nın biyolojik çeşitlilik bakımından çok zengin bir yer olduğunu söyledi.
   Yaban hayatının tüm unsurlarının ekosistem için çok önemli olduğunu vurgulayan Yeltekin, biyosfer içerisinde yaşayan tüm organizmaların bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlı olduğunu anlattı.
   Yeltekin, Edirne’deki müzede biyoçeşitliliğin özetini tek bir çatı altında sergileyip ziyaretçilere görme şansı sunduklarını belirtti.
   Müzenin yaban hayatı örnekleri açısından Türkiye’nin önemli merkezlerinden olduğunu anlatan Yeltekin, şöyle konuştu:
   “Müzede çeşitli omurgasızlar, böcekler, yumuşakçalar, bitkiler, balıklar, iki yaşamlılar, sürüngenler, kuşlar ve memelilere ait 734 türden 1923 örnek sergileniyor. Bunun yanında 100 bini aşkın böcek materyali ve yaklaşık tanımlanmış 2 bin böcek türü ve 1000’i aşkın iskelet-doldurulmuş omurgalı örnekleri ve 15 bini aşkın bitki örneklerini içeren uluslararası herbaryum mevcut. Kısacası yaban hayatına ve doğaya ilişkin birçok canlı örneğini müzede görme ve tanıma fırsatı sunuyoruz.”
   Yeltekin, müzenin doğa koruma bilincine katkının yanı sıra doğal zenginliğin gelecek nesillere tanıtılması, aktarılması ve kente yeni bir turizm alanı kazandırılması açısından da önemli olduğunu vurguladı.
  

**

DAÜ’de klinik pilates egzersizleri başlıyor
   Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi, Sağlıklı Yaşam Uygulama ve Araştırma Merkezi klinik pilates egzersizlerine başlıyor.
   Uzman fizyoterapist eşliğinde uygulanacak olan grup egzersizleri hafta içi salı ve perşembe günleri 16.00-17.00 saatleri arasında gerçekleştirilecek.
   DAÜ’den verilen bilgiye göre, seanslarda 40 yaş ve üzeri kişilerde, çeşitli hastalıklardan (kireçlenme, kemik erimesi, postüral bozukluklar, bel-boyun ağrısı, vb.) korunma ve önleme amacıyla klinik pilates temelli çeşitli egzersizler uygulanacak.
   Sınırlı sayıda katılımcının kabul edileceği egzersizlere başvurular 8 Mart tarihine kadar devam edecek.
   Detaylı bilgiye 0392 630 3909 veya 0542 152 70 66 numaralı telefonlardan ulaşılabilecek.

 

Cumhuriyet sonrası bilimsel ve sanatsal etkinlikler
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Yrd.Doç.Dr.Erdoğan Saraçoğlu

Cumhuriyet sonrası bilimsel ve sanatsal etkinlikler





Cumhuriyet sonrası Türklerde bilimsel etkinlikler

Çağdaş bilime yönelme çabaları en büyük hızı, Cumhuriyet Türkiye’sinde kazandı. Bunda da çağdaşlaşmayı gerçekleştirebilmek için, savaşın sona ermesinden sonra bilim ve kültür alanlarında da yeni zaferler kazanmayı zorunlu gören Atatürk’ün değerlendirmelerinin büyük payı vardır. Atatürk 1923 yılı başlarında bir konuşmasında şöyle demişti: “Bundan sonra pek önemli zaferlere kavuşacağız. Fakat bu zafer, süngü zaferi değil bilim, ekonomi, kültür ve sanat zaferleri olacaktır.” Böylesi bir zafer de ancak bilimsel düşünceyi göz ardı etmemek ve gerek bireysel, gerekse toplumsal hayatta bilimi gerçek kılavuz kabul etmekle gerçekleştirilebilirdi. Bunu “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diye bir özdeyiş haline getiren Atatürk, 1924 Eylülünde Samsun’da öğretmenlerle konuşurken şöyle açıklamıştı: “Dünyada her şey için, uygarlık için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir. Bilim ve fennin (tekniğin) dışında yol gösterici aramak, bilgisizliktir, doğru yoldan sapmadır.”

Bilim ancak eğitim – öğretimle öğrenilen ve kişisel yeteneklerin yanında, kamusal ve toplumsal destekle geliştirilebilen bir olgudur. Cumhuriyet döneminde öncelikle söz konusu alanda yapılacak düzenleme ve atılımlarla bireyi yetiştirmek, onda bilimsel düşünce ve bilinci uyandırmak ve bilgili birer vatandaş olmalarını sağlamak amaç edinilmişti. Bu nedenle ilk aşamada öğretimdeki ikiliği (okullu-alaylı diye adlandırılan) bölünmüşlüğü ortadan kaldırmak gerekiyordu. Çünkü bilimin gerçek kılavuz olması ancak böyle sağlanabilirdi. Halifeliğin kaldırılmasından sonra, Şeriye Evkaf Bakanlığı da kapatılır ve Tevhid-i Tedrisat ( öğretimin birleştirilmesi ) yasası, 3 Mart 1924’te çıkarılır. Bu yasayla ülkedeki bütün ilköğretim kurumları Milli Eğitim Bakanlığına bağlanır. Daha sonra medreselerin kapatılmasıyla temel öğretimin ulusal, laik ve çağdaş bir temele dayandırılması öngörülür. Cumhuriyetin 10. Yılı’nda İstanbul Darülfünunu da üniversiteye dönüştürülür. Ancak üniversitelerin Ankara ve İstanbul dışına yayılmasına 1950 yılından sonra başlanır. Bugün Türkiye’de 2019 yılı itibarıyla, 206 üniversite bulunmaktadır. Bunların 129’u devlet, 77’si de vakıf üniversiteleridir.

Öte yandan Türkiye Atom Enerji Komisyonu’nun 1955 ve Türkiye Bilimsel Teknik Araştırma Kurumu’nun (TÜBİTAK) 1963 yılında kurulması ile bilimsel araştırmalara yeni bir ivme kazandırılmıştır. Tübitak tüzel kişilikle birlikte, yönetimsel ve mali özelliğe de sahip olan salt pozitif bilimler alanında temel ve uygulamalı araştırmalar yapan ya da yaptırtan bir merkez olarak da dikkat çekmektedir.

Türklerde Cumhuriyet sonrası sanatsal etkinlikler

Bilindiği gibi Atatürk, Cumhuriyetin temelinin Türk kültürüne dayandırılması gerektiğini söylüyordu. Bu yolda güzel sanatların yerini, daha Kurtuluş Savaşı ertesinde Bursa’da halka seslenirken şöyle belirtmişti: “Bir ulus ki resim yapmaz, bir ulus ki heykel yapmaz itiraf etmeliyiz ki o ulusun ilerleme yolunda yeri yoktur”. Cumhuriyet döneminde resim sanatını tanıtmak ve onu güncel hayatın içinde bir uğraş haline getirebilmek için öncelikle ilk ve orta öğretim programları düzenlenirken, resim zorunlu dersler arasına konulmuştu. Bu dersi verecek öğretmenleri yetiştirmek için 1926’da Ankara’da öğretime başlayan Gazi Eğitim Enstitüsü’nde bir resim bölümü açılmıştı. Ertesi yıl ressam Osman Hamdi Bey tarafından kurulan (1883) Sanay-i Nefise mektebi, Güzel Sanatlar Akademisine dönüştürülürken oradaki öğretim programları günün gereksinimlerine göre yeniden düzenlenmişti. Akademinin öğretim kadrosu da İbrahim Çallı, Feyhaman Duran gibi Fransa’da öğrenim görmüş, batıdaki gelişmeleri bilen genç Türk sanatçıları ve bazı ünlü yabancı sanatçılarla güçlendirilmişti. Ayrıca birçok yetenekli genç, resim öğrenimi görmeleri ya da batıdaki son akımları yerinde incelemeleri için yurt dışına gönderilmişti. Böylece resim dalında yeni bir atılım yapılırken 1937’de İstanbul Dolmabahçe’de seçkin yapıtların sürekli olarak sergileneceği ve korunacağı bir Resim ve Heykel Müzesi açılmıştı. Bugün Türkiye’de Bakanlığa bağlı, 3 Resim-Heykel Müzesi ve yurt düzeyine yayılmış 56 Resim-Heykel Galerisi bulunmaktadır.

Ayrıca bugün Cumhuriyet döneminde gerek yazın, gerek müzik, gerek heykeltıraşlık ve diğer sanat dallarında da kendini kanıtlamış ünlü Türk sanatçıları, dünya sanat platformlarında büyük ilgi gören eserler yaratmaktadırlar. Romancımız Orhan Pamuk’un Edebiyat Nobel ödülünü alması da buna en güzel örnektir. Cumhuriyet döneminde sanat etkinlikleri içinde yer alan tiyatro,  opera, operet ve bale gibi sahne sanatlarında da sanatçılarımızda, büyük gelişme ve ilerlemeler gözlemlenmektedir. Sahne sanatlarının sadece büyük kentlerde değil, en küçük yerleşim birimlerinde de sergilenebilir olmaları dikkate alındığında, bunların toplumsal yönden nasıl bir önem taşıdıkları kolaca anlaşılmaktadır.

Sonuç

Bugün eksikliklerimiz yok mudur? Elbette var; felsefe, ruhbilim, dilbilim, matematik, geometri gibi kimi alanlarda, özleşme yolundaki gelişmelere karşın kimi alanlarda eski ve yeni terimler, olduğu gibi kalmakta dile aktarılmamaktadır. Ama buna karşılık yeni bilim ve teknik alanı olan bilişimde bilgisayar terimlerinden başlayarak yazılım, yükleme, bilgi-işlem, denetim gibi birçok Türkçe karşılık, çalışanların ileri görüşleri ve çabalarıyla Türkçemize kazandırılmıştır.

Yabancı dil eğitimi tutkusuna, bilinçsiz özensiz kullanımlara ve anadilimizin gücünü ve anlatım olanaklarını yeterince bilmeyenlerin yakınmalarına karşın,  bugün Türkiye Türkçesi, Cumhuriyet öncesine oranla büyük bir gelişme göstermiş ve bir bilim ve sanat dili olma niteliği kazanmıştır.

Her geçen gün, her alanda yeni buluşların, kavramların ortaya çıktığı günümüzde yeni terimlere zaman geçirmeden karşılık bulunması, Dil Devrimi sürecindeki tutkuyla aynı özen gösterilirse anadilimizin sözvarlığı daha da gelişecektir. Bu da sanırım çok yaygın bir dil olan Türkçemizin, bizden beklediği kutsal bir görevdir.

Cumhuriyet sonrası bilimsel ve sanatsal etkinlikler
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.