Harid Fedai

İngiliz Gazetelerinde Görülen Mütâlâ’ât (Yorumlar)





Seyf

02 Mart 1914

Pazartesi; Sayı: 97

İngiliz Gazetelerinde Görülen Mütâlâ’ât (Yorumlar)

Arnavudluk Prensi

Arnavudluk’un müntehib (seçilmiş) hükümdârı Prens Veyd, yeni tahtı kat’iyyen kabul edip işe başlamazdan evvel, muhtelif Avrupa pây-i tahtlarını (baş-kentlerini) ziyaret etmeği münâsib görmüş ve bu fikrini mevki-i icrâya koymak (yürürlüğe geçirmek) için Avrupa kıt’asında bir devir (dolaşım) yapmağa çıkmıştır.

Şubat’ın 18’inci günü Londra’ya muvâsalat ederek (ulaşarak) ricâl-ı hâriciyye (dış-işleri önde-gelenleri) ve İngiltere hükümdârıyle (Kıralıyle) mülâkât etdikten (görüştükten) sonra, 13 saat zarfında Londra’yı terk ederek Paris’e gitmiştir.

Bundan evvel Roma, Viyana ve Berlin’i de ziyaret etmiş olan Prens, bu kere Es’ad Paşa’nın riyâset ettiği (başkanı olduğu) Arnavud Hey’eti’ni kabul etdikten sonra Drac’a giderek vezâ’if-i hükümdârîye (hükümdarlık görevlerine) mübâşeret edecektir (başlayacaktır.)

 

Balkanlılar Münâsebâtı (İlişkileri)

Sâbık (eski) Müttefikler’in münâsebât-ı siyâsiyyesi (siyasî ilişkileri) henüz tamamıyle avdet etmemiştir. Yalnız Sırbistan, Bulgaristan arasında 17 Şubat tarihinde münâsebât (ilişkiler) resmen i’âde olunmuştur (başlamıştır).

Sırbistan’ın Sofya Sefâretine (Elçiliğine) ta’yin edilmiş olan Çolak Antiç, Bulgar Kıralı tarafından sûret-i resmiyyede kabul edilmiş ve bu suretle iki hükûmetin münâsebât-ı siyâsiyyesi tekrar te’essüs etmiştir (kurulmuştur.)

Yûnân ve Bulgar münâsebâtına (ilişkilerine) gelince: Bu hususta yeni bir hat ve (adım) atılamamıştır. Her iki hükûmet evvelce iâde-i münâsebât (ilişkilerin yeniden başlaması) içün üserânın (askerlerin) teslimini şart koymuşlardı. Bulgar Hükûmeti bu şarta tevfikan (uygun olarak) Bulgaristan’da bulunan bi’l-umûm (bütün) Yûnân esirlerini tahliye etdiği (serbest bıraktığı) halde, Yûnân Hükümeti bu şarta el-ân (hâlâ) ittibâ etmemekde (uymöamakda) ısrar ediyor.

Hâlâ Selânik’de ve mahal-i sâ’iredeki (başka yerlerdeki) Yûnân hapis-hânelerinde birçok Bulgar gönüllüleri bulunmakdadır.

Yûnânîler Bulgar esirlerini tahliye etmedikce (serbest bırakmadıkça) tabîî her iki hükûmet arasında münâsebât-ı siyâsiyye (siyasî ilişkiler) avdet edemeyecektir.

 

İstikrâz (Borçlanma) Mes’elesi

Alaman ve Fransız murahhasları (delegeleri) arasında Anadolu şimendüferleri hakkında hâsıl olan i’tilâf (iş-birliği) üzerine Osmânlı istikrâzının (borçlanmasının) ‘akdine (yapılmasına) doğru bir hat ve (adım) daha atılmıştır.

Zâten Câvid Bey’le Fransa Hükûmeti arasında takarrur etmiş (kararlaştırılmış) olan i’tilâf (iş-birliği), istikrâzın (borçlanmanın) nihayet gelecek Nisana kadar sûret-i kat’iyyede (kesin olarak) akdine (yapılmasına) bir mâni (engel) kalmadığını gösteriyor.

Ma’a-mâ-fîh (bununla birlikte) Hükûmet-i Osmâniyye’nin sene-i mâliyesi (mâlî yılı) hıtâm bulmakta (sona ermekte) ve el-yevm (günümüzde) intihâbâtı (seçimleri) neticelenmek üzere olan Meclis-i Meb-ûsân’ın (Mebuslar Meclisi’nin) pek yakın bir zamanda ictimâ’a (toplanmağa) dâvet olunması takarrur etmekde (kesinleşmekte) olduğundan, gelecek sene zarfında atacağı adımları ta’yîn edebilmek (kararlaştırmak) içün Hükûmet-i Osmâniyye hâl ü mevki’i (durumunu) meşkûkiyyetden (kararsızlıktan) âzâde (arınmış) görmek istediğini Fransa Hükûmeti’ne ithâm etmişdir (bildirmiştir). Takarrur etmiş (kesinleşmiş) olan büyük istikrâza (borçlanmaya) mahsûben (göre) Hükûmet-i Osmâniyye Paris’den mühim avanslar alabilecek ve istikrâz (borçlanma) hakkındaki mu’âmelâtın (işlemlerin) ihtiyâcât-ı mübremesini (âcil gereksinimlerini) bu avanslarla te’min edecektir (sağlayacaktır)

Tasvîr-i Efkâr’dan:

On İki Ada’nın Tahliyesi

Berliner Tağblat gazetesinin Roma muhabiri, İtalya’nın taht-ı işgalinde (işgali altında) bulunan Adalar’ın karîben (yakında) tahliye edileceğine (boşaltılacağına) dâir Tan gazetesine iş’ârât-ı atiyyede bulunuyor (aşağıdaki bilgileri veriyor):

Hükûmet-i Osmâniyye; İtalya’nın Anadolu’da taleb ettiği (istediği) imtiyâzâtı (ayrıcalıkları) i’tâ eylemiştir (vermiştir).

Şekle dâir tanzim edilecek daha ba’zı noktaları mevcûd olduğundan, husûle gelen (oluşturulan) i’tilâf-nâme (iş-birliği metni) birkaç güne kadar imza edilecektir.

İ’tilâf-nâmenin (iş-birliği metninin) imza edilmesini müte’âkib (imzalanmasından sonra) rehin makamında hıfz edilen (tutulan) bu On İki Ada, Hükûmet-i Osmâniyye’ye i’âde edilecektir.

Sefîrlerimizin (Elçilerimizin) Telgrafları

Cevâbî notanın Avrupa kabinelerinde (Bakanlar Kurulu’nda) icrâ ettiği (yaptığı) te’sîrât (etkiler) hakkında rüferâ-yı Osmâniyye (Osmanlı Elçileri) tarafından Bâb-ı’Âlî’ye muttasıl (kesintisiz) telgraflar vârid olduğunu (ulaştığını) ve bu telgraflara nazaren (göre) evvelce de tahmin ettiğimiz vechile (gibi) Bâb-ı Âlî cevâbının Düvel-i Mu’azzama (Büyük Devletler) Kabineleri’nce (Bakanlar Kurulları’nca) müsâ’id (uygun) bir suretle telâkki edildiğini (sayıldığını) öğreniyoruz.

Adalar mes’elesi’nin doğrudan doğruya ve bir sûret-i müsâlemet-kârânede (barış anlayışı içinde) Türkiye ile Yûnânistân beyninde (arasında) halledileceğine (çözümleneceğine) dâir Bâb-ı Âlî mahâfilinde (çevrelerinde) ızhâr edilen (beslenen) ümidler günden güne kuvvet bulmaktadır.

Edebiyyât

 

– Bir zâtın ictimâsı (ilgisi) üzerine Hazret-i Enver’in tasvîri’çün söylenmişdir –

Gönül, bir dâver-i âlî-hısâle öyle hasretdir

Ki resm-i dil-pezîri inşirâh-ı sadre kuvvetdir

Hemîşe hayre masrûfdır işi ayn-ı kirâmdır

Cenâb-ı “Enver”i seyr eyle timsâl-i hamiyyetdir

Vücûd-ı es’adı Hakkdan bize mahz-ı ‘inâyetdir

 

Şecâ’at, sıdk u gayretle müzeyyen cevher-i zâtı

Cemâl-i bâ-kemâlinden ıyândır hüsn-i niyyâtı

Müsellemdir anın her hâlde ‘irfân ü kemâlâtı

Cenâb-ı “Enver”i seyr eyle timsâl-i hamiyyetdir

Vücûd-ı es’adı Hakkdan bize mahz-ı ‘inâyetdir

 

Hulûs-ı niyete makrûn bütün âmâl ü tedbîri

Madîs-i “utlubu’l-hayr”ı eder ihtâr kasvîri

Sakın uğraşma iknâ’a gürûh-ı ehl-i tezvîri

Cenâb-ı “Enver”i seyr eyle timsâl-i hamiyyetdir

Vücûd-ı es’adı Hakkdan bize mahz-ı ‘inâyetdir

 

Kaytaz-zâde Nâzım

Havâdis-i Mahalliyye

(İç Haberler)

 

– Sâbık tahsildâr Kosta Babadobullo ihtilâs etdiği (çaldığı) meblâğ (para) içün aleyhine sirkat (hırsızlık) dâvâsı ikâme edildiğinden (açıldığından) üç sene habse mahkûm olmuştur.

– Lâkadamya karyeli (köylü) Giryago Dimitri ve Nikola Lefteri, karye-i mezbûreli (ayni köyden) Mihaili Andoni’yi kasden katlettikleri ‘inde’l-muhâkeme (muhakeme sonunda) sâbit olduğundan (anlaşıldığından) her ikisinin de i’dâmına karar verilmiştir.

Difteri (Kuşpalazı)

Balcı – Ayazması’nda İyulya Kostanti isminde 20 yaşlarında bir Rum kızı difteri hastalığına dûçâr olarak (tutularak) berâ-yı tedâvî (tedavi için) Lefkoşa Hastahânesi’ne naklolunmuştur (aktarılmıştır).

Seyf

02 Mart 1914

Pazartesi; Sayı: 99

 

Türkiye’ye Donanma İctihâd (dîni yorum)

Kapusından Girer

 

Can çekişmiş bir milletin dirilmesi, canlanması için o milletin rehberleri (yol-göstericileri) bulunan mütefekkîrleri (aydınları), bu hususta hiçbir kimsenin hatırına gelmeyen birtakım hârikalar yaratarak o milleti düşmüş olduğu vartadan (uçurumdan) kaldırırlar. Fi’l-vâki (aslında) o halâskâr (kurtarıcı) vasıtaların efkâr-ı umûmiyyede (kamu oyunda) kendisini kabul içün bir zemîn-i müsâ’it (uygun alan) bulması; ve bunun içün de o milletin verâbıt-ı dîniyye ve ictimâ’iyyesiyle (dinî ve sosyal bağlarıyle) alâkadar olması pek siyâde hâ’iz-i ehemmiyet (önem taşıyan) şeylerdendir.

Lâkin şu da inkârı gayr-ı kâbil (mümkün olmayan) hakikatlerdendir ki her tecceddüd (yenilik) her yerde ne kadar ma’kûl ve  mantaki (kurallara uygun / mantıklı) olsa da, yine birçok mâni’alara (engellere ma’rûz kalır (uğrar).

Bütün ibtidâ’î  (ilkel) milletlerde terakkî (ilerleme) ve medeniyyet (uygarlık), daima yukarıdan gelmiş ve işte o yukarıdan uzanan demirden bir el bütün mâni’aları (engelleri) parçalamış ve bu suretle efkâr-ı umûmiyyede (kamu-oyunda) müsâ’id (uygun) zemîni (yeri) o ilâhî el, o kuvvet teşkil etmiştir (uygulamıştır)…

Şimdi asıl maksadımıza gelelim: Türkiye’yi cüz’i (kısacık) bir zaman zarfında kurtarmak içün mürâca’at edilecek vasıtalar pek çoktur. Biz burada yalnız dînî ba’zı noktalara temasda bulunacağız: Ulu Tanrımızın unutulmuş birçok emirleri vardır ki onlar anlaşılacak, canlanacak olsa hazîne-i millete altunlar olukdan akar gibi dökülür. Meselâ ictihâd (dinî yorum) kapusunun o mutlu ve hayırlı kapının altun kanadları dördüncü asr-ı hicrîye kadar her âlim (bilgin) ve mütefekkire (aydına) karşı açık idi. Sonraları birçok cahillerin müctehidlik (din-bilginliği) davâsında bulunması gibi birtakım bahanelerle birçok muta’assıblar buldular; ve açılmasını da vücûdu (oluşması) gayr-ı mümkin (mümkün olmayan) şartlarla muhâle (olumsuzluğa) ta’lîk etdiler (ertelediler)…

Halbuki Cenâb-ı Hakk, “dîn mes’elesinde bir kavga çıkarırsanız, eğer bana ve ahretime inanıyorsanız, benim ve resûlümün (peygamberimin) sözlerine sarılın; sakın başka bir kimseye inanmayınız” diye taklîdin harâm ve ictihâdın (dinî yorumun) lâzım olduğunu söylüyor.

Zâten eski müctehidler (fıkıh bilginleri) ölüm adamları kendilerini taklid etmekden men ederlerdi. İmâm-ı a’zamlar (büyük imamlar), imâm-ı Şâfi’îler (Şafi’î mezhebli imamlar), taklidin fena olduğunu bilmeselerdi Ebu’s-su’ûd, İbn-i ‘Abbâs Hazretleri gibi sahâbeleri (Hz. Muhammed’in yakınlarını) taklid ederlerdi.

İşte bu fikri usûliyyûndan (fıkıh ve hadis bilginlerinden) ibn-i Haram, El-Telhîs adlı kitabında bî-pervâ (korkusuzca) söylüyor.

Yine tekrar karâ’ininde (ip-uçlarında) ben ecdâdımın bana telkin etdiği şeylere inanırım; başkasını bilmem, diyen kimseleri zem ve ta’n ediyor (ayıplıyor, yeriyor).

Yine başka bir yerinde taklid etmeyerek ictihâd eden (yorum yapan) kimseleri madhediyor (övüyor).

Acaba şimdi bu kavgalı gürültülü ictihâd (dini yorum) kapusu açılırsa millet bundan ne kazanır?! Bir kere bu kadar seneden beri Hindistan’da ecnebî (yabancı) kasalarında biriken ve Turânî ağızlarından bir fetvâ-yı ictihâd denilen o milyonlarca Evkâf paraları derhal yurdumuza kaçışırlar.

Artık o zaman bu fazla-ı vâridât (gelir fazlası) içün vâkıfın (vakfı yapanın) şart-nâmesinde bir sarâhat (açıklık) yokdur, diye îrâd edilen (ileri sürülen) i’tirâzlar vârid (geçerli) olamaz. Çünki ictihâd (dînî yorum) kapısından yükselen ilâhî teraneler (sesler) o milyonları artık pek çapuk teşhîr (inandırıp) ve cezb edebilir (kendisine çekebilir).

Yine o mübarek fetvâ-yı ictihâdın (dînî yorum kararının) müsâ’adesiyle vâcibâtdan (yapılması gerekli şeylerden) olan kurban yerine ferâ’izden (dinin farzlarından) olan donanma kâ’im olur (geçer)

Hatta birkaç sene içün olmak üzere hac ve zekât paraları da buna terk edilir. Bu suretle hem taht-ı muhâsarada (kuşatma altında) bulunan üç yüz milyon İslâmın kıblegâhı (kıble yönü) muhâtaradan (belâdan / zarardan) kurtulmuş olur; hem de Cenâb-ı Hakk’ın emr-i şerîfi (kutsal emri) yerini bulmuş olur.

Zâten Cenâb-ı Hakk hiçbir zaman zebh edilen (kesilen) kurbanın etine, kanına muhtaç değildir. Bundan maksadı takvâ (günahlardan kaçınma) ve kullarının kendisine karşı olan fedakârlıklarını anlamaktır.

Vatan muhafaza edilmezse (korunmazsa) takva (günahlardan kaçınma) ve ita’at hiç mümkün olmaz. Madem ki dinler bile insanların ihtiyâcâtını (gereksinimlerini) tatmin için gelmiştir ve her bir peygamberin getirmiş olduğu ahkâm (hükümler), kendinden evvelki ahkâm (hükümler) ile az-çok farklı bulunuyor… Şu hâlde her asırda (yüzyılda) ihtiyâcât (gereksinimler) milleti giderecek birçok ictihâdlar (dînî yorumlar) lâzımdır. Hattâ Kur’ân âyetlerinin ba’zılarının diğerleriyle mensûh (geçerliği kalmamış) bulunması da bize ictihâdın (dînî yorumun) lüzûmu (gereği) hakkında mukni (inandırıcı) fikirler verebilir.

İctihâdın (dînî yorumun) daha bir çok ictimâ’î (sosyal) ve siyâsi menfa’atleri (çıkarları) de olduğu şüphesiz ise de; biz burada yalnız donanmaya âid olanlarından bahsettik.

İşte bütün bu mesrûdâtımızdan (söylediklerimizden) şu netice çıkıyor ki, bugün hâlâ ictihâd (dînî yorum) kapısı açıktır. Ve mükemmel donanma da Türkiye’ye ancak bu kapıdan girebilir.

İşte bu mutlu kapıdan girecek olan donanmamızdır ki birçok küçük, cılız milletlerin müdhiş darbeleriyle hırpalanan, ezilen şu milliyetimizi de canlandırır…

M. Sabri.

 

 

İngiliz Gazetelerinde Görülen Mütâlâ’ât (Yorumlar)
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Harid Fedai

İngiliz Gazetelerinde Görülen Mütâlâ’ât (Yorumlar)





Seyf

02 Mart 1914

Pazartesi; Sayı: 97

 

İngiliz Gazetelerinde Görülen Mütâlâ’ât (Yorumlar)

Cevâbî Nota’nın Te’sîrâtı (etkileri)

 

Londra Mu’âhedesi’nin Antlaşması’nın beşinci ve Atina Mu’âhadesi’nin) on beşinci maddeleri mûcibince (uyarınca) ta’yîn-i istikbâli (geleceği), altı büyük devlete terk edilmiş olan Adalar hakkındaki karar, Bâb-ı Âlî’ye (Osmânlı Başbakanlığı’na) tebliğ edildikten 24 saat zarfında Türkiye cevabını verdi.

Bu cevap Devletler’e karşı dostane ve nâzikâne ta’bîrâtla setr olunmuş (donatılmış) bir itâb (azarlama) ve serzenişten (başa-vurmadan) başka bir şey değildir.

Avrupa’nın haksızlığı yüzüneçarpıldıktan sonra, Türkiye kendi meşru (yasal) hukûkunu (haklarını) istihsâle (almağa) çalışacağı cevâbî notada zikrolunuyor.

Devletler, kendi kararlarının tedâbir-i zecriye (baskıcı yöntemler) ile infâzı (uygulanması) hususunda (konusunda) i’tilâf edemeyince (birlik olamayınca), tebî’i (doğaldır ki) Türkler’den başka yolda bir cevap beklenemezdi.

İki mu’âhede (antlaşma) ile kendilerine tevdî edilmiş (verilmiş) olan bir mes’ele hakkında Devletler, karar verirken, o kararın mutâ (bağlayıcı) olacağını ihtâr edemediler. İşte bu sebepten Türkler, Avrupa kararlarının ehemmiyetini (önemini) hiçe tenzil ederek (indirerek) 24 sâatde reddettiler.

Sir Edvard Grey tarafından Devletler’ce şarkda (Doğuda) sulh ve sükûn te’mîn edilecek (sağlanacak) bir surette karar verilmiş olduğu suret-i mutantanada (gösterişli şekilde) i’lân edilirken, Türk notası, “Devletler kararının münâza’ât-ı şedîdeyi (şiddetli tartışmaları) izâle edecek (ortadan kaldıracak) sûretde olmadığını” söylemekden çekinmiyor.

Türkiye; imroz, Tenedos ve Meis adalarının i’âdesini (geri verilmesini) sened ittihâz etmekle (saymakla) beraber, diğer Adalar hakkında kendince kanâ’at-bahş (tatmin edici) olacak bir sûret-i hâl (çözüm şekli) bulmağa çalışacağını bildiriyor.

Vilâyât-ı Şarkıyye Islâhâtı

(Doğu İlleri Düzenlemeleri)

 

“Vilâyât-ı Şarkıyye Islâhâtı” nâmıyle (adıyle) uzun bir müddetden beri müzâkerelere (görüşmelere) ve efkâr-ı te’âtîlerine (tartışmalarına) sebep olmuş olan mes’ele (konu), bir sûret-i tesviyeye (çözüme) rabt edilmiştir (bağlanmıştır).

Türkiye’nin talebi (istemesi) üzerine Hükûmât-i Sağire (küçük devletler) teba’asından (uyruklularından) intihâb edilecek (seçilecek) mutahassıslar (uzmanlar) teftîş vazifesiyle (denetleme göreviyle) muvazzaf olarak (atanarak) Şark (Doğu) vilâyetlerinde (illerinde) ıslâhâtın (düzenlemelerin) icrâsına (uygulanmasına) nezâret (gözcülük) edeceklerdir. Vilâyet (il) meclis-i umûmîlerinde (genel kurullarında) – Van ve Bitlis’den mâ’adâ (başka) – temsîl-i nisbî usûlü (önceki uygulama yöntemi) kabul edilmiş ve yalnız bu iki vilâyetde (ilde) Meclis-i Umûmî (Genel Kurul) a’zâsının (üyesinin) münâsafeten (yarı yarıya) İslâm ve Hıristiyân’dan mürekkeb olması (oluşması) takarrur etmişdir (karara bağlanmıştır.)

Müfettişlerle vâlîler arasında zuhûr edecek (çıkacak) ihtilâfât (anlaşmazlıklar) Bâb-ı Alî (Başbakanlık) tarafından halledilecektir (Çözümlenecektir.)

Türkiye mukarrerât-ı ıslâhiyyeyi (düzenleme kararlarını kemâl-i hulus ile (özenle) t6atbik ettiği sûretde (uyguladığı takdirde) Asya İmparatorluğu sağlam bir esâsa (temele) rabt edilmiş (bağlanmış) olacaktır.

Anadolu Şimendüferleri (Trenleri)

Ve

Fransız – Alman İ’tilâfı (İş-birliği)

Geçen sonbahardan beri Asyâ-yı Suğrâ (Küçük Asya / Anadolu) şimendüferleri (trenleri) hakkında Berlin’de icrây-ı müzâkere etmekde olan (görüşme yapmakta olan) Fransız ve Alman murahhasları (delegeleri) arasında nihayet i’tilâf (iş – birliği) hâsıl olmuş ve efrencî şubatın 15. Günü bu bâbda (konuda) tanzîm olunan (düzenlenen) i’tilâf-nâmeye (anlaşma metnine) sah keşîdesi mu’âmelesi icrâ olunmuştur (onay imzası atılmıştır.)

Bundan sonra Bağdad şimendüferiyle (treniyle) Halîc-i Fâris hakkında İngiltere, Almanya ve Türkiye arasında zâten esasları hazırlanmış olan suver-i i’tilâfiyyenin (iş-birliği suretlerinin) ikmâli (tamamlanması) ve bi’l-hâssa (özellikle) Paris’de pek yakın bir zamanda Türk istikrâzının (borçlanmasının) akdı (yapılması) mes’eleleri kalmış oluyor.

Bu i’tilâflar (iş-birlikleri) net,cesinde Anadolu’da şimendüfer (tren inşası (yapılması) hakkındaki nüfûz nekâbetleri (güç yarışmaları) külliyen (hepten) ber-taraf olunacaktır (kaldırılacaktır.)

Şimdik, mukarrerât mûcibince (kararlar uyarınca) Anadolu’nun şimâl (kuzey) kısmı şimendüferleri (trenleri) Fransa ve Rusya’ya; tekmil (bütün) Suriye’dekiler Fransa’ya âid olacağı gibi, Bağdad hattı ile şu’bât-ı lâzımesi (gerekli bölümleri) her dürlü müdâhaleden (engellemeden) âzâde olarak (etkilenmeksizin) Almanya’ya âid olacaktır.

Almanlar Bağdad hattına şimâlden (kuzeyden) şu’beler (bölümler) ilsâkına (eklenmesine) da salâhiyetdâr (yetkili) olacaklarsa da Karadeniz’e bir mahrec (çıkış yeri) yapamayacaklardır.

Mukarrerât-ı i’tilâfiyyenin (İş-birliği kararlarının) esas i’tibârıyle, zikrolunduğu vechile (değinildiği gibi), muhtelif dâ’ire-i nufûzları (etki merkezlerini) tahdîd eylediği (dışladığı) ma’lûm ise de (bilinir ise de), i’tilâfların (iş-birliklerinin) tafsîlâtı (ayrıntıları) neşrolunmayacağı (yayınlanmayacağı), mahâfil-i mâliyede (mâlî çevrelerde) deverân eden (dolaşan) şâyi’âtdan (söylentilerden) istidlâl olunuyor (çıkarılıyor.)

Arnavudluk Prensi

Arnavudluk’un müntehib (seçilmiş) hükümdârı Prens Veyd, yeni tahtı kat’iyyen kabul edip işe başlamazdan evvel, muhtelif Avrupa pây-i tahtlarını (baş-kentlerini) ziyaret etmeği münâsib görmüş ve bu fikrini mevki-i icrâya koymak (yürürlüğe geçirmek) için Avrupa kıt’asında bir devir (dolaşım) yapmağa çıkmıştır.

Şubat’ın 18’inci günü Londra’ya muvâsalat ederek (ulaşarak) ricâl-ı hâriciyye (dış-işleri önde-gelenleri) ve İngiltere hükümdârıyle (Kıralıyle) mülâkât etdikten (görüştükten) sonra, 13 saat zarfında Londra’yı terk ederek Paris’e gitmiştir.

Bundan evvel Roma, Viyana ve Berlin’i de ziyaret etmiş olan Prens, bu kere Es’ad Paşa’nın riyâset ettiği (başkanı olduğu) Arnavud Hey’eti’ni kabul etdikten sonra Drac’a giderek vezâ’if-i hükümdârîye (hükümdarlık görevlerine) mübâşeret edecektir (başlayacaktır.)

 

Balkanlılar Münâsebâtı (İlişkileri)

Sâbık (eski) Müttefikler’in münâsebât-ı siyâsiyyesi (siyasî ilişkileri) henüz tamamıyle avdet etmemiştir. Yalnız Sırbistan, Bulgaristan arasında 17 Şubat tarihinde münâsebât (ilişkiler) resmen i’âde olunmuştur (başlamıştır).

Sırbistan’ın Sofya Sefâretine (Elçiliğine) ta’yin edilmiş olan Çolak Antiç, Bulgar Kıralı tarafından sûret-i resmiyyede kabul edilmiş ve bu suretle iki hükûmetin münâsebât-ı siyâsiyyesi tekrar te’essüs etmiştir (kurulmuştur.)

Yûnân ve Bulgar münâsebâtına (ilişkilerine) gelince: Bu hususta yeni bir hat ve (adım) atılamamıştır. Her iki hükûmet evvelce iâde-i münâsebât (ilişkilerin yeniden başlaması) içün üserânın (askerlerin) teslimini şart koymuşlardı. Bulgar Hükûmeti bu şarta tevfikan (uygun olarak) Bulgaristan’da bulunan bi’l-umûm (bütün) Yûnân esirlerini tahliye etdiği (serbest bıraktığı) halde, Yûnân Hükümeti bu şarta el-ân (hâlâ) ittibâ etmemekde (uymöamakda) ısrar ediyor.

Hâlâ Selânik’de ve mahal-i sâ’iredeki (başka yerlerdeki) Yûnân hapis-hânelerinde birçok Bulgar gönüllüleri bulunmakdadır.

Yûnânîler Bulgar esirlerini tahliye etmedikce (serbest bırakmadıkça) tabîî her iki hükûmet arasında münâsebât-ı siyâsiyye (siyasî ilişkiler) avdet edemeyecektir.

 

İstikrâz (Borçlanma) Mes’elesi

Alaman ve Fransız murahhasları (delegeleri) arasında Anadolu şimendüferleri hakkında hâsıl olan i’tilâf (iş-birliği) üzerine Osmânlı istikrâzının (borçlanmasının) ‘akdine (yapılmasına) doğru bir hat ve (adım) daha atılmıştır.

Zâten Câvid Bey’le Fransa Hükûmeti arasında takarrur etmiş (kararlaştırılmış) olan i’tilâf (iş-birliği), istikrâzın (borçlanmanın) nihayet gelecek Nisana kadar sûret-i kat’iyyede (kesin olarak) akdine (yapılmasına) bir mâni (engel) kalmadığını gösteriyor.

Ma’a-mâ-fîh (bununla birlikte) Hükûmet-i Osmâniyye’nin sene-i mâliyesi (mâlî yılı) hıtâm bulmakta (sona ermekte) ve el-yevm (günümüzde) intihâbâtı (seçimleri) neticelenmek üzere olan Meclis-i Meb-ûsân’ın (Mebuslar Meclisi’nin) pek yakın bir zamanda ictimâ’a (toplanmağa) dâvet olunması takarrur etmekde (kesinleşmekte) olduğundan, gelecek sene zarfında atacağı adımları ta’yîn edebilmek (kararlaştırmak) içün Hükûmet-i Osmâniyye hâl ü mevki’i (durumunu) meşkûkiyyetden (kararsızlıktan) âzâde (arınmış) görmek istediğini Fransa Hükûmeti’ne ithâm etmişdir (bildirmiştir). Takarrur etmiş (kesinleşmiş) olan büyük istikrâza (borçlanmaya) mahsûben (göre) Hükûmet-i Osmâniyye Paris’den mühim avanslar alabilecek ve istikrâz (borçlanma) hakkındaki mu’âmelâtın (işlemlerin) ihtiyâcât-ı mübremesini (âcil gereksinimlerini) bu avanslarla te’min edecektir (sağlayacaktır)

Tasvîr-i Efkâr’dan:

On İki Ada’nın Tahliyesi

Berliner Tağblat gazetesinin Roma muhabiri, İtalya’nın taht-ı işgalinde (işgali altında) bulunan Adalar’ın karîben (yakında) tahliye edileceğine (boşaltılacağına) dâir Tan gazetesine iş’ârât-ı atiyyede bulunuyor (aşağıdaki bilgileri veriyor):

Hükûmet-i Osmâniyye; İtalya’nın Anadolu’da taleb ettiği (istediği) imtiyâzâtı (ayrıcalıkları) i’tâ eylemiştir (vermiştir).

Şekle dâir tanzim edilecek daha ba’zı noktaları mevcûd olduğundan, husûle gelen (oluşturulan) i’tilâf-nâme (iş-birliği metni) birkaç güne kadar imza edilecektir.

İ’tilâf-nâmenin (iş-birliği metninin) imza edilmesini müte’âkib (imzalanmasından sonra) rehin makamında hıfz edilen (tutulan) bu On İki Ada, Hükûmet-i Osmâniyye’ye i’âde edilecektir.

Sefîrlerimizin (Elçilerimizin) Telgrafları

Cevâbî notanın Avrupa kabinelerinde (Bakanlar Kurulu’nda) icrâ ettiği (yaptığı) te’sîrât (etkiler) hakkında rüferâ-yı Osmâniyye (Osmanlı Elçileri) tarafından Bâb-ı’Âlî’ye muttasıl (kesintisiz) telgraflar vârid olduğunu (ulaştığını) ve bu telgraflara nazaren (göre) evvelce de tahmin ettiğimiz vechile (gibi) Bâb-ı Âlî cevâbının Düvel-i Mu’azzama (Büyük Devletler) Kabineleri’nce (Bakanlar Kurulları’nca) müsâ’id (uygun) bir suretle telâkki edildiğini (sayıldığını) öğreniyoruz.

Adalar mes’elesi’nin doğrudan doğruya ve bir sûret-i müsâlemet-kârânede (barış anlayışı içinde) Türkiye ile Yûnânistân beyninde (arasında) halledileceğine (çözümleneceğine) dâir Bâb-ı Âlî mahâfilinde (çevrelerinde) ızhâr edilen (beslenen) ümidler günden güne kuvvet bulmaktadır.

Edebiyyât

 

– Bir zâtın ictimâsı (ilgisi) üzerine Hazret-i Enver’in tasvîri’çün söylenmişdir –

Gönül, bir dâver-i âlî-hısâle öyle hasretdir

Ki resm-i dil-pezîri inşirâh-ı sadre kuvvetdir

Hemîşe hayre masrûfdır işi ayn-ı kirâmdır

Cenâb-ı “Enver”i seyr eyle timsâl-i hamiyyetdir

Vücûd-ı es’adı Hakkdan bize mahz-ı ‘inâyetdir

 

Şecâ’at, sıdk u gayretle müzeyyen cevher-i zâtı

Cemâl-i bâ-kemâlinden ıyândır hüsn-i niyyâtı

Müsellemdir anın her hâlde ‘irfân ü kemâlâtı

Cenâb-ı “Enver”i seyr eyle timsâl-i hamiyyetdir

Vücûd-ı es’adı Hakkdan bize mahz-ı ‘inâyetdir

 

Hulûs-ı niyete makrûn bütün âmâl ü tedbîri

Madîs-i “utlubu’l-hayr”ı eder ihtâr kasvîri

Sakın uğraşma iknâ’a gürûh-ı ehl-i tezvîri

Cenâb-ı “Enver”i seyr eyle timsâl-i hamiyyetdir

Vücûd-ı es’adı Hakkdan bize mahz-ı ‘inâyetdir

 

Kaytaz-zâde Nâzım

Havâdis-i Mahalliyye

(İç Haberler)

 

– Sâbık tahsildâr Kosta Babadobullo ihtilâs etdiği (çaldığı) meblâğ (para) içün aleyhine sirkat (hırsızlık) dâvâsı ikâme edildiğinden (açıldığından) üç sene habse mahkûm olmuştur.

– Lâkadamya karyeli (köylü) Giryago Dimitri ve Nikola Lefteri, karye-i mezbûreli (ayni köyden) Mihaili Andoni’yi kasden katlettikleri ‘inde’l-muhâkeme (muhakeme sonunda) sâbit olduğundan (anlaşıldığından) her ikisinin de i’dâmına karar verilmiştir.

Difteri (Kuşpalazı)

Balcı – Ayazması’nda İyulya Kostanti isminde 20 yaşlarında bir Rum kızı difteri hastalığına dûçâr olarak (tutularak) berâ-yı tedâvî (tedavi için) Lefkoşa Hastahânesi’ne naklolunmuştur (aktarılmıştır).

İngiliz Gazetelerinde Görülen Mütâlâ’ât (Yorumlar)
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Harid Fedai

İngiliz Gazetelerinde Görülen Mütâlâ’ât (Yorumlar)





Seyf

23 Şubat 1914

Pazartesi; Sayı: 96

 

İngiliz Gazetelerinde Görülen Mütâlâ’ât (Yorumlar):

 

İstanbul – Mısır

Seyâhat-i Havâ’iyyesi

   Türkiye Harbiyye Nezâreti’nin (Savunma Bakanlığı’nın) tensîbiyle (onaylamasıyla) Türk askeri tayyârecileri (pilotları) İstanbul’dan İskenderiye’ye kadar bir seyâhat-ı havâ’iyye (hava/uçak) yolculuğu icrâsına (yapılmasına) başlamışlardı.

   Tayyârecilerin (uçaktakilerin) yolda uğradıkları mahallerde (yerlerde) ahâlî bunları fevka’l-âde meserretle (sevinçle) karşılamaktadır.

   Türkiye Harbiyye Nâzırı (Savunma Bakanı) bu seyâhat-ı havâ’iyyeyi (uçak yolculuğunu) icrâ etdirmakla (yaptırmakla) Anadolu, Suriye, Filistin ve Mısır ahâlî-i İslâmiyyesi’ne ordudaki tekemmülât-ı cedîde (yeni gelişmeler) hakkında bir delîl-i fi’ilî (somut bir örnek) göstermiş oluyor.

                                                                  —

Arnavudluk Ahvâli

   Birçok müzâkerâtdan (görüşmelerden) sonra nihayet Es’ad Paşa Arnavudluk hükûmet-i cedîdesini (yeni hükümetini) tanımaya muvâfakat etmiştir (uyum sağlamıştır.)

   Ahâlî nâmına (adına) Arnavudluk tahtını Prens Veyd’e teklif etmek vazifesi (görevi) Es’ad Paşa’ya tahmîl olunmuştur (verilmiştir).

   Es’ad Paşa bu maksad içün teşekkül etmiş (oluşturulmuş) olan Hey’et-i Müntehibe (Seçici Kurul) Riyâseti’nde (Başkanlığı’nda) olarak Drac’dan hareket etmiştir.

   Prens’e taht teklif etdiği sırada Es’ad Paşa “Haşmet penâh!” ta’bîrini isti’mâl edecekdir (kullanacaktır) ki bu suretle Prens’in Arnavudlar’ca “Kıral” olarak kabul olunduğu i’lân olunacakdır.

   Es’ad Paşa’nın bu nokta-i nazarına (görüşüne) Avusturya Hâriciyye Nezâreti (Dışişleri Bakanlığı) de iştirâk ve muvâfakat etmişdir (katılmıştır.)

 

Türkiye ve Hind Müslümânları

   Son Balkan Muhârebesi’nden (Savaşı’ndan) beri Türkiye’ye karşı her fırsatda muhabbet ve merbûtiyyet-i kalbiyyelerini (yürekten sevgilerini) ızhâr etmekde (göstermekte) olan Hind Müslümânları arasında Osmânlı donanmasına mu’âvenet (yardım) içün vâsi mikyâsda (büyük ölçüde) teşkilât yapılmaktadır.

   Mühim bir yekûne (toplama) bâliğ olacağı (ulaşacağı) tahmin edilmekde olan i’ânât (yardımlar) karîben (yakında) İstanbul’a gönderilecektir.

                                                                         —

Edebiyât

Temennî-i İstikbâl

 

Etsün tecellî, âsâr-ı Kudret

Beytü’l-hazanlar, gülzâre dönsün

Hurşîd misâli, ikbâl-i ümmet

Ufk-ı alâdan halka görünsün!

               —

Keştîler olsun deryâda peydâ

İclâl-i Devlet kutsun cihânı!

A’dâya versün dehşet ser-â-pâ

Büldân-ı İslâm bulsun emânı!

                —

Kapudân-ı deryâ, mânend-i kevkeb

Saçsun ziyâlar Bahr-ı sefîde!

Bizce budır hep aksâ-yı matleb

Çok mı düşersek böyle ümîde?

                   —

Mevc-âver olsun ‘ulvî ‘alemler

Yansun yakılsun gördükçe düşmen!

Zâ’il mi olmaz, dilde elemler?

Kurtulsa güller, hâr-ı sitemden!

                       —

Meşcerde bülbül, ötdükce gâh gâh

Âheng-i şâdî çıksun semâya!

Hüzn-i umûmî, bir vefk-i dil-hvâh

Kalb olsun artık nûr-ı safâya!

                     —

Yükselsün öyle âvâz-ı tehlîl!

Sahrâda, dağda etsün tekerrür

Eltâf-ı Hakka, bâ’is ve tebcîl!

Efrâd-ı millet kılsun teşekkür!

                     —

Hallâk-ı âlem her şey’e kâdir

Andan temennî eyler za’îfân!

Emr ü irâde olsaydı sâdır

Lâ-büd olurdı her müşkil âsân!

 

Kaytaz-zâde Nâzım

 

Müstef’ilâtün Müstef’ilâtün

               ——

 

Havâdis-i Mahalliyye

(İç Haberler)

 

   Leymosun’da Letâ’if Kadın tarafından Hazret-i Mevlânâ’nın külâhını mutasavver (yansıtan) ve medhiyyesini (övgüsünü) hâvî (içeren) bir kıt’a (adet levha (resim), Donanma-yı Osmânî menfaatine hediye edilmiş ve İ’âne Misyonu vâsıtasıyle birkaç akşam evvel mevki-i müzâyedeye (açık artırmaya) vaz olunarak (konularak) Fellâh-oğlu-zâde Hacı Sa’îd Efendi’ye 1083 kuruşa teslim olunmuştur.

   Mumâ-ileyh (adı edilen) Hacı Sa’id Efendi’nin öteden beri Donanma-yı Osmânî menfaatine pek büyük yararlılıklar gösterdiği Leymosun’dan bildirilmekle mumâ-ileyhi (adı edileni) şâyân-ı takdîr ve tebrîk buluruz.

                                                                       —

   Rum gazeteleri bu hafta Salîb-i (Kızılhaç) namına, geçen sene cem etdikleri (topladıkları) i’ânelerin (yardımların) bir plânçosunu neşrediyorlar (yayımlıyorlar).

   İşbu plânço mücibince Lefkoşe’den 2490 lira, ba’zı köylerden 904, ki cem’ân (toplam) 3395 lira bir para cem’ edilip (toplanıp) bunun 120 lirasını bazı hayrâta (hayır işlerine)! Sarf ederek Baş-Despot nâmına bugün bankada 3252 lira bir para mevcûd bulunuyormuş.

   Elefteriya’nın verdiği ma’lûmâta nazaren işbu meblâğın kâffesi (tümü) Donanma-yı Yûnânî Cem’iyyeti’ne devredilmesi içün a’zâler (üyeler) meyânında (arasında) ba’zı cereyânlar (olaylar) varmış.

   – Seyf: Bu üç bin küsûr lira, ma’lûm olduğu üzre, İkinci Balkan Muhârebesi’nde (Savaşı’nda) derc edilmeğe (toplanmaya) başlanmıştı.

   Halbuki ilk muhârebede (savaşta) 6000 lira kadar bir para müctemi’an (toplu olarak) ve belki 2000 lira kadar bir para da ayrı ayrı gönderilmişti.

   Demek Kıbrıs Rûmları bir-buçuk sene zarfında tam 11,000 İngiliz lirası i’âne (yardım) cem’ etmişlerdir (toplamışlardır.)

   Din kardeşlerimizi intibâha (uyanmaya) dâvet etmek içün işbu hesabı neşrediyoruz.

 

Despot – hâne’deki İctimâ (Toplantı)

   Geçen hafta haber verdiğimiz gibi Kıral Kostantin dretnotu menfaatine i’âne (yardım) celbi (toplanması) içün ikinci def’a olarak Baş-Despot tarafından da’vet edilen Rûm tüccârânıyle (tüccarlarıyle) kısm-ı mütefekkirînin (bir kısım aydınların) yine da’vet-i mezkûre (adı edilen davete) icâbet etmediklerini (gelmediklerini) ve hâzırûn (hazır olanlar) meyânında (arasında) Cikko Gumenosu ile Belediye Re’îsi İlyasidi, Paskal, Ekonomidi, Teodotu, Severi, Doktor Kalavro ve Foni muharriri (yazarı) Bavlidis’den mürekkeb (oluşmuş) bir Komisyon teşkil edilerek (oluşturularak) meclise (toplantıya) hıtâm (son) verildiğini Gibriyagos Filâks gazetesinden öğreniyoruz.

   Ayni gazetenin verdiği ma’lûmâta (bilgiye) nazaren (göre), işbu Komisyonun ictimâ’ında (toplantısında) ittihâz edilen (alınan) kararlar hakkında ma’lûmât (bilgi) almak arzusunda her Yûnânî, mutlaka Despot-hâne’ue mürâcaat etmeli; çünki bundan böyle kararlarını gazetelerle i’lân etmemek taht-ı karara (karar altına) alınmış imiş!

   Gibriyagos Filâks, Donanma i’ânesi (yardımı) hakkında yazdığı baş-makalesiyle Yûnân Donanması menfa’atine her iki ayda bir def’a keşîde edilen piyango tahvilâtlarından (biletlerinden) her köylünün bir danecik alması; ve bunu mevki-i icrâya (kullanıma) koymak içün Baş-Despot’un uğraşması lâzım geldiğini ileri sürüyor.

                                                      —

Lefkoşa Meclis-i Cezâ’iyyesi (Ceza Mahkemesi)

   Lârnaka’dan sonra Meclis-i Mevküte (Dönüşümlü Mahkeme) Lefkoşa’da dâvâlar görmeğe başlamıştır. Şimdiye kadar görülen dâvâlar şunlardır:

   1. Mosfili karyeli (köylü) Hristofi Nikola, bir Rûm karısını Katlettiğinden dolayı beş sene;

   2. Varişalı (Şirin köylü) Nâsıf Rüstem, köylüsü Sultana Yusuf’u cerh ettiğinden (yaraladığından) üç sene kürek cezasına;

   3. Astromerid’li Lazari Hacı Toğli’yi köylüsü Solomo Gavriel nâmında (adında) bir Rûm, eser-i cinnetle (aklını oynatarak) cerh ettiğinden (yaraladığından) dolayı tımâr-hâneye (akıl – hastanesine sevkine;

   4. Lûricina’lı (Akıncılar’lı) İbrahim Ömer, zevcesini (karısını) darb edip (dövüp) vefâtına (ölümüne) sebebiyet verdiğinden beş sene kürek cezasına;

   5. Pera karyeli (köylü) Mehmed Emin Mustafa, çoban Yanni’yi öldürmek kasdıyle silâh attığından bir sene hapis cezasına mahkûm edilmiştir.

                                                                            —

Ta’yînler (Atamalar)

Yine Türklere Gadır (Haksızlık)

   Lefkoşa Vâridât (Gelir Dairesi) Kâtibi Mu’âvini (Yardımcısı) Mister Petrides’in, daha evvel haber verdiğimiz gibi tenzîl-i ma’âşla (maaş indirimi ile) Posta Nezâreti’ne; ve anın yerine de Posta Nezâreti’nde bulunan Dimitri Dalyadoros’un nakil ve te’yinleri icrâ edilmiştir.

   Evvelâ Mister Dalyadoros’un bulunduğu sınıfta, kendisinden kıdemli 5 me’mûr bulunuyor ki bunları sırasıyle buraya naklediyoruz:

   1. Mehmed Ziya Bey Orman Dairesi’nde on beş senelik bir me’mûr ve 1908 senesinden beri altıncı sınıfta bulunuyor.

   2. Ahmed Zihnî Efendi Posta’da on senelik bir mme’mûr; ve 1909 senesinden beri işbu sınıfta ve birçok kazalarda hizmet ediyor.

   3. Mihailides Posta’da, 14 senelik bir me’mûr ve 1909’ran sınıf-ı hâzırında (şimdiki sınıfında) hizmet ediyor.

   4. Hüseyin Fikri Bey Posta’da, 14 senelik bir me’mûr ve Leymosun ve Mağusa postalarında ve 1909’dan beri hizmet ediyor.

   5. Mehmed Muzaffer Efendi Leymosun Mahkemesi’nde on üç senelik bir me’mûr ve Leymosun ve Lârnaka kazalarında 1910 senesinden beri de işbu sınıfta hizmet ediyor.

   6. Mister Dalyadoros Hükümetin Ma’î Kitabı mûcibince altı senelik bir mme’mûr bulunduğu gibi altıncı sınıfa terfi’i 1910 senesidir.

   Demek, gerek târîh-i ta’yînlerinde, gerek hâl-i hâzırdaki sınıflarında bâlâya kaydettiğimiz efendiler Dalyadoros’dan kıdemlidirler.

   Bundan mâ’ada Dalyadoros bir müddet evvel Baf’a Vâridât kâtibi ta’yin olunduğu halde, mahzâ (tek/sırf) Lefkoşa’dan dışarı çıkmasın diyerek işbu ta’yîni reddetdi; ve aldığımız ma’lûmâta nazaren Müsteşâr’dan aldığı bir mektupda me’mûriyyet-i mezkûreyi (adı geçen görevi) reddetmesiyle terfi’ine bir sed çektiği kendisine bildiriliyormuş.

   Böyle olmakla beraber Mister Dalyadoros’un yine terfî edişi şâyân – te’essüf ve ta’accübdür.

                                           —

Hükümetin Nazar-ı Dikkatine

   Leymosun Polis Dairesi’ndeki Yüzbaşı Hâfız Ali Efendi’nin vukû-ı irtihâli (vefat olayı) üzerine mahal-i mezkûre mevki’in ehemmiyetine mebnî bir Türk zâbitinin (subayının) ta’yîni (atanması) taht-ı vücûbdadır (gereklidir.)

   Hükûmetin husûs-ı mezkûrı (sözkonusu mes’eleyi) lâyık olduğu ehemmiyetle nazar-ı dikkate alacağını ümid eder, ve memlekete iktidâr ve ehliyeti ile hidemât-ı hasene-i vefîrede (nice güzel hizmetlerde) bulunan merhûm mûmâ-ileyhin (adı edilenin) ailesi hakkında da Hükûmetin âtıfet (iyilik severlik) ve şefkat dâiresinde icrâ-yı mu’âmelede (işlemde) bulunmasına intizâr eyleriz (bekleriz).

A.N

İngiliz Gazetelerinde Görülen Mütâlâ’ât (Yorumlar)
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Harid Fedai

İngiliz Gazetelerinde Görülen Mütâlâ’ât (Yorumlar)





Seyf

05 Kânûn-i Sânî (Ocak) 1914

Pazartesi; Sayı: 89

İngiliz Gazetelerinde Görülen Mütâlâ’ât (Yorumlar)

 

İngiliz Notası

Arnavutluk Hududu

Ve

Adalar Mes’elesi

 

(Geçen haftadan devam)

Tekmil (bütün) Devletlerce notanın hüsn-i telâkkî edildiği (olumlu yorumlandığı) henüz ma’lûm değilse de, Fransa ile Rusya kabinelerinin (bakanlıklarının) muvafakat etmiş oldukları (onayladıkları) bildiriliyor.

 

Adalar

İngiliz notası, ta’yîn-i mukadderâtı îcâb eden (geleceklerini belirlemek gereken) Adaları; “İtalya ve Yûnân işgalinde olanlar” nâmıyle (adı altında) iki kısma tefrik ediyor (ayırıyor).

Yûnân işgalinde olan Adalar için nota, Yûnân hakkında pek sahîh (açık) bulunuyor. Epir hududunda Avusturya

ile İtalya’nın hatırlarına ri’âyeten (saygı duyarak), Yûnân dûçâr-ı özür (Kendisinden özür dilenmesi durumunda) olduğundan, o zararı telâfi etmesi (gidermesi) için Adalar’da Yûnân’a ta’vîzât kabilinden (ödün verme gereğiyle) fazla müsâ’idâtda bulunulması (toleranslı davranılması); ya’nî Çanakkale Boğazı medhalinde (girişinde) bulunan Bozcaada ile İmroz’dan mâ’adâ (dışında), Yûnân işgalinde bulunan adaların umûmen (hepten) Yûnân’a bırakılması teklif olunuyor.

İtalya, işgali altında bulunan 12 Ada’ya gelince: Bunların İtalya tarafından tahliye olunarak (boşaltılarak) Türkiye’ye i’âde olunması iktizâ eylediği (gerektiği) ve fakat bu adalar Türkiye’ye i’âde olundukları zaman bir nevi muhtariyet idare verilmesi lüzumu beyan olunuyor.

Notanın tevdî’i (verilmesi) zamanına kadar Midilli ile Sakız’ın Türkiye’ye iâdesi lüzûmuna kâ’il olan (inanan) mahâfil (çevreler), bu nota üzerine dûçâr-ı hayret olmuştur (hayrette kalmıştır.)

Ma’a-mâfîh (Bununla birlikte) bu teklîfâta (önerilere) diğer devletlerce ne yolda cevap verileceği henüz ma’lûm olmadığından, bütün alâkadâranca (ilgililerce) memnuniyeti mûcib olacak bir sûret-i hâl (çözüm) bulunabileceğine ümid-vârdır.

İttifâk-ı Müselles (Üçlü Antlaşma) Devletleri, İngiliz notasına verilecek cevap hakkında te’âtî-i efkâr etmektedirler (fikir alış-verişinde bulunmaktadırlar.)

 

Nota’nın İstanbul’da Te’sîsi

Asya-yı Osmânî’nin tamâmiyyet-i mülkiyesi nokta-i nazarından, Anadolu sahiline pek karîb (yakın) olan Adalar’ın Yûnân elinde bulunmasına hiçbir vakit râzı olmayan Bâb-ı Âlî (Başbakanlık), bu bâbda (konuda)

kuyûd-ı ihtirâziyye beyânıyle (çekince bildirilerek) Adalar’ın ta’yîn-i mukadderâtını (geleceklerini belirlemelerini) Devletler’e bırakmış olduğundan, Devletler’in lâzıme-i adâlet ve nasfete (doğruluk ve erdemlikten yana) ri’âyet-kâb (uygun) olacaklarına ümid-vâr bulunuyordu.

Şimdi, Midilli ile Sakız dahi dâhil (içinde) olduğu halde Anadolu sahiline hâkim olan bu kadar adaların Yûnân’a verilmesi teklifi İstanbul’da azîm (büyük) hayret ve teessürle (üzüntüyle) telâkki edilmiştir.

Hükûmet mahâfili (çevreleri), matbû’ât (basın), bu bâbda (konuda) gayet şiddetli ve azimkâr beyânâtda bulunuyorlar. Sadrazam Paşa (Başbakan), Midilli ile Sakız’ın ecnebî (yabancı) bir hükûmete terkine (bırakılmasına) Hükûmet-i Osmâniyye’nin hiçbir zaman muvâfakat edemeyeceğini beyân etmiştir.

Osmanlı Bahriyyesi

Hükûmet-i Osmâiyye, Avusturya’da kâ’in (bulunan) Fiyume İnşâât-ı Bahriyye Destgâhları’na 500 bin liralık torpido-botlar inşâsı (yapımı) için sipariş vermiştir.

 

Vilâyât-ı Şarkıyyede (Doğu İllerinde)

Jandarma Teşkilâtı

 

Vilâyât-ı Şarkıyye (Doğu İlleri) Jandarma Teşkilâtı matlûbe (beklenilene) muvâfık (uygun) bir surette ilerlemektedir.

İzmir’den terfî’ân (rütbesi yükseltilerek) Vilâyât-ı Şarkıyye’ye (Doğu İlleri’ne) gönderilmiş olan Jandarma Kumandanı Mîralay (Albay) Huker, vazifesinin ehli bir zâtdır.

Anâsır-ı mahalliyeden (yöresel topluluklardan) liyâkati (gücü) olanların da dâhil olabileceği bu Jandarma alaylarının mecmû-ı kuvveti (toplam gücü) 15 bin neferden mürekkeb (oluşmuş) olacaktır.

Merkezlerde zâbitân (subayların) ve efrâdın (askerlerin) ta’lim ve tedrîsi (öğrenimi) için gayet muntazam jandarma mektepleri (okulları) güşâd edilmektedir (açılmaktadır.)

Bu mekteblere (okullara) en muktedir (erkli) Osmânlı erbâb-ı ma’lûmâtı (bilgi sahipleri) ta’yin olunacağı (atanacağı) gibi ecnebî (yabancı) erbâb-ı ihtisâsı (eğitimli kişileri) celbi (getirtmek) suretiyle te’mîn-i istifâde olunacaktır (yararlanılacaktır.)

Son Havâdis

Osmanlı Donanması

 

Super Dretnot İştirâsı (Satın Alınması)

Hükûmet-i Osmâniyye’nin, el-yevm (şimdilerde) İngiltere’de inşâ edilmekte olup sene-i hâliye (içinde bulunduğumuz yıl) zarfında teslimi mukarrer (kararlaştırılmış) olan Riyo-dö-janiro nâm (adlı) harb (savaş) sefînesini (gemisini) iştirâ eylediği (satın aldığı) bu hafta ifşâ olunmuştur (bildirilmiştir).

Drednot sistemindeki zırhlılara fâ’ik (üstün) olan bu “Süper Drednot”, Bresilya Hükûmeti nâm ve hesabına inşâ edilmekte idi. Meccanen dünyanın en azametli bir kal’a-ı âhenîni (demir kalesi) olan bu zırhlı 27,500 ton hacm-i istî’âbisinde (kapasitesinde) olup Reşadiye Drednotu’muzdan 4,500 ton daha büyüktür.

Tesellühâtı (silâh donanım gücü) 14 aded 12 puslak büyük toplarla 20 aded 6 puslak toplardan ve sâir muhtelif efvâh-ı nâriyye türü toplardan mürekkebdir (oluşmaktadır). Sür’ati saatte 22 mildir.

Bu zırhlının geçen Teşrîn-i Evvelde (ekim ayında) Hamidiye Süvarisi Rouf Bey’in Avrupa’ya vukû’ bulan (yapılan) seyahati esnasında iştirâ edildiği (satın alındığı) ve ilk taksidi olan bir milyon liranın Peryer nâm (adlı) Fransız bankasından alınan 4 milyon liradan Londra’daki Osmânlı sefîri (elçisi) emrine telgrafla havale edildiği rivâyet olunmaktadır.

Bu sefîne-i muazzama (çok büyük gemi) Osmânlı donanmasına iltihâk ettiği (katıldığı) gün Hükûmet-i Osmâniyye bahren (donanma bakımından) büyük bir tefevvuk (üstünlük) kazanacağından, Adalar’ı Yûnân’a peskeş etmek (bağışlamak) isteyen devletler epeyi telâş ve heyecana düşmüşlerdir.

Bir Averof’un başımıza neler getirdiğini bildiğimizden, Hükûmetimizin bu hareketini tekmîl (bütün) İslâm âlemi alkışlayacaktır.

Garblı (Batılı) dostlarımızın telâş ve heyecanına mahal yoktur. Türkler kendi istiklâllerini (bağımsızlıklarını) muhafaza için îcâb eden tedâbire (önlemlere) tevessül hususunda sefâret (elçilik) tercümanlarından akıl danışmak devrine artık vedâ etmişlerdir.

Havâdis-i Mahalliyye

(İç Haberler)

 

Ma’ârif-i İslâmiyye A’zâlarının Nazar-ı Dikkatlerine

Şâyân-ı Takdîr (Övgüye Değer) Bir Teşebbüs! (Girişim)

Yûnânistân Ma’ârif Nâzırı (Eğitim Bakanı) mekteb mu’allimlerine (okul öğretmenlerine) gönderdiği bir ta’mîmde (genelgede), her mekteb (okul) kaza ve köyüne mensub olup muhârebede (savaşta) maktûl düşen (ölen) efrâdın (bireylerin) ceninoğrafya ile alınmış bir resmini mektebe (okula) ta’lik etmelerini (asmalarını) emrediyor.

Bunu gören Kıbrıs Rûmları, yalnız sözünün değil, kaç Kıbrıslı muhârebede (savaşta) öldüyse resmini Cezîre’nin (Ada’nın) her mektebine (okuluna) ta’lîk etmek (asmak) için karar vermişlerdir.

Gönyeli Arabacıları

Geçen gün Lefkoşa’dan Gönyeli’ye gitmekte olan iki Türk arabacılarının râkib oldukları (bindikleri) arabayı nazar-ı hayretle gördük.

Bu arabaları yapan Rûm, mavili beyazlı boyalarla ve gûyâ bir Rûm arabası imiş gibi bütün alâ’im-i milliyyelerini (millî şekillerini) Türk arabaları üzerine tersim etmiştir (çizmiştir).

Haydi diyelim ki arabacılar böyle şeyleri anlayamazlar; aceba köydeki mu’allimler (öğretmenler) bunları gördüklerinde ne için biçare halka anlatmıyorlar?

Ümid ederiz ki Gönyeli mu’allimi (öğretmeni) bu arabacıları görecek ve kendilerine mavi ile beyazın neyi îmâ ettiğini anlatacaktır.

Fukara Cem’iyyeti

(Fakirler Kurumu)

Avukat N. Paskal, Doktor Teododu familyaları (aileleri), geçen gün ellerinde bir defter olduğu halde dükkân ve yazıhaneleri dolaşarak para topluyorlardı.

Ettiğimiz tahkikatda anlaşıldığına göre bu şâyân-ı tebcîl (övgüye değer) kadınlar, önümüzdeki paskalyada birçok fakir ailelere yardım etmek maksad-ı ulvîsiyle (yüce duygusuyle) iâne (yardım) cem’ine (toplanmasına) karar vermişler ve bu suretle 55 lira, 11 şilin, 6 kuruş para toplamışlardır.

Yine bu hanımlar geçen sene her iki muhârebe (savaş) esnasında yağmur ve soğukların içinde ellerinde bir defter olduğu halde dükkânları dolaşıyor ve iâne-i bahriye (deniz gücüne yardım) cem’ edip (toplanıp) komisyon-ı mahsûsiyle (ilgili komisyonla) Yûnânistân Baş-Vekili (Baş-Bakanı) Venizelos’a takdim ediyor ve Baş-Vekil (Baş-Bakan) tarafından taltif olunuyorlardı.

Acaba, bizim Türk hanımları değil, erkeklerimiz olsun, hısar taraflarında aç, çıplak kalan fakir ailelere birkaç kuruş cemedip (toplayıp) tevzi etmek (dağıtmak) hatırlarına bile geldi mi?

Bu mühim mes’eleye, Hürriyet ve Terakki Kulübü a’zâlarının (üyelerinin) nazar-ı dikkatlerini celbetmeyi (çekmeyi) vazife biliyoruz.

Kaza Komiserliklerinde

Tebeddülât (Değişiklikler)

Foni gazetesinin kayd-ı ihtiyatla (temkinli davranarak) verdiği ma’lûmâta nazaren, Lefkoşa Komiseri (Kaymakamı) Mister Keyd tekâüd (emekli) edilerek Leymosun Komiseri (Kaymakamı) Major Bolton Lefkoşa – Girne Komiserliği’ne (Kaymakamlığı’na); Girne Komiseri (Kaymakamı) Mister Makdonald tekâüd edilecek (emekliye ayrılacak) olan Posta Nâzırı Mister Hasver’in yerine; ve Mağusa Komiseri (Kaymakamı) Baknedeil Leymosun – Baf Komiserliği’ne (Kaymakamlığı’na); Lârnaka Komiseri (Kaymakamı) Mister Vudhavuz Lârnaka – Mağusa Komiserliği’ne (Kaymakamlığı’na) ta’yîn edilecekler; ve açıkta kalacak olan Baf Komiseri (Kaymakamı) Major Beyli, yakında tekâüdlüğü (emekliliği) icrâ edilecek (yapılacak) olan diğer bir dâire re’îsinin yerine nakledilecekmiş (aktarılacakmış).

Bu hesaba göre, altı komiser (kaymakam) yerine Cezîre’de (Ada’da) bundan böyle yalnız 3 komiser (kaymakam) bulunacak ve bunların ma’iyyetine (emirlerine) bir de Komiser (Kaymakam) Maiyyeti (Muavini) unvanı altında ufak maâşla birer me’mûr bulunacaktır.

Foni, ümid ediyor ki bu Komiser (Kaymakam) ma’iyyetleri (yardımcıları) hiç olmazsa yerlilerden olsun.

Foni’nin işbu temenniyyâtına (dileklerine) biz de iştirak ederiz.

Tevfik Bey

Bir zamanlar Kıbrıs İ’dâdîsi (Lisesi) Müdürlüğü’nde bulunarak ahlâkıyla, ma’lûmât-ı ilmiye ve fenniyyesiyle vazifesini fevka’l-âde bir sûretde icrâ etmiş olan Tevfik Bey biraderimizin bu kere İstanbul’da Gelenbevi Mekteb-i Sultânîsi Müdiriyyetine ta’yîn edildiği vâsıl-ı sem-i iftihârımız olmuştur.

Tevfik Bey’in müdürlüğü zamanında meziyet-i halefiyyesiyle fazîlet-i ilmiyesi inkâr edilmemiş ise de; sâ’ika-i ciddiyyetle ta’kib etdiği meslek-i hgakîkisinden dolayı, birtakımları aleyhine kıyâm ederek kendisini Priştine İ’dâdîsi Müduriyyeti’ne tahvîle mecbûr etmişlerdi.

Tevfik Bey bu tahvîlden zerre kadar müteessir değildi. Çünki O, Kıbrıslılar’a bir hızmet emeliyle bu vazîfeyi kabul etmişdi.

Teessüf ederiz ki şübbân-ı vatanın istifâdesi üzerinde bu zâtın feyzi temâdî edüp gidemedi.

Tevfik Bey birâderimizi yeni vazîfesinden dolayı tebrîk ile muvaffakıyetler temennî ederiz.

İngiliz Gazetelerinde Görülen Mütâlâ’ât (Yorumlar)
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.