Hayalleriniz düşünceleriniz olur
Sözleriniz düşüncelerinizi temsil etsin.
Çünkü sözleriniz davranışlarınız olur.
Davranışlarınız sözleriniz ile tutarlı ve pozitif olsun
Çünkü davranışlarınız alışkanlıklarınız olur
Alışkanlıklarınız pozitif olsun
Çünkü alışkanlıklarınız değerleriniz olur
Değerleriniz pozitif olsun
Çünkü değerleriniz kaderiniz olur
Gandi söylemiş bunları….
“Düşünmeye hayal etmekle başlayın” cümlesinin arkasından sıralananların çorap söküğü gibi nelere yol açabilme ihtimali olması bana da ilham verdi. İş hayatında çeşitli vesilelerle Gandhi’nin şiir gibi bu söylemini kullandım.
Bu sefer de devletimizin kurumlarını temsil edenlerin kendilerini biraz zorlayarak da olsa yapabileceklerini düşünerek onlar adına hayal ettim.
Dünyanın neresinde olursa olsun, devlet ya da özel sektördeki bir kurumun sürdürülebilir olması için anlatılması ve içtenlikle sahiplenilmesi gereken siyaset üstü temel sevk ve idare ile ilgili prensipler var.
Bir pazartesi sabahı Cumhurbaşkanı, Başbakan, tüm parti liderleri, belediye başkanları, sendika Başkanları, işveren dernekleri, bakanlar ve milletvekilleri bir nevi bir kurucu meclis ruhu ile biraraya gelse ve yapısal sorunları çözecek bir reform programı üzerinde mutabık kaldıklarını açıklasalar, ne kadar farklı bir güne uyanmış oluruz.
Hayal ya bu, toplantı sonrasında basının önüne geçip Kıbrıs Türkü’ne hep birlikte siyasetin, toplumun yansıması olduğunu söyleseler; hepimizin öncelikle kendimizi de ilgilendiren konularda uzun vadeli sürdürülebilirliği düşünüp bazı ödünler vermeyi kabul etmemiz gerektiğini sırayla söz alıp anlatsalar.
Toplumsal mutabakat ile ilgili söylenenleri hazmetmeksizin, siyaset kurumunun bu çözümleri toplumdan bağımsız olarak üretmesinin hayalcilik olacağını söyleseler, ne kadar farklı bir başlangıç yapmış oluruz.
Kamuda çalışanlara ve emeklilere ‘’size fazla maaş ve hak veriyormuşuz’’ diyorlar demek yerine kamu kaynaklarının kullanımında tutumlu, verimli ve etkili olmayı sağlamamız gerektiğini dile getirseler.
Kamu harcamalarıyla ilgili üç ana kavramın ne anlama geldiğini, birbirlerini eleştirmek için değil topluma ayna tutmak için yine sırayla söz alıp birlikte anlatsalar.
Tüm bu konuşmaları da televizyon ve radyo kanalları naklen verse.
Tutumluluğun, kamu kaynaklarının israfının önlenmesi, verimliliğin ise eldeki insan gücü ve diğer kaynakların daha azıyla daha fazla ürün/hizmet üretilmesini ve birim maliyetlerin düşürülmesini ifade ettiğini anlatsalar.
Bu üç kavram içerisinde belki de en önemlisinin ve zorunun kamuda etkinlik olması gerektiğini söyleseler.
Etkin olmak elde edilen çıktıların vatandaşlar için gerçekten gerekli ve faydalı olmasını sağlamak gerektiğini vurgulasalar.
Gerçekten bir değer yaratmayan faaliyetlerin kaynakların boşa harcanması anlamına geleceğini söyleyebilseler.
Kendileriyle başlayarak kurumu bu üç kavram etrafında eleştirmeye değil düşünmeye ve önerilerle katkı yapmaya davet etseler farklı bir başlangıç yapmış olmaz mıyız?
Hayal bir yana böyle bir yaklaşım ile yeni bir sayfa ile başlangıç yapmak hükümetin elinde değil mi?
Kontrol edebileceklerimize odaklansak kat edebileceğimiz mesafeden mi korkuyoruz?
Hayal ederek düşünmeye başlamanın önünde ambargo yok!
Cenk Uzunoğlu
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.