Bir ‘Dünya Engelliler Günü’nü daha geride bıraktık. Her zaman olduğu gibi, bir kez daha engellilerin sorunları dile getirildi, şikâyetleri duyuruldu, bildiriler yayınlanarak görüş, düşünce ve öneriler aktarıldı. Engellilerin sesini senede bir gün duyurmak elbette yeterli değildir. Önemli olan, onların sorunlarına çözüm üretmek, ihtiyaçlarını giderebilmektir.
Gün münasebetiyle İskele Esnaf ve Zanaatkârlar Birliği Başkanı Serkan Kırmızı’nın ilettiği mesajı anlamlı bulduğumuzdan sizinle paylaşmak istedik. Mesajda şöyle deniliyor:
“Engelli vatandaşlarımız ‘Önce insan’ anlayışına sahip olan milletimizin ayrılmaz bir parçasıdır. İnsan olarak her konuda engelli vatandaşlarımızın yanında yer almaya, onların hayatlarını kolaylaştırmaya büyük önem vermekteyiz. Engellilik, sosyal yönleriyle her birimizi yakından ilgilendiren, olumsuz etkilerini en aza indirgemek için herkesin katkısına, duyarlılığına ve ortak çabasına ihtiyaç hissedilen toplumsal bir husustur. Hiçbir engelin seçim olmadığı, her sağlıklı insanın da bir engelli adayı olduğu gerçeğinin unutulmamasını temenni ediyorum.”
Toplum olarak engelli konusunu tartışacak olursak, başlıkta da vurguladığımız gibi, ‘Nerde engelli değiliz ki?’ sorusunu gündeme taşıyabiliriz. Örneğin, ambargoların engelinde değil miyiz? Annan Planı’na ‘evet’ denilmesi karşılığında, AB’nin ‘ambargoları kaldıracağız’ sözü havada kalmadı mı? İnsanlık dışı ambargolar “Demokles’in kılıcı” gibi başımızın üzerinde durmuyor mu? Bu engeli aşabildik mi? Kıbrıs Türk halkının en doğal haklarını engelleyenler, sonra da ‘uluslararası hukuktan’ söz edenler utanç duyuyor mu? Dünyadan izole edilmek istenmemiz, insan haklarına en büyük engel değil midir?
Bunları geçtik.
Türkiye takımlarının burada maç yapmasına mani olunması, Kıbrıslı Türklerin isteklerine, haklarına engel teşkil etmiyor mu? Kendi halkının Kuzey’den alış-veriş yapmasını hoş karşılamamak, psikolojik baskı uygulamak, hatta cezalandırmak, insan haklarına engel değil midir?
Ha; bizim kendi kendimize uyguladığımız engeller yok mudur? Örneğin gün olur; akaryakıt, gaz satınalmaktan bile engelleniriz. Birbiri ardına kazalar olmasına rağmen trafikte engel tanımayız. Kuralları engel olarak görmeyiz. Çoğu kez hijyen, maske, mesafe kuralına engel koyarız. Zam engelini bir türlü aşamıyoruz. Peki; mutfağın temel ihtiyaçları olan temel gıda maddelerindeki engelleri aşabiliyor muyuz? Birçok dairelerde hala bürokratik engellere takılmıyor muyuz? Özellikle Ercan’da şikâyet edilen işlemlerdeki engelleri basite indirgeyebildik mi? Doğayı, çevreyi temiz tutmak için ‘Kirletme’ engelini aşabildik mi? Bunca felaket ve uyarılara rağmen, dere kenarlarına inşaat yapmanın doğaya engel teşkil ettiğini kavrayabildik mi? Mahkemelerde davası olan nice engelli vatandaşın, duruşma yerine gidebilmek için ‘basamak engellerini’ aşabilmek için neler çektiğini bu devletin yetkilileri biliyor mu?
Dahası, siyasiler olarak, dillerde pelesenk olan ‘Kamu reformu’ bir engel mi görülüyor? Seçim ve Halkoylaması Yasası’nda dillendirilen değişikliklerin bir türlü hayata geçirilememesi, siyasi yaşamda önemli bir engel değil midir? Bazı sebze ve meyvelerde limit üstü kalıntı bulunması halkın sağlığına engel olmuyor mu? Rum lider Nikos Anastasiadis’in”,1963’ten 1974’e kadar geçen en karanlık dönemi kasıtlı olarak unutarak, “Türk uzlaşmazlığı yüzünden 47 yıldır bölünmüş tek ülke kaldık” sözleri, uzlaşma ve çözüm çabalarına engel değil midir?
***
Dilek Yavuz Yanık’tan:
Ezikliği seçiyorsunuz
“Papa’ya bizim tarafa da buyursun dedik… Öldüler bazıları gülmekten. Biz kim, Papa’yı davet etmek kim? Dikkate alınmamayı, yok sayılmayı, zurnanın son deliği olmayı nasıl da benimsediler, kabullendiler… Kanlarına dokunmuyor yok sayılmak. Yahu siz kendi kendinizi saymıyor, varlığınızla alay ediyor, aşağılıyor, dalga geçiyor, layık görmüyorsunuz be kardeşim hiçbir şeye kendinizi. Yok sayılmaya isyan edeceğinize, insan haklarının çiğnenmesine, haksızlığa, adaletsizliğe, taraflılığa karşı ayağa kalkıp tek ses vereceğinize, ezikliği, dışlanmayı seçiyor, izole edilmeyi kabulleniyorsunuz kardeşim siz!”
Tarihten bir yaprak
Merhum Kahveci Hüseyin Kuşo bir dönem Lefkoşa’nın önde gelen simgelerindendi. Girne Caddesi’nde, ‘Halkın Sesi’ gazetesi karşısında bulunan kahvehanesi nice renkli simalarla dolup taşar, iddialı rakiplerin tavla oyunlarında tavla taşlarının sesi Girne Kapısı’nda duyulurdu. Bir dönem orası Sönmezliler Ocağı’nın lokali olarak da kullanılmıştı.
GENELRES:
AKAY
Fotoğrafta; Hüseyin Kuşo, Toplum Liderimiz Dr. Fazıl Küçük ve dönemin K. T. Cemaat Meclisi Başkan Vekili Dr. Şemsi Kazım ile birlikte görülüyor. (‘Fotoğrafçı Hakkı’ diye bilinen Hakkı Şahlan’ın arşivinden)





Yorumlar kapalı.