Başpiskopos Makarios’tan Nikos Anastasdiadis’e tüm Rum Cumhurbaşkanları, bir sonuç alabilmeyi engellemiş olsalar da, Türk tarafıyla müzakere masasına oturmayı başardı… Esas görevi ve de esas seçilme nedeni böylesi bir müzakereye oturabilmek olan Nikos Hristodulidis ise o makama seçildiği 28 Şubat 2023 tarihinden bu yana KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’la ancak birkaç sosyal buluşmada bir araya gelebildi… Bu bağlamdaki tedirginliğini ve ezikliğini her ortamda yansıtır oldu hazret…
Ersin Tatar’dan müzakereler için gelecek bir teklifi aportta beklediğinin algısını her an vermekte olan Rum Lider Nikos Hristodulidis, “Kıbrıs sorunundaki diyalogun başlaması için her gün çabamızı artırıyoruz” türünden yeni bir demeç vererek bu bağlamdaki hevesini ortaya koyarken, göz ardı etmeye çalıştığı bir gerçek var… O gerçek de “iki devletli çözüm” zemininde Ersin Tatar’ın görüşme masasına oturmaya hazır olduğuna dairdir…
***
Düş kırıklıklarıyla dolu 60 yıllık bir deneyim sürecinden sonra müzakereler konusunda Türk tarafına “iki devletli çözüm” zemininden başka gerçekçi bir tez bırakmayan Rum tarafının bu bağlamdaki sorumluluğu tartışılamaz… Çünkü Başpiskopos Makarios’tan Nikos Anastasiadis’e dek tüm seçilmiş Rum Liderler her dönemdeki müzakere masasının devrilmesinin sorumlusudurlar…
Dahası, Anastasiadis’in yalnız halefi değil, Dışişleri Bakanı ve akıl hocası da olan Nikos Hristodulidis’in de bu devrilmeler sürecinde büyük sorumluluğu var… Çünkü kendisi Crans Montana zirvesinin yıkılma öyküsünün başrol oyuncusudur…
Ve unutulmasın ki, “iki devletli çözüm” tezi Crans Montana zirvesinin bir son şans olarak yıkılmasından sonra gündeme geldi…
***
Siyasal çözüm konusunda ayak sürümenin çıkarlarına olduğuna inanarak zamana oynayan ve KKTC’yi bir darbeyle yok edebilecekleri o ulaşılamaz eşref saatini bu zaman oyunu içinde bekleyen Rum siyasal mantığının abesle iştigal ettiği artık kesinlik kazanmıştır… Bunun seslendirmesini aklı başında Rumlar da Rum medyası da yapıyor artık…
Örneğin, KKTC’de “devam etmekte olan bir inşaat furyası olduğuna” dikkat çeken Rum basınından Alithia gazetesi “mülkiyet meselesinin artık bu şekilde çözülmekte olduğu” yorumunu yaptı…
Bu gazete diyor ki; “Kıbrıs Rum malları yabancılara satılırken, Kıbrıs Türk malları ise Kıbrıslı Türklerin elinde kalıyor. Yarın müzakere masasına oturmamız gerekirse karşımızda muhatap olarak Kıbrıslı Türkler yerine İsraillileri, Rusları, Ukraynalıları ve İngilizleri bulacağız. Bütün bunlar, Başkan Nikos Hristodulidis, ‘mülkiyette ilk söz hakkını mal sahibine değil kullanıcıya veriyor’ diye Guterres Çerçevesi’ni reddettiği bir zamanda oluyor. Çok yakında mal sahibinin kim olduğunu bile bilemeyeceğiz.”
***
Anımsayalım: Kıbrıs Rum mallarının yabancılara satılması Rum tarafının Annan Planı’nı reddetmesinden hemen sonra başladı, giderek hız kazandı ve bugünkü boyutlarına geldi…
Onlar ne yaptılar?… Uzlaşmazlıkları kendilerine bu şekilde geri dönerken akıllanıp toparlanacak yerde, müzakere masalarını inatla devirmeyi sürdürdüler… Bir AB projesi olarak yürürlüğe konulan Mal Tazmin Komisyonu’nu “Rum malı Türk’e satılamaz” ve “Bu Komisyonla işbirliği yapmak Türk yönetiminin meşruiyetini tanımak anlamına gelir” türünden saçmalıklarla çalışamaz duruma getirdiler…
Tabii ki, bu Komisyonun çalışamaz duruma gelmesinde, icraata fon oluşturamayan Kıbrıs Türk tarafının da sorumluluğu olduğunu belirtmek gerekir…
***
“Alithia” gazetesi haklı olarak “Çok yakında mal sahibinin kim olduğunu bile bilemeyeceğiz” derken Yunus Emre’nin ünlü deyişini çağrıştırmaktadır bize: “Mal sahibi, mülk sahibi / Nerede bunun ilk sahibi?..” Çünkü taşınmaz mallar parçalanarak elden ele dolaşırken, Güney Kıbrıs’taki mal sahibi profilleri de akan zaman içinde değişmektedir… Yeni nesiller gelmekte, mirasçılar giderek çoğalmaktadır… Her malın artık, belki de birbiriyle sorunlu, birden fazla mirasçısı vardır…
Siyasal çözümsüzlük bağlamında yitirilen her dakika bu bağlamdaki kaotiği de gündeme yaygın ve etkin biçimde yerleştirmektedir…
Ahmet Tolgay
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.