Hasan Hastürer

Kapılar açıldı, ama zihinler 23 senedir hâlâ aralık





   22 Nisan 2003… Takvim yapraklarında sıradan bir gün gibi durur ama Kıbrıs’ın yakın tarihine bakıldığında o gün, sadece bir kararın değil, zihniyetlerin de sınandığı bir eşikti. Kuzey’de önce Yüksek Koordinasyon Kurulu, ardından Bakanlar Kurulu “geçişlerin normalleştirilmesi” adı altında kapıların açılmasına karar verdi. Ertesi gün, yani 23 Nisan 2003 Pazar sabahı, Ledra Palace’da yılların betonlaşmış ayrılığında ilk gedik açıldı.

***

O gün, 1974’ten sonra belki de en çarpıcı gelişmeydi. Hatta daha da geriye gidip 21 Aralık 1963 sonrası oluşan kopuşun ardından yaşanan en sarsıcı kırılmalardan biriydi. Çünkü mesele sadece sınır kapıları değildi.  Mesele zihinsel duvarlardı.

   O gün kararı alkışladım. Ama aynı anda sorguladım. Alkışladım çünkü insanın doğasına uygun olan hareket özgürlüğünün ada koşullarında büyümesiydi.

   Sorguladım çünkü kararı alanların kısa süre öncesine kadar dile getirdikleri güvenlik kaygıları ve söylemleriyle  atılan adım arasında uçurum vardı.

   Dün paranoya düzeyinde güvenlikten söz edenler, bir gecede nasıl oldu da binlerce insanın karşı tarafa geçmesini “doğal” karşılayabildi?

   Bu sorunun o gün yanıtı yoktu. Bugün de yok.

***

Bugün hâlâ “birlikte yaşayamayız” diyenlerin söylemi kulaklarımızda. Ama aynı anda binlerce insanın karşılıklı geçişine ses çıkarılmadığını da görüyoruz. Daha ilginci, bu tabloyu yaratanlar bir de bunun üzerinden siyasi sempati devşirmeye çalışıyor… “Kapıları biz açtık” diyorlar.

Evet, açtınız… Ama neyi açtınız?

Kapıları mı, yoksa çelişkilerin yüzleşmesini mi?

***

   23 yıl önce Rum tarafının tepkisini hatırlamakta fayda var. Rum Ulusal Konseyi açıkça şunu söylemişti: “Seyahat özgürlüğünü kısıtlayan taraf biz değiliz. Bu nedenle yeni bir karara, düzenlemeye gerek yok.” Yani Türk tarafının attığı adım, karşı tarafta eşdeğer bir politik karşılık bulmamıştı.

   Bu da bize şunu göstermişti: Kapılar açılırken, zihinler aynı hızda açılmamıştı.

   Bugün geriye dönüp bakıyoruz. Çeyrek asra yaklaşan bir zaman dilimi… Peki ne değişti?

   Evet, insanlar karşı tarafa geçti. Alışveriş yaptı. Eski köyünü gördü. Çocukluğunun geçtiği evi uzaktan izledi. Duygusal yüzleşmeler yaşandı. Bunlar küçümsenecek şeyler değil.

   Ama asıl soru şu: Bu temaslar çözüm iradesini güçlendirdi mi, yoksa bireysel özgürlüklerin sağladığı rahatlık, çözüm ihtiyacını arka plana mı itti?

   Bu sorunun cevabı ne yazık ki net değil. Hatta çoğu zaman bu soruyu sormaktan bile kaçındık.

   Çünkü Kıbrıs meselesi hâlâ ezberlerle konuşuluyor. 50-60 yıl öncesinin refleksleriyle, korkularıyla, sloganlarıyla… Oysa dünya değişti, insanlar değişti, ihtiyaçlar değişti.

   Ama biz aynı cümleleri tekrar ediyoruz.

***

Artık şu gerçeği görmek zorundayız: Kapıların açılması tarihi bir adımdı ama tek başına çözüm üretmedi. Üretmesi de beklenemezdi. Çünkü sorun sadece fiziki geçiş değil, zihinsel geçiştir.

Cesaretle soralım: Kapılar açıldıktan sonra çözüm için ne yaptık?

Daha önemlisi: Ne yapmadık?

   Kıbrıs sorununun bugün en çok ihtiyacı olan şey, hamasi söylemler değil, cesur sorgulamadır. Geçmişi negatif takılmadan uzak, pozitif, yapıcı arayışlar, analiz ederek ilerleyebiliriz. Gerektiğinde yanlışlarımızı kabul ederek…

   Bu sorgulamayı sadece Kıbrıslı Türkler yaparsa eksik kalır.

   Asıl ihtiyaç, benim gibi bir Kıbrıslı Rum gazetecinin de kendi toplumuna aynı soruları yöneltmesidir. Çünkü bu ada iki tarafın ortak hikâyesidir. Tek taraflı yüzleşme, yarım kalmış bir hikâyeden öteye geçemez.

   Kapılar açıldı…Ama zihinler hâlâ aralık. Gerçek çözüm süreci, o kapıyı da açabildiğimiz gün başlayacak.

   KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın seçilmesinden hemen sonra ortaya koyduğu siyasi tavır, hem doğru hem de cesaret desteklidir.

Kapılar açıldı, ama zihinler 23 senedir hâlâ aralık
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.