Hasan Hastürer

Mücadele edenleri, alkışlar, uzlaşı sağlayanları, kucaklarım.





   Siyasetin en zor sınavı nedir bilir misiniz? Geri adım atılması gereken yerde geri atabilme cesareti. Çünkü geri adım, çoğu zaman zayıflık sanılır. Oysa bazı geri adımlar vardır ki, toplumun geleceğine atılmış ileri adımlardır.

Hükümetin hayat pahalılığı ile ilgili yasa değişikliklerini sendikaların talepleriyle buluşturup Meclis’ten komiteye çekmesi tam da böyle bir adımdır. Bu bir geri çekilme değil, bir nefes alma, bir yeniden düşünme, bir ortak akıl arayışıdır. Adına ne derseniz deyin, özü uzlaşıdır.

                                                                ***

11 Nisan Cumartesi günkü yazımın başlığı, “Kıbrıs Türk halkı, son anda stoba basmayı bilir…” di…

O yazımı okurlarla buluşturduğumda 13 Nisan Pazartesi genel grev ve eylemin şiddetinin ne olacağı konuşuluyordu.

Yazımın sonu şöyleydi:

“…Önümüzde yaklaşık 48 saat var. Pazartesi sabahına kadar geçen süre, sadece bir takvim aralığı değildir. Aynı zamanda aklın, sağduyunun ve sorumluluk duygusunun sınanacağı bir zaman dilimidir.

Sokaktaki insanın beklentisi gerginliğin tırmanması değil, çözümün bulunmasıdır. Evet, bazıları daha büyük çatışmalar bekliyor. Ama bu toplumun genişi kesimi uzlaşı ve çözüm üretilmesini istiyor.

Mensubu olmaktan gurur duyduğum Kıbrıs Türk halkını çok iyi tanıyorum. Kıbrıs Türk halkı, son anda frene, stoba basmayı bilir. Uçurumun kenarına kadar gelir ama düşmez.

Bu süreç uzlaşı ile sonuçlanacaktır. Çünkü burada mesele sadece bir ekonomik düzenleme değil. Mesele, birlikte yaşama iradesinin korunmasıdır. O irade, hâlâ güçlüdür.

Bu satırları yazmadan önce yaptığım telefon konuşmalarının içeriği bu satırları yazmamı kolaylaştırdı.”

                                                                        ***

Uzlaşıdan rahatsız olanlar vardır. Hep olmuştur.

Uzlaşı, çatışmadan beslenenlerin ekmeğini küçültür. Kavga eden tarafların alkışçısı çoktur ama barış yapanların yanında duranların sayısı nedense hep daha azdır.

Mücadele ile çatışma aynı şey değildir. Mücadele, hedefe yürümektir. Çatışma ise çoğu zaman yönünü kaybetmiş enerjinin savrulmasıdır. Mücadele eden üretir, çatışan tüketir. Mücadele toplumu büyütür, çatışma toplumu küçültür.

                                                                         ***

   Ne yazık ki Kıbrıs Türk toplumunun içinde de çatışmadan haz duyan bir grup vardır. Bu grubun beslendiği yer çoğu zaman ideoloji değil, EGODUR. Kendini farklı ve değerli görme ihtiyacı, zamanla herkese, her şeye karşı olma refleksine dönüşür. Ve o noktadan sonra ortaya çıkan tablo Türkiye’den tanıdıktır: “Çarşı her şeye karşı.”

                                                                              ***

Bu yaklaşımı siyasal yelpazenin hiçbir yerine koyamam. Çünkü bu bir fikir değildir. Bu bir duruş da değildir. Bu, bir tür alışkanlıktır. Tepki vermeyi, karşı çıkmayı, eleştirmeyi amaç haline getirmiş bir ruh halidir.

Eleştiri elbette olacaktır. Olmazsa olmazdır. Ama eleştirinin amacı yıkmak değil, yapmaktır. Eğer eleştiri sadece yıkmaya hizmet ediyorsa, orada düşünce değil, öfke vardır.

KKTC, 1974’ün üzerinden yarım asrı aşkın zaman geçmesine rağmen hâlâ tam anlamıyla kurumsallaşmasını tamamlayamamış bir yapıdır. Taşlar yerli yerine oturmamışsa, bunun nedeni sadece yönetenler değildir. Toplum olarak da bu sürecin bir parçasıyız.

                                                                ***

Mevcut yapıya yönelik eleştiriler elbette vardır ve olmalıdır. Benim eleştirel yazılarım ciltler oluşturur.  Ama eleştirirken bir şeyi unutmamak gerekir… Bu ülke bizim. Kıbrıs Türk Halkı bizim. Geleceği  de birlikte kuracağız.

Adada kalıcı barışı savunurken, kendi içimizde kavga ederek o barışa ulaşamayız. Toplumsal barış, sadece politik bir hedef değil, iç huzurun da temelidir. Kendi içinde kavgalı bir toplumun dışarıya barış mesajı vermesi inandırıcı olmaz.

                                                                       ***

Gerilim, kavga, çatışma… Bunlar kısa vadede bazılarını tatmin edebilir. Ama uzun vadede toplumun ruhunu yorar, enerjisini tüketir, geleceğini karartır.

Durduğum yer, nettir.

Mücadele edenleri, alkışlar, uzlaşı sağlayanları, kucaklarım.

Toplumsal barışı tehdit edenleri ise açıkça kınarım.

Çünkü bu toprakların en çok ihtiyacı,  zincirleme kavgalar  değil, ortak akıldır.

Mücadele edenleri, alkışlar, uzlaşı sağlayanları, kucaklarım.
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.