Türker abim…
1.94 boyunda.
Kapı gibi.
Kapı gibiydi, yazamıyorum.
Yazamıyorum, çünkü öldüğünü kabul edemiyorum.
Halbuki altı hafta önce beyin kanaması geçirdikten sonra, şuuru kapanmış. O sessiz, bizler ise sessizce ağlayarak, kabul etmediğimiz son için yaşam kandilindeki yağın ne kadar kaldığına bakıyorduk.
Londra’da, ölümün ön kokusunun olduğu bir hastane odasında, benim abim, zor sığdığı bir yatakta, sessizce yaşama direndi.
Altı hafta kadar önce düştü.
Başını çarptı.
Hastaneye kaldırıldı.
Beyin kanaması dediler.
Sol tarafı hareketsiz, sağ yanı az hareket eder haberi geldi.
Kötü düşünmedik.
“Orada iyi doktorlar var” dedim…
Hem benim abim, güçlü kuvvetli…
Operasyon yaptılar, kafa tası içindeki kanı boşalttılar.
Olmadı…
Benim Türker abimin, her gün daha da hareketsiz olduğunu öğrendim gelen her haberde.
Geçtiğimiz cumartesi, doktorlar, solunum desteğini devre dışı bırakıp, tedaviye son verdiklerini söylediler.
Tıbbın onlara sunduğu bilgi ve alt yapıyla ellerinden geleni yapmışlar.
Böyle bir aktarımı insanın kabullenmesi çok zor.
İngiltere’deki doktorlar, gerçek neyse söylermiş…
“Allah mı be bunlar” dedim, binlerce kilometre uzaktan bizim buralarda.
Tam bir hafta, ne serum, ne su, ne beslenme…
Benim kocaman abim, ölmemek için direndi sessizce…
Dün sabah saatlerinde son nefesini alıp verdi…
Sessizliği, adına ölüm denen tam sessizliğe dönüştü…
Haberi bir telefonla aldım.
Hıçkıra hıçkıra ağladım…
Abim 75 yaşındaydı.
Onu tanıyanlar bilir.
Çok iyi kaleciydi.
Yusuf Kaptan Sahası’nda Zihni’nin doksana giden penaltısını kestiğini, o yılların futbol izleyenleri bilir.
Ama Azrail’in ölüm getiren golünü kesemedi.
***
Benim abim koskoca bedeninde sevgi dolu bir yürek taşırdı.
Hayat onu güldürmüş müydü?
Sanmam.
1968’de tahsile gitmek için ayrılmıştı adadan. Ankara transit olmuştu onun için. Londra’ya uçmuştu… 75 yıllık hayatının 54 yılı Londra’da geçti.
Ben 75 sene yaşayan abimle dolu dolu 75 gün yaşamadım.
1963’te göçmen olmuştuk.
Abim mücahit yazılmıştı. Tahsile gidene kadar da mücahitti.
Kardeşlerimle, kalabalık yakın aileyi yaşamak istedim. Olmadı.
***
Gurbette ölümler bana çok ağır gelir.
Ölümün empatisi olamaz.
Ancak şuurunun kapanmasının bir an öncesinde K. Kaymaklı’da doğup büyüdüğü çıkmaz sokağı, kerpiçten evimizdeki acı tatlı günlerimizi, futbol yıllarını, özellikle K. Kaymaklı ilkokulundan arkadaşlarını mutlaka hızlı bir filim şeridi gibi gözlerinin önünden geçirmiştir.
***
İşlemleri tamamlanacak.
Türker abim, Kuzey Londra’da bir köşesine Müslümanların gömüldüğü bir mezarlıkta, rutubeti çok toprakla buluşacak.
Mezarı yapılacak…
Mezar taşına, doğum ve ölüm tarihi, bir de ruhuna el Fatiha yazılacak. Bilmeyenler için Fatiha suresi tamamen yazılır herhalde…
Bir taş duracak ayakta, ama, benim abim, sessiz uyuyacak…
Tabiatın en katı ve değişmez kuralı olsa da, her ölüm erken ve kabul edilmezdir.
Ben de abimin ölümünü kabul edemiyorum…







Yorumlar kapalı.