Kıskançlık çoğu zaman karşıdaki kişinin neden olduğu bir problem gibi düşünülse de psikoloji bilimi, bu duygunun en çok benlik değeri sarsılan insanlarda görüldüğünü vurgulamaktadır.
Kıskançlık kendini net olarak gösteren aşamalı bir süreç ile gelmez. Daha çok küçük küçük fısıldar. İma olur, mesafe olur, soğukluk olur. Bazen bir bakışta, bazen bir cümlenin ucunda, bazen de “ben sadece dürüstüm” kılığında olgunlaşır. Bu süreç sonunda, kıskançlık duygusu içinde yoğunlaşan insan çoğu zaman kıskançlığın kendisini değil, onun ilişkilerde bıraktığı etkiyi yaşar.
Araştırmalar kıskançlığın tek bir his değil; kaygı, öfke, değersizlik ve tehdit algısının iç içe geçtiği çok boyutlu bir yapı olduğunu gösteriyor. Bu yüzden kıskançlık çoğu zaman bir “başkası” meselesinden çok, benlik değerine dokunan bir sarsıntının habercisidir.
Bu haberci kendini şu işaretlerle ortaya çıkarabilir:
-Bir başarı ya da görünürlük karşısında sebepsiz huzursuzluk
-Başkasının sevincine eşlik edememe
-Zihinde tekrarlayan karşılaştırma cümleleri
-İçten içe değersizlik ya da geride kalmışlık hissi
-Eleştirme ya da gölgeleme isteğinin yükselmesi
-Bedende ani gerginlik, sıkışma, öfke
Kıskançlık çoğu zaman “onda var”dan çok, “bende yok” cümlesiyle çalışan, kişinin kendisi ile ilgili bir duygudur.
Psikanalitik bakış bize şunu söyler: İnsan benliği yalıtılmış bir yapı değildir. Kendimizi en başından beri başkaları üzerinden tanırız. Karşılaştırarak, aynalayarak, bakışlardan geçerek kurarız. Bu yüzden “öteki”, sadece biri değil; aynı zamanda bir ölçüdür.
Psikoloji literatürü, insanların çoğu zaman nesneyi değil, sosyal konumu kıskandığını; yani başkasının öteki gözündeki yerinin tehdit olarak algılandığını gösterir. Bu algı içerisinde İçten içe şu soru belirir:
“Ben neden orada değilim?”
Bu noktada dönüştürücü bir yüzleşme kapısı açılır:
Ben başkasına bakarken, kendimde neyi yetersiz hissediyorum?
Kıskançlığın en kritik kırılma noktası, bir duygu olmaktan çıkıp bir tutuma dönüştüğü yerdedir.
İşte tam bu noktada sosyal psikolojide önemli bir kavram devreye girer: ilişkisel saldırganlık.
Bu kavram, bir kişinin bir başkasına doğrudan değil; dedikodu, ima, itibarsızlaştırma, dışlama ve olumsuz anlatılar yoluyla zarar vermesi olarak tanımlanabilir.
Araştırmalar, kıskançlık gibi yoğun sosyal duyguların, özellikle statü ve değer algısı sarsıldığında, bu tür dolaylı saldırganlık biçimlerini tetikleyebildiğini gösteriyor.
Kıskançlık hissiyatında, durup sorulması gereken çok temel bir soru vardır: Ben bu duyguyla temas mı ediyorum, yoksa yaşamakta olduğum duyguyu başkasının üzerine mi boşaltıyorum?
Kıskançlık duygusuyla temas kurmak iyileştirici, bu duyguyu başkalarına yöneltmek ise yaralayıcıdır.
İnsanın yaşamındaki en dönüştürücü kıyas, başkalarıyla değil, kendi iç yolculuğuyla yaptığı kıyastır.
Kıskançlık yok edilmesi gereken bir kusur değil, kişinin kendi kendini dinlenmesi ve sonrasında farkındalığa dönüşmesi gereken bir işarettir.
Semay Yücemöz
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.