Haklı oluş çoğaldıkça, farkında olmadan konforlu bir yanlışın içerisinde oyalanarak, etkili bir iletişim ve üretken değerler yaratma sorumluluğundan kaçınıyoruz.
Bireysel ilişkilerden iş hayatına, eğitim ortamlarından toplumsal meselelere kadar benzer bir yanlışın içindeyiz. Sorunlar konuşuluyor, nedenler sıralanıyor, gerekçeler açıklanıyor, haklı oluş ispatlanıyor, ancak bu süreçte “Bu sorunda benim payım ne?” sorusu nadiren soruluyor.
Sorumluluk almak, hatayı kabul etmekle beraber konfor alanını terk etmeyi gerektirir.
Psikoloji literatürü bu durumu savunma mekanizmaları teorisi ile açıklar. Freud’dan bu yana ele alınan savunma mekanizmaları, bireyin benlik saygısını korumak için hatayı dışsallaştırma eğilimi ile açıklamaktadır.
Güncel çalışmalarda ise bu durum, kendini koruyucu bilişsel yanlılıklar (self-serving bias) çerçevesinde ele alınır.
İnsanlar başarıyı kendilerine, başarısızlığı ise dış faktörlere atfetmeye daha yatkındır (Heider, 1958; Miller & Ross, 1975). Bu eğilim kısa vadede rahatlatıcıdır, ancak uzun vadede ilişkisel ve toplumsal sorunları derinleştirir.
Son yıllarda sosyal medyada sıkça karşılaştığımız linç kültürü, dışsal faktörlerle ilişkilendirme eğilimli davranışlara iyi bir örnektir.
Elektronik ortamda paylaşılan mesajlardan herhangi bir hata hızla yayılıyor, binlerce yorum yapılıyor, birçok kişi eleştiriyor, ancak aynı platformda dilin sertleşmesinde, yargının kolaylaşmasında, empati eksikliğinde kendi payını sorgulayan çok az kişisel mesaja rastlanıyor.
Susan Sontag’ın ifade ettiği gibi, “başkalarının acısına bakmak” kolay, o acının üretimindeki sorumluluğu görmek ise zordur.
Sorumluluk almak çoğu zaman yanlış anlaşılır. Sorumluluk almak, kendini suçlamak ya da yükün tamamını sırtlanmak değildir.
Psikolojide sorumluluk, algılanan kontrol alanıyla ilişkilidir. Rotter’ın kontrol odağı kuramında vurguladığı gibi, birey değişim yaratabileceği alanı fark ettiğinde, psikolojik dayanıklılığı artar ilişkileri ise daha sağlıklı hale gelir.
Sorumluluk, “her şeyi ben yaptım veya yaparım” demek değil, “yaptıklarım vardır, değiştirebileceğim bir şeyler de var” diyebilmektir.
Sorumluluk, empatik haklılığı da besleyebilir olmalıdır.
İlişkilerdeki kopuşların birçoğu katı haklılık algısı temelindedir.
İlişkiyi oluşturan her İki taraf da haklıdır.
İki taraf da incinmiştir. Ancak iki taraf da bir adım geri çekilip “Bu yanlışta benim de payım var”
diyemediğinde, haklılıklar yaşanan problemlerdeki mesafeyi büyütür.
Gündelik hayatta, davranışlarımızdaki sorumluluğu ne kadar üstleniyoruz?
İnsanları eleştirirken, toplumsal ve sosyal kurallara uymayı, saygı beklerken nezaket sahibi olmayı, empati talep ederken empatik olmayı ne kadar becerebiliyoruz?
Viktor Frankl’ın yıllar önce söylediği gibi:
“İnsandan her şey alınabilir, ancak bir şey hariç: koşullar karşısında tutumunu seçme özgürlüğü.”
Sorumluluk, tam da bu özgürlüğün başladığı yerden harekettir.
Semay Yücemöz
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.