Semay Yücemöz

Güç zehirlenmesi – Hubris Sendromu





Güç, yönetme kapasitesinin yanı sıra, sahip olunduğu anda insanı değiştirebilen psikolojik bir cevherdir.
Sosyal psikoloji literatürü, gücün bireyin yalnızca davranışlarını değil, başkalarını algılama biçimini, empati düzeyini ve ahlaki yargılarını da değiştirdiğini ortaya çıkartmıştır.
Psikiyatri ve politik psikoloji alanında “Hubris Sendromu” olarak tartışılan güç zehirlenmesi, özellikle yetkili konuma gelen bireylerde görülen; aşırı özgüven, eleştiriye kapalılık, empati kaybı ve kendini ayrıcalıklı görme örüntüsüyle tanımlanır.
Güç zehirlenmesi yaşayan birey zamanla kendisini kuralların üstünde görerek, başkalarını araçsallaştırmaya ve çevreye verdiği zararı “haklı” gerekçelerle açıklama eğilimine girer.
Güç zehirlenmesi ile ilgili sosyal psikolojide en çok referans verilen yaklaşımlardan biri, Keltner ve arkadaşlarının geliştirdiği “Power Approach/Inhibition Theory”dir. Bu kurama göre güç, bireyde yaklaşma davranışlarını artırır (dürtüsellik, risk alma, baskınlık), ketleyici süreçleri ise zayıflatır (empati, suçluluk, perspektif alma) (Keltner et al., 2003).
 Güç arttıkça kişi daha az empati kurar, daha az düşünür ve daha az hisseder.
 Güce sahip olduğunu düşünen bireyler, başkalarının bakış açısını alma konusunda zayıftırlar. Güç pozisyonundaki bireyler karşılarındaki insanların duygusal tepkilerine de daha az duyarlıdırlar.
Güç, bireyin algılarını zayıflatır ve duygusal radarını köreltir.
Bu dönüşüm büyük liderlerde yoğun olarak görülmekle beraber, Zimbardo’nun (1971) Stanford Hapishane Deneyinde de görüleceği üzere, sıradan bireylere de “rol” ve “yetki” verildiğinde de ortaya çıkabilir. Zimbardo’nun deneyinde, yetki verilen sıradan dekler de kısa sürede baskıcı, duyarsız ve zarar verici davranışlar sergilemişlerdir.
   Günlük hayatta güç zehirlenmesi; sınıfta öğrencisini susturan öğretmende, ilişkide sevgiyi kontrol aracına dönüştüren partnerde, kurumda yetkisini korku üretmek için kullanan yöneticide, hatta arkadaş gruplarında “merkezde” olan kişilerin dışlayıcı dilinde karşımıza çıkar.
   Psikolojik açıdan en tehlikeli boyut ise, güç zehirlenmesinin çoğu zaman ahlaki bir zırh eşliğinde ortaya çıkmasıdır.
Bandura’nın (1999) tanımladığı ahlaki çözülme (moral disengagement) durumlarında savunma mekanizmaları devreye girer: Kişi zarar verdiğini değil “düzen sağladığını”, incittiğini değil “hak ettiğini”, susturduğunu değil “otorite kurduğunu” düşünür. Bu noktada güce karşı olan geri bildirim, artık bilgi değil tehdit olarak algılanır.
   Güç zehirlenmesi olan yerde diyalog zayıflar, monolog güçlenir. İlişkilerde temas yerini tahakküme, saygı yerini korkuya bırakır.
Araştırmalar, sağlıklı liderliğin ve sağlıklı sosyal ilişkilerin temelinde psikolojik güvenlik, empati ve hesap verebilirlik olduğunu açıkça göstermektedir.
   Güç, en çok da sahibini sınar. Yetki karakteri değiştirmez, ancak karakteri ortaya çıkarır.
Erdem, güce sahip olup olmamak değil, güce sahipken insan kalabilmektir.

Güç zehirlenmesi – Hubris Sendromu
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.