Zihin geçmişin pişmanlıklarında, geleceğin kaygılarında sıkışmış bir halde dolaşırken, yaşadığımız ana dair netlikler kaybolabilir.
Bazen gün içinde anda duraklayarak “şu an gerçekten burada oluşumun anlamı nedir?” sorusunu kendi kendimize sorabilmeliyiz.
Araştırmalar, insanın en çok zorlandığı dönemlerde bile nefes aldığı ana geri dönebildiğinde, düşüncelerinde ve duygularında yeni bir açıklık yakalayabildiğini gösteriyor. İşte tam da bu noktada bilinçli farkındalık (mindfulness) devreye giriyor.
Germer, Siegel ve Fulton’un tanımladığı gibi bilinçli farkındalık, mevcut ana bilinçli ve yargısız bir dikkat ile yaklaşmaktır.
Bishop ve arkadaşları bilinçli farkındalığın öğrenilebilir bir süreç olduğunu, düzenli pratikle güçlendiğini vurgularken, bu becerinin tıpkı kaslarımız gibi çalıştıkça geliştiğini de belirtmişlerdir.
Hayatın içinden çok basit bir örnek düşünelim: Sabah evden çıkarken anahtarı bulamadığımız bir an…
Zihnimiz hemen bir eleştiri fırtınasına dönüşür: “Yine mi dalgınlık, yine mi unutkanlık?” Oysa bilinçli farkındalık bakışına geçtiğimizde, bu durum sadece o an yaşanan bir deneyimdir.
Kişi kendi kendini yargılamak yerine, “Şu anda zorlanıyorum ama bu his geçicidir” diyebilmelidir. Bu yaklaşım duygu düzenlemeyi kolaylaştırırken kişinin kendine olan içsel açıklığını korur ve öz saygısını artırır.
Mindfulness temelli programlara katılan tıp öğrencilerinde anksiyete ve depresyon belirgin şekilde azalıyor (Shapiro ve ark., 1998).
Üniversite öğrencilerinde yapılan başka bir çalışma, bilinçli farkındalığın umut düzeyini artırdığını, kaygıyı ise azalttığını ortaya koyuyor (Sears ve Kraus, 2009). Dahası, anksiyete bozukluğu tanısı alan bireylerde de farkındalık temelli stres azaltma müdahaleleri güçlü sonuçlar veriyor (Vollestad ve ark., 2011).
Günlük yaşamda bilinçli farkındalığın en güçlü etkisi, duygulara karşı geliştirilen yargısız yaklaşımdır. Bu yaklaşımla kişi içinde olduğu ortam ile ilgili hissedilen duygularla savaşmak yerine onlarla temas kurmayı geliştirme yolunu seçmelidir.
Özyeşil’in ifade ettiği gibi, bu kabulleniş hali şefkat, affedicilik ve öz-anlayışı da besleyicidir. Bir kafede otururken, bardaktaki su damlasının buharlaşmasını izlemek, insanı ana geri çağırabilen bir farkındalık anı olabilir. Yoğun bir gün ortasında, yürürken ayak sesimizi fark etmek… Zihnin gürültüsünü hafifletir ve düşünceleri berraklaştırır.
Bilinçli farkındalık, olan biteni değiştirmeye çalışmak değil, mevcut olanı olduğu haliyle görmeye cesaret etmektir.
Sonuç olarak bilinçli farkındalık, kişiyi kendine, nefesine ve yaşadığı ana yeniden bağlayan bir duraklama anıdır. Yaşam düzeneğindeki birçok problem için çözüm, karmaşık düşüncelerde değil, anda kalabilme becerisindedir.
Semay Yücemöz
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.