Semay Yücemöz

Sessizlik sarmalı ve toplum





1936 yılında Berlin’de çekilmiş bir fotoğrafta büyük bir kalabalık vardır.

Bir tören sırasında yüzlerce insan aynı anda kollarını kaldırmış, Nazi selamı vermektedir.

Meydan adeta tek bir beden gibi görünür; herkes aynı hareketi yapmaktadır.

Kalabalığın yüzlerinde aynı ifade, aynı ritim, aynı hareket vardır.

O kalabalığın ortasında farklı olan bir kişi vardır.

Herkes kolunu kaldırırken o adam kollarını göğsünde bağlamış şekilde durur. Selam vermez. Katılmaz.

Sadece bakar. Kalabalığın içinde tek başına durur.

O adam August Landmesser’dir.

Yıllar sonra o fotoğraf yalnızca tarihsel bir kare olarak değil, aynı zamanda bir toplumun psikolojisini anlatan güçlü bir sembol olarak yorumlanacaktır.

   Görüntü önemli bir soruyu düşündürür: O meydandaki yüzlerce insan gerçekten aynı şeyi mi düşünüyordu?

Büyük ihtimalle hayır.

Ancak fotoğrafta farklı olan tek kişi vardı.

Sosyal psikolojide bu durumu açıklayan sessizlik sarmalı kavramıdır.

Bu kavramı ortaya koyan Alman siyaset bilimci Elisabeth Noelle-Neumann, insanların toplumda hakim olduğunu düşündükleri görüşe karşı duruş sergilemekten çekindiklerini ifade eder.

Neumann’a göre bireyler, fikirlerinin çoğunluk tarafından paylaşılmadığını düşündükleri zaman sosyal dışlanma korkusu yaşayarak sessiz kalmayı seçerler.

Bu sessizlik ise hâkim görüşün daha güçlü ve tartışılmaz görünmesine neden olur.

Bu teoriyi besleyen önemli psikolojik süreçlerden biri de uyma davranışıdır.

Ünlü sosyal psikolog Solomon Asch tarafından gerçekleştirilen deneyler, insanların açıkça yanlış olduğunu bildikleri durumlarda bile grubun çoğunluğuna uyum sağlayabilmek için yanlış olanı doğru olarak kabul ettiklerini göstermiştir.

İnsanlar çoğu zaman doğruyu söylemek ile grubun bir parçası olmak arasında kaldıkları zaman grubun parçası olmayı tercih ederler.

Bu noktada tutarsızlık yaşayan bireyin zihninde başka bir süreç daha işler bu da bilişsel çelişkidir.

Bilişsel çelişki kavramını geliştiren sosyal psikolog Leon Festinger, bu çelişkiyi, kişinin kendi değerleri ve algısı ile içinde bulunduğu grubun davranışları arasında çatışma yaşadığında psikolojik bir rahatsızlık olarak tanımlar.

Bu rahatsızlığı azaltmanın en kolay yollarından biri ise çoğu zaman konuşmamaktır.

İnsan sessizliğe büründüğü zaman grubun dışında kalmaz aynı zamanda açık bir çatışmaya da girmemiş olur.

   Bu tür bir sessizliğin gerçek dışı olan yansıması, konuşan azınlığın zamanla çoğunluk gibi görünmeye başlamasıdır.

   Tarih bize şunu gösterir: birçok haksızlık onu yapanın güçlü olduğu için değil, karşısında yeterince ses çıkmadığı için büyümüştür.

   Mahatma Gandhi, sessizliğin tehlikesine dikkat çeker ve şu özdeyişi dile getirir:

Sessizlik bazen şiddetin en güçlü destekçisi olabilir.

Berlin’de çekilmiş o fotoğraf bugün hâlâ etkileyicidir.

Çünkü o kare bize önemli bir gerçeği hatırlatır:

   Bazen bir toplumun kaderini belirleyen şey kalabalığın ne yaptığı değil, kalabalığın ortasında farklı durmayı seçen insanların varlığıdır.

Tarih, kalabalığın içinde kolunu kaldırmayan insanın cesaretiyle hatırlanır.

Sessizlik sarmalı ve toplum
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.