Bilimden uzak olarak büyüyen toplumlar başarısızlığı değil, başarıyı cezalandırır. Birinin yükselmesi, kalabalık çoğunluğun durduğu yeri acı biçimde hatırlatır.
Bir bahçede diğerlerinden daha uzun bir lale düşünün. Daha görünürdür. Güneşi daha çok alır. Rüzgârı karşılayan da ilk odur. Bahçedeki uzun lale var ya makas da çoğu zaman önce ona uzanır.
Sosyal psikolojide bu örüntünün adı Uzun Lale Sendromu’dur.
Bu kavram, bireyin başarısı, görünürlüğü ya da farklılığı arttıkça; çevresinin onu aşağı çekme, küçümseme, değersizleştirme ve “hizaya sokma” eğiliminin güçlenmesini ifade eder.
Ortaya çıkan sorun, kişinin ne yaptığı değil; fazla görünür olduğundan kaynaklanır.
İnsan, kendini çoğu zaman başkaları üzerinden tanıma eğilimindedir. Festinger’in Sosyal Karşılaştırma Kuramının da ortaya koyduğu gibi birey, kendi değerini ve yeterliliğini anlamak için başkasına bakar.
Baktığı kişi belirgin biçimde yükseldiğinde ise zihinde şu soru belirginleşir: Ben neden orada değilim?
Uzun lale tam bu noktada rahatsız edici hale gelir. Çünkü onun varlığı, başkalarının kendileriyle ilgili bastırdığı eksiklik, gecikmişlik ve yetersizlik duygularını görünür kılar. Bu yüzden mesele çoğu zaman lalenin boyu değil; ona bakılan gözde uyandırdığı histir.
Bu rahatsızlığın saldırganlığa dönüştüğü durumlar da vardır.
Uzun lale sendromu ile ilgili tepkisel mesajlar, daha çok örtük mekanizmalarla ilerler: başarıyı şansa bağlamak, küçümseyen şakalar, “abartılıyor” söylemleri, karaktere gölge düşürmeler, dedikodular, yalnızlaştırmalar…
Bu davranışların arka planında çoğu zaman kıskançlıkla birlikte benlik tehdidi de vardır.
Sosyal psikoloji alanında yapılan araştırmalar, bireyin kendi değerini tehdit altında hissettiğinde, savunucu ve saldırgan tepkiler geliştirmeye daha yatkın olduğunu göstermektedir.
Sağlam bir benlik, başkasının yükselişini ilham olarak algılayabilirken; kırılgan benlik, yanı başındaki kişilerin yükselişini, kendi varlığına yönelmiş örtük bir saldırı olarak algılar.
Bu yüzden uzun lale sendromu çoğu zaman “onunla” değil, “benle” ilgilidir. Benim yapamadığım, ulaşamadığım gerçeklerle ne kadar yüzleşmiş olduğumdur.
Uzun lale sendromunun en tehlikeli sonucu, bireyin yaralanması ile beraber ortaya çıkan toplumsal sonuçlardır.
Sendromunun yoğun olarak görüldüğü toplumlarda, insanlar sivrilmemeyi, parlamamayı, görünmemeyi öğrenir.
Görünür olmanın cezai bedelini gören birey, potansiyelini kısmayı güvenli bulur. Üretkenlik yerini suskunluğa, özgünlük yerini ortalamaya, cesaret ise yerini uyuma bırakır.
Oysa gelişimin doğası, simetrik olmayanların uyum içinde bütünü oluşturmasından hareket eder.
Herkes aynı hızda büyümez, aynı noktadan görmez, aynı biçimde üretmez.
Bahçelerdeki bütün çiçekler çeşitliliğe izin verildiğinde güzelleşir.
Gelişim, farklı olana tahammülle başlar.
Farklı olanla bütünleşme yetisi bireysel ve toplumsal gelişimi zirveye taşır.





Yorumlar kapalı.