Yılın son günlerinde zamandan beklenti yükselir. İnsanlar geçmiş deneyimlerini daha yoğun biçimde değerlendirme eğilimine girer.
Hatırladıklarımız, unuttuklarımız, yarım bıraktıklarımız…
Zihinlerde güzele yönelik beklentiler daha da yoğun olur. Bu beklentilerin özünde ise belki bu yıl güzellikler getirir heyecanı doğar.
Bu beklenti sürecinde asıl soru “Değişimin anahtarı takvimin son yaprağı mı yoksa insanın kendisi midir?” sorusudur.
Umut, çoğu kişinin sandığı gibi “işlerin mutlaka iyiye gideceğine inanmak” değildir.
Umut, bazen iyiye gideceğinden emin olamadığın halde bile hayatın anlamına tutunabilmektir.
Bu noktada VáclavHavel’in sözü oldukça anlamlıdır. Umut, bir şeyin iyi sonuçlanacağına inanmak değil, nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, yaşananın anlamlı olduğundan emin olmaktır.
Psikoloji, umudu romantik bir temenni olarak değil, işleyen ve geliştirilebilen zihinsel bir süreç olarak ele alır.
- R. Snyder’ın Umut Kuramı’na göre umut, bireyin kendisi için anlamlı bir hedef belirleyebilmesi, bu hedefe ulaşmak için alternatif yollar düşünebilmesi ve engeller karşısında bu yolda kalma motivasyonunu sürdürebilmesidir.
Frankl’a göre ise en zor koşullarda bile insanın elinde kalan son kaynak, kendi tutumunu seçebilme özgürlüğüdür. Umut, tam da bu kapasitenin farkına varıldığında ortaya çıkar.
İnsan yaşadıklarını inkar etmeden, ancak onlara teslim de olmadan, kendi duruşunu bilinçli biçimde belirleyebildiğinde psikolojik olarak ayakta kalabilir.
Koşullar ne olursa olsun, insanın kendini yenileyerek tutumunu seçebileceğinin bilincinde olması, hem ruhsal dayanıklılığın hem de umudun temelini oluşturur.
Umut, işte tam da bu seçim anında belirir. Dağılmak kolayken toparlamayı seçmekte, küsmek kolayken yola devam edebilmekte, “bitti” demek mümkünken hala bir yol ihtimalini canlı tutabilmekte…
Umut, gücünü dış koşullardan değil, insanın kendi iç kaynaklarından alır.
İnsan, kendi duruşunu bilinçli olarak seçtiğinde, içsel gücüyle yeniden ayağa kalkma imkanı bulur.
Pozitif bakış açısı da tam bu noktada yanlış anlaşılmaktan kurtulur. Pozitif olmak; acıyı yok saymak, kaybı küçümsemek ya da gerçeği olduğundan farklı göstermeye çalışmak değildir.
Pozitif bakış, iyimserlik adına gerçeği inkar etmek değil, zihinsel esnekliği koruyabilmektir.
İnanç ise umudu daha derin ve taşıyıcı bir zemine yerleştirir. Çünkü inanç yalnızca “olacak” demek değildir, aynı zamanda “elimden geleni yaparım, gerisini bırakırım” diyebilme halidir. Bu ifadede hem sorumluluk hem de teslimiyet bir aradadır.
Umut, sorumlulukla beslenen ve teslimiyetle hafifleyen bir dengede büyür.
Mevlânâ’nın dediği gibi: “Ümitsizlik kapısını kapat; çünkü o kapıdan giren, yolunu kaybeder.
Umut, tam da bu kapıyı kapatabildiğimiz yerde bir duygu olmaktan çıkar, bilinçli bir duruş haline gelir.”





Yorumlar kapalı.