Eğitim sisteminin kalitesi, o sistemdeki öğretmenin niteliğiyle başlar.
Kalite, önce insanla, sonra o insanın dokunduğu hayatlarla yükselir. Öğretmenlik, bilimin de ortaya koyduğu gibi en derin dönüşümü yaratan meslektir.
Beynin değişebilirliğini ifade eden nöroplastisite, öğrenmenin insan eliyle şekillenen dinamik bir yolculuk olduğunu gösterir ve bu yolculuğun ana rehberi de her zaman öğretmendir.
Günümüzde öğrenme üzerine yapılan bilimsel çalışmalar, bir öğrencinin başarısında en belirleyici faktörün öğretmenle kurduğu insani bağ olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Öğretmenin sınıftaki tutumu, yaklaşımı ve kimliği, öğrencinin zihninde oluşan öğrenme iklimini en az aktardığı bilgi kadar derinden etkiler.
Tam bu noktada, Kılıç’ın “En önemli beyin cerrahları öğretmenlerdir” sözü metafor olmanın ötesine geçerek öğretmenin insan zihnindeki gerçek dönüşüm gücünü yansıtmaktadır.
Öğretmenlik, bireyin taşıdığı potansiyeli açığa çıkarmayı amaçlayan bir meslektir.
İnsana temas edebilme, onu gerçekten görebilme, onunla güven ilişkisi kurabilme ve potansiyelini sezebilme becerisi gerektirir.
Öğretmenin öğrencisine dair beklentisi, çoğu zaman o öğrencinin kendi kendine kurduğu iç sese dönüşebilmektedir. Öğretmenin “Bu çocuk yapar” cümlesi, öğrencinin dünyasında kimi zaman ilk kez duyduğu bir inanca, kendi potansiyeline açılan ilk kapıya dönüşür.
Dünya genelinde öğretmenlik mesleğinin artan bir baskı altında olduğu, uluslararası raporlarla da ortaya konmaktadır. Küresel ölçekte öğretmen açığının büyüdüğü ve mesleğin itibarında ciddi bir değer kaybı yaşandığı açıkça görülmektedir. Öğretmenlerin artan iş yükü, idari talepler ve mesleki takdir eksikliği ise birçok ülkede mesleki tükenmişliği daha da görünür hale getirmektedir.
KKTC’ye baktığımızda, benzer bir baskının hissedildiğini görüyoruz. Son yıllarda öğretmenlerin çalışma koşullarına ve mesleki haklarına dair artan kaygılar, sendikaların yükselen itirazlarına ve kamuoyuna yansıyan eylemlere dönüşmüş durumda. Bu tablo, eğitim sisteminin sürdürülebilirliği açısından önemli bir riskle karşı karşıya olduğumuzu açıkça göstermektedir.
Geleceği kurması beklenen öğretmen, bugün kendi varlığı için mücadele etmektedir.
Öğretmenler günü, yalnızca çiçek verilerek kutlanan bir takvim günü olmamalıdır.
Öğretmenlik mesleğinin değerini, çalışma koşullarını, mesleki destek mekanizmalarını ve nitelikli öğretmen yetiştirme süreçlerini yeniden düşünmemizi gerektiren toplumsal bir farkındalık günü olmalıdır.
Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ü sevgi, saygı ve minnetle anıyor; ‘Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.’ sözünün bizlere yüklediği sorumluluğun bugün de aynı güçle sürdüğünü vurgulamak istiyorum.
Ebediyete intikal eden öğretmenlerimizi rahmet ve şükranla yad ederken, eğitimin onurunu ve ağırlığını omuzlarında taşıyan tüm meslektaşlarımın Öğretmenler Günü’nü gönülden kutluyorum.





Yorumlar kapalı.