Semay Yücemöz

Eğitimin geleceği: Bağ kurabilen zihinler, birlikte düşünebilen insanlar yetiştirmektir





21. yüzyılda bilimin odağı “bağlantısallık”, kültürel değer aktarımı ise “yaşamdaşlık” diyor.
Bilgiyi birbirine bağlayabilen, kültürünü yaşarken birlikte düşünebilen, birbirini duyan insanlar yetiştirebilmek günümüz eğitim süreçlerinin temel amacı olmalıdır.
   Bende iz bırakan bir an, bir lisans dersi sonrasında yaşandı. Ders bitince, arkadaşlarının sınıftan çıkmasını bekleyen bir öğrencim sessizce yanıma geldi.
Gözleri parlıyordu, ses tonunda heyecan, beden dilinde varlığını fark ettirmenin mutluluğu vardı. Gözümün içine bakarak, “hocam, bugün ilk kez biri beni gerçekten dinledi.” dedi.
Bir insanın dinlendiğini düşünmesi kendi ile ilgili değer yaratmaya başladığı andır.
O gün derste, tüm öğrencilerin katıldığı bir tartışma yapmıştık, öğrenciler özgürce düşüncelerini paylaşmışlardı.
Bu yaşanmışlıktan anladım ki insanların birbirini duyması, söylediklerinin dinlendiğini gözlemlemesi, ilişkilerde önemli bir bağdır.
   Bağ kurmak, yalnızca iletişim değil, fark edilme biçimidir.
   Bağlantısallık yaklaşımı da gerçek sistemlerin, parçaların değil, bağlantıların gücüyle ayakta duran sistemler olduğunu söylüyor.
2021 Nobel Fizik Ödülü’nü alan Giorgio Parisi ve ekibi, karmaşık sistemlerdeki düzensizliklerin aslında görünmeyen bir düzen “yani bağlantısal bir ağ” oluşturduğunu gösterdi (Nobel Prize, 2021).
Parisi bu durumu kuş sürüleriyle açıklar:
“Hiçbir kuş birlikte uçtuğu sürüyü yönetmez, ama her biri çevresindeki birkaç kuşla bağ kurar; bu sayede bütün sürü tek bir zihin gibi hareket eder (Parisi & Cavagna, Physics World, 2022).”
Bir yıl sonra, 2022 Nobel Fizik Ödülü kuantum dolanıklık (entanglement) çalışmaları ile yapılan deneylere verildi. Bu deneyler, iki parçacığın birbirinden ışık yılı uzakta bile tek bir sistem gibi davranabildiğini kanıtladı (Aspect et al., APS Physics, 2022).
Kuşlar yönünü bağ kurarak buluyor; bizler de anlamı, birbirimizi dinleyerek buluyoruz.
Kuantum fiziği, evrenin görünmez bağlantılar üzerine kurulduğunu söylerken, eğitim insanın da aynı yasaya tabi olduğunu hatırlatıyor.
Kılıç’ın tanımıyla, “Yeni Bilim bağlantısallık, Yeni Kültür yaşamdaşlıktır.”

Bu görüş, bilgiyi bir yarış nesnesi olmaktan çıkarıp, birlikte üretmenin zemini olarak tanımlamaktadır. Yaklaşımın özünde yaşamdaşlık, aynı sınıfta sadece aynı dersin dinlenmiş olması değil, insanlığı paylaşabilmenin önemini vurgular.

Eğitimde kalite, yalnızca müfredatın eksiksiz tamamlanmasında değil, öğrenci, öğretmen ve toplum arasındaki bağların yoğunluğunda aranmalıdır.
Bir öğrencinin sesini duymak, bir öğretmenin emeğini fark etmek, farklı fikirlerin aynı sınıfta yan yana var olabilmesi yaşamdaşlığın kendisidir.
Saygı, empati ve sorumluluk gibi değerler duvarlardaki panolarda değil, sınıfın içinde yaşandığında anlam kazanır. Saygı bir kural değil, insan ilişkilerinin sürekliliğini ve niteliğini koruyan bir enerjidir.
Bağlantısallık yaklaşımı bize gösteriyor ki, kuş sürüsü veya insan toplumu olsun, kalıcılığı belirleyen şey bağlantının yoğunluğu ve kalitesidir.
21. yüzyıl eğitim reformu, ders içeriklerini değil, ilişkileri dönüştürmeyi hedeflemelidir. Eğitimcinin görevi, öğrenebilen ve bağ kurabilen insanı yetiştirmektir.
Eğitimciler olarak çoğu zaman bilgiyi öğrettiğimizi düşünüyoruz.
Öğrenebilen bir nesli yetiştirip yetiştiremediğimize siz karar verin.
Birbirimize mesajlar verdiğimizi biliyoruz…
Mesajlarımızla ilişkilerimizde ne kadar bağ kurup ne kadar ortak anlam yarattığımıza da siz karar veriniz.
Geleceğin dünyasında bilgi katlanarak artacak.
Fark yaratacak olan, bağ kurabilen zihinleri ve birlikte düşünebilen insanları yetiştiren toplumlar olacak.

Eğitimin geleceği: Bağ kurabilen zihinler, birlikte düşünebilen insanlar yetiştirmektir
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.