Yrd.Doç.Dr.Ahmet Maslakcı

Sanal gerçeklik





Hindistan’a kadar giden İskender yanındaki akıl hocası Aritoles’e dönerek, Hamidi dilinde; “Tarihi yapan benim, yazan ise sizsiniz” derken bugünü düşünmüş müydü sizce de?

Tarih yazımı konusundaki en büyük tartışmadır bu aslında; Tarih güçlüye göre mi yazılır yoksa güçlünün emrettiği şekilde mi yazılmaktadır? Bugünün tarihini sosyal medyanın yazdığını söylersek sanırım yanlış olmayacaktır. Biz farkına varmıyoruz ama başkaları hayatımızın her yönünü büyük ölçüde etkiliyor. İnsanlar, başkaları oy veriyor diye oy veriyor, etrafındakilerden etkilenip daha fazla yemek yiyor, komşuları yeni bir araba aldı diye arabalarını değiştiriyorlar. Sosyal etkiler, ürün seçiminden tutun da sağlık sigortasına, okuldaki başarı düzeyine ve kariyer seçimime kadar her şeyi etkiliyor. Son tahlilde, etkilenmeyen herhangi bir kararımızı veya davranışımızı bulmak oldukça zor olmaktadır.

Hepimiz sosyal medyanın bu etkileri konusunda yapılan araştırmaları okuyup, bizimle ilgisi olmadığını ve etkilemeyeceğini düşünüyoruz. Aynı zamanda milyonlarcası da sosyal medyanın zincirlerinden kurtulmak istiyor. Ama bu zehir herkesi etkiledi ve geri dönüşü olmayan bir yola girmiş gibiyiz.

“Kalabalıkların bilgeliği” diye bir kavram var. Bu kavram herkesin bireysel bilgilere erişebildiğinde bilgece bir karar verebileceğini vurgulamaktadır. Farklı bilgi parçacıklarının bir araya gelmesinin, bireylerin tek başlarına verecekleri tüm kararlardan daha iyi kararlar alınmasını sağlayacağını söylemektedir. Ama kalabalıkların bilgeliği günümüzde olduğu gibi herkesin herkesi taklit etmesi şeklinde tezahür edecekse, o bilginin değerinden ne kadar söz edebiliriz?

Cehalet ateşini ve zaten var olan kutuplaşmayı daha da körükleyen sosyal medya, bu türden ilkesel düşünce oluşumuna izin vermemektedir. İnsanlar bilgi yaymaya ve fikirlerini paylaşmaya bayılıyorlar. İnternete bakarsanız ne demek istediğimi hemen anlarsınız: Her gün 4 milyon blog yazısı yazılırken 80 milyon Instagram fotoğrafı yayınlanıyor ve her saniye 7.130 tweet atılıyor. Her bir tweetin, blog yazısının ya da fotoğrafın ardında sizin gibi, benim gibi bir insan var. Bir düşünün: Niçin her gün milyonlarca insan, milyonlarca kıymetli anını bilgi paylaşmaya ayırıyor?

Bu noktaya nasıl geldiğimizin cevabını, günümüzün modern insanın en temel meselesi olan yalnızlıkta aramak gerekir. Giderek karmaşık bir hale gelen şehir hayatından, mahalleden, sokaktan, kendi evine çekilen bireyle karşı karşıyayız. Covid-19 süreci ise bu yalnızlığımızı daha da büyüttü. Herkes kendi odasında kendi hayatını yaşıyor. Giderek artan sosyal soyutlanmamızı dikkate aldığımızda, hepimiz hayatlarımızdan bazı anları paylaşmak için can atıyoruz. Günümüzde, herhangi bir sosyal ağdaki çevrimiçi arkadaşlarımız artık bizim gerçek hayatımızdaki arkadaşlarımızın yerini almaya başladı. Facebook’ta beğendiğiniz şeylerin dijital olmayan karşılıklarının olduğunu unuttuk ve dijital medya kullanımımızın meydana getirdiği durumlar nedeniyle tutuklanabiliyor, işimizden kovulabiliyor, hatta yaşamımızı kaybedebildiğimiz noktaya geldik. Görülmesi gerekenle görülmemesi gerekenlerin yer değiştirdiği sanal bir gerçekliğin içinde yaşamaya başladık.

Fight Club 1999 yılında gösterime girdiğinde, modern medeniyeti, kapitalist çalışma düzenini, insanların ruhlarını maddi dünyada kaybetmelerini eleştirmekteydi. Filmde kahraman “sahip olduğunuz şeyler, gün gelir size sahip olur” diyordu. Artık birçoğumuzun hayatını sosyal medya yönetmekte. Yeni kullanıcı sözleşmesi ile gündeme damga vuran WhatsApp ile Covid-19 aşısının riskleri hakkında sosyal medyada yayınlanan yazıların doğruluğunu araştırmaya gerek duymuyoruz. Herkesin birçok konuyu ve bilimsel verileri derinlemesine araştırmak için zamanı veya eğiliminin olmadığını kabul ediyorum. Ancak, bu konularla ilgili soruların cevaplarını güvenilir bilgi kaynaklarından almamızın daha doğru olacağını düşünüyorum.

Aşıların, çocuk felcinden çiçek hastalığına kadar birçok korkunç hastalığı fethettiğini ve Covid aşılarının da benzer umutlar sunduğunu göz ardı etmemeliyiz. Filozof Bernard Williams; “hayat geriye doğru anlaşılır, ileriye doğru yaşanır” demektedir. İleriye doğru yaşayacağımız hayatımızla ilgili önemli kararları sosyal medyada yayınlanan bir şeylere dayanarak vermemiz gerekir. Doğayı unutmadan, kitabın kokusunu duyumsayarak ve insanın birbiriyle olan gerçek etkileşimine değer verirsek ancak sanal geçekliğimize bir nebze de olsa dur diyebiliriz.
 

Sanal gerçeklik
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.