Yrd.Doç.Dr.Ahmet Maslakcı

Sezar, İskender, Napolyon ayağa kalkınız, büyüğünüz geliyor





Yıl 1976, yer UNESCO. Ne mi oluyor dersiniz. UNESCO’nun o tarihteki 152 üyesi bir öneriyi ele alıyor. Öneri ise Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yılının, 152 ülkede aynı anda kutlaması.

Öneri görüşülürken İsveç delegesi ayağa kalkıyor ve kinayeli olarak: “Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var, hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?” diyor. Cevap ise, heyecanlı bir şekilde ayağa fırlayan Rus delegesinden geliyor: “Genç delege arkadaşım, hatırlatmak isterim ki Atatürk öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir. Bırakın onu bir yıl anmayı, her ülke her problemimizde çare olarak onu aramalıyız.”

Sonra ne mi oluyor dersiniz? UNESCO tarihinde ilk ve tek olarak; hiç negatif ve çekimser oy olmadan önergeyi kabul ediyor. Bizim İsveç delegesi ise imzanın atıldığı gün mikrofona geliyor ve aynen şunları söylüyor: “Ben Atatürk’ü inceledim; bütün ülkelerden özür diliyor ilk imzayı ben atıyorum.”

Şimdi tarihin sayfalarında biraz daha geriye gidelim yer Selanik’teki Türk Büyükelçiliği, yıl 1938 emekli bir Yunan Başkomutanı. Bu başkomutan “Bizi kimse burada durduramaz, buradan Kayseri’ye kadar gideriz, Talas’ta da kahvemizi içeriz” deme cür’etini gösteren Yunan General Trikopis’den başkası değil. Ne mi yapıyor dersiniz? Daha sonra ölene kadar yapacağı gibi her yıl 29 Ekim’de Atatürk büstü önüne gidip saygı duruşunda bulunuyor. Tarihten bir başka sahne. Tarih, 21 Kasım 1938, Atatürk’ün Ankara’da yapılan cenaze töreni. Üzerindeki İngiliz Mareşal üniforması ile şiş ayağı ile zorlukla ayakta durduğu belli olan birisi, Atatürk’ün naaşını ayakta selamlıyor. Şiş ayağına aldırış etmeden. Kim bu dersiniz? Bu mareşal Atatürk’ün, Çanakkale’de savaştığı ANZAK Kolordu komutanı İngiliz General Birdwood’dan başkası değil. Bu merasimin olduğu saatlerde İtalya’da bir gazete o günkü sayısında benim yazıma da esin kaynağı olan başlığı atıyor: “Sezar, İskender, Napolyon ayağa kalkınız, büyüğünüz geliyor”. İşte! Mustafa Kemal bu yüzden Atatürk.“Halk kitleleri, yerde çürümeye yüz tutmuş saman gibidir; ya yanıp kül olacak ya da gübre olacaktır. Büyük insanlar ise gökten düşen ve o samanı yakan şimşektir ” der Carlyle “Kahramanlar” adlı ilginç kitabında. İşte Atatürk de, bu saman ve külden oluşan balçığı eline alarak, onu herkesin hayranlıkla seyredebileceği bir hale getirmeyi başaran büyük insanlardan biridir.

Atatürk’ün Kıbrıs’la olan ilgisi de her zaman canlıydı. Bu ilgide, birçok gönüllü Kıbrıs Türkünün Kurtuluş Savaşına katılmak üzere Anadolu’ya gitmiş olmasının payını da yabana atmamak gerekir. Hatta o günlerde yayınlanan Söz Gazetesi’nde yüzbaşılığa kadar yükselen İstiklal Madalyası sahibi Kıbrıslı Türk, Dr. Binbaşı Osman Necmi Bey’in kahramanlıkları anlatılmaktadır. Bunların arasında Atatürk’ün takdirini kazanmış, madalya ile onurlandırılmış ve hatta Atatürk’ten soyadı almış olanlar da vardır. Bu kişilerden birisi de, Kıbrıs Türklerinin 1930’lardaki liderlerinden olan ve Atatürk’e “Kıbrıs’ı da, Kıbrıs’ı da Atam… Bizi de, Kıbrıs Türkünü de kurtar Atam!” diye haykıran Necati Özkan’dır. Anlaşılacağı üzere, 1571 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun Kıbrıs’ı fethetmesi ile başlayan ilişkiler, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu sırasında da aynı ilgi ve heyecanla devam etmiştir. Kıbrıs Türkleri de, Türkiye’de çıkan her yeniliği anında özümseyerek ve Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimleri içtenlikle uygulayarak, Atatürk’e olan sevgilerini her zaman göstermişlerdir. Kıbrıs Atatürk için hep çok önemli olmuştur. Bunu da Lozan Antlaşması’nın detaylarında görebiliriz. Kıbrıs, Lozan’da Anavatan’ın dışında kalmış görünmekle birlikte, antlaşmaya eklenen 16. madde durumun hiç de öyle olamadığını bize tecrübe ettirmiştir. Bu madde 1959 Garanti Antlaşması, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ve en sonunda KKTC’ye giden yolun kapısını açan; “Türkiye Kıbrıs’ın geleceği hakkında söz sahibi olmaya ve Kıbrıs’ın üçüncü bir ülke tarafından ele geçirilmesi halinde de itiraz hakkını saklı tutmaya devam eder” şeklinde cümle bulmaktadır. Atatürk Kıbrıs’ta genç kuşakların eğitilmesine de özel bir önem vermiştir. Türkiye’den Kıbrıs’a öğretmenler göndermiş ve yüksek öğrenim için yetenekli gençlerin Türkiye Cumhuriyeti’nin yardımı ile doktor, avukat, eczacılık dallarında öğrenim görmesi için yurtdışına gönderilmesine olanak sağlamıştır.

Büyük bir entelektüel birikimle dünyayı kavramasını çağı ve geleceği yorumlamasını bilen eşsiz dâhi Mustafa Kemal Atatürk bir 10 Kasım günü henüz 57 yaşındayken aramızdan ayrıldı. Lloyd George’un; “Yüzyıllar nadiren dahi yetiştirir, şu şansızlığımıza bakın ki, bu yüzyılda o büyük dahiyi çağımızda Türkler yetiştirdi” dediği büyük önderi saygıyla anıyoruz. Onun ilkelerinin, dolu dolu geçen ve yaşamının büyük bölümünde aynı şehirde yerleşik bir yaşam şansı bile bulamayan hayatının, ahlakının başta tüm yöneticilerimiz olmak üzere hepimize, bugün yapamadığımız, yapmaktan kaçındığımız ya da nasıl yapacağımızı bilmediğimiz işlerde örnek olmasını diliyorum.

Sezar, İskender, Napolyon ayağa kalkınız, büyüğünüz geliyor
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.