“Banka ile konuşacağım, eşim ve benim gelirimizin toplamı 9.000 TL, evin kredisi oldu 7000 TL, ödeyemeyeceğim. Mahkemeye versinler ne yapabilirim?”. “Ay sonu kredi ödemesi var işlerin durumu kötü, önümüzü göremiyoruz nasıl yatırım yapayım?”. Bunlar hepimizin içinde de olduğu günlük diyalaoglar. Peki yönetenlerin cephesinde durum nedir? Bir bakalım mı ne derseniz?
Gazete başlıklarından ilerleyelim sohbetimize. Bu gidişe çözüm bulmalarını, bir şeyler yapmalarını beklediğimiz siyasilerin açıklamalarına bakalım: “Ay sonu maaşları ödüyoruz.” Nasıl sizi de tatmin etti mi? Sizi bilmem ama, ben ister hükümet, ister belediye, isterse özel sektör olsun bu açıklamaların nasıl ve hangi akla hizmet eden yöneticiler tarafından yapıldığını anlamakta hâlâ zorluk yaşıyorum. Maaş ödemek bir sonuçtur. Neyin sonucudur? Sizin yaptığınız, yapmayı vaat ederek o koltuklara geldiğiniz işlerin sonucu. Bir başarı göstergesi olamaz. Bu Kamu için de, özerk kurumlar için de özel sektör için de aynıdır. Kendimizi aldatmanın gereği yok. Pandemi sonrası ile birlikte gelen ekonomik olumsuzluklar sonrasında hiçbir şey aynı değil. Neler olduğunu anlamamız için günümüzün 20’li yaş gençlerinin davranışlarına ve tecellisine bakmak yeter. Coşku ve hevesle yeni bir hayata başlamaları gerekirken çoğu korku ve endişe içinde iş arıyorlar. İş bulacak kadar şansları yaver gitse bile ücretleri öyle düşük ki, aileleriyle yaşamaya devam etmek zorunda kalıyorlar. Aileler deseniz, bir taraftan çocukları, bir taraftan da kendileri için sıkılıyorlar. Ya işlerini veya evlerini kaybederlerse, ya pahalı tedavi gerektiren bir hastalığa yakalanırlarsa diye kamuda görev alanlar dışında hepsi kaygı içinde. Kur, maaş, harcamalar üçgeninde debelenip duruyoruz. Devlet Sağlık konusunda ha bire kısıntıya gidiyor. Doktorlara bazı ilaçları iki adet yazmayın talimatları veriliyor. Sosyal Güvenlik kurumlarının geleceğinin ne olacağı, yakıt sorunu, çevre kirliliği, kalitesiz eğitimin ne olacağı belirsiz.
Dikkat ederseniz daha Rum Kesimi ile ilgili kısımlara hiç değinmedim, orası ayrı bir tez konusu. Yazılarımı takip edenler bilir. Bu söylemlerim ne iktidar karşıtlığı, ne de muhalefet taraftarlığı. Sitemim tüm politika üreticilerinin hiçbir gerçekçi çözüm önermemesi, birbirlerini suçlamalar, her şey güzel olacak söylemleri, koltuk kavgaları, biz farklıyız göreceksiniz sloganları. Bizi aksi yöne çeken bazı piyasa güçleri, siyasi gelişmeler olabilir. Ama unutulmaması gereken nokta, bu güçlere yön verenlerin siyaset, kural ve yönetmelikler vb. düzenleme kurumlarının olduğudur. Öncelikle işe bu yapılardan başlamamız gerekir. Amacımız siyaset veya zengin düşmanlığı yapmak değil. Amacımız verimlilik ve adaletin bu topraklarda hayat bulması. Özgür düşüncenin, pozitif bilim anlayışının daha da üst seviyeleri getirilmesi. Hak edenin hak ettiği işe girmesi. Kamuda ataletin, siyasi kayırmacılığın son bulması. Ekonominin gelişmesinin en temel unsuru olan özel sektörün çalışanlarına daha iyi imkanlar sağlayacak düzenlemelerin yaratılması. Rantdan elde edilen gelirlerin yerini üretimden, hizmetlerden elde edilen gelirlere bırakması. Kendi kendine yeten, bağımsız siyasi ve hukuk kurumları olan, çağdaş eğitimle herkese eşit bir eğitim imkanı sağlayan bir yapıya ulaşılması. Oysa inanın hepimiz için bu güzel coğrafyada bunların hepsi mümkün. Başka bir dünyayı hep birlikte kurmamız mümkün. Temel değerlerimizle uyumlu, halkın çoğu için daha çok fırsat, demokrasi, ulusal gelir ve yaşam standardı sunan bir toplum olabiliriz. Tüm bunları yapabilmek için bizlerin de anlayışlarını değiştirmesi gerekir.
Adalet, hakkaniyet ve fırsat ilkeleriyle tutarlı, halkın tümüne hizmet eder türde bir toplum istiyorsak hükümetlerin bunları tek başına gerçekleştiremeyeceğini de görmemiz gerekir. Dikkat edilmezse devletimiz ve kurumlarımız bireysel ve özel çıkarların eline geçecek. Hepimizin talep ettiklerine sahip olabilmesi için bazı bedelleri birlikte ödememiz gerektiğini anlamamız gerekiyor. Yapılan yanlışlara, eşitsizliklere, çirkinliklere siyasi görüşü ne olursa olsun karşı durulması gerekir. Ülkedeki sendikaların, sivil toplum örgütlerinin de artık kendi çıkar gruplarını koruyan yaklaşımlarının dışında bu ülkenin geleceğini de düşünerek çare üretmeleri gerekir.
Ortada bir gerçek var. Bu gerçeklerden demokrasi, özgürlük, hak söylemlerine sığınarak kaçamayız. Bu ülke sendikasıyla, kamu çalışanıyla, işvereni ve emekçisiyle hepimizin. Bu kurumları yönetenlerin buna uygun davranması ve yapılması gerekenleri korkmadan yapmaları gerekir. Kamu yöneticilerinin ve danışmanlarında kendi çıkarlarından ziyade toplumun içinde olduğu buhranı yöneticilerine aktarma ve çözüm bulma zorunluluğu vardır. Buna göre hareket etmelidirler. Sorumluluk hepimizin ve herkesindir.“Sultan sofrasına oturan alimin fetvasına itibar edilmez” der İmam-ı Azam Ebu Hanife. Artık bu Sultan sofralarında oturanların da gerçekleri görmeleri ve kendilerinden beklenen çözümleri hayata geçirmeleri gerekir.





Yorumlar kapalı.