“Yeşil iyileştiricidir”



featured


5-11 Haziran Çevre Koruma Haftasının teması “Arazi Restorasyonu, Çölleşme ve Kuraklığa Dayanıklılık”. KIBRIS’a konuşan Çevre Uzmanı Dr. Gülizer Eroğlu, daha yeşil bir çevrenin önemine vurgu yaptı:

 

“Sağlıklı ekosistem, sağlıklı insanlar”… Çevre Eğitimi ve Çevre Yönetimi Uzmanı Dr. Gülizar Eroğlu, “Evimizde ne kadar çok yeşil varsa, manyetik alana maruz olma durumu o kadar az olur.” diyerek, eko sistemlerin ne kadar sağlıklı ise gezegenin de insanların da o kadar sağlıklı olduğunu kaydetti.

 

Cemre CEMALİ

 

5 Haziran Dünya Çevre Günü, 5-11 Haziran da Çevre Koruma Haftası olarak da kutlanıyor. Bu özel günde her yıl yeni bir tema belirleniyor. Bu senenin teması ise “Arazi Restorasyonu, Çölleşme ve Kuraklığa Dayanıklılık” olarak açıklandı.

Uzmanlar, iklim krizi ile birlikte yoksulluğun da arttığına, gıda güvenliğinin azaldığına, insan sağlığının her geçen gün kötüye gittiğine dikkat çekiyor.  Öyle ki Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) açıkladığı verilere göre; dünyada hayatını kaybeden her 4 kişiden 1’i, çevre kirliliği kaynaklı sorunlardan dolayı yaşanıyor.

KIBRIS’a konuşan Peyzaj Mimarları Odası Başkanı, Çevre Eğitimi ve Çevre Yönetimi Uzmanı Dr. Gülizar Eroğlu, 150’den fazla ülkenin 5 Haziran’da ve onun bulunduğu hafta içerisinde dünyanın farklı yerlerinde çevreye dair etkinler yaptığını ifade etti. Eroğlu, bu yılki temada özellikle eko sistemlerin rehabilitasyonu ve bunlara bağlı çölleşme ve kuraklığa dayanıklılığın ön plana çıkarıldığını belirtti.

“Amaç; doğayı korumak”

 

   Çevre Eğitimi ve Çevre Yönetimi Uzmanı Dr. Gülizar Eroğlu, her yıl 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde, o yıla özel bir tema belirlendiğini anımsatarak, bu yılki temanın “Arazi Restorasyonu, Çölleşme ve Kuraklığa Dayanıklılık” olduğunu açıkladı.

Eroğlu, bu günün amacının doğayı korumak, restore etmek, sürdürülebilir bir gelecek sağlamak için doğru politika ve eylemlerin uygulanmasında küresel işbirliğine ve uyumlu çabalara dayanan acil ihtiyacı ortaya koymak olduğunu kaydetti.

Birleşmiş Milletlerin (BM) dünya çapında en büyük çevre hareketi olduğunu, 150’den fazla ülkenin 5 Haziran’da ve onun bulunduğu hafta içerisinde dünyanın farklı yerlerinde çevreye dair etkinler yaptığına vurgu yapan Eroğlu, bu yılki temada özellikle eko sistemlerin rehabilitasyonu ve buna bağlı çölleşme ve kuraklığa dayanıklılığın ön plana çıkarıldığını belirtti.

Eroğlu, en büyük ekosistemin dünya olduğunu ve tüm yaşamının temelinin esasında ekosistemlere bağlı olduğunun altını çizerek, ekosistemin, en küçük ölçekten en büyük ölçeğe kadar yaşam birliklerinin beraberliği olduğunu söyledi.

Tıpkı diğer türlerde olduğu gibi insan yaşamının temelinin de bu eko sistemlere bağlı olduğunu kaydeden Eroğlu, “eko sistemlerimiz ne kadar sağlıklı ise gezegenimiz de, insanlarımız da o kadar sağlıklıdır.” dedi.

“Sulak alanlar tahrip ediliyor”

 

Eroğlu, eko sistemlerin nasıl ve neden tahrip edildiğiyle ilgili de bilgiler vererek, şöyle devam etti:

   “İnsanoğlunun en önemli ihtiyaçlarından biri barınmadır. İnşaatlar, yollar, büyük alt yapılar yapılırken dünyamız için çok önemli olan alanlar yok ediliyor.   En değerli ve biyolojik çeşitlilik açısından en zengin olan sulak alanları da bu şekilde yok ediyoruz. Özellikle sulak alan açısından en zengin yerlerden olan Mağusa bölgesinde yapılan yollarla, inşaatlarla, “temizlik işleri” ile sulak alanlar tahrip ediliyor. Oradaki sazları çekerek, bitki örtüsünü yok ederek sulak alanda temizlik yapılmaz. Bu temizlik değildir. Canlı doku yok edildiği için sulak alandan kaynaklı sinek sorunu da arttırmaktır.

Bu Mağusa’da olduğu gibi Lefkoşa için de geçerli. Derelerin zeminlerini sıyırıyorlar, bitki örtüsünü yok ediyorlar, sonra da ‘kokuyor, sinek yapıyor’ diyorlar. Nedeni de şu; hem içerisine atık su veriyorlar, hem de derelerin zemini sıyrılırken doğal akış bozulmuş oluyor. Bu nedenle suda birikmeler oluyor.”

 

“4 kişiden 1’i çevre kaynaklı sorunlardan ölüyor”

 

Eroğlu, yaşam alanlarını yok ederek veya onlara zarar vererek insanın kendi kendine zarar verdiğini, kendi yaşam kalitesini düşürmüş olduğunu söyleyerek, eko sistemlerin oluşturduğu iklimlerin değiştiğine dikkat çekti.

İklim krizi ile birlikte yoksulluğun arttığını, gıda güvenliğinin azaldığını, insan sağlığının her geçen gün kötüye gittiğini belirten Eroğlu, Dünya Sağlık Örgütü’nün açıkladığı verilere göre hayatını kaybeden her 4 kişiden 1’inin çevre kirliliği kaynaklı sorunlardan olduğunu ifade etti.

Eroğlu, dünyada sağlık için yapılan harcamaların büyük bir oranının çevre kaynaklı sağlık sorunlarından kaynaklandığına işaret ederek, “Çevreye verilen zarar daha çok para harcamamıza neden oluyor. Yoksulluk artıyor. İklim değişikliğinden dolayı serinlemek ve ısınmak için daha fazla klima kullanıyoruz. Enerji tüketimimiz artıyor.” dedi.

Bu noktada önleyici tedbirler almanın önemine vurgu yapan Eroğlu, birey olarak alınması gereken önlemler olduğuna dikkat çekti.

“Önlemler alınmalı”

 

Eroğlu, “iş, insanın kendisinden başlar.” diyerek, bireysel olarak alınabilecek önlemleri anlattı:

   “Su açık bir şekilde diş fırçalarsak hem cebimize, hem doğaya, hem de dünyamıza zarar vermiş oluruz. Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki Afrika’dan, Arap ülkelerinden gelen toz bulutları ile çok ciddi hava kirliliği yaşıyoruz. İşyerimiz evimize yakınsa araç kullanarak neden yakıt tüketimini artırıp egzoz emisyonları ile havamızın kalitesini düşürüyoruz. Araç kullanmak yerine neden bisiklet kullanmıyoruz?”

Eroğlu, bir ev alırken evin konumunun yeşil alana, suya yakın olmasının tercih edildiğini, hatta bu şartları sağlayan yerler için de diğer yerlere göre daha fazla para ödendiğini kaydederek, “Çünkü yeşilin olduğu yerde hava daha temizdir, daha serindir. Ev planlamasını yaparken mimar da, cam pencereleri güneş ve rüzgar durumuna göre yapar. Rüzgar sirkülasyonundan maksimum derecede faydalanacak şekilde tasarım yapar.” dedi.

Kendisi de peyzaj mimarı olan Eroğlu, çevre düzenlemesi yaparken yazın güneşi alan kısımlara yaprak dökmeyen ağaç dikerek binanın ısınmasını azaltmayı, kışın da güneş alan kısma yaprak döken ağaç ekerek binanın ısınmasını sağlayacak şekilde çalışıldığını ifade ederek, bu şekilde ısınma giderinin dengelenebileceğini söyledi.

Eroğlu, mümkün olduğunda çocuklara sınıf dışı eğitimler vererek çocukların çevre adına bilinçlenmesini, bilgilenmesini sağlamanın önemine işaret ederek, “Bunun davranışa dönmesini sağlamalıyız. Çevre eğitimi doğumdan sonra başlayan, ölüme kadar devam eden çok uzun bir süreçtir. Çevre eğitimi ailede başlar, ardından okulda devam eder sonra iş yeri ve arkadaş ortamında yaşam boyu devam eden bir süreç haline gelir.” şeklinde konuştu.

 

“Yeşil iyileştiricidir”

 

Eroğlu, birey olarak işe, evimizin bahçe- balkonunda başlamak gerektiğini söyleyerek, şunları kaydetti:

   “Neden kendi sebzelerimizi kendimiz yetiştirmeyelim? Evimizde ne kadar çok yeşil varsa manyetik alana maruz olma durumu o kadar çok az olur. Yeşil iyileştiricidir. Herkesin evinde, ofisinde olmalıdır. Herkes kendi sağlığı için faydalı dokunuşlar yapabilir. Kendi sağlığına faydalı dokunuşlar, dünyanın da sağlığına faydalı dokunuşlar olur.”

 

Cezai müeyyideler

 

   Çevre bilincinin ve duyarlılığının oluşması için önleyici tedbirlerden birinin de cezai müeyyideler olduğunu belirten Eroğlu, bunun gerekliliğini şöyle anlattı:

  “Güneye geçtiği zaman yere çöp atmayan, atmaktan korkan insanlar, kuzeyde yere çöp atıyorsa demek ki cezai müeyyideler gereklidir. Cezai müeyyidelerden korktuğu için orada yere çöp atmazken, burada denetim olmadığı için yere çöp atıyor.”

Eroğlu, cezai müeyyidelere ek olarak denetim-kontrol mekanizmasının oluşturulması gerektiğinin altını çizerek “İkisi beraber çalışmazsa verimli olmaz. Bizim çöp atma ile ilgili, doğayı koruma ile ilgili ciddi yasalarımız var. Ancak denetime yönelik cezai müeyyideleri kesecek ve bunun kontrolünü, takibini yapacak sistem oluşturulmadığı için biz çok büyük sıkıntılar yaşıyoruz.” dedi.

 

0
mutlu
Mutlu
3
alk_
Alkış
0
_zg_n
Üzgün
0
_a_rm_
Şaşırmış
“Yeşil iyileştiricidir”
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.