Dünyanın kutup bölgeleri yalnızca iklim geçmişini değil, milyonlarca yılın biyolojik mirasını da saklayan devasa doğal arşivlerdir. Her bir buz katmanı, geçmiş atmosfer koşullarını ve o dönemlerde yaşamış mikroorganizmaları içinde korur. Küresel sıcaklık artışıyla bu arşiv çözülmeye başladı. Bilim insanları bu çözülme sürecinin biyolojik ve halk sağlığı açısından yeni bir dönemi başlattığına inanmaktadırlar. Eriyen her tabaka, binlerce yıldır donmuş halde bulunan mikroorganizmaların canlılığa olası etkileri araştırılmaktadır.
2016 yılı yazında Sibirya’nın Yamal adasında beklenenden yüksek sıcaklıkların sonucunda on yıllar boyunca donmuş toprağın altında kalan bir ren geyiği leşini yüzeye çıktı. Hayvan, ölümünden önce şarbon (Bacillus anthracis) bakterisiyle enfekteydi. Toprak çözülünce bakteri yeniden aktif hale geldi ve bunun sonucunda binlerce ren geyiği öldü, insanlar hastalandı ve bir çocuk hayatını kaybetti. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yaşanan bu vakayı “iklim değişikliğiyle ilişkili yeniden ortaya çıkan enfeksiyon hastalıkları” arasında değerlendirdi. Yaşanan bu olay bilim insanları tarafından, buzulların çözülmesinin doğrudan halk sağlığını etkileyen bir sürece dönüştüğünü gösterdiği şeklinde kabul edildi ve araştırmalar yoğunlaştırıldı.
Son yıllarda yapılan araştırmalar, buzulların içinde 30.000 ila 50.000 yıl öncesine ait mikropların hâlâ canlı kalabildiğini ortaya koymuştur. Fransa’daki Aix-Marseille Üniversitesi’nden bilim insanları, Sibirya permafrostundan alınan örneklerde “dev virüsler” olarak bilinen Pandoravirus ve Mollivirus türlerini laboratuvar ortamında yeniden aktif hale getirdi. Bu virüslerin insanlara bulaştığına dair doğrudan bir kanıt bulunmadı. Ancak binlerce yıl boyunca canlı kalabilmeleri, mikroorganizmaların çevresel dayanıklılığının bilinenden çok daha yüksek olduğunu kanıtlamaktadır. Aynı zamanda bu durum, buzulların çözülmesiyle birlikte antik genetik materyalin su yollarına karışabileceğini de gösteriyor.
Eriyen buzulların bir başka görünmeyen sonucu, antibiyotik direnç genlerinin (ARG) yayılmasıdır. 2024 ve 2025 yıllarında yayımlanan araştırmalar, eriyen buz örneklerinde yüzlerce farklı direnç genine rastlandığını ortaya koydu. Bu genler, akarsular ve göller aracılığıyla bakteriler arasında taşınabilmekte ve yeni dirençli türlerin oluşmasına zemin hazırlamaktadır. DSÖ verilerine göre her yıl yaklaşık 5 milyon kişi antibiyotik direnciyle ilişkili enfeksiyonlar nedeniyle hayatını kaybediyor. Eriyen buzul sularıyla taşınan bu genler, gelecekte tedavi edilemeyen yeni enfeksiyonların ortaya çıkmasına neden olabileceği düşünülmektedir.
Mikrobiyolojik etkiler yalnızca eski patojenlerle sınırlı değildir. Eriyen buzullardan göllere ve nehirlere karışan sular, suyun içeriğini de değiştirmektedir. Bunun da kolera, leptospiroz, salmonella gibi suyla bulaşan hastalıkların artmasına zemin hazırladığı düşünülmektedir. İklim değişikliğiyle birlikte artan sıcaklıklar, sivrisinek ve kene gibi vektörlerin daha kuzey bölgelere yayılmasına yol açmaktadır. Böylece tropikal bölgelerde görülen Zika, dang humması, Batı Nil virüsü gibi hastalıklar, artık Avrupa’nın kuzeyinde dahi görülmektedir.
DSÖ’nün 2025 iklim ve sağlık raporunda, ülkelerin “donmuş bölgelerde mikrobiyolojik izleme sistemleri” kurması önerilmektedir. Aynı zamanda One Health (Tek Sağlık) yaklaşımıyla insan, hayvan ve çevre sağlığının birlikte izlenmesi gerektiği de vurgulanmaktadır. IPCC’nin (Intergovernmental Panel on Climate Change)son raporları da permafrost çözülmesinin geçmişte unutulmuş mikrobiyal etkenleri geleceğe taşıyabileceğini belirtmektedir. Kanada, Norveç ve Rusya gibi ülkeler bu kapsamda kutup laboratuvarları kurmaya başlamışlardır. Buna karşın küresel ölçekte sistematik bir izleme ağı henüz oluşturulamadı.
Bu tablo geleceğe yönelik bizi bekleyen tehlikelerin ciddiyetini göstermektedir. Buzulların erimesi deniz seviyesinin yükselmesi yanında insanlığın unuttuğu mikropların yeniden gün yüzüne çıkmasına da neden olacaktır. Bu nedenle düzenli mikrobiyolojik gözlemler yapılmalı, eriyen suyun geçtiği bölgelerde patojen testleri uygulanmalı, hayvancılık alanlarında aşılama programları güçlendirilmeli, teşhis laboratuvar kapasiteleri artırılmalıdır. Gelecekte iklim değişikliği etkisiyle ortaya çıkacak insanlığın ortak geleceğini ilgilendiren halk sağlığı sorunlarıyla ortak mücadele önemlidir…
Sedef Gürsoy Kutlu
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.