Hasan Hastürer

Sanki de her şey, 20 Temmuz 1974’le başladı





   Yazıp konuşurken, Rumlara karşı en çok özen gösterdiğim yaklaşım biçimim, “Siz de bize 1963’te ya da farklı tarihlerde şunu şunu yaptıydınız” dememektir.

   Bu satırların yazarı olarak, çocuk yaşımda ailemle göçmenlik yaşadık.

   Üzerimizdekilerle kaçtık.

   EOKA’cılar K. Kaymaklı’da evlerimizi talan edip, yaktı.

   Kıbrıs Cumhuriyeti’ni işgal eden anlayış, Kıbrıslı Türk yurttaşlarının evlerine dönmelerine engel olurken,  başta Birleşmiş Milletler, Kıbrıslı Türkler, güven içinde evlerine dönmeli, demedi.

   Kimse Kıbrıs Cumhuriyeti, Anayasal kimliğine geri dönmelidir de demedi.

   Sanki de her şey 20 Temmuz 1974’le başladı.

   Bu yazdığım tepkileri söylemekten yazmaktan hep geri durdum.

***

Son zamanlarda Rum basınında, Kuzey Kıbrıs’a yönelik çok saldırgan yayınlar yapılıyor.

Bu tür yayınların, güven artırma çabaları bir yana var olan güveni de yok edicidir.

   Saldırgan, tek yanlı yayınları yapanların Kıbrıslı Türklerin, 1974 öncesi yaşadıklarında ya haberleri yoktur ya da unutmuş gibi davranıyor.

   Aslında, Rum toplumunda ciddi bir kamu oyu yoklaması yapılsa, Rumların ezici çoğunluğunun, özellikle 1963-1974 arası yaşadıklarında, haberi yoktur.

***

Bir zamanlar Niyazi Kızılyürek’ten dinlemiştir.

   Limasol ya da Baf’a giderken, araç bekleyen yaşlı bir Rum kadınını arabasına almış. Niyazi Kızılyürek, uygun bir üslupla kadının görüşlerini öğrenmeye çalışırken, yaşlı kadın,” Biz Kıbrıslı Türklere ne yaptık ki?” sorusunu sormuş.

   O zaman Niyazi Kızılyürek anlamış ki, yaşlı kadının Kıbrıs’ta 1974 öncesi yaşananlardan hiç haberi yok.

***

Rum tarafından tek yanlı yaklaşımların itibar görmesi ve Kıbrıslı Türklere dünden bugüne yapılanların sorgulanmaması, doğal olarak bizleri de “Rumların da haklı yanları vardır” demeden Kıbrıslı Türklerin haklarını ya da çıkarlarını savunma konumunda tutuyor.

***

Okumayanlar okusun diye, aşağıdaki hikayeyi bir kez daha paylaşayım.

   “ Ülkenin birinde emeğiyle geçinen bir adam varmış.

   Her gün çalışır, akşam evine giderken de fırından geçer ekmeklerini alır, parasını ödermiş. Bir gün patron “iş yok” deyip işine son vermiş.

   Gariban adam fırıncıya gidip, “ Şu an için işsizim ama bir gün mutlak iş bulacağım. O güne kadar çocuklarım aç kalmasın ekmek ver” demiş.

   Fırıncı kabul etmemiş. Adam da köşede bekleyip, kendine göre uygun bir anda ekmek çalmış. Tabii yakalanmış.

   Konu mahkemede… Adama avukat olarak genç bir avukatı salık vermişler ama eklemişler de, “Ama bu avukat hırsızlık ve benzeri suçu olanların avukatlığını kabul etmez.”

   Adam adi bir hırsız olmadığı inancıyla avukata gitmiş.

   Önce “Yoooo olmaz” yanıtını almış avukattan. Ama inat edip anlatınca, avukat davayı kabul etmiş.

   Mahkeme günü genç avukat dürüst yanının da etkisiyle savunmasına, “Öncelikle fırıncının kendi açısından haklı olduğunu söyleyeyim” diye başlayınca hakim sözünü kesip “Dava sonuçlanmıştır” deyip adamı mahkum etmiş.

   Genç avukat birkaç gün sonra hakimin kapısını çalıp, neden savunmasının tümüne izin vermediğini sormuş.

   Deneyimli hakim şu yanıtı vermiş: “ Senin görevin müvekkilini savunmaktı. Fırıncı haklıysa bırakacaktın onun haklılığını onun avukatı savunsun.”

Sanki de her şey, 20 Temmuz 1974’le başladı
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.