Sıcaklar başladığında, ‘Aman yangın olmasın’ diye dua ediyoruz. İklimler öyle bir değişti ki, haziran ayında Türkiye’de ve dünyanın çeşitli ülkelerinde aşırı yağışlar oldu, seller ortalığı aldı götürdü. Daha birkaç gün önce neydi o Ankara’nın hali? Sanki de dereler şehre inmişti. Arabalar suların içinde bir o yana, bir bu yana savruluyordu. Evlerini su basan insanların feryatları yürekleri dağlıyordu. Derken, diğer şehirlere de sıçradı sel felaketi. Hatta şiddetli yağış, bazı yerlerde doluyu da getirdi. Binlerce dönüm ekili arazi zarar gördü.
Ardından Muğla’ya bağlı Marmaris’te orman yangınları başlamasın mı?.. Geçen yazda çıkan yangınların izleri henüz dururken, yeni bir felaket! Havadan ve karadan müdahale, ama rüzgârın etkisi artınca nereye kadar? Ve aynı gün güzelim adamızda da korkunç bir yangın. Kantara bölgesinde Mersinlik-Ağıllar arasında dağlık ve ormanlık alanda başlayan yangın, rüzgârın da etkisiyle giderek yayıldı ve bazı köylerin halkını başka yerlere nakletme zorunlu baş gösterdi.
Ne kadar dua ederdik bir yağmur yağsın diye. Ama ne gezer? Halbuki yağmur yağsa insan gücüne gerek kalmaz. Ne havadan ne de karadan! Ancak yağmadı mı da yağmıyor. İklimler değişse de, haziranda yağmur yağsa da, yangın olduğunda inadına yağmıyor. Sonuçta o güzelim bitki örtüsü ve orada yaşayan canlılar feryat ederek can verdi. Binlerce dönüm yeşil alan yok olurken, doğanın dengesini koruyan canlılar da ne acıdır ki kömür oluverdiler. Kaçıp kurtulabilenler olmadı mı, elbette oldu. Ya kurtulamayanlar ve feryat ederek alevlerin arasında can verenler…
Son yangınların öğrettiği bir şey vardır. O da, yaz-kış, gece gündüz demeden yangın felaketine karşı hazırlıklı olmak gerek. Hele sarp kayaların bulunduğu araziye çıkabilmek çok zor, hatta mümkün olmadığından ancak havadan müdahale yapılabilir. O da sınırlı, çünkü karanlık oldu mu, ne yangın helikopteri müdahale edebilir, ne de yangın uçağı! İlk çıktığı an gerekli müdahale yapılabilirse, yangın başka bölgelere sıçramadan söndürülebilir ve en az hasarla atlatılabilir. Yoksa kuru otların tutuşmasıyla, hele de hava rüzgârlı ise, yangının süratine yetişebilmek kolay değildir. Elinizde en iyi donanımlı uçak veya helikopter de olsa yayılan yangının önünü kesmek oldukça zordur.
Beşparmak Dağları’nda çıkan büyük yangından bugüne yıllar geçti, ama eksiğimizi gediğimizi maalesef henüz tamamlamış değiliz. Zaten orman fakiri bir ülkeyiz ve onlar da yandıkça daha da fakirleşiyoruz. Bir zamanların ‘Yeşil Ada’sı şimdilerde ‘Sarı Ada’ olmak için var gücüyle çırpınıyor. Gelmiş geçmiş Orman Dairesi Müdürlerinin, orman yangınlarıyla ilgili çeşitli görüşleri ve önerileri vardır. Onları davet edip de dinlemek, ormanlık alanları karış karış bilenlerin fikirlerinden yararlanmak, ona göre önlem almak ve gün 24 saat doğal afetlere karşı hazırlıklı bulunmak lazım. Yalnız yangınlarda değil, deprem, sel felaketi ve benzeri durumlarda da etkili sonuç alabilmek önemlidir. Yoksa yangın geçtikten sonra, olup biteni unutmak ve bir başka yangına kadar tedbir almamak, doğamıza karşı, ormanlarımıza karşı en büyük suçtur. Hiç olmazsa bundan böyle oyuna gelmeyelim.
Bu yangın nedeniyle herkes canı gönülden seferber olmuş, bir dayanışma örneği göstermiş bulunuyor. Bu dayanışma ve seferberlik ruhunu her daim muhafaza etmek gerek. Yangınsız günler dileğiyle.
***
Metin Şadi’nin eşi Peril Hanım Karaoğlanoğlu’nda,
Ersözlü, Lefkoşa’da, Uğur da Mağusa’da defnedildi
Tanınmış iş insanlarımızdan Metin Şadi’nin değerli eşi Peril Şadi Hanımefendi 21 Haziran tarihinde Hakk’ın rahmetine kavuşmuş olup, dün Karaoğlanoğlu’nda gözyaşlarıyla son yolculuğuna uğurlandı. Tüm dost, akraba ve sevenlerine üzüntü ile duyurulurken, eşi Metin Şadi, evlatları Aslı Şadi-Ramiz Şadi, kardeşi Mustafa Tözener, torunları Dila Sökmez-Peril Şadi ve tüm ailesi, “Zamansız kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Işıklar içinde uyu” dediler.
Aslen Larnakalı olan Peril Şadi, uzun yıllar Girne’de ve Lefkoşa’da ikamet etmekteydi.
Bu arada Bar-Er Energy Ltd. adına yayınlanan taziye mesajında, değerli iş insanı Peril Şadi’nin vefatından duyulan derin üzüntü dile getirildi, merhumeye Allah’tan rahmet, acılı ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileğinde bulunulurken, ‘Yattığı yer nur, mekânı cennet olsun’ denildi. KTEMB 12. Dönem Yönetim Kurulu ve Tüm Üyeleri de, üyeleri Metin Şadi’nin kıymetli eşi Peril Şadi’ye Tanrı’dan rahmet, yaslı ailesine ve sevenlerine sabır, metanet ve başsağlığı diledi.
Diğer yandan aslen Beyköy’lü olup, uzun yıllardır Lefkoşa’da ikamet eden, herkes tarafından sevilip sayılan müstesna insan Hüseyin Ersözlü, 1934 doğumlu bir çınardı. Dün Lefkoşa’da son yolculuğuna uğurlandığı tüm dost, akraba ve sevenlerine üzüntü ile bildirildi. Sevgili eşi Tomris hanım, kızı Feray-Ahmet Erdengiz, oğlu Sait-Mine Ersözlü, torunları Diler-Nirvana, Deran Erdengiz, Mert ve Alp Ersözlü, “Acımız büyüktür. Onu hiçbir zaman unutmayacağız. Yattığın yer nur, mekânın cennet olsun” dediler.
Bu arada Gazimağusa’nın sevilen isimlerinden, Uğur ailesinin değerli varlığı, iyi insan Sevilay Uğur dün Gazimağusa’da son yolculuğuna uğurlandı. Sevilay Hanım, eşi İbrahim Uğur’u daha önce kaybetmişti. Tüm dost, akraba ve sevenlerine üzüntü ile duyurulurken, kızları Aytül-Ahmet Sönmez, Fatoş-Mustafa Uluel, Hüseyin Uğur, torunları Fulya-Reşat Ünlüeren, Ali Sönmez-Filiz Özer, Sevim-İbrahim Uluel, Armin Uğur, acılarının büyük olduğunu ifade ederek, nur içinde yatmasını, mekânının cennet olmasını dilediler.





Yorumlar kapalı.