Bu haftaki yazımın konusunu seçerken zorlandım. Aslında konu salı gününe kadar belirginleşmişti. Afganistan’ın durumu, kadın hakları ve herkesin kendi penceresinden ele aldığı din kavramı. Tam kafamda bu konuyu şekillendirirken denizlerimizi tehdit eden kirlilik konusunu düşünmeye başladım. Ancak salı günü büyük usta Ferhan Şensoy’u kaybetmemizle birlikte kafamda ki düşünceler değişti, yazım da kendiliğinden değişti.
“İstanbul’u satıyorum”, “Ferhangi şeyler”, “Keşanlı Ali Destanı”… Bütün bunlar Ferhan Şensoy’un tiyatroya çok büyük katkılardır. Kendine özgü diliyle yazdığı, sahnelediği ve yine kendi şahsına münhasır oyunculuğuyla ruhumuza yer eden muhteşem oyunlarını hep hatırlayacağız. Kavuğunu devrettiği Rasim Öztekin’in ölümünde: “Bir gün ben de uçup geleceğim gökyüzüne, buluşuruz gökyüzünde neşeli bir meyhanede” dediği gibi aramızdan ayrıldı. O da artık ölümsüzler kulübünün bir üyesi oldu.
İnsan olmanın en tuhaf yanı bu galiba, düşüncelerden önce yaşlanıyor bedenlerimiz. Düşünen, yaratan insanların eserleri onları ölümsüzleştiriyor. Nedense bu insanlar yaşadıkları süre zarfında büyük zorlukları, acıları ve sıkıntıları çekiyorlar. Düşüncesi ne olursa olsun her kesimden çıkan bu ölümsüzler kulübünün üyeleri, hayatı daha yaşanılır bir yer haline getiriyor aslında. Üretmek, yaratmak, topluma faydalı eserler bırakmak çabaları. Onların eserleriyle kuşaklar aydınlanıyor, öğreniyor. Onların her alanda verdiği eserlerle, tiyatrosu, romanı, resmi, şiirleriyle geleceğe umutla bakabiliyoruz.
Ümitsizliğin hepimizde bu kadar kökleşebilmesinin bir nedeni de, her anlamda dışa kapanıp içerideki ana akım siyasi düşüncelerle ve ataerkil bir anlayışla beslenen yaşama ve düşünme tarzımız olsa gerek. Ferhan Şensoy, Kıbrıslı Sosyolog Ulus Baker ve adını sayamadığımız birçok ölümsüzler kulübü üyeleri bu ümitsizliğe, çaresizliğe karşı duruyor. Peki biz ne veriyoruz bu kulübün üyelerine? Onların bu büyük aşklarına, emeklerine ve çabalarına karşılık ne verdik? Vergi borçları, sansürler, mahkeme kapıları, ölüm tehditleri, türlü türlü saldırılar, zorbalıklar… Evet genelde aydınların karşı karşıya kaldığı kendilerine reva görülen bu. Sanatın olmadığı bir yerde demokrasiden de bahsedemeyiz. Haldun Taner ustanın dediği gibi: “Demokrasi hiç zart zurta gelmez…”. Çünkü demokrasi kültür ister, olgunluk ister, eğitim ister. Demokrasi sadece fikir özgürlüğü, söz eşitliği ile hayat bulmaz. O fikirlerde ve sözlerde seviye olması gerekir. Kitaplar, tiyatrolar ise bu seviyenin gelişmesini sağlar.
Ülkemizde ki ümitsizliğin, karanlığın pençesinden çıkmamızın bir yolu da budur. Sanatçıya, sanata gereken değeri vermemiz gerekir. Bunun için eğitim sistemimizi yeniden ele alıp çocuklarımızın düşüncelerini geliştirecek tüm farklılıkları kucaklayacak bir yapı kurmalıyız. Bu topraklardan daha fazla yazar, tiyatrocu, ressam, bilim adamı çıkarmalıyız. Ancak böylece geleceğimizi aydınlatabiliriz. Ahlak, adalet, hakkaniyet ve liyakat kelimelerinin bir arada olacağı yöneticileri görmek istiyorsak eleştirisel akla yatırım yapmalıyız. Buna yatırım yapmayan ülkelerin ne durumda olduğunu görmek için Irak, Suriye ve Afganistan’ın haline bakmak gerekir.
Günlük politikalardan uzak durarak olanı biteni anlamaya çalıştığımı bu köşenin takipçileri farkındadır. Sorunları çözmemizdeki başarı sorunları, konunun uzmanlarına, ehil kişilere bırakmakla başlar. Bu ehil kişilere sistemli çalışacak ortamları yaratıp, kaynak sağlayarak sorunları çözebiliriz. Eğitim sistemi ise en önemli ele almamız gereken konudur. Bu eğitim sisteminden yetişen çocuklarımız yarının doktoru, sanatçısı, politikacısı olacak. Onlara sanat, doğa sevgisini veremezsek, insan olmanın başlı başına en önemli değer olduğunu anlatamazsak, gelecekte de bu sorunların çözülmesini beklememiz bir hayalden öteye gitmeyecektir. Bunu başaramazsak bir 40 yıl daha aynı meselelerle günümüzü geçirmeye devam edeceğiz.
Toplumu bir arada tutacak, kimsenin boyunduruğu altında kalmadan yaşamak istiyorsak, ödenen bedelleri anlatacak, dünya çapında eserler üretecek aydınlar, sporcular, bilim adamları, sanatçılar yetiştirmek için çalışmalıyız.
Yazımızı Ferhan Şensoy’un sözü ile noktalayalım: “İnsan bir güzelliğin farkına varmıyorsa, o güzelliği hak etmiyor demektir.” Hepinize bu toprakların güzelliğinin farkına varacağı günler dilerim.





Yorumlar kapalı.