Sizi bilmem ama ben çevremde kitap okuyanları görünce mutlu oluyorum. Bu günlerde, 11 yaşında olan kızımın tavsiyesi ile İtalyan edebiyatçı Gianni Rodari’nin “İki Kere Doğan Baron” adlı eserini okuyorum.
Oldukça yaşlı ve zengin bir adam olan Baron Lamberto, her gün ismini söylemesi için altı kişiyi işe alır. Neden mi? Çünkü, baron Mısır’daki villasına gittiğinde yaşlı bir Arap ile karşılaşır ve onun bilgeliğinden yararlanır. Bu yaşlı Arap, sevgili baronumuza “İnsan ismi ile yaşar” demiştir.
Baron da uzun yıllar yaşamak için her gün ismini söyletmektedir. Bu söz sanki Lev Tolstoy’un, “insan ne ile yaşar?” adlı eserindeki Simon tarafından kurtarılmış olan Michael’in sorularına cevap gibidir. Sonradan melek olduğu anlaşılan ve Tanrı tarafından cezalandırılan Michael şu soruyu sormaktadır. İnsana yön veren şey nedir? İnsana ne verilmemiştir? İnsan ne ile yaşar? Yaşam bir oyundur. Bu oyunda birkaç rolümüz olabilir. Bu rolü nasıl oynuyoruz? Kimin için oynuyoruz? Ya da kime karşı oynuyoruz? Bunlara vereceğimiz cevaplar bizi biz yapan unsurlarımızı ortaya çıkarır. Bugünlerde yaşanılan gelişmelere bakınca kişiliğini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalan insanlarımızı kurtarma mücadelesini hepimizin vermesi gerektiğini düşünüyorum. Tüm değerlerimiz, değersiz gösterilmeye, basitleştirilmeye başladı.
Odağımız toplumda olsa da değersiz bireylerden oluşan bir toplumun ne gibi değeri olabilir. Kendimize sahte cennetler, cehennemler yaratmadan bunu çözmek zorundayız. En kötüyü bilerek ilerlemeliyiz. Bu en kötü durumda bile bu ülke için, kendimiz için, çocuklarımız için neler yapmamız gerektiğini bulmalıyız. Saçmalıkları bir kenara bırakıp gerçekleri görmeliyiz. Dünyanın neresinde olursa olsun, politikacılar oy kaygısı ile hareket ettikleri için tribünlere oynarlar. Sonunda gidip halktan oy istedikleri için bu tür tavırları da aslında doğal karşılanır. Ancak bu süreç politikacıların devlet yönetimine gelmesi ile değişmesi gerekir.
Devlet yönetiminde gerçekçi olmak, halkın uzun vadeli çıkarlarını düşünmek zorundadırlar. Halkın yani esnafın, işadamının, işçinin, köylünün, memurun, emeklinin, gencin, ihtiyarın ayrı ayrı ihtiyaçları vardır ve bu ihtiyaçlarını karşılayacak çözümleri bulmak zorundadırlar. Bunun için bu görevlere gelmek isterler, bunun için seçilirler. Tepki görseler bile, gerekli tedbirleri alma cesaretine sahip olabilmeleri gerekir. Bununla birlikte, alındığı anda şirin gözükmese de, halkı ileride rahatlatacak, çocuklarımızın geleceğini kurtaracak, refahını artırıp, daha mutlu olmalarını sağlayacak tedbirler olduğunu da bize anlatabilecek yeteneğe sahip olmaları gerekir. Yani halka, alınan kararların sonunda onların mutluluğu için alındığını göstermek, onlara bu dönemde ‘doğru önderlik’ yapabilmeleri gerekir. Bütün bunları becerebilmek için ‘birikimin şart olduğu, kesindir.
Devlet yönetiminde olanların belli bir seviyeyi tutturmaları gerekir. Son 1-2 haftadır çıkan gazetelerde, bu seviyenin çok düşürüldüğünü ve birikiminde önemsenmediğini gösteren çok sayıda atama, yer değiştirme haberleri vardı. Bu haberlerden okuyacağınız bir-iki örneğin bile, bu tehlikeli gidişimizi göstermeye yeteceğini tahmin ediyorum.
İslam düşünürü Farabi, avamdan idareci olmaz der ve ekler devlet yöneticisi kuramsal bilgiye sahip olan ve aynı zamanda bu toplumu bu bilgiye uygun olarak da yönetmesini bilen kişidir. Farabi’nin bu yaklaşımından hareketle, muhalefetinden iktidarına hepimizin kendimizi dürüstçe içinde olduğumuz koşullardan mutlu olup olmadığımızı sormamız gerekir. Nasıl bir ülke hayal ediyoruz? Nasıl bir siyasetçi görmek istiyoruz? Sadece benim çocuğumu iyi yerlere koyan, benim sorunlarımı çözen bir yönetim mi; yoksa eğitimden ekonomiye, adalet ve liyakat esasına göre işleten bir yönetim mi? Siyasilerimizin de bunu kendilerine sormaları gerekir. İsimleri ile anıldıkları bir yönetici mi; yoksa isimleri unutulan bir yönetici mi? Bugünkü yazımızı da Heseidos’dan bir alıntı ile bitirelim:
Kim ki her şeyi anlar, en iyi kişidir.
Kim ki doğru sözle ikna olur, o da iyidir.
Kim ki ne kendi anlar, ne de başkasına kulak verir,
İşe yaramaz adamdır o.





Yorumlar kapalı.