SİTEM: Duyarsızlıklarımız ne hale getirmiş toplumu ve ülkeyi!.. Nereye baksak, hangi gözle baksak duyarsızlıklarımızın feci eserlerini görür olduk… Sağlıkta, eğitimde, çevrede, ekonomide, çarşıda, sosyal ve kültürel yaşamda, insan ve iş ilişkilerinde velhasıl her alanda… Her şeyi kadercilikle kabullenmekte, bize kan kusturan sorunlara boş vermekte, bizi boyuna döven toplumsal dertlerin çözümünü erteledikçe ertelemekteyiz… Hiçbir kronik sorunu umursadığımız yok, bu konularda yıkıntılarımızı çözümleyici hamlelerimiz hak getire… Atasözlerimize de yansıyan fıtratımızın gereği midir tüm bu durumlar?.. Ne de olsa “Kol kırılır, yen içinde kalır” ya da “Kan kustum kızılcık şerbeti içtim” diyen bir kültürden geliyoruz. Ayrıca “Döver de sever de” geleneğimiz de var Osmanlı günlerinden bu yana… Yen içinde kalan kırıklarımız, tadına müptela olduğumuz kızılcık şerbetimiz, bizi dövdükçe döven sorunlara karşı o boş vermişliğimiz!.. Daha nereye kadar ey dostlar?..
***
İKİ TARAFI KESEN BIÇAK: Hükümet tepkilere duyarsız kalmadı… Uzlaşmaya gidiliyor… “Çalışanların sigorta primlerini ödememe” şeklindeki sivil itaatsizlik kararının Ticaret Odası tarafından kaldırılması mantığın gereğidir… Aslında iki tarafı da kesen bir bıçaktır bu tür itaatsizlikler… Sosyal Sigortasız çalışma yaşamı mı olur?.. Primler yatırılmazsa çalışanların mağduriyetleri nasıl giderilecek?.. Bu konuyla ilgili yorumda bulunan ekonomist Mehmet Saydam, göz ardı edilemeyecek bir ayrıntıya da değinmişti… Bakın ne demişti Saydam: “Ben yarın istihdam yapacağımda çalışma izni çıkarmam için Sosyal Sigortalar’dan ‘borcu yoktur’ kağıdı almam gerekecek. Eğer sigorta primlerini ödemezsem, bu kâğıdı alamam. Ne yapacağım, adamlara türkü mü okuyacağım? Yoksa Ticaret odası bana işçi mi verecek?”
***
RESMİYE EROĞLU CANALTAY’IN DİKKATİNE: Lefkoşa’daki Araç Kayıt, Muayene ve Ruhsatlandırma Şube Amirliği’ndeki kaotik rezalet büyüdükçe büyüyor… Pandemi kuralları da yerlerde sürünüyor… Yani istenen nedir?.. Sosyal Sigorta primlerine karşı iş dünyasının aldığı tavır vatandaşlar tarafından bu daireye de mi uygulansın?.. Ruhsat çıkarmalar boykot mu edilsin?.. Devlete para akıtan vatandaşlar devlet işkencesine maruz kalıyor… Araba muayene birimindeki durum da farksız… Siyasetçiler işlemlerini başkalarına yaptırdıklarından dolayı farkındalıkları da yok, umurları da…
Organizasyonu, sistemli hizmeti başarınız artık sayın devlet yetkilileri, BAŞARINIZ!… Hiç de olmuyor böyle… Şikâyetler ayyuka çıktı… Seyrüsefer harçları benzin ve mazot fiyatlarına yüklense hem bu kaotik rezalet duracak, hem de ruhsat kaçakları kesinlikle önlenmiş olacak… Yüzlerce araç trafikte seyrüsefer ruhsatsız fink atmaktadır… Sorumlu Bakan Resmiye Eroğlu Canaltay’a bir kez daha duyurulur…
Ha, şimdi birilerinin hemen dijitalde on line ödemeler yapılabildiğini tekrarladığını duyar gibiyim… İşte o olanaktan yoksun olanlar da vardır, teknik yardım alabilmekten uzak, yapayalnızlar da vardır, ki bu sorunlar yaşanıyor… Biz onların mağduriyetlerini irdeliyoruz… Bir de şu var: Dijital hizmet araçların teknik muayenesini de kapsar mı?!.. Araç muayenelerindeki izdiham sorun değil mi yani?.. Lütfen yeter artık…
***
MESAJ: Özkan Pastırmacıoğlu hocamızın sitemi kitlelerin tedirginliğine tercüman oluyor: “Ben tam bir ay oluyor aracıma seyrüsefer ruhsatını tazeleyemedim… Günün hangi saatinde gitseniz size söylenen ‘yarın gelin numara kalmadı.’ Bu yöntem yanlış… O sıcakta beklemek benim gibi bir yaşlı için çok zor.(Yaş 76) Yetkililere sesleniyorum:
Lütfen başka imkânlar bulunuz, yaratınız ve bizi bu seyrüsefer ve de araç muayene kaosundan kurtarınız…”
***
BİR BAŞKA MESAJ: Bu da sanatçı akademisyen Zekâ Mazhar’ın mesajıdır: “25 yıllık FC 875 plakalı arabamın seyrüseferini ‘online’dan ödeyeyim dedim, ‘Araç kayıtsız’ dedi bilgisayar. Mecburen İskelede Vergi Dairesi’ne gidip ödedim. ‘Neden benim aracım kayıtlarda görünmüyor?’ sorusuna ‘ Lefkoşa’ya git, onlar bilir’ cevabını aldım, nasıl bir ‘online’ ise bu. Lefkoşa’daki kayıt merkezine mesaj attım, iki aydır hâlâ yanıt bekliyorum. Uzay çağında tekerleği icat etmeye çalışıyoruz biz…”
***
TEVFİK FİKRET VE ATATÜRK: “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim” diyen Tevfik Fikret ölümünün 106’ncı yıl dönümünde saygı ve sevgiyle anıldı. 19 Ağustos 1915’te 48 yaşında vefat eden Tevfik Fikret, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde Servet-i Fünûn topluluğunun liderliğini yaptı. Tevfik Fikret için M. Kemal Atatürk “Ben inkılâp ruhunu ondan aldım” demişti. Devrimci ve eğitimci Fikret, döneminin saltanat, eğitim, kadın, din anlayışına karşı gelmiş, yeni bir toplumsal düzen önermişti. “Yarın” anlamına gelen “Ferda” şiirinde “Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır;/ Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır” der. Atatürk de tıpkı Fikret gibi “tek bir şeye ihtiyacımız vardır, o da çalışkan olmak” demiştir. Her iki büyüğümüzün de ruhları şad, mekânları cennet olsun…





Yorumlar kapalı.