Ahmet Tolgay

Pazar çeşitlemesi





SİTEM: Duyarsızlıklarımız ne hale getirmiş toplumu ve ülkeyi!.. Nereye baksak, hangi gözle baksak duyarsızlıklarımızın feci eserlerini görür olduk… Sağlıkta, eğitimde, çevrede, ekonomide, çarşıda, sosyal ve kültürel yaşamda, insan ve iş ilişkilerinde velhasıl her alanda… Her şeyi kadercilikle kabullenmekte, bize kan kusturan sorunlara boş vermekte, bizi boyuna döven toplumsal dertlerin çözümünü erteledikçe ertelemekteyiz… Hiçbir kronik sorunu umursadığımız yok, bu konularda yıkıntılarımızı çözümleyici hamlelerimiz hak getire… Atasözlerimize de yansıyan fıtratımızın gereği midir tüm bu durumlar?.. Ne de olsa “Kol kırılır, yen içinde kalır” ya da “Kan kustum kızılcık şerbeti içtim” diyen bir kültürden geliyoruz. Ayrıca “Döver de sever de” geleneğimiz de var Osmanlı günlerinden bu yana… Yen içinde kalan kırıklarımız, tadına müptela olduğumuz kızılcık şerbetimiz, bizi dövdükçe döven sorunlara karşı o boş vermişliğimiz!.. Daha nereye kadar ey dostlar?..
  ***
İKİ TARAFI KESEN BIÇAK: Hükümet tepkilere duyarsız kalmadı… Uzlaşmaya gidiliyor… “Çalışanların sigorta primlerini ödememe” şeklindeki sivil itaatsizlik kararının Ticaret Odası tarafından kaldırılması mantığın gereğidir… Aslında iki tarafı da kesen bir bıçaktır bu tür itaatsizlikler… Sosyal Sigortasız çalışma yaşamı mı olur?.. Primler yatırılmazsa çalışanların mağduriyetleri nasıl giderilecek?.. Bu konuyla ilgili yorumda bulunan ekonomist Mehmet Saydam, göz ardı edilemeyecek bir ayrıntıya da değinmişti… Bakın ne demişti Saydam: “Ben yarın istihdam yapacağımda çalışma izni çıkarmam için Sosyal Sigortalar’dan ‘borcu yoktur’ kağıdı almam gerekecek. Eğer sigorta primlerini ödemezsem, bu kâğıdı alamam. Ne yapacağım, adamlara türkü mü okuyacağım? Yoksa Ticaret odası bana işçi mi verecek?”
***
RESMİYE EROĞLU CANALTAY’IN DİKKATİNE: Lefkoşa’daki Araç Kayıt, Muayene ve Ruhsatlandırma Şube Amirliği’ndeki kaotik rezalet büyüdükçe büyüyor… Pandemi kuralları da yerlerde sürünüyor… Yani istenen nedir?.. Sosyal Sigorta primlerine karşı iş dünyasının aldığı tavır vatandaşlar tarafından bu daireye de mi uygulansın?.. Ruhsat çıkarmalar boykot mu edilsin?.. Devlete para akıtan vatandaşlar devlet işkencesine maruz kalıyor… Araba muayene birimindeki durum da farksız… Siyasetçiler işlemlerini başkalarına yaptırdıklarından dolayı farkındalıkları da yok, umurları da…
Organizasyonu, sistemli hizmeti başarınız artık sayın devlet yetkilileri, BAŞARINIZ!… Hiç de olmuyor böyle… Şikâyetler ayyuka çıktı… Seyrüsefer harçları benzin ve mazot fiyatlarına yüklense hem bu kaotik rezalet duracak, hem de ruhsat kaçakları kesinlikle önlenmiş olacak… Yüzlerce araç trafikte seyrüsefer ruhsatsız fink atmaktadır… Sorumlu Bakan Resmiye Eroğlu Canaltay’a bir kez daha duyurulur…
Ha, şimdi birilerinin hemen dijitalde on line ödemeler yapılabildiğini tekrarladığını duyar gibiyim… İşte o olanaktan yoksun olanlar da vardır, teknik yardım alabilmekten uzak, yapayalnızlar da vardır, ki bu sorunlar yaşanıyor… Biz onların mağduriyetlerini irdeliyoruz… Bir de şu var: Dijital hizmet araçların teknik muayenesini de kapsar mı?!.. Araç muayenelerindeki izdiham sorun değil mi yani?.. Lütfen yeter artık…
 ***
MESAJ: Özkan Pastırmacıoğlu hocamızın sitemi kitlelerin tedirginliğine tercüman oluyor: “Ben tam bir ay oluyor aracıma seyrüsefer ruhsatını tazeleyemedim… Günün hangi saatinde gitseniz size söylenen ‘yarın gelin numara kalmadı.’ Bu yöntem yanlış… O sıcakta beklemek benim gibi bir yaşlı için çok zor.(Yaş 76) Yetkililere sesleniyorum:
Lütfen başka imkânlar bulunuz, yaratınız ve bizi bu seyrüsefer ve de araç muayene kaosundan kurtarınız…”
  ***

BİR BAŞKA MESAJ: Bu da sanatçı akademisyen Zekâ Mazhar’ın mesajıdır: “25 yıllık FC 875 plakalı arabamın seyrüseferini ‘online’dan ödeyeyim dedim, ‘Araç kayıtsız’ dedi bilgisayar. Mecburen İskelede Vergi Dairesi’ne gidip ödedim. ‘Neden benim aracım kayıtlarda görünmüyor?’ sorusuna ‘ Lefkoşa’ya git, onlar bilir’ cevabını aldım, nasıl bir ‘online’ ise bu. Lefkoşa’daki kayıt merkezine mesaj attım, iki aydır hâlâ yanıt bekliyorum. Uzay çağında tekerleği icat etmeye çalışıyoruz biz…”
***
TEVFİK FİKRET VE ATATÜRK: “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim” diyen Tevfik Fikret ölümünün 106’ncı yıl dönümünde saygı ve sevgiyle anıldı. 19 Ağustos 1915’te 48 yaşında vefat eden Tevfik Fikret, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde Servet-i Fünûn topluluğunun liderliğini yaptı. Tevfik Fikret için M. Kemal Atatürk “Ben inkılâp ruhunu ondan aldım” demişti. Devrimci ve eğitimci Fikret, döneminin saltanat, eğitim, kadın, din anlayışına karşı gelmiş, yeni bir toplumsal düzen önermişti. “Yarın” anlamına gelen “Ferda” şiirinde “Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır;/ Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır” der. Atatürk de tıpkı Fikret gibi “tek bir şeye ihtiyacımız vardır, o da çalışkan olmak” demiştir. Her iki büyüğümüzün de ruhları şad, mekânları cennet olsun…

 

Pazar çeşitlemesi
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Pazar çeşitlemesi…





SEZGIN-KIB25
MARAŞ FIRTINASI: Maraş’ta 174 bin 643 metrekarelik alanın askeri statüden çıkartılarak sivilleştirilmesi ve hak sahiplerine Taşınmaz Mal Komisyonu aracılığıyla mallarının iade edilmesi kararı önce Güney Kıbrıs’ı, arkasından da Güney Kıbrıs’ın kışkırtmalarıyla uluslararası siyaseti hareketlendirdi… Bu bağlamdaki tepkiler furyasında BM Güvenlik Konseyi kararlarının ihlal edildiği öne sürülüyor…
Hayır, yalandır, öyle bir ihlal yoktur… Çünkü Taşınmaz Mal Komisyonu aracılığıyla yapılacak mal iadeleri uluslararası hukuka uygundur… Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla iç hukuk adına kurulan bir komisyonun işlemleri tamamen yasaldır… Asıl yasal olmayan Maraş’taki malına dönmek isteyen yüzlerce Rum üstünde oluşturulan tehdit ve şantaj yüklü baskılardır…
Maraş’ın yerleşime açılmasında önemli rol oynayacak olan Taşınmaz Mal Komisyonu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “Xenides – Arestis V. Turkey” davasında verdiği hükümler uyarınca, Taşınmaz Mal Yasası (67/2005 sayılı Yasa) tahtında kuruldu. 17 Mart 2006’da faaliyete geçen komisyonun, Kuzey Kıbrıs’ta bulunan mallarla ilgili talepler için etkin bir iç hukuk yolu oluşturması öngörülmekte ve tasarlanmaktadır…
İşin asıl ilginç yönü Maraş’taki mülkiyet konusunun uzmanı olan Kıbrıs Vakıflar İdaresi Eski Genel Müdürü Taner Derviş’in Maraş açılımının bu son şekline karşı çıkmış olmasıdır… Maraş’taki taşınmaz değerlerin Vakıflar’a ait olduğu gerçeğinden hareket eden Taner Derviş, KKTC yönetiminin Maraş açılımının Sevr Antlaşmasıyla eşdeğerde olduğunu savunuyor… Ona göre Vakıf malları AİHM ve Taşınmaz Mal Komisyonu kapsamına alınamaz ve Türk haklarının korunması adına Kapalı Maraş’ın askeri bölge statüsünün vakıf malları sorunu çözümleninceye dek korunması gerekir… Önemli görüşlerdir bunlar, üzerinde durulmalı… Belgelerle konuşmaktadır Taner Derviş…
Son tahlilde benim yorumum şu: Bu olayda esas ayağına kurşun sıkan OHİ’ci marazi Rum siyaseti… Bir fırsatı daha şirretlikle ve yaygaralar içinde ellerinden kaçırıyorlar… Rumlar dönmeyecekler, dönemeyecekler, dönmek isteyenleri durduracaklar… Ve zaten Vakıf malı Maraş da Türk yönetiminde kalacak… İşte diplomasi bu… Oyun da bu… Anlayan, elbet anlar… Her öneriye OHİ ha?!.. Hadi öyle olsun bakalım…
  ***
CHP KKTC’NİN TANINMASINI SAVUNDU: Ana muhalefet CHP’nin AKP ile tek ortak paydası varmış, o da “milli” dediği Kıbrıs davası… Mutlu Barış Harekâtı’nın 47’nci yıl dönümü dolayısıyla CHP adına verilen demeç bunun göstergesi… CHP Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç, Kıbrıs konusunun milli dava olduğunu vurgulayan ifadelerde bulundu…“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bir devlet olarak tanınması konusunda devlet ve millet olarak üzerimize düşeni yapmak durumundayız. Bu işin siyaseti, siyasi partisi olmaz” şeklinde konuştu… KKTC’nin tanınması ve üzerindeki ambargonun kaldırılması için CHP olarak üzerlerine düşeni yapmaları gerektiğine inandıklarının altını çizen Öztunç, “Birileri rahmetli Bülent Ecevit’i anmayabilir, hatırlamayabilir, ama biz rahmetli Ecevit’i anmadan Kıbrıs Barış Harekâtı’nın ve Kıbrıs Türklerinin mücadelesinin anılamayacağına inanıyoruz” anımsatmasında bulundu… Ki çok haklıdır…
***
 GECEKONDU: TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bugünün KKTC Cumhurbaşkanlığı Çalışma Ofisi’ne “İngiliz’in gecekondusu” demesine tepki koyanlar var… Yasadışı alanlara kondurulan yapılara denir “gecekondu…” Tepki koyanlara soruyorum: Tarihi Venedik surlarının üzerine bina inşa etmek yasal ve etik midir sizce?.. Burç üzerine bayrak direği dikilmesine bile tepki koyan mantık İngiliz’in bu koskoca tarihi gafını neden es geçer peki?..
***
BÜYÜYEN TEHLİKEYE DİKKAT: Dünya genelinde 4 milyar doz dolayında Koronavirüs aşısı yapıldı… Salgının belinin kırıldığı yine de söylenemez… Çünkü varyant gezgini değişken virüs, her gün yeni bir yapılanmayla çıkıyor bilimin ve insanlığın karşısına…
Corona virüs kısıtlamalarının kaldırıldığı İngiltere’de son aylarda norovirüs vakalarının sayısı üç kat artış gösterdi. Normalde bir kış hastalığı olan norovirüs kendini şiddetli ishal, bulantı ve kusmayla gösteriyor. Uzmanlar, Covid-19 tedbirleri nedeniyle, diğer birçok bulaşıcı hastalığın son yıllarda durma noktasına geldiğini söyledi. Ancak “bağışıklık borcu” adı verilen durum nedeniyle, Covid-19 dışındaki diğer enfeksiyonların, tedbirlerin bırakılmasıyla hızla arttığı konusunda uyarı yapıldı…
İngiltere’nin olay Başbakanı Boris Johnson “80 yaşın üzerindekiler ölüyor diye ekonomiyi bitiremeyiz” demiş… Kendisinin 80 yaşına dek yaşamayacağına inanan sakat bir ruh hali var bu kapitalist zatın… Böylesi sakat bir ruh hali taşıyanlar, 80 yaşın altındakilerin de topak topak ölmesini ırgalamaz tabii ki…
 ***
SPORCUMUZUN HAKLI İNFİALİ: Olimpiyatlarda yer alan ilk ve tek Kıbrıslı Türk atlet olarak tarihe geçen başarılı sporcumuz Meliz Redif, “Spora sağladığınız katkı işte budur” diyerek infialini yansıtmak durumunda bırakıldı en sonunda.. Redif; o çok övündüğümüz “Uluslararası Kuzey Kıbrıs Kültür ve Spor Festivali” etkinliklerinin ardından atletizm pistinin geldiği son hali görüntüledi. Redif tarafından paylaşılan hazin videoda, atletizm pistindeki çöpler ve zemindeki büyük hasar dikkat çekiyor… Tamirat, disiplin ve temizlik bilinci hani nerede?.. Ve daha başka ne diyebiliriz ki?.. Biz işte buyuz aynen… Kabul edelim duyarsızlıklarımızı… Yalnız sporda mı böyleyiz?.. Hayır… Ülkenin her yanında ve her hizmet anlayışında aynı feci duyarsızlık kendini gittikçe artan fecaatte göstermektedir… Bir de bize spor ambargosu uygulandığından yakındığımızı düşündüm tek olimpiyat atletimiz Meliz Redif’in haklı infialini izlerken… Esas sabotajı ve ambargoyu biz kendi kendimize uygulamaktayız, spor dahil her konuda… Hiç de utanmıyoruz önümüze serilen rezillikler karşısında… Köklü Devlet Anavatan Türkiye’den gelen düzenleyici birtakım önlemlere de “bize müdahale ediliyor” diyerekten şımarıkça çığlıklar basarız… Evet, müdahaleye gereksinim gösteren o kadar skandal halimiz var ki… Aynaya da bakalım ara sıra dürüstçe…

 

Pazar çeşitlemesi…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Pazar çeşitlemesi…





ULUSAL DURUŞ: “Yurduma Korona’yı uğratma, sakın, / Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın… / Doğacaktır sana va’dettigi günler Hakk’ın, /Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın…”

(Mehmet Akif Ersoy’u saygıyla anarım)

                                                                              ***

YARGISIZ İNFAZ: Sosyal medyada olayların derinliğine hiç inmeden, çala tuş ortalığı kırıp geçirenler var… Korona dehşetinden dolayı herkesin duyarlılığının zirve yaptığı bugünlerde sosyal medya paylaşımlarında özenli davranılmalı… Bunun ne denli gerekli olduğunu telkin eden bir olaya daha tanık olduk… Genç bir öğrenci kızımızın ve ailesinin o olayın iç yüzü öğrenilmeden linç edilircesine eleştirilmesi, inanıyorum ki şimdi o eleştirileri yapanları da derinden üzmüştür…

Türkiye’de Güzide Sofi adlı Kıbrıslı Türk kız öğrencinin yolda durdurulan karantina otobüsünden polis tarafından alınıp götürülmesi, bir telefonla protesto sesleri eşliğinde görüntülenerek sosyal medyaya verilince, yargısız bir infazın tetiği çekildi… Hem KKTC ve hem de Türkiye genelinde…

Avrupa’daki öğreniminden ülkesi KKTC’ye dönmekte olan Güzide Sofi bir transit yolcusuydu. Uçağının indiği İstanbul’da kalacak değildi… Aktarmalı olarak Kıbrıs’a gelecekti… Türkiye’deki karantinaya giden otobüse öteki yolcularla birlikte yanlışlıkla bindirildiği fark edilince polis eliyle onun o otobüsten alınıp doğru yere sevk edilmesi kadar olağan bir uygulama olamazdı…

Korona duyarlılığı herkesi germiş durumda… Sosyal medya tepkileri üzerine Türkiye yetkilileri de anında  devreye girerek olayı kınayıcı nitelikte açıklamalarda bulundular ve tepkileri yatıştırabilmek için soruşturma açılacağını duyurdular…

Gerçek durum KKTC Hükümeti tarafından KKTC ortamında açıklandı… Keşke anında Türkiye’deki iletişim organlarına da ulaşılsa ve bu konuda Türkiye kamuoyu da aydınlatılmış olsaydı… Çünkü fırsatı ganimet sayan bir yığın kişi odağına Kıbrıs Türkünü koyarak Türkiye ağırlıklı sosyal medyada haksız çığlıklarını sürdürdüler… Hatta televizyon kanallarında bile… Ben şu anda bu yazımı yazarken bile bir Türkiye kanalındaki haber sunucusu KKTC’li öğrenciye yapılan torpilden söz etmektedir…

                                                               ***

MUHTEREM NUR, TÜRK SİNEMASININ İKONU İDİ: Uzun süredir organ yetmezliği nedeniyle tedavi altında bulunan Müslüm Gürses’in hayat arkadaşı Muhterem Nur, 87 yaşında yaşama veda edince bizim kuşak onun unutulmaz filmlerini anımsadı… Yeni nesiller onu Müslüm Gürses’in eşi olarak tanırlar… Ama gerçek şu ki, Muhterem Nur Türk sinemasının önemli ve yetenekli oyuncularından biri olarak sinema tarihine adını silinmez biçimde yazdırmış bir figürdür… Ekol yaratan ve klasikleşen “Üç Arkadaş” onun önemli filmlerinin başında gelir… Masum güzelliği onu çevirdiği tüm filmlerde erdemli ve acı çeken kadın karakterinin temsilcisi durumuna getirdi… Hiçbir filminde kötü karakterleri canlandırmadı… 1958 yapımı ve Memduh Ün imzalı “Üç Arkadaş”, Muhterem Nur’u 20 yaşında “yıldız” konumuna taşıdı… Bu çok ünlü siyah – beyaz filmde; Fikret Hakan, Salih Tozan ve Semih Sezerli gibi dönemin üç “dev” oyuncusu ile birlikte başrolü paylaşmaktadır…

Gerçek adı Aysel Kısa Akbaş’tır… 1960’lı yılların içinde Mualla Sürer ile birlikte adamızı ziyaret etmesi büyük olay olmuştu… 31 Aralık 1932 Mekedonya – Manastır doğumlu olan, İkinci Dünya Savaşı ortamında Türkiye’ye çocuk yaşta göç eden, 1950’li ve 60’lı yıllarda milyonlarca hayranı ile Türk sinemasının ikonuna dönüşen Muhterem Nur’un ışıklarda uyumasını dilerim…

                                                               ***

DAYANIŞMA İNSANLIKTIR: İnsanları birbirlerini salgın hastalıklı görür ve birbirlerinden kaçar duruma getirdiler. Yalnızlık kol geziyor… Yalnızlaşan insanların başına gelebilecekler tahayyül edilemez… Dayanışma insanlıktır… Kendini çok güçlü hissedenlerin bile dayanışma ihtiyacı vardır… Gelişmelerin neler hazırladığı bilinmez… Messenger’im yığınla acılı ve duygusal mesajla dolmakta… Yeni bir yazımda bunların özetlerini sunmaya çalışacağım… Hepsi insanlığın gereklerine ve mecburiyetlerine dair… Dilerim belediyelerimizin ve bazı sosyal kurumlarımızın güncele ilişkin almakta oldukları sosyal sorumluluk nitelikli önlemler bu acıların merhemi olabilir…

                                                               ***

ANLAYIŞ GEREK: Dünya genelinde petrol fiyatlarının düştüğü bu günlerde benzin fiyatlarında indirime gitmeyen KKTC Hükümetine yapılan eleştirileri çok gereksiz ve gündem dışı buluyorum… Ekonominin çarklarının durduğu ortamımızda devlet hazinesinin gelir kaynakları son derece kısıtlanmıştır… Korona darbesiyle dibini gören bir hazine… Hiç değilse akaryakıttan alınan vergiye anlayış göstermek hepimizin esenliği adına gereklidir… O vergiler halka hizmet adına alınmaktadır…  Hükümet mali mükellefiyetlerini yerine başka nasıl getirebilir?.. Küresel dramın bize dayattığı bu zor koşullarda, az da olsa Hükümetin geliri olmalı… Kaldı ki, seyrüsefer durduğundan hükümetin benzinden aldığı vergi de asgariye düştü.. Anlayışlı olmak, özellikle bu çok zor süreçte, yurttaşlık sorumluluğumuzun gereğidir…

                                                               ***

GENÇ – YAŞLI DİNLEMİYOR: Korona’nın genellikle yaşlıları vurduğunu savunarak gençleri tedbirsizliğe yöneltenlerin kulakları çınlaya… Malaga Merkezli AtleticoPortada Alta’da oyunculuk ve entrenörlük yapan Francisco Garcia 21 yaşında Korona’ya kurban gitti… Garcia, lösemiyle de savaşmaktaydı ve Korona onun yaşama tutunabilme savaşımına son noktayı koydu… Toprağı bol olsun gencecik sporcunun…

 

Pazar çeşitlemesi…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Pazar çeşitlemesi…





BİLDİĞİNİ İNATLAOKUMAK: Nasıl bir politikacı tavrıdır bu? Yüksek Seçim Kurulu Başkanının “7 Ocak tarihinde zorlanırız” uyarısına rağmen ille de bildiğini okumak!.. Şu erken seçim tarihini bir aydan az bir sürenin ötesine almak bile “geliyorum” diyen bazı ciddi sorunları durdurabilirdi. Ana muhalefet lideri şeker suya düşmüşçesine “getirin bütçeyi acele geçirelim” derken, demokrasi tarihinde ilk kez seçim tarihinin belirlenmesini ana muhalefete bırakan Başbakan “varsın bütçeyi yeni hükümet yapsın” diyerek bütçe yapmaktan kaçınıyor.
Görünen köy kılavuz istemez: Sandıktan tek başlarına iktidar çıkacaklarını hayal edenler yanılgılarının ve aceleciliklerini bedelini halka ve ülkeye ödetecekler. Bunu hep birlikte göreceğiz…
   *          *             *
KARMA OY: Haklı olarak birçok yabancı bizim seçim sistemindeki şu “karma oy”u anlayamıyor. Ben de onlara bu durumu şöyle açıklamaktayım: “Karma oy” demek, dileyen seçmenin tek bir partiye mühür vurmadan çeşitli partinin adayına tercih kullanmasıdır. Bizim demokrasimize özgü bir seçim yöntemi. Partilerine ihanet ederek oy avına çıkan milletvekili adaylarının de çok yeğlediği ve seçmeni gizlice teşvik ettiği bir sistem. Gerçek olan şu ki, kimi hangi partiden seçerseniz seçin, parlamenter sistemde o aday yine eninde sonunda partisinin hükmü altında olacaktır.
   *          *             *
ALKOLİZM VE UYUŞTURUCU: 12 yaşındaki çocukların alkol komasına girdiği bir ülkeye dönüştük. Kimdir bu durumlara model oluşturanlar? Biz büyükler!.. Sosyal Hizmetler Uzmanı Barış Başel alkolizmin en büyük toplumsal sorunumuza dönüşme sürecinde olduğuna ısrarla parmak basıyor…
Hep gündemimizde olan uyuşturucu durumlarımızı ise hiç sormayın. “Bir defa denemekten ne çıkar” fantezisi küçük yaştaki çocuklarımızı bile sarmalına almış durumda. Milletvekilliğine özenenlerimizin gündeminde bu konular var mı? Yoksa seçim propagandalarında mekân olarak meyhanelerin seçilmesine berdevam mı? Toplumca “Meyhaneye gömün beni” modundayız vesselam!..
   *          *             *
TARİH ÖĞRETMENİ UYARIYOR: Yakup İskender bir tarih öğretmenimiz. Bakın bana attığı mesajda neler yazmış: “Bir tarih öğretmeni olarak yazıyorum: Şehitlik, vatan, bayrak gibi kavramlar bolca slogan atarak değerlenmiyor maalesef. Yeni nesillerin özellikle maddi imkânlarının artması, gençliğin aklının farklı konularla dolması, yabancı kültürlerin etkisi, yanlış eğitim politikaları ve eğitimcilerin siyasi tutumları milli ve manevi değerleri hızla aşındırmıştır. KKTC’de ve öncesindeki KTFD döneminde başlayan kültürel ve ekonomik dönüşüm en çok milli ve manevi değerleri etkilemiş durumdadır. Kırk küsur yılın sonunda ‘milli’ denecek tutumlar yalnızca o dönemi bilen kuşaklara kalmıştır. Oysa milli değerler her halkta, her ülkede vardır ve duyarlılıkla savunulur. En yakınımızdaki Güney Kıbrıs’a bir bakınız…
Bugün acil olarak yapılması gereken ön yargılarla ve sistemli çabalarla bozulan milli tarih şuurunu geri getirmektir. Güney Kıbrıs’ın zenginliğini ve sosyal yaşamdaki farklılığını örnek alan bir genç nesli, Rum toplumunu kötüleyerek etkileyemezsiniz. Bugün birçok çevre güneye giden vatandaşların Rumlar tarafından saldırıya uğramasını ve bu saldırılar neticesinde bir reaksiyona karşı milli bir bilincin oluşmasını beklemektedir. Ama Rum toplumu 1974’te yaşadığı travmayı hatırlayıp bu tuzağa düşmüyor.
Bir tarih öğretmeni olarak mesleğimin ilk yıllarında birçok okulla, öğrenciyle şehitlik yollarında karşılaşıyordum. Şimdi birkaç okul hariç şehitlik ziyareti bile yapan yok. Uçurum daha fazla büyümeden ve milli değerler daha fazla aşınmadan tarihi bilinç ve eğitim bağlamında bir çözüm yolu bulmalıyız.Yoksa yakında kendini ‘Kıbrıslı Türk’, ‘Kıbrıs Türkü’ ya da ‘Türk’ diye tanımlayan bir gençlik bile kalmayabilir.Bu da Milli Davanın sonu olur.Benden söylemesi..”.
 

 

Pazar çeşitlemesi…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Pazar çeşitlemesi…





BİHABER: Geçen Pazartesi, “Hürriyet” Kıbrıs Temsilcisi ZiyaAkçapar ve “Günaydın” gazetesi foto muhabiri Ergin Konuksever’le birlikte 43 yıl önce Rum teröristler tarafından Kıbrıs’ta görev başındayken kaçırılan ve hiç savunmasızken hunharca kurşunlandığı için bir süre sonra şehit olan “Anka Ajans”tangazeteci Adem Yavuz’un anısına bir yazı yazdım. O acı yıl dönümü dolayısıyla… İrdelediğim tarihi olaya ilişkin büyük ilgi gösteren ve

ilgilerini de tarafıma yansıtan okurlarıma teşekkür ederim…
Şu var ki, değinmeden edemeyeceğim üzüntü verici bir saptamam da oldu: Açıktan, telefonumdan ve özelden gelen yığınla mesajdan anladığım o ki, yetişen yeni neslin bu tür acı yaşanmışlıklarımızdan zerrece haberi ve bilgisi yoktur. Tarihinden ve geçmişinden bu kadar bihaber nesiller yetiştirmekte olmanın ciddi sorumluluğunu ve hatta utancını duyabilmeliyiz…  Geçmişinden ve tarihinden bihaber nesiller, kültür emperyalizminin asimilasyonundan kurtulamazlar…
   *          *             *
MECLİSE YENİ AMBİYANS: Geçenlerde yolum düştüğünde gördüm: Cumhuriyet Meclisi’nin genel kurul salonu sil baştan yenileniyor. Ustaların harıl harıl çalıştığı, Cumhuriyet’imizin de ilan edildiği o tarihi salonun altı üstüne gelmiş durumda. Manzarayı görünce “radikal bir değişimden geçirilmekte olan salon Meclisin açılışına acaba yetiştirilebilecek mi?” sorusu takıldı aklıma. Yaz tatilinin arkasından bahçede,  açık havada toplanmaz herhalde Meclis’imiz!…Salonda daha yapılacak çok iş var… Medyadan öğrendik ki, restorasyonla engellilerin çok rahat hareket edebileceği bir salon düzenleniyormuş… Neredeyse milyonluk harcama yapılarak ambiyansı tümden değiştirilmekte olan o salonda dilerim milletvekillerimizi daha kalabalık görebiliriz artık. “Engelsiz Meclis” çok güzel de “Milletvekilsiz Meclis” pek yakışık kaçmıyor işte. 
Bu arada Başkan Sibel Siber’den istirhamımdır: Hazır eli değmişken Meclis’in arkasındaki, Hasene Ilgaz Sokak’taki ziyaretçi otoparkına da bir ıslahat getirsin. Özellikle parkın girişinde oluşan çukurlar, arabaları yutacak denli derinleşmektedir.
   *          *             *
DR. ZERRİN AKALIN PARKI: Eminim medyadan da izlediniz olayı: Lefkoşa Türk Belediyesi ve CTP Ortaköy Örgütü işbirliğiyle Ortaköy’deki Dr. Zerrin Akalın Parkı geliştirilecekmiş!.. Neyin geliştirilmesi kardeşim? Daha ortada bir park görünümü bile yok. Birkaç dönümlük araziye dikilen 5 – 10 fidancığın kimisi de kurumuş durumda. Yan taraftaki kaldırımın üstünde ise, arazidekilerden daha fazla yeşillik yükselmekte. Merhumenin adı bile yazılmadı henüz park yapılması tasarlanan araziye… Aylar önce orada bir mütevazı etkinlik düzenlendiği halde… Bu konuda çeşitli yorumlar yazdım, merhume Zerrin Akalın’ın aile bireylerine de her karşılaşmamızda o arazide ciddi bir ihmal gözlemlediğimi belirttim.
Durumu çok iyi biliyorum, çünkü söz konusu arazi burnumun dibinde!.. Dilerim o arazi hızla gerçek bir park görünümüne kavuşturulur. Çünkü hem merhume Zerrin Hanımefendi’nin anısı, hem de bölgesel ihtiyaç bunu gerektirmektedir.
   *          *             *
HOLLANDA VE KKTC: “Çağdaş Medeniyetin Neresindeyiz” başlıklı yazım üzerine Hollanda’da yaşamakta olan Kıbrıslı Türk, Larnaka kökenli  Faik Saltuk’tan gelen mektuptur.  Teşekkürlerimle birlikte, noktasına ve virgülüne dokunmadan paylaşıyorum:
“Ben bulunduğum Hollanda ile güzel Kıbrıs’ımızı karşılaştırırım devamlı… Kahrederim amma, yazmam. ‘Gâvur ülkesinde gâvurcu oldu, burayı beğenmiyor’ diyecekler mutlaka çıkar çünkü… Yine de, makaleniz vesilesiyle bir kaçını yazacağım şimdi: 35 yıldır bu ülkede yaşarım. Daha eğri bir tek elektrik direği göremedim. ‘Hah, işte bunlarda da varmış canım’ tesellisi bulmak için tüm yolculuklarımda gözlerim yana yakıla aradığı halde bir tek eğri/eğrilmiş direk bulamadım. Üstelik lâmbaları da devamlı yanmakta, arada bozulanlar hemen değiştirilmekte… Öyle bir know-how ve organizeye sahipler ki… Yolun ortasında kalmış bir elektrik direği tabii ki yok!.. Bizde olağan bir koordinasyonsuzluk neticesi oluşanlar, burada inanılmaz bir vaka olur… Belediyenin biri geçenlerde Kıbrıs’ta asbest su borularını kaldırmış. Ne güzel… ‘Bunca yıl kanserden ölen ölmüş, kalan sağları böylece kurtaracaklar’- mı acaba? Bu arada merak etmekteyim: O asbest boruları kaldıran işçiler elzem yalıtkan giysilerle mi yaptılar bu işi? Çıkan asbestler nasıl taşındı? Nerede ve nasıl muhafaza ediliyor? Bakın, diğer çarpıklıkları dillendirmiyorum. Sadece buradaki sorulara verilecek cevaplar dahi bizim çağdaş medeniyetin neresinde olduğumuzu gösterecektir.”
 

 

Pazar çeşitlemesi…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Pazar çeşitlemesi…





SANATÇILARIMIZIN BAŞARISI: Küçük nüfuslu bir halk olmamız, insan kaynaklarımızın yurt dışı başarılarını engellemiyor. İşte bu kabına sığmaz gerçeğimizin yeni bir örneği:  Sinema sanatının önde gelen 100 ismiyle bir jüri oluşturan “Hürriyet” gazetesi onlara Türk sinemasının en iyi 100 filmini seçtirdi. Yılmaz Güney’in yönettiği, yazdığı ve başrolünde oynadığı 1970 yapımı “Umut” filmini en iyi 100’ün birinci sırasına 361 puanla oturtan jüri, Kıbrıs Türk kökenli sanatçıların emek verdiği sinema ürünlerini de başarı listesine koydu.
Jüri heyeti, “Asla ölmeyecek bir film” vurgulamasıyla Derviş Zaim’in yazıp kendisinin “Gerilla yöntemi” dediği zor koşullar içinde yönettiği 1996 yapımı “Tabutta Rövaşata”yı 65 puanla 19’ncu başarılı yapım seçti. 
Bir diğer Kıbrıslı Türk sanatçı Osman Alkaş’ın başrollerinden birini üstlendiği Tolga Karaçelik imzalı 2015 tarihli “Sarmaşık” filmi ise, 20 puanla 45’nci başarılı film olarak belirlendi.
Yüz akımız olan sanatçılarımızı gönülden kutlarım.
                                                               *             *             *                            
SIRADAN BİR TAVSİYE: Azınlıkta ve hatta tek kişi kalsanız bile sağduyuya yaslandığından kesinlikle emin olduğunuz doğrularınızı yiğitçe savunmaktan vazgeçmeyiniz. Çoğunluğun sözde demokrasi uğruna verdiği her kararın yerinde olmadığını, Batı’nın iki uygar ülkesinde Almanların oylarıyla Adolf Hitler’i, İtalyanların ise yine oylarıyla Benito Mussolini’yi iktidara getirmeleri göstermiştir. Çoğunluğun iradesiyle iktidara gelen bu ihtiras kumkumaları, tüm insanlığın felaketi oldular. Diyeceğim o ki, demokratik irade her zaman harikalar yaratmaz…
                                                               *             *             *            
TEK GÜNAH KEÇİSİ: Direksiyon başında cep telefonuyla konuşanlara polis tarafından yakalanmaları halinde 800 TL gibi ağır bir ceza gelecek… Caydırıcı bir karar, eğer yazılan cezaları sildirme gücüne sahip olanların varlığı ortada durmasa!..
Ama şu da var ki, trafik suçlarıyla mücadele ederken tek günah keçisi olarak cep telefonunu görürsek, algımız çok yanlış ve eksiktir. Trafik kazalarını tetikleyen daha başka faktörler de vardır. En başta alkol ve uyuşturucu… Zaten alkolün ve uyuşturucunun etkisinde olan kişi,  direksiyonda cep telefonu yasağını da ırgalamaz…
Polisin trafikte alkol denetimini yapacak yöntemleri ve cihazları vardır. Peki uyuşturucu denetimi için gerekli cihaz ve yöntemler var mı polisin elinde? Çoğumuz tarafından yanıtı merak edilen bir sorudur bu… Bakalım trafikteki kaç kaza uyuşturucu etkisi altında gerçekleşmektedir…                                                                                                        *             *             *
“LIFE” (HAYAT): Gündemdeki korku filmi ve bu film “Ne aradığına dikkat et” vurgusuyla sunuluyor izleyiciye… Gerçekten de öyle. Ne aradığına dikkat etmezsen öyle bir şey bulursun ki, bulduğuna bin kez pişman olursun!..  Büyüleyici bir uzay görselliği içinde her saniye biraz daha fazla tırmanan bir gerilim, izleyicinin soluğunu kesiyor… 1979 yapımı Ridley Scott başyapıtı “Alien” (Yaratık) filminin temasını ve klişelerini uyarlayan yönetmen Daniel Espinosa, o yıllardan bu yana hayli gelişen sinema teknolojisinden de yararlanarak, bilim – kurgu türünün çarpıcı bir örneğini sunuyor.
Uluslararası bir uzay istasyonunda görevli altı kişi, insanlık tarihinde çığır açacak bir keşfin eşiğindedir. Bu görevli ekip, Mars’ta ilk kez hayat olduğuna dair ipuçları bulur. Ekip araştırmalarını ilerlettikçe, beklenmedik sonuçlar almaya başlar. Çünkü bulunan bu hayat formu başlangıçta çok masum görünse de, kimsenin tahmin edemeyeceği kadar zeki ve saldırgandır. Keşfedilmekten korkunç bir öfkeye kapılmış gibidir. Uzay istasyonundaki görevlileri teker teker yok edecek kadar, sırrını inadına saklayan, büyük ve gizemli bir öfkedir bu… Jake Gyllenhal, Rebecca Ferguson ve Ryan Reynolds uzayda acımasız yaratık tarafından yok edilen talihsiz astronotlar rolünde…
  

 

Pazar çeşitlemesi…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Ahmet Tolgay

Pazar çeşitlemesi…





Yeni Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Portekizli Ontonio Guterres göreve başlar başlamaz kucağında Kıbrıs sorununu buldu. Muhterem zatın konunun henüz çok yabancısı olduğunu Cenevre zirvesindeki tavırlarından, televizyon ekranlarından akan o görüntüler sırasında izledik. Selefi Ban Ki-Moon’dan devraldığı Kıbrıs özel danışmanı Estephan Eide sık sık kulağına eğilerek ona aydınlatıcı fısıldamalarda bulunmaktaydı. Her fısıldamada yeni bir şey öğrenmiş olmanın memnuniyet ve hatta hayret ifadesi belirmekteydi muhteremin yüzünde…
Kıbrıs sorunu 1960’dan bu yana 8 BM Genel Sekreteri eskitti. Bakalım dokuzuncusu şimdi bu sofistike ve kronik sorunun üstesinden gelebilecek mi…
Kıbrıs sorunuyla ilgilenmek zorunda kalan bazı genel sekreterler bu süreçte adlarını unuttururcasına hiç iz bırakmadan gelip geçtiler. Bazıları ise etkin girişimleri ve çözüm projeleriyle belleklerde yer ettiler…
1960′ dan bu yana göreve gelen BM Genel Sekreterleri listesini anımsamakta yarar var:
Sithu U Thant (Burma,1961 –  1972)
Kurt Waldheim (Avusturya,  1972 – 1981)
Javier Pérez de Cuéllar (Peru, 1982 – 1991)
Butros Butros Gali (Mısır, 1992 – 1996)
Kofi Annan (Ghana, 1997– 2006)
Louise Fréchette (BM Asamble Üyesi, 1998 – 2006)
Mark Malloch Brown (Birleşik Krallık, 2006  – 2007)
Ban Ki – Moon (Güney Kore, 2007 –  2017)
Antonio Guterres (Portekiz, 2017……)
                                                                              *             *             *
DİZİLER VE KIBRIS:  Millet, Türkiye televizyon kanallarındaki dizilere kilitlendi. “Vatanım Sensin” dizisine bunca yoğun ilgi gösterilir ve Anadolu’daki Yunan yayılmacılığı izlenirken, Kıbrıs’taki yeni Yunan yayılma hevesleri de ıskalanmamalı…

“Son Destan” adlı dizinin konusu da çağrışımlarla yüklü… Üsküp göçmeni bir ailenin Türkiye ortamında başına gelenler anlatılmaktadır bu dizide… Osmanlı mirası Türk topluluklarının Girit’den, Rodos’tan, Trakya’dan, Balkanlar’dan soykırımcı baskı ve saldırılarla nasıl Türkiye’ye sürüldükleri irdelenirken, Kıbrıs’taki Türk halkının da misak-ı milli dışındaki son etnik toplum olduğu ve üzerinde sinsi hesaplar yapıldığı unutulmamalı…    Ha bir de “Bodrum Masalı” adlı dizi var ki, o da gittikçe fenomenleşmektedir… Mecnun misali âşık saf Türk delikanlı, gözü kara mafya babasının kızını kan revan içinde Bodrum’dan bir Yunan adasına kaçırıyor. Ama çektiği o kadar sıkıntıya ve yediği tonla dayağa rağmen kendisine yar olmayan kızı o adada Yunan genci Yanni’ye kaptırıp süklüm püklüm ve tek başına geriye dönüyor. “Bodrum Masalı” dizisinin bu son bölüm öyküsü, nedense bende ironik bir “Kıbrıs masalı” etkisi yarattı!…

Bu akşam dizinin yeni bölümü var… Şahsen merakla beklemekteyim… Bakalım bizim ağlayarak geri Bodruma’a dönen saf delikanlı o fırlama kızı Yanni’nin elinden alabilecek mi!..
                                                                              *             *             *
OKUMUYORUZ: Işık Kitapevi sahibi Nahide Merlen’den üzücü ve düşündürücü açıklama: “Eğer en çok sattığımız kitapların ilk 10’una 70 – 80 adet kitaplar giriyorsa, bu hâlâ yürüyecek çok yolumuz olduğunu gösteriyor. Hem yazarlar, hem okurlar, hem de bizim kitapevleri için.”

Bir süre önce konuştuğum Galeri Kültür Kitapevi’nin sahiplerinden Eda Yektaoğlu da kitap satışları konusundaki yakınmasını seslendirmişti bana… En çok satan kitap listelerine kitapların oldukça düşük satışlarla girdiğini ve sıralamada aralarında sadece birkaç adetlik satış farkı olduğunu söylüyor o da…

Okuyan bir toplum değiliz maalesef… Üstelik bir üniversiteler ülkesiyiz… Üniversite öğrencilerinin kitap stantları önünde yoğunlaştıklarını ve sıraya girdiklerini acaba ne zaman görebileceğiz bu ülkede?
                                                                              *             *             *
GÜNEY’DE CİDDİ DURUMLAR: Rum basını dikkatli izlenmeli.  Rum gazeteleri Rum Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis’in Kıbrıs sorunundaki çözüm çabalarına radikal tepkiler başladığının sinyallerini vermektedir. Rum liderin, idari ehliyetten yoksun olduğu gerekçesiyle bazı hukukçular tarafından yetkilerinin elinden alınması adına Anayasa Mahkemesi’ne başvurulacağı öne sürüldü… Dahası Anastasiadis’e karşı Rum Milli Muhafız Ordusu içinden bir ihtilal hareketinin başlatılabileceğini bazı belirtilere dikkati çekerek öne sürenler de var. Fanatik karşıtları, Anastasiadis’i Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yıkmaya çalışmakla suçluyorlar.

Radikal Rum gruplarının olası bir çözümde Türklerle ortak bir devleti ve yaşamı paylaşmaya hiçbir şekilde yanaşmayacakları Güney Kıbrıs’taki bu ciddi gelişmelerden bizim almamız gereken mesajdır. Kıbrıs sorununun çözümünde etkin güvence, yaşamsal önemini korumaktadır.
 

 

Pazar çeşitlemesi…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.