Hasan Hastürer

Spor, siyasetin rehin aldığı bir alan olmamalı…





   Spor ambargosu hem insan haklarına hem de sporun evrensel değer ve amaçlarına aykırıdır.

   1983’ten beri Kıbrıs Türk sporcusu ambargo yaşıyor.

   Spor ambargosu, KKTC’ye değil, Kıbrıs Türk gençliğine uygulanan bir ambargodur…

   Dün akşam yönetmenliğini Mustafa Ünlü, yapımcılığını da  Ertan Birinci’nin yaptığı Ceza Sahası isimli belgeselin Lefkoşa’da gösterimi vardı.

   Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ve kalabalık bir davetli grubu tarafından izlendi.

   Belgeselin eleştirilecek yanları olabilir. Benim bakış açımdan da eleştirilerimi sevgili Ertan Birinci’yle paylaşacağım.

   Ancak spor ambargosunu sınırlarımız ötesine taşıyıp, düşündüreceği için projeyi alkışlarım. 

***

Spor, insanlığın ortak dili olarak tanımlanır. Bayraklardan, dillerden, ideolojilerden bağımsız, sahaya çıkan her insanın teriyle, emeğiyle, yeteneğiyle konuştuğu bir alandır. Ama ne yazık ki Kıbrıslı Türkler için spor, KKTC’nin ilanından sonra, yalnızca bir oyun değil; aynı zamanda görünmez ama ağır bir ambargonun en çıplak yüzüdür. Ve bu ambargo, tartışmasız biçimde en temel insan haklarına aykırıdır.

Dünyada spor, bir hak olarak kabul edilir. Birleşmiş Milletler belgelerinde, UNESCO metinlerinde spor; bireyin bedensel ve ruhsal gelişiminin ayrılmaz parçası olarak tanımlanır. Peki, Kıbrıslı Türk sporcu bu haktan ne ölçüde yararlanabiliyor? Uluslararası bir turnuvaya kendi kimliğiyle katılamayan, federasyonu tanınmadığı için müsabaka bile yapamayan bir gencin hakkından söz edebilir miyiz?

***

Sorunun özü siyasidir; ama bedeli insani ödenmektedir. Spor ambargosu, masum bir teknik mesele değildir. Dün akşamki belgeselde izlediğimiz çocukların hayalinin yarım bırakılmasıdır.

O, antrenmana giden, Kuzey Kıbrıs sınırları için müsabaka yapan, yarışan,  ama sonunda  “sen yoksun” denilen bir emeğin yok sayılmasıdır.

Belki yıllarca çalışıp olimpiyat hayali kuran bir sporcunun pasaporttan önce politikaya takılmasıdır.

***

   Kıbrıslı Türk sporcular, kendi ülkelerinde lig oynar, kupa kaldırır, rekor kırar. Ama dünya sahnesine çıkmaları gerektiğinde görünmez bir duvarla karşılaşırlar. Bu duvarın adı ne güvenliktir ne adalettir. Bu duvarın adı ayrımcılıktır. Çünkü sporcuya, yine dün akşamki belgeselde örneği olduğu gibi “senin kimliğin sorunlu” demek, insanın varlığına dair hüküm vermektir.

***

Daha acı olan ise, bu ambargonun çoğu zaman “doğal” kabul edilmesidir. Sanki olması gereken buymuş gibi… Oysa hiçbir uluslararası spor ilkesi, kendi hukuk düzeninde yaşayan bir halkı, toptan dışlamayı meşru kılmaz.

   Kıbrıs sorunun çözümlenmediyse suçlu Kıbrıslı Türkler mi?

   Müzakereler bir anlamda mahkeme gibidir. Kimin suçlu, kimin suçsuz olduğu belli olmadan Kıbrıslı  Türk gençler neden bedel ödesin?

   Kıbrıs sorununun çözülmemiş olması, bizim sporcularımızın cezalandırılması için gerekçe olamaz. Spor, siyasetin rehin aldığı bir alan değildir… Tam tersine, siyasetin aşamadığı duvarları yıkma potansiyeline sahiptir.

   Bakın, dünya tarihinde sporun barışa, diyaloğa ve karşılıklı tanımaya katkı sunduğu sayısız örnek vardır. Peki, Kıbrıslı Türkler neden bu evrensel deneyimin dışında tutuluyor?

***

Bu ambargo sadece sporcuları değil, toplumu da sakatlıyor. Uluslararası temasın kesilmesi, gençlerin ufkunu daraltıyor, umutlarını törpülüyor. “Ne yaparsan yap, kapı kapalı” duygusu yerleşiyor zihinlere. Bu ise sessiz bir travmadır. Ve hiçbir istatistikte görünmez.

Spor ambargosunu savunanlar, genellikle hukuki kılıflara sığınır. Oysa hukukun özü adalettir. Adalet ise insanı merkeze alır. Bir gencin emeğini, hayalini, alın terini yok sayan hiçbir düzen adil değildir. Kıbrıslı Türk sporcuların uluslararası alanda temsil hakkı, bir lütuf değil, doğuştan gelen bir haktır.

***

Bugün artık şunları daha yüksek sesle sormak gerekiyor:

   Sporun evrenselliğini savunduğunu iddia eden kurumlar, Kıbrıslı Türk sporcuya neden sırtını dönüyor?

   İnsan hakları söylemi, konu Kıbrıslı Türklere gelince neden sessizleşiyor?

   Bunu haykırmak milliyetçilik değil, tam tersi, barışçıl bir ses vermedir.

   Spor ambargosu devam ettikçe, kaybeden yalnızca Kıbrıslı Türkler olmayacak. Kaybeden, sporun evrensel ruhu olacak. Ve belki de en acısı; adaletsizliğe alışmış bir dünya olacak.

   Çünkü insanın koşma, yarışma, temsil edilme hakkı engelleniyorsa; orada sorun sporda değil, vicdandadır.

Spor, siyasetin rehin aldığı bir alan olmamalı…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.