Akay Cemal

Mine Yücel’in anket raporu ve Dome Otel gerçeği





Yılın 365 günü hiç bıkmadan, zevkle yazan, yapıcı uyarılarda bulunan bizim gibiler için en büyük işkence ne biliyor musunuz?

Yazamamak!

Birkaç günden beri sizlerden ayrı kaldım değerli okurlar. Nedeni sağlık! Hani her fırsatta “işin başı sağlık” deriz ya… Deriz ama gene de ihmal ederiz. Samimi bir dostla sohbetten sonra, el sıkışarak ayrılacakken ya da telefonu kapatırken, “kendinize çok iyi bakınız” demeden de edemiyoruz. Kimileri ise, daha kestirmeden “kendine iyi bak” demeyi yeğler.

Malum son günlerde şimdiye kadar görülmemiş yoğunlukta, değişken havalar etkilemedik insan bırakmadı. Hastaneler doldu, taştı… Her şeye karşın hayat devam ediyor. 2018’den kalan iyi ve kötü halleriyle, tüm olumlu ve olumsuzluklarıyla!

***

Kısa adı CMIRS olan Göç, Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezi’nin Aralık 2018 anket sonuçlarına göre, siyasi partilere, meclise, hükümete ve sendikalara güvensizlik söz konusu… Buna karşın sırasıyla polis, yargı ve Cumhurbaşkanı en güvenilen ve memnun kalınan kurumlar oldu.

Bazı çevrelerin, polis örgütünü ve yargıyı sırf itibarsızlaştırma çabalarına karşın, halkın polise olan güveninde artış kaydedilmesi ilginç olduğu kadar anlamlı bir mesaj niteliğindedir.

Bu arada Nisan 2015’te Cumhurbaşkanı seçilen ve göreve başlayan Mustafa Akıncı, güven seviyesini her zaman üst düzeyde tutmayı başardı. Arada bir düşürse de, her zaman “en güvenilir” listemizde olmayı başardı.

Ancak genel olarak baktığımızda, toplumun mutsuz, olumsuz, kötümser olduğu görülüyor. Tabii ki anketin aylar süren döviz krizinden sonra, doğanın yarattığı krize denk gelmesi, moralleri çökerttiği gibi kurumlara olan güvensizliği daha da belirgin hale getirdi.

Ankete göre; toplumun yüzde 20.37’si kendini sıkça “depresif” hissediyor… Bunun anlamı şu:

Halkın büyük bölümü depresyonda…

“Kıbrıs”ın geçen günkü başyazısında da vurgulandığı gibi, insanlarda mutsuzluk, üzgünlük, karamsarlık, hiçbir şeyden zevk almama, isteksizlik belirtileri var. İntihar girişimlerindeki artış da bunların bir sonucu değil midir?

Kısacası geçen süreçte toplum bu hastalığa yakalandı ki, kurtulabilmek ne mümkün? Maddi yönden zenginliğe kavuşurken, manevi duygular da çöktü. Vefasızlık, bencillik, kendinden başkasını sevmeme, hatta kendisini bile beğenmeme, sevmeme kompleksine yakalandı. Kazancı yerindeyse bile şükretmesini beceremeyen bu konuma geliverdi.

Bütün insan örneklerine bu ülkede adım başı rastlayabilirsiniz. Bu gibilerin yaptığı işlerden ne kendine hayır gelir ne devlete ne de bir başkasına hayır gelir. Gizli bir el bu duruma getirmiş değildir kendimizi! Çoğu yöneticiler daha vatandaş ağzını açmadan, kendilerini şikâyete başlarsa, bilin ki o ülkede insan yaşamında bir tuhaflık vardır. Tembellik, musibetlik biraz da ganimetçilik ruhunu karıştırdınız mı, al sana Kıbrıs’tan insan manzaraları…

Doyumsuzluk, tatminsizlik işin başı, bunun bir diğer adı depresyon… Hatta şarkısı da var bunun, “depresyondayım” diye… En basit işler bile naz niyazla yapılırken, toplumun bünyesi bu tür rahatsızlıkları daha uzun süre taşıyabilecek güçte değildir.

Bu nedenle “Göç, Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezi”nin Aralık 2018 anket sonuçlarını çok iyi değerlendirmek ve toplumun bünyesini için için kemiren hastalığın tedavisine bir an önce başlamak gerek. Çünkü başka ülkelerde pek görülmeyen bu illet bu günde, bu haftada, ya da birkaç ayda halledilebilecek boyutta değildir.

Mesela bu “Dome Hotel” tartışması bile bünyedeki hastalığın bir yerde dışa vurmasıdır. Niye bunu örnek verdim? Çünkü güncel bir konudur da ondan! Sendikal Platform’un açıklamasına göre, Dome Otel tüm Kıbrıslıların malıdır da ondan!

Mademki Dome Otel tüm Kıbrıslıların malıdır; demek ki biz de bir hak sahibiyiz. Bu arada hayda hayda konuşma hakkına da sahibiz. Bakıyoruz da, meslektaşlar gerek birilerine yamanmak için, neredeyse toprak çalıyorlar Sarayönü’nde bir partiye ait bir binanın kira bedeli ile kıyaslama yapıyorlar. Kör olası popülizm!

Başbakan da bu durumda “aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık” kalıbında sıkışmış kalmış vaziyette. Kesinlikle bu güne kadar kullanmadığım bir terimdir.

“Gâvur”! Kesinlikle kullanmadım, kullanmam da!

Ama işi o kadar çığırından çıkardılar ki, “Neredeyse gâvurun malını toprak ettiniz” demeye geliyor insanoğlu.

Sana ne veya bu partinin Sarayönü’ndeki binasından. Sen Güney’e bak Güney’e. Hani Türk’ün de, Rum’un da gözümde “Kıbrıs’ın İncisi” diye nitelendirdiği o güzelim turizm beldesine. Dünya turizmcilerimizin yakından bildiği gerçeklere karşın, Dome Otel’in, bir amaç uğruna değersizleştirilmesi çabasıdır üzücü olan.

O kadar ki, biraz daha Dome Otel’i, Gönendereli Orhan’ın, ya da Lefkoşa’da Asmaaltında Ali Cafer’in kahvesinin değerine indirirlerse sakın şaşmayın.

 

Dome Otel’in nerden nereye, hangi aşamalardan geçerek bu günlere geldiğini bilenlerdeniz. Geçmişin bazı koşullarında personelin bir araya gelerek, gösterdiği özgüvene de layık olması, takdirle karşılamıştık.

O yıllarda otelin yüzdürülmesi kolay almamıştı. Ancak her yönüyle ortaya konulan fedakârlıkları da unutmamak lazım.

Ancak köprülerin altından çok sular akıp gitti. O kadar ki köprüleri bile yutup geçti. Öyle de; başbakan Erhürman üzerindeki Dome baskılarının ağırlığının varlığını siz hesap edin.

Sayıştay ve Başsavcılık’ın konuya ilişkin raporların konunun tatlıya bağlanmasında hiç mi önemi yok?

Ya; Faiz Sucuoğlu’nun ortaya koyduğu rakamların da mı hiçbir değeri yok? Dome Otel olayını çok iyi araştıran UBP milletvekili Sucuoğlu, Lefkoşa’daki 56 odalı Saray Otel’in Vakıflara 10 yılda ödediği ortalama aylık kiranın 90 bin 500 TL, 157 yatak odalı Dome Otel’in ise on yılda aylık ödediği ortalama kiranın 8 bin 700 TL olduğunu vurguladı.

Faiz Sucuoğlu “isyanımız bundandır” derken haksız mı?

 

 

Mine Yücel’in anket raporu ve Dome Otel gerçeği
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.