Zeynep İşman: Mükemmel ebeveyn yoktur



featured


Gazeteci, yazar, ‘Birlikte Büyüyoruz’ platformunun yaratıcısı, MomTalks organizatörlerinden, eğitmen Zeynep İşman:

“Çocuk dünyaya geldiğinde sanki bir perde kapanıyor, başka bir perde açılıyor. O ana kadar belki bildiğiniz ama yüzleşmeye cesaret edemediğiniz pek çok şeyi, acıta acıta önünüze koyuyor.

Bir çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılamak,  yedirmek, içirmek, giydirmek elbette önemli; ancak mesele yalnızca bundan ibaret değil. Çocuk yetiştirmek, insanın kendi en iyi hâline ulaşma çabasına benziyor. Hani telefonlarımızı bile sürekli güncelliyoruz ya; onun gibi.

Mükemmel ebeveyn yok, ‘yeterince iyi’ ebeveyn var. Mükemmel olmaya çalışmak çağımızın yükü ve bu mümkün değil. Bir insanın kendine iyi bakması, kendine ve çocuğuna verebileceği en büyük hediyedir.”

Pınar SAVUN-İstanbul

Zeynep İşman ve Bahar Eriş ile bir süre önce Ankara’da ‘MomTalks’ etkinliğinde buluşmuş ve İstanbul’da bir röportaj için sözleşmiştik. Bu iki değerli ve özel kadın ile İstanbul’da Zorlu Centre’de Raffles Otel’in lobisinde buluştuk. Biz, kahveler gelmeden koyu bir sohbete daldık. Her ikisi de çok deneyimli ve konularında uzman kişiler. Onlarla o kadar uzun konuştuk ki bunu tek bir röportaja sığdıramadım. Bu nedenle de Zeynep İşman ve Bahar Eriş ile yaptığımız söyleşiyi ikiye bölmeye karar verdim. Bugün Zeynep İşman ile yaptığımız röportajı paylaşacağım. Bahar Eriş ile olan röportajı ise hafta içinde sizlerle buluşturacağım. Zeynep İşman, on yılı aşkın bir süredir Milliyet’te ebeveynlik ve çocuk gelişimi üzerine yazan; “Birlikte Büyüyoruz” sosyal medya hesabıyla, bir bakış açısı kuran bir isim. Aynı adı taşıyan Instagram hesabında da ebeveynliğin “mükemmel olma” yarışına sıkışmasını reddediyor; gerçek hayatın içinden, yeri geldiğinde kırılgan ama hep sahici bir yerden konuşuyor.

MomTalks’taki yolculuğu ise bu sözleri yalnız bırakmayan bir çember gibi: “Yalnız değilsin” cümlesini slogan olmaktan çıkarıp, annelerin omzuna gerçekten dokunan bir deneyime dönüştüren bir topluluk hali.

Bu söyleşi; Işıman’ın babaannesinin Kudüs’ten İstanbul’a uzanan hikâyesinde şekillenen zarafetten, anne olduktan sonra yaşadığı o büyük kırılmaya; oradan da duygusal büyümeyi “duygu kabını genişletmek” diye anlatan bir farkındalığa uzanıyor. Zeynep İşman, anneliğin sadece çocuğunu büyütmek değil, insanın kendi içindeki çocuğa da el uzatması olduğunu samimi bir şekilde söylüyor. Ve belki en çarpıcı cümleyi en sona bırakıyor: “Mükemmel ebeveyn yok;  Yeterince iyi’ ebeveyn var.” Bu röportaj, tam da o “yeterince iyi” olmayı öğrenmenin, bir kadını nasıl özgürleştirdiğini anlatıyor. Gelin farkındalık dolu bu sohbeti birlikte okuyalım.

“Hayalperest bir çocuktum”

Pınar Savun: Çocukluğunuzu nasıl bir çocuk olarak hatırlıyorsunuz. Zeynep İşman nasıl bir çocuktu?

Zeynep İşman: Şu anki halimin tersine biraz daha içe dönük bir çocuktum.

Pınar Savun: “İçe dönüklük” derken tam olarak neyi kastediyorsunuz?

Zeynep İşman: Aslında çok hayalperest bir çocuktum. Hayal kurmak hayatımın doğal bir parçasıydı. Günün en sevdiğim anı, akşam olup yatağıma girdiğim zamandı. O anlarda, gün içinde yaşananlardan yola çıkarak bazen gerçekçi, bazen tamamen zihnimin ürünü olan hikâyeler kurgularla uzun uzun hayallere dalardım. Kendi iç dünyamda kurduğum bu sessiz ve derin yolculuklar bana büyük bir keyif verirdi.

Pınar Savun: Duygusal olarak nasıldınız?

Zeynep İşman: Çok hassastım. Etrafımdaki olaylardan, söylenen sözlerden, en ufak bir şeyden bile çok etkilenirdim ve kendime dert ederdim. Ağlardım.

Pınar Savun: Bu hassasiyetiniz çevrenizde nasıl karşılanıyordu?

Zeynep İşman: Bu hâllerimle zaman zaman eleştirilirdim. ‘Çok sulu gözlü, ağlak’ derlerdi.. Bu yüzden kendimi değiştirmeye çalıştığım dönemler oldu. ‘Bu kadar ağlamamalıyım, bu kadar hassas olmamalıyım’ diye düşündüğümü hatırlıyorum.

Pınar Savun: “Çocukken karşılanmamış ihtiyacınız neydi?” diye sorsam ne söylersiniz?

Zeynep İşman:  Duygusal yönümün biraz daha görülmesini, daha çok dinlenmeyi isterdim. Belki buradan başka bir yola evrilebileceği, bu hâlin iyi bir şeye dönüştürülebileceği yerden bakılabilirdi. O açıdan daha fazla desteklenmeyi isteyebilirdim.

Pınar Savun: Bugün olduğunuz kişide ailenizin rolü nedir?

Zeynep İşman: Ailemin rolü çok önemli. Onlar benim rol modellerim; hepsine minnettarım.

Pınar Savun: Hayatınızda en belirleyici figürlerden biri kimdi?

Zeynep İşman: Benim hayatımdaki en önemli figürlerden biri babaannemdir.

Pınar Savun: Babaannenizi nasıl bir kadın olarak anlatırsınız?

Zeynep İşman: Çok şahsına münhasır bir kadındı. Ben lisedeyken vefat etti; liseye kadar hep birlikte yaşadık. Ondan çok şey öğrendim. İnanılmaz bir kadındı… Tam bir İstanbul hanımefendisi idi.

Pınar Savun: Onun hayat hikâyesinde sizi etkileyen neydi?

Zeynep İşman: Kudüs’te doğmuş. Ardından ailesinin savaş dönemi göç hikâyesiyle Kars’a, oradan Bursa’ya ve İstanbul’a uzanan bir hayat… Çok büyük, çok derin bir aşkla evlenmiş. Hayatı gerçekten yaşamış bir kadındı. Son derece şık, genel kültürü yüksek; zevkleri rafine, her anın tadını çıkaran biriydi. En üzgün anında bile hayatla bağını koparmayan, yaşamın içinden geçen bir kadındı. Onunla çok fazla vakit geçirdim. Bana, annemden bile daha çok bakmış ve beni büyütmüş olabilir. Annemin kardeşimle ilgili başka sorumlulukları vardı. Bu sebeple babaannemle çok zaman geçirdim.

Pınar Savun: Size bıraktığı en büyük hediye ne oldu?

Zeynep İşman: Onun sayesinde İstanbul’u çok küçük yaşta, en ufak ayrıntısına kadar öğrendim. Dolayısıyla o benim için bir “şans”tı. Kendime güvenmemi sağlayarak hayata bakışımı değiştirdi.

“Dönüm noktası anne olmamdı”

Pınar Savun: Hayatınızın hangi noktasında annelere, çocuklara, ebeveynliğe ve çocuk gelişimine yöneldiniz,  bir uyanış, bir dönüm noktası yaşadınız mı?

Zeynep İşman: Benim için asıl dönüm noktası kesinlikle anne olmamdı. Bu, benim için büyük bir kırılımdı. Çocuklarla olmak, onlara iyi gelmeye çalışmak zaten hep vardı; ancak anne olduktan sonra içimde bambaşka bir alan açıldı.

Pınar Savun: İletişim alanından şu anda yaptıklarınıza yönelmeniz de bir dönüm noktası mıydı?

Zeynep İşman: Evet, bu da benim için önemli bir dönüm noktasıydı. Kurumsal iletişimi bırakıp başka bir yöne gitme fikri aslında hep içimde vardı; fakat ne yapacağımı uzun süre netleştiremedim. Üniversitede İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde okudum; tercihlerim arasında psikoloji de vardı. Sonrasında psikoloji okumaya başladım ve bir yandan da sizin gibi kendimi besleyen pek çok farklı eğitim aldım.

Pınar Savun: Yazı ile ilişkiniz hayatınızda nasıl yeniden şekillendi?

Zeynep İşman: Bu alanda yeniden yazmaya başladım. Gazetede yazılar yazdığım, röportajlar yaptığım bir dönemde anne olmam da bu sürece eklendi. Hani hep söylenir ya, hikâye insanın kendi ihtiyacından doğar; benim deneyimim de tam olarak böyleydi.

Pınar Savun: Anne olmak sizde neyi değiştirdi?

Zeynep İşman: Çocuk dünyaya geldiğinde sanki bir perde kapanıyor, başka bir perde açılıyor. O ana kadar belki bildiğiniz ama yüzleşmeye cesaret edemediğiniz pek çok şeyi, acıta acıta önünüze koyuyor. Elbette herkes bu yolculuğa girmeyebilir; fark etmeyen de olabilir. Ama benim için bu süreç, kendime doğru bir eğitim ve dönüşüm yolculuğuydu. “Birlikte Büyüyoruz” da zaten tam olarak buradan doğdu.

Pınar Savun: Ebeveynlik sizin için nasıl bir şey?

Zeynep İşman: Şunu fark ettim: Bir çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılamak,  yedirmek, içirmek, giydirmek elbette önemli; ancak mesele yalnızca bundan ibaret değil. Çocuk yetiştirmek, insanın kendi en iyi hâline ulaşma çabasına benziyor. Hani telefonlarımızı bile sürekli güncelliyoruz ya; onun gibi.

Pınar Savun: “Birlikte büyümek”  sizce ne demek?

Zeynep İşman: Birlikte büyümek; acı, hüzün, hayal kırıklığı, mutluluk, şükür gibi pek çok duyguyu hissetmeyi ve kabul etmeyi öğrenmek demek. Bu duygulara alan açabilmek, onları kucaklayabilmek… Çünkü büyümek yalnızca fiziksel bir süreç değil; insanın duygusal olarak da olgunlaşmasını, kendisiyle temasını derinleştirmesini gerektiriyor.

Pınar Savun: Peki duygusal büyüme sizde nasıl bir yere denk geliyor?

Zeynep İşman: Duygusal olarak büyümek benim için “duygu kabını” genişletebilmek demek. Bunu yaptıkça insanın ayakları daha çok yere basıyor; ağırlaşıp kökleniyorsun. Gerçekten kendi kimliğinde var olmaya başlıyorsun. Aslında bir nevi her yeni “beni” kabul edebilmek.

Pınar Savun: Kızınızdan öğrendiğiniz, sizi en çok şaşırtan ve en değerli bulduğunuz şey ne oldu?

Zeynep İşman: Kızımdan çok şey öğrendim; hâlâ da öğreniyorum. Ama beni en çok dönüştüren şey, olayları kişisel algılamamayı öğrenmek oldu. Çocukken de çok hassastım; “Ben mi hata yaptım, benim yüzümden mi oldu?” diye hemen her şeyi üstüme alırdım. Bu da beni kırılganlaştırıyordu.Anne olunca, çocuğumun da her şeyi kişisel algılamamasını istedim. Ona bunu öğretmeye çalışırken, aslında ben de öğrenmeye başladım. Kızım Derin bana “Her şey seninle ilgili değil; durup başka bir açıdan bakalım” demeyi öğretti.

Pınar Savun: Derin’le benzer misiniz?

Zeynep İşman: Benzer yanlarımız var ama aynı zamanda çok farklıyız. Bu farklılık bazen çatışmaya da yol açıyor. Ama onun o “başka ihtimaller de var” yaklaşımı, düşünce sistemimi esnetti.

“Kadını hiçbir şey rahat bırakmıyor”

Pınar Savun: Bugün sizi en çok besleyen farkındalık ne?

Zeynep İşman: Bir olay olduğunda tek bir neden yok; bir sürü faktör ve olasılık var. Bunu görmek, hem hayata hem kendime daha geniş bir yerden bakmamı sağladı.

Pınar Savun: MomTalks’ta sıkça “iyi olma/mükemmel anne olma” baskısından söz ediyorsunuz. Sizce bu baskı en çok nereden geliyor: toplumdan mı, aileden mi, yoksa kadının kendi iç sesinden mi?

Zeynep İşman: Her yerden geliyor. Kadını hiçbir şey rahat bırakmıyor; üstelik “iç ses” dediğimiz şeyin ne kadarı gerçekten bize ait, ne kadarı dışarıdan öğrenilmiş olduğu tartışılır. Bu dünya büyük ölçüde kadına nasıl olması ya da olmaması gerektiğini söyleyen bir düzenin içinde.

Pınar Savun: MomTalks’un çıkış noktası tam olarak neydi?

Zeynep İşman: Annelerin üzerindeki “mükemmel olma”, “hep iyi anne olma”, “hep doğru yapma” baskısını görmek ve bunu kırmaya çalışmak.

Pınar Savun: MomTalks’u  farklı kılan şey sizce nedir?

Zeynep İşman: Bir eğitim organizasyonundan öte, bir topluluk olması. “Yalnız değilsin, hepimiz bunlardan geçiyoruz” duygusu insanlara çok iyi geliyor. Farklı hayatlarımız olsa da özellikle kadın olarak ortak zorlanmalarımız var. Birlikteyken “bunu ben de yaşadım” diyebiliyoruz.

Pınar Savun: MomTalks’un insanlara iyi gelmesinin nedeni nedir?

Zeynep İşman: Sahnedekinin de “Ben de yaşadım, hâlâ yaşıyorum, bazen ne yapacağımı bilemiyorum” demesi, kırılganlığı gösterebilmesi. Bu, rahatlatıyor ve güçlendiriyor.

Pınar Savun: MomTalks’ta hangi konular ele alınıyor?

Zeynep İşman: İçeriklere baktığınızda elbette çocuklara dair konular var; çocukların eğitimi, duygusal gelişimi gibi başlıkları çok konuşuyoruz. Ama MomTalks sadece bununla sınırlı değil. Ebeveynin, annenin, babanın, hatta öğretmenin de kendi gelişimi için içerikler üretiyoruz. Yani sadece çocuğa değil, yetişkine de alan açıyoruz.

Pınar Savun: Bu yaklaşımı nasıl destekliyorsunuz, içerikte başka neler var?

Zeynep İşman: Uzun yıllardır “ilham verenler” gibi bölümlerimiz var. Orada insanların hikâyelerine yer veriyoruz; herkesin bir şey alabileceği, “iyi ebeveynlik”e ve hayata dair ilham veren anlatılar. Çünkü derdimiz yalnızca “iyi ebeveyn olmak” değil; “iyi bir birey olmak” üzerine de düşünmek, sorgulamak. İçeriklere bunu da taşımaya çalışıyoruz.

Pınar Savun: Sizce MomTalks’u farklı yapan şey ne?

Zeynep İşman: Bence güven duygusu. Bir “güven algısı endeksi” yapılsa çok yüksek çıkar. Çünkü insanlar kalabalıklar içinde çok yalnız; MomTalks’un “birlik olma” haline hizmet etmesi, “yalnız değilsin” duygusu, etkileşimi ve bağı büyütüyor.

“Sosyal medya anneleri zorluyor”

Pınar Savun: Sizce bugünün dünyasında anneleri en çok zorlayan şey nedir?

Zeynep İşman: Sosyal medya.

Pınar Savun: Sosyal medyada “mükemmel anne” görüntüsü sizce nasıl bir etki yaratıyor?

Zeynep İşman: Orada herkes mükemmel; herkes çok mutlu, herkes çok iyi anne gibi görünüyor. Bu da bir tür zorbalığa dönüşüyor.

Pınar Savun: Bu baskıyı siz de yaşıyor musunuz?

Zeynep İşman: Evet, yaşıyorum. İşin içinde olmama, bunları konuşmama rağmen ben bile bu baskının içine düşebiliyorum. Geçen gece Instagram’a girdim; bir saat geçmiş, hâlâ oradaydım. Hiç tanımadığım bir kadının hayatına bakıp “Üç çocuğu olmasına rağmen ne kadar düzenli” diye düşünürken, bir anda kendimi “Ben neden hiçbir şeye yetişemiyorum, kaç gündür yemek bile yapamadım” diye sorgularken buldum.

Pınar Savun: Peki bu döngüden çıkmak için ne işe yarıyor?

Zeynep İşman: Yargılanmayacağımız, güvende hissedeceğimiz, bazen sadece dinleneceğimiz alanlara ihtiyaç var. Bir topluluk, bir arkadaş omzu, bir komşu buluşması… Her neyse, o ortamları bulup içinde kalmak gerekiyor. Bu farkındalığı kendimize sık sık hatırlatmak gerekiyor çünkü sistem bunu sürekli besliyor; onun içinde kalarak, oradan kurtulmak zor.

Pınar Savun: Bu kadar görünür ve açık olmak sizin için güçlendirici mi, yoksa zaman zaman yorucu mu?

Zeynep İşman: İkisi de. Bunu ben de sık sık sorguluyorum; sosyal medyada var olmayı çok seven biri değilim. Paylaşım yaptıktan sonra bile “Ne gereği vardı?” diye içimden geçirdiğim oluyor. Ancakpaylaşmak bazen beni de iyileştiriyor. Özellikle babamı kaybettiğim süreçte duygularımı paylaştım ve kendime “Neden paylaşıyorum?” diye sordum ve görülmeye ve onaylanmaya ihtiyaç duyduğumu fark ettim: “Seni anlıyorum”, “Ben de yaşadım” gibi bir karşılık almak iyi geliyor.“Bu acıyı sadece ben çekmiyorum” hissi geliyor. Bu bencillik değil; topluluk olma, aynı duyguda buluşma hali.

“Yaptığım iş önce beni şifalandırıyor”

Pınar Savun: Gelen tepkiler sizi nasıl etkiliyor?

Zeynep İşman: Bir kişi bile özelden içini döktüğünde, “demek ki doğru bir şey yapıyorum” diyorum çünkü Birlikte Büyüyoruz’da çok gerçek ve samimi bir kitle var; olumsuz, baltalayıcı mesajlar çok az. Bu da beni güçlendiriyor ve “iyi ki paylaştım” dedirtiyor çünkü yaptığım iş önce beni şifalandırıyor. Sonra da iki kişi, üç kişi ya da bin kişi… birilerine değdiğini ve iyi geldiğini hissetmek beni motive ediyor; kendimi önemli ve anlamlı hissediyorum.

Pınar Savun: Bu size nasıl bir duygu veriyor?

Zeynep İşman: “Bu dünyada anlamlı bir şey yapıyorum” duygusu. Hepimiz bir anlam arayışı içindeyiz; burada değerli bir iş yaptığımı hissetmek beni mutlu ediyor.

Pınar Savun: Bu yola çıkarken temel amacınız neydi?

Zeynep İşman: Ebeveynlere dokunmak, onların iyi olma hâllerine destek olmak. Çünkü ebeveyn iyi olursa çocuk da daha iyi olur.

Pınar Savun: Yetersizlik duygusuyla baş etmeye çalışan annelere tek cümle söyleyecek olsanız bu ne olurdu?

Zeynep İşman: “Seni çok iyi anlıyorum; yaşadıkların çok normal. Mükemmel ebeveyn yok, ‘yeterince iyi’ ebeveyn var. Mükemmel olmaya çalışmak çağımızın yükü ve bu mümkün değil. Kendine iyi bak, kendine ve çocuğuna verebileceğin en büyük hediye bu.”

0
mutlu
Mutlu
1
alk_
Alkış
0
_zg_n
Üzgün
0
_a_rm_
Şaşırmış
Zeynep İşman: Mükemmel ebeveyn yoktur
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.