19 Ekim günü gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından Lefkoşa ve Ankara’dan birbiri ardına önem arz eden çeşitli açıklamalar yapıldı. Tarihe not düşmek adına gelin bu açıklamaların önemli kısımlarını bir yere yazalım…
Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanarak KKTC’nin 6. Cumhurbaşkanı olan Tufan Erhürman, seçim sürecine ve sonuçlarına dair, AA’ya değerlendirmede bulunarak;
-Hiçbir Cumhurbaşkanımız Türkiye Cumhuriyeti ile istişare etmeden ne müzakere yürüttü ne görüşme yürüttü, ne dış politika çizgisi belirledi. Bu bizim devlet geleneğimizdir. Aynen bu devlet geleneğimiz devam edecek.
-Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkiler bizim için son derece önemlidir, yaşamsaldır. Bunu her yerde her zaman söyledim ve dediğim gibi Türkiye Cumhuriyeti ile istişare etmeksizin Kıbrıs’ta bir dış politikanın belirlenmesi veya Kıbrıs sorununa ilişkin bir politikanın belirlenmesi bugüne kadar hiç söz konusu olmadı. Benim dönemimde de asla söz konusu olmayacak.
-Hangi partiye mensup olursa olsun, tüm yurttaşlarımı kucaklayacağım. Artık ben Cumhurbaşkanı değil, Cumhurbaşkanlığı’nı temsil eden, tüm halkla birlikte yönetecek biriyim,
-Cumhurbaşkanı eşitliğin bekçisi olacak, özgürlüğün de bekçisi olacak. Hiçbir yurttaş arasında ayrım yapılmayacak,
-Dış politika elbette Türkiye’yle yakın istişareyle yürütülecek, bundan kimsenin kuşkusu olmasın,
-Üstlendiğim sorumlulukları, özellikle dış politikaya ilişkin sorumlulukları elbette Türkiye Cumhuriyeti ile yakın istişare içerisinde yürüteceğiz. Bundan da kimsenin endişesi olmasın,
-Türkiye’yle istişare etmeksizin Kıbrıs’ta bir dış politikanın belirlenmesi bugüne kadar söz konusu olmadı, benim dönemimde de asla söz konusu olmayacak, mesajlarını verdi.
** *
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, görevi teslim aldığı gün yaptığı konuşmasında ise;
– Kıbrıs Türk Halkının bu ülkedeki hak ve çıkarlarını korumanın ve gelecek nesillere aktarmanın birinci vazifesi olduğunu,
– Kıbrıs Türk Halkının bu adadaki egemenlik haklarına sahip çıkmanın, hem bu halkın bu adadaki statüsünün gereği, hem de varoluş mücadelesini veren büyüklere ve bu ülkenin devredileceği çocuklara karşı bir yükümlülük olduğunu,
– Bu adadaki bir Kıbrıslı Rum çocuğun hangi haklara sahipse, bir Kıbrıslı Türk çocuğun da aynı haklara sahip olduğunu,
-Kıbrıs Rum Halkı bu adada ne kadar egemense, Kıbrıs Türk Halkının da o kadar egemen olduğunu,
– Ada üzerinde ve etrafında ne varsa Kıbrıs Türk Halkının bunların bir ortağı olduğunu,
– Bu bölgede çözüm, kalıcı barış ve istikrar, bu adada Kıbrıslı Türkler ve bölgede garantör ülke Türkiye görmezden gelinerek, hak ve yetkileri ihlal edilerek sağlanamayacağını,
– Güvenlik, enerji, hidrokarbon, deniz yetki alanları, ticaret, AB yurttaşlığı gibi alanlarda Kıbrıs Türk Halkının iradesi olmaksızın karar alınmasının mümkün olmadığını,
– Bu ülkede varoluş mücadelesini çok ağır şartlarda, ağır bedeller ödeyerek veren büyüklerimize ve üzerlerine titrediğimiz çocuklarımıza karşı en önemli borcumuzun; bu ülkeyi, bu halkı dünyada hak ettiği yere taşımak, dünyayla buluşturmak, çocuklarımıza müreffeh ve gelişmiş ülkelerin çocuklarına sağladığı olanakları sağlamak olduğunu, bunun için de Kıbrıs Türk Halkının bu ülkedeki hak ve çıkarlarını korumak ve gelecek nesillere aktarmanın birinci vazife olduğunu,
– Kıbrıs Türk Halkının bu adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olduğunun ve bu adanın üzerinde, etrafında her ne varsa ortak olduğunun tüm dünya tarafından bilinmesi gerektiğini,
– Kıbrıs Türk Halkının çözüm iradesini, bu adanın tamamının garantörü olan Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte defalarca bütün dünyanın gözü önünde ortaya koyduğunu,
– Müzakere masasının kurulmasını sağlayacak koşullar oluşmadığı takdirde, Kıbrıs Türk Halkının çözüm iradesinin bu kez de görüşme masasında olacağını, yeni geçiş noktalarından var olan geçiş noktalarının rahatlatılmasına, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde ihracatta karşımıza çıkan sorunlardan mülkiyet konusunda gündeme getirilen davalara, hala yürürlüğe girmemiş olan Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nden turizm konusunda karşımıza çıkarılan engellere, karma evliliklerden doğan çocuklarımızın AB vatandaşlığı hakkından, adadaki dolaşım özgürlüğüne kadar pek çok konunun ele alınması, yeni ve yaratıcı güven artırıcı önlemlerin gündeme getirilmesi ve yurttaşlarımızın ihlal edilen haklarının korunmasının son derece önemli olduğunu,
– Bu konuların yalnızca Kıbrıs Rum Liderliği ile değil, AB, BM, Türk Devletleri Teşkilatı, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi uluslararası kuruluşlarla da ele alınacağını, bu amaçla Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmişte olduğu gibi açılmasına yardımcı olacağı tüm diplomatik kanallardan yararlanılacağını, özetle ifade etmiştir.
Gökhan Güler
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.