Ünlü Modacı Abdullah Öztoprak: Asimile olmadım, kimliğimle varım



featured


Moda tasarımcılığı ile ünü adayı aşan Kıbrıslı Türk Sanatçı Abdullah Öztoprak, yaşam serüvenini KIBRIS’a anlattı:

 

Sanat katalizör oldu… Narenciye ile uğraşan bir ailenin evladı olarak Abdullah Öztoprak, ODTÜ’de Kimya okuyor. Kimya eğitimi alma amacının meyve suyu, esans ve kabuğunu değerlendirerek, endüstriye yönelmek olduğunu anlatan Öztoprak, ülkede sanayi kapatılınca bu hayalden uzaklaşmış. Ardından aile olarak bir otel alıp turizm sektörüne yönelen Öztoprak, ekonomik dalgalanmalar nedeniyle ilerleyemediğini anlattı. İşte tam bu noktada sanat O’nun hayatında bir “katalizör” rolü gördü.

 

Ödüller ve adaya dönüş… İlk olarak hazırladığı koleksiyonlarla ismini yayınlatmadan yarışmalara katıldığını anlatan Öztoprak, arkadaşlarının teşvikiyle profesyonel olarak moda sektörüne adım attığını belirtti. Sektörde ticari kaygılardan uzak, sosyal ve felsefi temalı defileler hazırladığını kaydeden Abdullah Öztoprak, aldığı uluslararası davetlerde ‘En iyi uluslararası kostüm’ kategorisinde altı defa dünya birinciliği kazandığını açıkladı. Öztoprak, Ankara’da yaşamak yerine ülkesine dönüp çalışmalarını adadan yürütme kararı aldığını anlattı.

 

“Kıbrıslı Türk tasarımcı diye anıldım”… Uluslararası alanda tanınmayan bir ülkenin vatandaşı olarak dünyada başarı elde etmenin zorluklarını da anlatan Öztoprak, buna rağmen kimliğinden hiç ödün vermediğini vurgularken, konuşmasında,“Beni hep ‘Kıbrıslı Türk tasarımcı’ olarak andılar. Türkiye medyası da ödüllerimi bu kimlikle verdi. Asimile edilmedim.” ifadelerini kullandı.

 

Çalışmalarında hep Kıbrıs var… Pandemi dönemini eğitim sürecine çevirerek, güzel sanatlar alanında ikinci yüksek lisansını tamamladığını, plastik sanatlar üzerine çalışarak metal heykeller üretmeye başladığını anlatan Öztoprak, aynı zamanda sahne sanatları alanında doktoraya başladığını ve bu anlamda yeterlilik sürecini tamamladığını ifade etti. Öztoprak, yaptığı çalışmaların hepsinde Kıbrıs çerçevesinde toplumsal varlık nedenleri ve mücadelesinin bulunduğunu dile getirdi.

 

Candan MERT

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) topraklarında doğan ve yine bu topraklarda büyüyüp yetişen bir değer olan Kıbrıslı Türk Moda Tasarımcısı ve Sanatçı Abdullah Öztoprak, KIBRIS’a yaptığı açıklamalarında yaşam öyküsünden sanata uzanan yolculuğunu, ülkesine bakışını, üretim anlayışını ve gelecek vizyonunu tüm açıklığıyla anlattı.

Bilimden modaya, podyumdan sahne sanatlarına uzanan bu çok katmanlı yolculuk, aynı zamanda bir toplumun kimlik arayışının da hikayesi oldu.

 

Bilimden sanata uzanan bir yol…

 

Abdullah Öztoprak, Gaziveren doğumlu olduğunu ve orada büyüdüğünü dile getirirken, annesinin Akıncılar doğumlu olduğunu ifade etti. İlkokul eğitimini yine Gaziveren’de tamamladığını kaydeden Öztoprak, lise eğitimini Türk Maarif Koleji’nde, üniversite eğitimini ise Ankara’da Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Kimya Bölümü’nde tamamladığını aktardı. Kimya eğitimi almasının arkasında narenciye kökenli bir aileden gelmesinin yattığını ifade eden Öztoprak, “Amacım, kendi ürünümüzü meyve suyu, esans ve kabuğunu değerlendirme yönünden endüstriye yönelmekti. Ancak ülkede sanayi kapatılınca bu hayalini kurduğum sektörden uzaklaşmak durumunda kaldım” dedi.

Bu süreçte akademiye yöneldiğini anlatan Öztoprak, üç yıl ODTÜ’de araştırma görevlisi olarak çalıştığını ve yüksek lisans tezinde Kıbrıs’ta kullanılan organik fosforlu tarım ilaçlarının insan sağlığı üzerindeki etkilerini incelediğini belirtti. Öztoprak, yazdığı tez için, “Çok başarılı ve toplum sağlığı açısından dramatik sonuçları olan bir tezdi” ifadelerini kullanırken, bu süreç içinde yüksek lisans programında geçirdiği süre boyunca o yıllarda akademinin hedeflerine uygun olmadığını düşünüp, ODTÜ‘deki görevinden istifa etti.

 

“Sanat benim katalizörüm oldu”

 

Bilimin ardından içinde hep saklı duran hayalinin sanata girmek olduğunu dile getiren Öztoprak, sanatı hayatında bir “katalizör” olarak gördüğünü ifade etti. Bu süreçte ailesiyle birlikte turizme yöneldiklerini, bir tatil köyü alarak Türkiye’de pazarlama ofisleri kurduğunu ve yönettiğini aktaran Öztoprak, ekonomik dalgalanmalar nedeniyle bu alanda da istikrar yakalayamadıklarını söyledi.

Tam bu dönemde hazırladığı koleksiyonlarla ismini yayınlatmadan yarışmalara katıldığını anlatan Öztoprak, arkadaşlarının teşvikiyle profesyonel olarak moda sektörüne adım attığını belirtti.

 

Podyumu toplumsal bir sahneye dönüştürdü…

 

Sektöre girer girmez ticari kaygılardan uzak, sosyal ve felsefi temalı defileler hazırladığını vurgulayan Öztoprak, şunları söyledi:

“Podyumu sadece estetik değil, mesaj taşıyan bir alan olarak gördüm. Şiirlerle, sahne kurgularıyla, sosyolojik temalarla çalıştım. Bir nevi toplum mühendisliği gibi yorumlandı.”

2004 yılından itibaren Ankara merkezli olarak çalıştığını, Türkiye’de birçok moda haftasının açılış defilesini yaptığını ifade eden Öztoprak, İstanbul’da yaşamayı bilinçli olarak tercih etmediğini belirtirken, “İstanbul içinde bazı sistemler ile uyumlanamayacağımı biliyordum. Bugün baktığımda doğru karar verdiğimi görüyorum” dedi.

Altı dünya birinciliği…

 

Ankara’da “Anadolu ruhunu” taşıyan bir moda dili geliştirdiğini belirten Öztoprak, bu süreçte uluslararası davetler aldığını ve ‘En iyi uluslararası kostüm’ kategorisinde altı adet dünya birinciliği kazandığını açıkladı.

 

Kıbrıs’a dönüş: İlhamın kaynağı

 

Babasının vefatının ardından ailesine daha fazla zaman ayırmak zorunda kaldığını ifade eden Öztoprak, bu süreçte Kıbrıs’ta yaşamanın kendisini daha mutlu edeceğini fark ettiğini söyledi. Abdullah Öztoprak, “Denizi, güveni ve ilhamı burada buldum. Ekonomik olarak Ankara’da gelebileceğim noktaya burada ulaşamam ama sanatsal olarak burada daha çok besleniyorum” ifadelerini kullandı.

“Her zaman ‘Kıbrıslı Türk’ diye anıldım”

 

Uluslararası alanda tanınmayan bir ülkenin vatandaşı olarak dünyada başarı elde etmenin zorluklarını da anlatan Öztoprak, buna rağmen kimliğinden hiç ödün vermediğini vurgularken, konuşmasında,“Beni hep ‘Kıbrıslı Türk tasarımcı’ olarak andılar. Türkiye medyası da ödüllerimi bu kimlikle verdi. Asimile edilmedim” ifadelerini kullandı.

 

“Üretim yoksa gelecek de yoktur”

 

Moda Tasarımcısı ve Sanatçı Abdullah Öztoprak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin geleceği, kimliği, üretim anlayışı ve gençlere bakışı üzerine yaptığı değerlendirmelerinde, ambargolar altında yaşayan bir toplumun ancak kendi üretim gücüyle ayakta kalabileceğini vurguladı.

Ülkedeki ekonomik yapıya da değinen Öztoprak, sokakta görülen lüks arabaların ve evlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Üretimden gelmeyen her kaynağın şüpheli olduğunu ve kolay kesileceğini ifade eden Öztoprak, böyle bir zemin üzerine gelecek inşa edilemeyeceğini vurguladı.

Toplumun seçtiği yöneticilerin halka karşı sorumluluk taşıdığını belirten Öztoprak, verilen sözlerin tutulmamasının sadece bir siyasi başarısızlık değil, topluma karşı büyük bir vebal olduğunu söyledi.

 

“Bütün işlerimde bu halkın çığlığı vardır”

 

Sanatını ve tasarım dilini yalnızca estetik bir üretim olarak görmediğini vurgulayan Öztoprak, bugüne kadar ortaya koyduğu tüm işlerde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tarihinin, sosyolojik yapısının, kimliğinin ve yaşadığı baskıların izlerinin bulunduğunu söyledi.

Eğer Avrupa merkezli bir sistem içinde üretmiş olsaydı, birçok kapının daha kolay açılacağını belirten Öztoprak, buna rağmen kendi kimliğinden vazgeçmediğini, aldığı ödüllerin bu duruşun bir sonucu olduğunu ifade etti. İtalya’da aldığı “sürdürülebilirlik mükemmeliyet” ödülü ve diğer uluslararası ödüllerin bir vitrin değil, bir mücadele hikâyesi olduğunu dile getirdi.

 

Gençlere çağrı: Devlet kapısında beklemeyin

 

Yeni nesle seslenen Öztoprak, gençlerin kimliklerini terk etmeden, kendi imkanlarıyla ama haklarını da talep ederek üretmeleri gerektiğini söyledi. Devlet kapısında bekleyerek değil, kolektif üretim ağları kurarak dünyaya açılmanın mümkün olduğunu belirten Öztoprak, internet ve dijital platformların bu anlamda büyük bir fırsat sunduğunu ifade etti.

Kıbrıs’ta moda okumak isteyen gençlerin önündeki en büyük engelin sektörün sürdürülebilir bir yapıya sahip olmaması olduğunu söyleyen Öztoprak, bugüne kadar stajına gelen öğrencilerden yalnızca çok azının sektörde kalabildiğini aktardı.

Moda tasarımının yalnızca iyi çizmekten ibaret olmadığını vurgulayan Öztoprak, bir tasarımcının anatomiyi, sosyolojiyi, stil yaratmayı ve özgünlüğü bilmesi gerektiğini ifade etti.

 

“Toplumu tanımadan tasarım olmaz”

 

Bir tasarımcının kendi toplumunu çok iyi tanıması gerektiğini belirten Öztoprak, Kıbrıs toplumunun tüketim alışkanlıklarını, ekonomik sınırlarını ve kendi üreticisine karşı duruşunu analiz etmeden bu alanda ilerlemenin mümkün olmadığını söyledi.

Kendi üreticisini pahalı bulup başka yerlerden tüketmenin bu topluma zarar verdiğini vurgulayan Öztoprak, gençlerin bu çelişkiyi görmesi gerektiğini ifade etti.

Uluslararası bir toplantıda yaşadığı bir anıyı paylaşan Öztoprak, adanın devlet otoritesindeki bazı yetkililerin masadaki farklı “biz” tanımlarına dikkat çektiği anısını anlatırken, “Kimin adına, hangi kimlik için üretildiği netleşmeden bu yol sağlıklı ilerlenemez. Kıbrıs Türk kimliğiyle dünyaya açılmak, hem bir duruş hem de bir sorumluluktur” dedi.

Sürdürülebilirlikte büyük yanılgı…

 

Geri dönüşüm adı altında pet şişelerden üretilen tekstil ürünlerine sert eleştiriler yönelten Öztoprak, bunun insan sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturduğunu söyledi. Akdeniz sıcağında bu tür sentetik kumaşların adeta birer sera etkisi yarattığını belirten Öztoprak, gerçek sürdürülebilirliğin organik ve doğal hammaddelerden geçtiğini vurguladı.

Bu ürünlerin yalnızca zenginlere değil, herkesin ulaşabileceği bir sistem içinde üretilmesi gerektiğini ifade eden Öztoprak, “Gerçek sürdürülebilirlik, naylonu giydirmek değil, organiği yeniden üretmektir” ifadelerini kullandı. Öztoprak, sözde çevreci uygulamaların insan sağlığına ve toplumsal kimliğe zarar verdiğini vurguladı.

Organik hammaddenin yeniden ipliğe dönüştürülmesi, tekrar tekrar üretim döngüsüne sokulması halinde bunun alkışlanacak bir yöntem olacağını ifade eden Öztoprak, plastik, naylon ve sağlığa zararlı materyallerin “moda” adı altında insanlara giydirilmesini ise büyük bir yanılgı olarak tanımladı.

Bu yaklaşımın yalnızca çevreyi değil, doğrudan insan sağlığını tehdit ettiğini söyleyen Öztoprak, hastalıkların ve rahatsızlıkların bu yanlış üretim anlayışının sonucu olduğunu dile getirirken, bunun aynı zamanda toplumsal kimliğe karşı daha büyük bir vahşet anlamına geldiğini ifade etti.

 

“Geldiğim nokta sürpriz değil, ama yol bitmedi”

 

Mesleki yolculuğunun başına dönüldüğünde, bugün ulaştığı noktayı öngörebildiğini belirten Öztoprak, hiçbir zaman tesadüfen ilerlemediğini söyledi. Uluslararası ödüller, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adına yürütülen çalışmaların bilinçli bir duruşun sonucu olduğunu vurgulayan Öztoprak, buna rağmen hala ulaşmak istediği hedeflerin olduğunu ifade etti.

Moda ve sanata sektörel anlamda geç girdiğini hatırlatan Öztoprak, yaş olarak genç tasarımcılardan büyük görünse de mesleki olgunluğun bir avantaj olduğunu belirterek, bu sürecin gençler için bir motivasyon kaynağı olabileceğini söyledi.

Özel sektöre eleştiri: “Sanatı dil olarak kullanmıyorlar”

 

Tanınırlığı ve üretim kapasitesi yüksek bir marka olmasına rağmen, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde özel sektörün sanata yeterince sahip çıkmadığını belirten Öztoprak, bu konuda ciddi kırgınlıkları olduğunu dile getirdi.

Her şeyin devletten beklenmemesi gerektiğini vurgulayan Öztoprak, büyük işletmelerin ve odaların kendi alanlarını güçlendirmek için sanatı bir iletişim dili olarak kullanması gerektiğini söyledi.

Devletin kültür ve sanat alanında sorumlulukları olduğunu belirten Öztoprak, desteklerin piyasaya her çıkan kişiye dağıtılması yerine seçici, ölçülmüş ve geri dönüşü hesaplanmış şekilde verilmesi gerektiğini ifade etti.

Mevcut Turizm ve Kültür Bakanı’nın imkânlar dahilinde kendilerine destek verdiğini söyleyen Öztoprak, bunun yanında kendi kaynaklarını da sürece dahil ederek yoluna devam ettiklerini aktardı.

Öztoprak, kendisine göre asıl anlamın, bireysel başarıdan ziyade kolektif bir mücadelenin parçası olabilmekte yattığını kaydederken, sanatın bir provokasyon değil, bir ikna ve anlatma yöntemi olduğunu vurguladı.

 

Pandemi dönemi ve sanata yöneliş

 

Pandemi döneminde Kıbrıs’ta kaldığını ve bu süreci üretime dönüştürdüğünü anlatan Öztoprak, aynı anda iki üniversitede eğitim aldığını belirtti. Güzel sanatlar alanında ikinci yüksek lisansını tamamladığını, plastik sanatlar üzerine çalışarak metal heykeller üretmeye başladığını aktarırken, aynı zamanda sahne sanatları alanında doktoraya başladığını ve bu anlamda yeterlilik sürecini tamamladığını ifade etti. Öztoprak, yaptığı çalışmaların hepsinde Kuzey Kıbrıs çerçevesinde toplumsal varlık nedenleri ve mücadelesinin bulunduğunu dile getirdi.

Tek kişilik oyun ve uluslararası sahneler…

 

Bu akademik ve sanatsal sürecin sahneye taşındığını belirten Öztoprak, toplumsal varoluş ve mücadeleyi merkeze alan tek kişilik oyununun prömiyerini Kıbrıs’ta yaptığını söyledi. Ardından Avustralya’da Sidney ve Melbourne’da sahne aldığını belirten Abdullah Öztoprak, daha sonra Ankara’da 28. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’nin açılışının kendi oyunuyla yapıldığını aktardı. Öztoprak, mevcut durumda oyunun turnelerinin devam edeceğini ifade etti.

 

Müzik, şiir ve sahne bütünlüğü…

 

Sahne işleri için enstrümantal müzikler hazırladığını, bu müziklerin zamanla sözlü çalışmalara dönüştüğünü belirten Öztoprak, şarkıcılık iddiası olmadığını özellikle vurguladı.

Ortaya çıkan tüm çalışmaların etnografik, toplumsal ve sanatsal bir bütünlük taşıdığını ifade eden Öztoprak, yakın dönemde yayımlanacak müzik projeleri ve kliplerle bu anlatının müzik yoluyla sürdürüleceğini söyledi.

Yeni projeler: Defile, hazır giyim ve gelinlik…

 

Yakın dönemde sanatsal bir defile hazırlığında olduğunu açıklayan Öztoprak, bu çalışmada “Kadın ne giymeli?” sorusunu kendi üslubuyla ele alacağını belirtti.

Öztoprak, tüm bunların yanında markası tescillenen limitli hazır giyim koleksiyonu, online kişiye özel tasarımlar ve düğün sezonuna yönelik sınırlı sayıda gelinlik çalışmaları üzerinde de çalıştığını ifade etti.

 

“Bütünleşmek tercih değil, zorunluluk”

 

Toplumsal birlik mesajı veren Öztoprak, Kıbrıs Türk kimliğinin yeni bir sentez içinde şekillendiğini söyledi. Gastronomi, müzik, giyim ve folklorun bu yeni kimlik çerçevesinde birlikte düşünülmesi gerektiğini vurgulayan Öztoprak, iç çekişmelerin ve ayrışmaların, dış güçlerin “parçala-yönet” anlayışına hizmet edeceğini belirterek, bütünleşmenin artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu ifade etti.

Toplum olarak asimilasyonun eşiğinde olunduğunu dile getiren Öztoprak, bu sürecin ancak ortak bir kültürel bilinçle aşılabileceğini sözlerine ekledi.

0
mutlu
Mutlu
3
alk_
Alkış
0
_zg_n
Üzgün
0
_a_rm_
Şaşırmış
Ünlü Modacı Abdullah Öztoprak: Asimile olmadım, kimliğimle varım
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.