Tezcan: Tiyatro, hayal gücünün zenginliğini ortaya çıkarıyor



featured


Her çocuğun doğuştan farklı bir yeteneği olduğunu ve bunu göstermesi için fırsat yaratılması gerektiğini düşünen tiyatro sanatçısı Hatice Tezcan:

“Çocukların hayatlarına dokunmakla ilgili benim hep bir gailem olmuştur. İçimde bütün dünyanın çocukları ile ilgili sorumluluk hissediyorum. Çocuk yetiştirmek ve onların nasıl ve hangi şartlarda bu hayatla mücadele ettiği çok önemlidir. Benim bütün derdim oyunların hem büyüsü hem de gerçekliği ile çocukların ruhlarına dokunmak ve iyi insanlar olarak yetişmelerini sağlamaktır. İzlediği bir oyundan, tek bir çocuk tek bir olumlu şey dahi alarak çıksa onun ileriki yıllardaki hayatında bunun mutlaka bir yansıması olacaktır.

Oyun kavramının çocukların dünyası için çok büyük yararı vardır. Oyunu çok önemsemek gerekir. Oyun dahil eder, serbest bırakır, cezbeder. Oyun gönüllü bir eylemdir, oyun özgürlüktür. Oyun ‘başka türlü olmak’ bilincinin eşlik ettiği bir eylemdir. Tüm canlılar hayata oynayarak başlar. Ama yaşadığımız dünyada oyun oynamayı çok çabuk unutuyoruz, vazgeçiyoruz. Oyunun gücünü hatırlamak lazım.”

Pınar SAVUN

Hatice Tezcan, ülkemizin yetiştirdiği önemli tiyatro sanatçılarından biri. Lefkoşa Türk Belediye Tiyatrosu’nda 22 yıldır oyuncu ve çocuk oyunları yönetmeni olarak tiyatro yapan Hatice Tezcan, BKM Mutfak’ta da iki yıldır eğitim koordinatörü olarak görev yapıyor. Tezcan ile Lefkoşa BKM Mutfak’ta sahne çalışmaları yapılırken kuliste buluştuk. Bol kahkahalı ve samimi bir sohbet gerçekleştirdik. Pozitif enerjisi ile dikkat çeken Hatice Tezcan çocuklara karşı çok duyarlı. Çocukların küçük yaşlardan tiyatro ile tanışması ve tiyatroyu sevmesi için büyük emekler veren Hatice Tezcan, tiyatro sevgisinin çocuk yaşlardan aşılanması gerektiğini düşünüyor. Tiyatronun çocuklara sevgi, paylaşım, sorumluluk ve özgüven kattığını düşünen Tezcan, tiyatrodan yolu geçerek büyüyen çocukların gelecek hayatlarında fark yarattıklarını söyledi. Gelin bu keyifli sohbeti birlikte okuyalım.

   Pınar Savun: Sizi tanıyabilir miyiz?

   Hatice Tezcan: Bana çok zor cevapladığım bir soru sordunuz. Oyuncu, tiyatro sanatçısı, çocuksu, hayatın farklı alanlarında var olmaktan, üretmekten haz duyan, giderek kötüleşen dünyada güzel bir şeyler yapmaya çabalayan, bir iz bırakmak isteyen, iyi kalpli bir insan diye yanıt vereceğim. Umarım kendimi gördüğüm gibi bir insanımdır.

   Pınar Savun: Tiyatro yolculuğunuz nasıl başladı?

   Hatice Tezcan: Tiyatro yolculuğum tiyatronun bir okulu bile olduğunu bilmediğim dönemlerde çok küçükken başladı. Çok utangaç bir çocuktum. Ama başka insanların hayatlarına büründüğüm zaman, oyunlar oynadığım anlarda daha rahat olduğumu keşfederek tiyatro yolculuğuna başladım. Evde her gece değişik rollere bürünerek anneme oyunlar oynardım. O zaman kendime dedim ki “Sen bir oyuncu olmalısın.” 14 yaşında Lefkoşa Belediye Tiyatrosu kapısından içeri girdim ve bütün hayatım şekillendi. 17 yaşında Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi, Oyunculuk Bölümü’nü burslu kazandım. Böylece hayallerime doğru olan yolculuğum devam etti.

   Pınar Savun: Hangi rolleri oynarken kendinizi rahat hissedersiniz?

   Hatice Tezcan: Kendim olmak dışında her şeyde kendimi rahat hissederdim galiba. Bir başkasının ayakkabılarını giymek, dünyaya başkasının gözünden bakmak, onun sözleriyle konuşmak, rolle empati kurmak, neler yapardı, nasıl yapardı endişelerine kapılmak aslında bayağı zorlayıcı ama aynı zamanda da oyuncuyu diri tutan şeyler. Gerçek rahatlık belki de seyirciyle buluşunca gerçekleşiyor. Çünkü serüven artık tamamlanmış oluyor.

   Pınar Savun: Eleştiriye açık mısınız?

   Hatice Tezcan: Maalesef hiç değilim. Olumsuz eleştiri aldığımda moralim çok bozulur. Bu aslında bakıldığında yaptığım işle çok tezat teşkil eden bir şey. Artık sahneye koyulan bir oyun seyircinindir. Yaptığımız oyunlarda iyi ya da kötü eleştiri gelmesi doğal ama ben yapabileceğim ve yapmadığım bir şey var mıydı diye kendimle hesaplaşırım bu noktalarda. Ve belki de bir parça mükemmeliyetçi olduğum için bazı projelerimi kendime saklamayı tercih ederim. Aslında her şeyin çok çabuk tüketildiği günümüzde bu denli mükemmeliyetçi olmamak ve eleştiriden de bu kadar çekinmemek gerek. İnsan kendisine hata yapma şansını da tanımalıdır. Bu da kendime nasihatim olsun.

   Pınar Savun: Ailede sizi en çok kim eleştirir?

   Hatice Tezcan: Annem.

   Pınar Savun: Bu durumda anneniz sizi sanatçı yaptı dersek yanlış olmaz değil mi? Kendiniz olduğunuz için eleştirildiğinizden, başka kimliklere bürünme ihtiyacı hissetmeniz sizi tiyatrocu yaptı mı diyelim?

   Hatice Tezcan: (Gülüşmeler) Olabilir. Annem aslında benim oyuncu olmama karşıydı ama ben çok dirençli ve kararlı durdum. Hiç başka hayalim olmadı. 22 yıldır profesyonel bir oyuncuyum. Bugün hâlâ annem oyuna geldiğinde ‘Acaba ne diyecek?’ diye gerginlik hissediyorum.

   Pınar Savun: BKM Mutfak ile yollarınız nasıl kesişti?

   Hatice Tezcan: 22 yıldır Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun profesyonel sanatçısıyım. 22 yıldır sahnedeyim, 18 yıldır çocuk oyunları yazıp yönetiyorum. Bu nedenle benim burada olmam orada yaptığım işlerle bağlantılıdır. İçimde bütün dünyanın çocukları ile ilgili sorumluluk hissediyorum. Çocuk yetiştirmek, onların nasıl ve hangi şartlarda bu hayatla mücadele ettiği çok önemlidir. Benim bütün derdim oyunların hem büyüsü hem de gerçekliği ile çocukların ruhlarına dokunmak ve iyi insanlar olarak yetişmelerini sağlamaktır. İzlediği bir oyundan tek bir çocuk, tek bir olumlu kazanım dahi alarak çıksa, onun hayatında bunun mutlaka bir yansıması olacaktır.

   Pınar Savun: Tiyatronun çocuklara ne gibi yararları vardır?

   Hatice Tezcan: Oyun kavramının çocukların dünyası için çok büyük yararı vardır. Oyunu çok önemsemek gerekir. Oyun dahil eder, serbest bırakır, cezbeder. Oyun gönüllü bir eylemdir, oyun özgürlüktür. Oyun ‘başka türlü olmak’ bilincinin eşlik ettiği bir eylemdir. Tüm canlılar hayata oynayarak başlar. Ama yaşadığımız dünyada oyun oynamayı çok çabuk unutuyoruz, vazgeçiyoruz. Oyunun gücünü hatırlamak lazım. Yaşadığımız hayat bizi bencilleştiriyor, kendimize yönelmemizeneden oluyor. İşte burada oyun aracılığıyla tiyatro devreye girdiği zaman birlikte üretmenin tadı, kolektif bir bilinç ve disiplin devreye giriyor. Biz diye konuşmaya başlıyoruz. Birimizin eksikliği hepimizi etkiliyor.

   Pınar Savun: Ülkemizdeki tiyatroyu değerlendirirseniz, tiyatroyu nerede görüyorsunuz, olması gerektiği yer mi?

   Hatice Tezcan: Tiyatro olması gereken yerde ancak var olmayı sürdürerek olabilir. Tiyatro üretim halindeyse var olur. Kapsayıcı bir anlayışla tiyatro sanatının büyüsüne sahip çıkılmalıdır. Tiyatro seyircisiyle birlikte nefes alan canlı bir organizmadır ve hayatın tüm renklerini seyircisi ile doğrudan iletişime geçerek yansıtır. Tiyatro eleştirir ve başka alternatifler üzerinde düşünmeye çağırır. Tiyatro sanatçıları olarak bu gücü elimizde tuttuğumuzu ve seyircimizle var olduğumuzu bilerek hareket etmeliyiz.

   Pınar Savun: BKM’de hangi yaş gruplarına tiyatro dersleri veriyorsunuz?

   Hatice Tezcan: 6-16 yaş aralığındaki çocuk ve gençlere ve 17 yaş üstü yetişkinlere eğitimler veriyoruz.  Bunlar 28 haftalık müfredat dahilinde gerçekleştirdiğimiz tiyatro ve yaratıcı drama eğitimleridir.

   Pınar Savun: Bir eğitim müfredatı var mı?

   Hatice Tezcan: BKM İstanbul merkezden şubelere dağılan ve 28 hafta boyunca uygulanan bir müfredatımız var. Biz bu müfredatı ve atölye çalışmalarını burada kendi öğrencilerimizin ihtiyaçlarına yönelik uyguluyoruz. Her coğrafyanın ihtiyacı farklıdır. Eğitmenlerimiz öğrencilerimizi tanıma ve geliştirme konularında titizlikle çaba harcamaktadır.

   Pınar Savun: Dersleriniz haftada kaç saattir?

   Hatice Tezcan: Haftada iki ve üç saatlik atölye çalışmaları yapıyoruz. 28 hafta sonunda eğitimlere katılan tüm öğrencilerimiz sahneye çıkıp seyirci karşısında oyun oynarlar. Ben çocukların yeteneklerini göstermeleri için alan açmayı ve tiyatro salonuna adım attıkları andan seyirci ile buluşacakları ana kadar katettikleri mesafeyi çok önemserim. Sonuçta her çocuğun farklı yeteneği vardır ve her çocuk biriciktir. Dolayısıyla gelişim süreçleri de farklılık göstermektedir.

   Pınar Savun: Sınıf sayılarınız kaç kişilik?

   Hatice Tezcan: Sınıflarımız en çok 16 kişiliktir. Bu sayı atölye çalışmaları ve yaratıcı drama aktiviteleri için elverişli bir sayıdır. Şu anda tüm sınıflarımızın kontenjanları dolmak üzeredir.

   Pınar Savun: Burada eğitim aldıktan sonra yurt dışına giderek bu işi profesyonel olarak yapan öğrencileriniz var mıdır?

   Hatice Tezcan: Var. Bu işin akademik olarak eğitimini almak, yüksek lisans yapmak için giden öğrencilerimiz tabii ki var. Buradan yetişerek bazı dizi ve filmlerde oynayan öğrencilerimiz de var.

   Pınar Savun: Hatice Tezcan tiyatrocu olmasa ne olurdu?

   Hatice Tezcan: Her şey olurdum ve çok iyi olurdum. İçimde bitmek bilmeyen bir enerji var. Ne yaparsam yapayım iyi yapmak isterim.

   Pınar Savun: Oynarken kendinizi çok mutlu hissettiğiniz, unutamadığınız bir oyun var mıdır?

   Hatice Tezcan: Aslında her bir oyunun bir hikayesi var. Hayatımın belirli dönemini kapsayan, hayatımda büyük yer tutan, gece gündüz aklımda, içimde olan bu oyunların hepsinin değeri ve önemi farklıdır.

   Pınar Savun: Oyundan önce ne hissedersiniz, özel bir hazırlığınız olur mu?

   Hatice Tezcan: Provalar döneminde bir miktar gergin ve karmaşık olurum. Hatta oyun öncesinde kabuslar görürüm, bir şeylerin aksi gittiğini, çözüm bulmak için çabaladığımı görürüm. Temsiller öncesindeyse kendime dikkat etmeye özen gösteririm, düşüp elimi kolumu kırmamak için, zehirlenmemek için, bir yerlerde mahsur kalmamak için…

   Pınar Savun: Hayatınızı etkileyen bir oyun oldu mu?

   Hatice Tezcan: Benim hayatımı etkileyen oyunlardan bir tanesi Aliye Ummanel’in yazdığı ‘Kayıp’ oyunudur. Bu oyunda o güne kadar içimde hiç olmayan öfke ve hırçınlık gibi bazı duygular keşfettim. 35 yaşıma girmiştim ve hayatımın olgunluk evresine giriş yapmış gibi hissediyordum. Oyun sonrasında sanki içimde yeni kapılar açıldı. Bir de ilk yönettiğim, varoluşçu çocuk oyunu Küçük Kara Balık. Kurucumuz Yaşar Ersoy’un teşvikiyle adım attığım bu alan bugünkü kariyerimin de ilk basamağıdır.

   Pınar Savun: Oynadığınız rolü sahne dışına taşıdığınız oluyor mu?

   Hatice Tezcan: Bende olmuyor. Ama eskiden taşıyanlar oluyormuş, Hamlet diye sokaklarda dolaşan aktörler olurmuş. (Gülüşmeler)

   Pınar Savun: Sahnede gülmek, ağlamak gibi güçlü duygular arasında geçişler yapmak dışarıdan bakıldığında çok zor gibi görünüyor. Bunun bir tekniği var mı, nasıl başarıyorsunuz?

   Hatice Tezcan: İnanç ve samimiyet sahnede var olurken yaslandığım iki önemli etkendir. Bahsettiğiniz gülmek, ağlamak gibi duygular sonuçta teknik bir yere dayanırlar. 40 temsil boyunca anneannenizin kaybına yaslanıp gözlerinizden yaşlar akıtamazsınız. Yasın da bir ömrü var. O yüzden her aktör aldığı eğitimin rehberliğinde kendine göre teknikler de geliştirir.

   Pınar Savun: Repliklerinizi nasıl ezberlersiniz?

   Hatice Tezcan: Ben beynimi ikiye bölüp ezber yapmayı kalıcılık açısından daha uygun buluyorum. Mesela bir yandan bilgisayar oyunu oynarken diğer taraftan ezber yapmak ya da köpeğimle yürüyüş yaparken ezber yapmak gibi. Fiziksel eylemin içine zihnin aktivitesini yerleştirmek gibi.

   Pınar Savun: Sizce mutluluk ne demektir?

   Hatice Tezcan: Mutluluk bence çok anlık bir şey.

   Pınar Savun: Peki sizi en çok ne mutlu eder?

   Hatice Tezcan: Ergenlik çağındaki oğlum olur da bana gülümserse çok mutlu olurum.

   Pınar Savun: Sizi en çok ne öfkelendirir?

   Hatice Tezcan: Düşüncesizlik, bencillik ve bilinçli kötülük beni çok öfkelendirir.

Pınar Savun: Kendi iyi olma halinizi nasıl desteklersiniz?

   Hatice Tezcan: Ben çok insanla, hareketli ve gürültülü, bol konuşmalı bir hayat yaşayan biriyim. Bu nedenle kaçıp, bir süre sessizliğe gömülerek kendimi iyileştirdiğimi, yeni bir mücadeleye hazırladığımı düşünürüm.

   Pınar Savun: Burada yaşamasaydınız nerede yaşamak isterdiniz?

   Hatice Tezcan: Endülüs’te ya da Londra’nın göbeğinde.

   Pınar Savun: Aileler çocuklarını tiyatroya nasıl teşvik etmelidirler?

   Hatice Tezcan: Çocuklar taklit ederek büyürler. Çocukların örnek görmesi lazım. Evinizde kütüphane yoksa çocuğunuza kitap oku diyemezsiniz. Tiyatro ile ilgilenen bir arkadaş, tiyatro seyircisi olan bir aile, bu kapıyı aralamış demektir. Gişeden bilet almak, fuayede sohbet etmek, oyun başlarken salonda yerini almak, duygusal katılımla, nefes nefese bir oyunun sahnelenişini izlemek bütünüyle bir deneyimdir.

   Pınar Savun: Hayatta keşkelerin ya da pişmanlıkların var mı?

   Hatice Tezcan: Çook. Bir sürü şeyden bal gibi pişmanım. (Kahkahalar) Seçmediğim yollara gitseydim neler olurdu, diğer yolu tercih etseydim başıma neler gelirdi, ben kim olurdum diye senaryolar yazar oynarım.

   Pınar Savun: Bir hayat mottonuz var mı?

   Hatice Tezcan: Var. Her şey geçer…

   Pınar Savun: Günlük rutininizde neler var?

   Hatice Tezcan: Sabahları çok erken kalkar, geceleri çok geç yatırım. Sabahları mutlaka kimse ile konuşmadan sessiz bir kahve içerim. Bir sayfa bir şey yazarım ya da bir şeyler çizerim. Gün içinde mutlaka yapmam gereken iki üç iş vardır. İşsiz plansız ya da amaçsız kaldığım bir hayatım olmadı. Girne’de yaşadığım için gün içerisinde birkaç kez Lefkoşa-Girne arasında gider gelirim. Böylece yolda düşünme plan yapma fırsatı bulurum. Bu da bana iyi gelir.

   Pınar Savun: Bir ülke olacak olsaydınız hangi ülke olurdunuz? Neden?

   Hatice Tezcan: Aaa, ne güzel soru. İspanya olurdum. Yeme içme, tutkulu dans ve renkler nedeniyle kesinlikle İspanya.

0
mutlu
Mutlu
2
alk_
Alkış
0
_zg_n
Üzgün
0
_a_rm_
Şaşırmış
Tezcan: Tiyatro, hayal gücünün zenginliğini ortaya çıkarıyor
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.