Dağman: Yeni bir ‘güvenlik mimarisi’ oluşturuluyor



featured


Emekli Kurmay Albay Mehmet Dağman, Orta Doğu’da devam eden savaşın seyrini ve Kıbrıs’a yansımalarını değerlendirdi

 

“Her şey planlı”… Albay Dağman, ABD ve İsrail’in stratejisinin önce güvenlik ortamını zayıflatmak, ardından askeri yöntemlerle yeni bir düzen kurmaya çalışmak olduğunu kaydetti. Bölgedeki güvenlik ortamının bilinçli şekilde istikrarsızlaştırıldığını dile getiren Dağman, bu sürecin ardından askeri imkanlarla yeni bir güvenlik mimarisi oluşturulmaya çalışıldığı değerlendirmesinde bulundu.

“Ada güvenliği yakından takip ediliyor”… Kıbrıs genelinde güvenlik durumuna değinen Dağman; Türkiye, KKTC güvenlik birimleri ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gelişmeleri yakından takip ettiğine dikkat çekti. Mehmet Dağman, olası bir beklenmedik durum karşısında gerekli hazırlıkların yapıldığını belirterek, bölgedeki askeri hareketliliğin dikkatle izlenmesi gerektiğinin altını çizdi.

 

Candan MERT

Emekli Kurmay Albay Mehmet Dağman, KIBRIS TV’de yayınlanan Gün Ortası programına katıldı, moderatör Elif Şen Çatal’ın sorularını yanıtladı.
Orta Doğu’daki çatışmaların bölgesel bir kriz olmaktan çıkarak küresel bir boyuta evrildiğini söyleyen Dağman, savaşın İsrail–ABD ekseninde başladığını dile getirirken, bölgede psikolojik harp ve bilgi kirliliğinin de yoğun şekilde kullanıldığını ifade etti.
Mehmet Dağman, Orta Doğu’daki çatışmaların bölgesel sınırları aşarak küresel güç bloklarının karşı karşıya geldiği bir tabloya dönüştüğünü söyledi. İsrail–ABD eksenli başlayan sürecin psikolojik harp, askeri yığınaklanma ve füze kapasitesi üzerinden ilerlediğini belirten Dağman, İran’ın hedef alınması, ABD üslerine yönelik saldırılar, Kıbrıs’taki İngiliz üslerinin riski ve Doğu Akdeniz’e olası sıçrama ihtimali gibi başlıkların dikkatle takip edilmesi gerektiğini vurguladı. Kara harekatının kısa vadede beklenmediğini kaydeden Dağman, düşük yoğunluklu hava ve füze operasyonlarının sürebileceğini ifade etti.
Dağman, Nahçıvan Havalimanı’na düşen insansız hava aracının (İHA) kime ait olduğunun henüz teyide muhtaç olduğunu belirterek, çatışmaların altıncı gününde savaşın etkisinin giderek genişlediğini söyledi.
28 Şubat’tan itibaren yaşanan gelişmelerin savaşın dalga dalga yayıldığını gösterdiğini ifade eden Dağman, sürecin bölgesel bir çatışma olmaktan çıkıp küresel ölçekte blokların karşı karşıya geldiği bir tabloya doğru ilerlediğini dile getirdi.

“Savaşı başlatan İsrail–ABD ikilisi”


Orta Doğu’daki gelişmelerde İsrail’in arkasına büyük güçleri aldığını savunan Dağman, bölgede karanlık bir sürece doğru gidildiğini söyledi. Dağman, genel değerlendirmelere bakıldığında savaşın fitilini İsrail’in ateşlediği yönünde görüşlerin öne çıktığını belirtti.
İsrail diasporasının özellikle ABD’de ekonomi ve ticari hayat üzerindeki etkisinin de bu süreçte rol oynadığını dile getiren Dağman, ABD’de savaş kararının geniş bir kamuoyu desteği olmadan başkan kararıyla alındığını kaydetti. ABD’de savaş lehine kamuoyu desteğinin yaklaşık yüzde 20 seviyesinde olduğunu ifade eden Dağman, çatışmanın İsrail ve ABD tarafından başlatıldığını dile getirdi.
Dağman, ABD açısından “Büyük Ortadoğu Projesi”, İsrail açısından ise “Büyük İsrail Projesi”nin konuşulduğunu belirterek, iki yaklaşımın da ortak çıkarlar doğrultusunda benzer hedeflere yöneldiğini söyledi.

“Psikolojik harp ve bilgi kirliliği var”


   İran’ın attığı füze ve İHA’larla ilgili haberlerin de bilgi kirliliği içinde değerlendirildiğini belirten Dağman, günümüzde algı yönetimi ve psikolojik harbin savaşın önemli bir parçası haline geldiğini dile getirdi.
İran’ın saldırılara tamamen tepkisiz kalmasının beklenemeyeceğini ifade eden Dağman, ülkenin Devrim Muhafızları, ordusu ve istihbarat yapısıyla askeri kapasitesini korumaya çalıştığını söyledi.
Dağman, bölgede bazı güçlerin İran’da rejim değişikliği ve nükleer programın sonlandırılması hedeflerini gündeme getirdiğini, ancak bunun bölgede istikrar yerine daha fazla risk ve gerilim yarattığını belirtti.

“İran, ABD üslerini hedef alıyor”


   İran’ın Körfez ülkelerindeki ABD üslerine yönelik füze saldırıları düzenlediğini ifade eden Dağman, hedefin doğrudan o ülkeler değil, ABD’nin askeri varlığı olduğunu söyledi.
Bu ülkelerin savaş ilan etmemesinin de bunun göstergesi olduğunu belirten Dağman, İran’ın kendisine tehdit oluşturduğunu düşündüğü ve operasyonlarda kullanılabilecek üsleri hedef aldığını dile getirdi.
ABD’nin Ortadoğu’da 20’den fazla askeri üssünün bulunduğunu hatırlatan Dağman, uzak mesafelerde yürütülen askeri operasyonların sürdürülebilmesi için bu üslerin lojistik ve operasyonel destek sağladığını ifade etti.

İran’ın hava gücü zayıf, füze kapasitesi caydırıcı”


   İran’ın güçlü bir hava kuvvetine sahip olmadığını belirten Dağman, buna karşın ülkenin belirli bir caydırıcılık oluşturabilecek balistik füze kapasitesinin bulunduğunu söyledi.
Sahadaki gelişmelerin de bu durumu doğruladığını ifade eden Dağman, İran’ın saldırılarının esas olarak bu füze gücüne dayandığını kaydetti.

“ABD’nin hedeflerinde belirsizlik var”


   ABD’nin başlangıçta İran’ın nükleer kapasitesini ortadan kaldırmayı hedeflediğini dile getirdiğini belirten Dağman, daha sonra balistik füze kapasitesinin de hedef alındığının açıklanmasının çelişkili bir yaklaşım oluşturduğunu söyledi.
Sahada yaşananlarla yapılan açıklamalar arasında önemli farklar bulunduğunu aktaran Dağman, ABD’nin İran’da rejim değişikliğini doğrudan değil, halk ayaklanması üzerinden gerçekleştirmeyi planladığı yönünde değerlendirmeler bulunduğunu kaydetti.

“İran’da istihbarat zafiyeti var”


   İran içinde üst düzey görevlere kadar ulaşmış ajanların bulunduğu yönünde iddialar olduğunu dile getiren Dağman, geçmişte yaşanan çatışmalarda İran Genelkurmay Başkanı’nın öldürülmesinin ciddi bir istihbarat zafiyetine işaret ettiğini söyledi.
İran’ın nükleer programına gösterdiği önemi güvenlik yapısına da göstermesi gerektiğini belirten Dağman, aksi halde üst düzey kayıpların yaşanmaya devam edebileceğini ifade etti.

“İran’a yönelik operasyonun zamanlaması tesadüf değil”


   Emekli Kurmay Albay Mehmet Dağman, bölgedeki gelişmelerin zamanlamasına da dikkat çekti.
Afganistan ile Pakistan arasında çatışmaların başladığı bir dönemde İran’a yönelik operasyonların devreye sokulduğunu belirten Dağman, bu durumun tesadüf olarak değerlendirilemeyeceğini ifade etti.
Dağman, söz konusu gelişmelerin planlı bir sürecin parçası olduğunu savunarak, ABD ve İsrail’in bölgedeki stratejisinin önce güvenlik ortamını zayıflatmak, ardından askeri yöntemlerle yeni bir düzen kurmaya çalışmak olduğunu söyledi.
Bölgedeki güvenlik ortamının bilinçli şekilde istikrarsızlaştırıldığını dile getiren Dağman, bu sürecin ardından askeri imkanlarla yeni bir güvenlik mimarisi oluşturulmaya çalışıldığını kaydetti.

“Kıbrıs’taki İngiliz üsleri risk oluşturuyor”


   Emekli Kurmay Albay Mehmet Dağman, Kıbrıs’taki İngiliz üslerinin bölgesel gelişmeler açısından taşıdığı risklere de dikkat çekti.
Kıbrıs’taki üslerin 1960 Kuruluş Antlaşmaları’ndan itibaren “egemen İngiliz üs toprağı” statüsünde bulunduğunu belirten Dağman, bu bölgelerin adanın yaklaşık yüzde 2,5’ine tekabül ettiğini söyledi.
Hava operasyonlarının başlamasının ardından İngiltere’nin ilk etapta üslerini kullanmayacağını açıkladığını hatırlatan Dağman, daha sonra bu tutumun değiştiğini ifade etti. Dağman, İngiltere’nin ABD’ye üslerini kullanabileceğini bildirmesinin ardından Ağrotur Üssü’nün hedef alındığını ve havada imha edilen iki füze gönderildiğini belirterek bunun önemli bir risk oluşturduğunu dile getirdi.

“Ada güvenliği yakından takip ediliyor”


   Kıbrıs genelinde güvenlik durumuna da değinen Dağman, Türkiye, KKTC güvenlik birimleri ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gelişmeleri yakından takip ettiğini söyledi.
Dağman, olası bir beklenmedik durum karşısında gerekli hazırlıkların yapıldığını belirterek, bölgedeki askeri hareketliliğin dikkatle izlenmesi gerektiğini ifade etti.

 

“ABD’nin bölgedeki askeri yığınaklanması dikkat çekiyor”


   Dağman, ABD’nin Ortadoğu’da artan askeri yığınaklanmasına da dikkat çekti.
İran’a yönelik müdahale öncesinde ABD’nin Körfez bölgesine yoğun bir askeri sevkiyat gerçekleştirdiğini hatırlatan Dağman, “Eğer amaç savaşın önlenmesi ise, yapılanlar bu söylemlerle uyumlu olmalı” dedi.
Savaşın gerekçe gösterilerek bölgede sürekli askeri yığınak yapılmasının hedef haline gelme riskini artırdığını ifade eden Dağman, benzer bir durumun Rusya–Ukrayna Savaşı sonrasında da yaşandığını söyledi. Dağman, bahse konu dönemde ABD’nin Türkiye sınırına yaklaşık 50 kilometre mesafedeki bölgelerde yüzlerce tank, top ve askeri aracı konuşlandırdığını dile getirdi.

“Savaşların niteliği değişti”


   Günümüzde savaşların artık büyük ölçüde karadan yürütülen operasyonlardan ziyade uzun menzilli füzeler, hava kuvvetleri ve drone teknolojileriyle gerçekleştiğini belirten Dağman, modern savaşların bu unsurlar üzerinden şekillendiğini söyledi.
Dağman, bu tür güç kullanımının “sınırlı güç kullanımı” kavramına uygun bir şekilde işleme konulması gerektiğini ifade etti.

“Doğu Akdeniz’e sıçrama ihtimali dikkatle izlenmeli”


   Ortadoğu’daki çatışmaların Doğu Akdeniz’e sıçrama ihtimalinin de değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Dağman, Güney Kıbrıs’ta artan askeri hareketliliğe dikkat çekti.
Dağman, ABD’nin bölgedeki üslerine silah sevkiyatı yapması ve Yunanistan’a ait F-16 savaş uçaklarının bölgeye gelmesi konusunu değerlendirirken, bu tür askeri yığınaklanmaların daha büyük stratejik risklere yol açabileceğini ifade etti.

“Avrupa ülkeleri ABD’ye karşı net tavır alamıyor”


   Emekli Albay Dağman, Avrupa ülkelerinin kritik dönemlerde ABD’ye karşı net bir tutum sergileyemediğini de dile getirdi.
Avrupa ülkelerinin zaman zaman ABD politikalarını eleştirdiğini ancak bu tür krizlerde Washington’ın taleplerine karşı açık bir şekilde “hayır” diyemediklerini ifade eden Dağman, bunun uluslararası dengeler açısından dikkat çekici olduğunu söyledi.
İslam İşbirliği Teşkilatı’na da değinen Dağman, teşkilata üye 57 ülkenin birçok gelişme karşısında ortak ve güçlü bir tutum ortaya koyamadığını belirtti.

“Kara harekatı kısa vadede beklenmiyor”


   Bölgedeki askeri senaryolara da değinen Dağman, kara harekatının kısa vadede gerçekleşmesinin zor olduğunu söyledi.
Kara operasyonlarının genellikle uzun süreli hava operasyonları ve füze saldırılarıyla desteklendikten sonra gündeme geldiğini belirten Mehmet Dağman, İran coğrafyasının zorlu yapısının da böyle bir operasyonu güçleştirdiğini ifade etti.
Dağman, mevcut şartlar altında çatışmaların bir süre daha düşük yoğunluklu füze ve hava operasyonları şeklinde devam etmesinin daha olası olduğunu dile getirdi.

1
mutlu
Mutlu
0
alk_
Alkış
0
_zg_n
Üzgün
0
_a_rm_
Şaşırmış
Dağman: Yeni bir ‘güvenlik mimarisi’ oluşturuluyor
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.