“Bunlar Daha İyi Günlerimiz” sayfasının yaratıcılarından tüm annelere: Yalnız değilsiniz…



featured


“Bunlar Daha İyi Günlerimiz” Instagram sayfasının yaratıcıları Müjgan Ferhan Şensoy ve Aslı Orcan Dikinciler’den tüm annelere mesaj:

“Anne olduktan sonra “Bunlar daha İyi Günler” ifadesi etrafımızdan sıkça duyduğumuz ve bizi rahatsız eden bir cümleydi. Özellikle ebeveynlik üzerinden yapılan, geleceği hep daha zor gösteren yorumlar bir noktadan sonra üzerimize karabasan gibi çöktü. Sonra buna sinirlenmek yerine gülmeye başladık ve mizah yoluyla bunu dönüştürdük.

Sayfamızda paylaştıklarımız, hayatın içinde gerçekten güldüğümüz şeylerle birebir örtüşüyor. Komedi anlayışımız, hayata bakışımız… ve belki de bu kadar yakın arkadaş olmamızın sebebi tam olarak bu. Gündelik yaşamın içinde, çok sade ama kendimizi tutamayacak kadar komik anlar var ya… İşte biz o anları çok yakalıyor ve yansıtıyoruz.”

Pınar SAVUN- İSTANBUL

İstanbul’da Cihangir’in tanıdık telaşı, Emily’s Cafe’nin yeşilliklerle döşenmiş iç bahçesindeki bir masanın etrafında yavaşladı. Fincanlardan yükselen kahve kokusu sohbetin ritmini belirledi. Bir yanda bol kahkaha, diğer yanda hayatın “çok da yüksek sesle söylenmeyen” tarafı… Çünkü bu buluşmanın merkezinde, çoğu annenin kulağına defalarca çalınmış bir cümle vardı: “Bunlar daha iyi günlerimiz.”

Aslı Orcan Dikinciler ve Müjgan Ferhan Şensoy, tam da bu cümlenin üzerimizde bıraktığı ağırlığı tersyüz ederek bunu bir instagram sayfasına dönüştürdü. Onların anlattığına göre proje, bir “heves”ten çok bir ihtiyaçtan doğdu: Anne olduktan sonra birbirine benzeyen duyguların, aynı anda hem öfke hem sevinç üreten gündelik sahnelerin, ortak bir nefes alanına dönüşmesi… İki yakın arkadaşın, farklı annelik hallerini yan yana koyup çekinmeden, kırmadan, üzmeden, gerçeklikle temas ederek zekice ve ince bir mizahla konuşabildiği…

“İçerik hayatın içinden geliyor” diyorlar: okul grupları, öğretmenle iletişim, yanlış anlaşılmalar, küçük büyük telaşlar… Takipçilerin “Sanki evime gizli kamera yerleştirmişsiniz” dediği o tanıdıklık his de buradan doğuyor. Mizahı bir kaçış değil; yükü paylaşmanın, yetersizlik duygusunu hafifletmenin, “Oh, yalnız değilim” dedirten bir bağ kurmanın yolu olarak görüyorlar.

Cihangir Parkı’nda, evlerin içinde, eldeki imkânla, organik bir üretim temposunda devam eden bu yolculuk; bir influencer hikâyesinden çok bir topluluk hikâyesine benziyor. Çünkü onların dünyasında kahkaha, sadece gülmek değil: Hayatın ağırlığını birlikte taşımak, sonra biraz hafifletmek. Ve belki de en önemlisi, “Bunlar daha iyi günlerimiz” cümlesini bir karabasan olmaktan çıkarıp, hepimize iyi gelen bir başlığa çevirmek. Gelin bu iki değerli sanatçı anne ile yaptığımız  içten,  samimi be keyifli  sohbeti birlikte okuyalım.

Pınar Savun: “Bunlar daha iyi günlerimiz” nereden doğdu? Bu proje gerçekten bir ihtiyaçtan mı doğdu?”

Müjgan Ferhan Şensoy yanıtlıyor: Aslında ihtiyaç çok doğru bir kelime olmuş. Soruyu duyduğumda, cevabın içinde olduğunu hissettim. Bu aramızda  “Şöyle bir şey yapsak ne güzel olur” diye konuştuğumuz bir fikirdi ama evet, temelde bir ihtiyaçtan doğdu. Anne olduktan sonra Aslı ile aramızda güçlü bir duygudaşlık oluştu. Paylaşmak istediğimiz şeyler, dış dünyayla ilgili sohbetlerimiz, öfkelendiğimiz ya da mutlu olduğumuz konular neredeyse birebir örtüşüyordu. O yüzden bu proje çok doğal bir yerden çıktı. İhtiyaçtan doğdu ve sonunda güzel bir tasarıma dönüştü.

Pınar Savun: Peki, ikinizin dünyasında hangi ortak değerler bu projeye asıl can veren unsurlar oldu?

Aslı Orcan Dikinciler: Anne olmamız… Ama aynı zamanda birbirimizden farklı anneler olmamız. Annelik meselesinin insanı çok büyük bir sorumluluk duygusuyla baş başa bıraktığını ikimiz de çok iyi biliyoruz. Biz de o sorumluluğun altında ezilmemek için ortak bir duyguda buluştuk aslında. Birlikte nefes alabileceğimiz bir alan yarattık.

Pınar Savun: ‘Bunlar daha iyi günlerimiz’ ismi nereden çıktı?

Müjgan Ferhan Şensoy: “Bunlar daha İyi Günler” ifadesi etrafımızdan sıkça duyduğumuz ve bizi rahatsız eden bir cümleydi. Özellikle ebeveynlik üzerinden yapılan, geleceği hep daha zor gösteren yorumlar bir noktadan sonra üzerimize karabasan gibi çöktü. Sonra buna sinirlenmek yerine gülmeye başladık ve mizah yoluyla dönüştürdük. Zamanla bu cümle bir başlığa dönüştü. Takipçilerden ve yakın çevreden gelen, bize de dokunan hikâyelerle beslenen bir ifade oldu.

Pınar Savun: Sayfanın gündemi hem yalın hem de çok katmanlı. Bu içerikleri birlikte mi planlıyorsunuz yoksa daha çok doğal akışında mı gelişiyor? Yoksa ikisi birden mi?

Müjgan Ferhan Şensoy:  Farklı anneler olmanızın bu süreçte çok büyük bir avantajı oldu. Çünkü biz anne olmadan önce de arkadaştık. Bu yüzden farklılıklarımızı rahatça konuşabiliyoruz. Bana komik gelen bir şey Aslı’ya  abartılı gelebiliyor ya da benim yaptığım bir şey ona çok ters düşebiliyor. Ama bunları birbirimizle şakalaşarak, açıkça konuşarak ele alabiliyoruz. Sanırım ortaya çıkan komedinin ve samimiyetin temeli de tam olarak buradan geliyor.

Aslı Orcan Dikinciler: Aslında ikisi birden diyebilirim. Çünkü sayfada paylaştıklarımız, bizim hayatın içinde gerçekten güldüğümüz şeylerle birebir örtüşüyor. İzlediğimiz komedi anlayışı, hayata bakışımız ve belki de bu kadar yakın arkadaş olmamızın sebebi tam olarak bu. Gündelik yaşamın içinde, çok sade ama kendimizi tutamayacak kadar komik anlar var ya… İşte biz o anları çok yakalıyoruz.

Pınar Savun: Sizce bu anları yakalamanızı sağlayan şey ne ?

Müjgan Ferhan Şensoy: Sanırım birlikte yakalayabilme hâli. O göz göze gelme anı…

Aslı Orcan Dikinciler: Bir bakışla “Evet, bu çok komik” dediğimiz anlar. Gündelik hayatımızda bunlar çok sık oluyor. Çocuklarımızla yaşadığımız hayat da bunu çok besliyor. Biz zaten günlük hayatımızı çok paylaşıyoruz. Okulda bir şey olduğunda ben Ferhan’a anlatıyorum, Ferhan da bana anlatıyor. Bu anlatıların içinde bize komik gelen yanlar oluyor. O komik bulduğumuz anları da alıp sayfamıza taşıyoruz. Yani içerik aslında zaten hayatın içinden geliyor.

Pınar Savun: İçerik üretirken “Bu insanlar için gerçekten bir fayda yaratıyor mu?” kaygısı yaşıyor musunuz? Bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

Aslı Orcan Dikinciler: Evet, bunu gerçekten düşünüyoruz. Kimseyi kırmak ya da üzmek istemiyoruz. Ürettiğimiz içeriklerin gerçekten bir faydası olmasına çok önem veriyoruz. Özellikle annelerin kendilerini yanlış, eksik ya da yetersiz hissetmeden; rahatladıkları, iyi hissettikleri bir alan olsun istiyoruz. Bu sayfa en başından beri mutlu etmek, destek olmak ve annelere “yalnız değilsin” hissini vermek için var.

Pınar Savun: Geri dönüşler bu konuda size ne söylüyor?

Müjgan Ferhan Şensoy: Aslında geri dönüşler her şeyi çok net gösterdi. Yüzlerce, binlerce mesaj alıyoruz. Bazı insanlar “Sanki evime gizli kamera yerleştirmişsiniz, konuşmalarımı dinlemişsiniz gibi” diyor.

Aslı Orcan Dikinciler: Bazen gerçekten çok denk geliyor. Bizim yaptığımız bir paylaşım, insanların o an yaşadıkları ile birebir örtüşüyor. Bu bilinçli şekilde yapılan bir şey değil ama bunlar gündelik hayatta çok sık yaşanan durumlar zaten. Bence bunun sebebi gerçeklikten doğması. Evlerde gerçekten yaşanan şeyler bunlar. Veli gruplarında olanlar, okulda yaşananlar, öğretmenle iletişim, hediyeler, yanlış anlaşılmalar… Bunların hepsi hayatın içinden. O yüzden insanlar “Evet ya, biz de bunu yaşıyoruz” diyor.

Pınar Savun: Mizahın bu noktadaki gücünü nasıl değerlendiriyorsun?

Müjgan Ferhan Şensoy: Bence mizahın temelinde tanıdıklık var. İnsan tanımadığı bir şeye gülemez. Ama tanıdığı bir şeye güler. Ya komşusudur, ya annesidir, ya arkadaşıdır ya da kendisidir. Biz de kendimizden olanı, gerçek olanı ortaya koyduğumuzda o sahicilik karşı tarafa geçiyor. Galiba asıl bağ tam da burada kuruluyor.

Pınar Savun: Bazen yüksek sesle söylenmeyen ama insanın içinde durmadan konuşan duygular olur. Kişi, içinden geçeni düşündüğü için kendini suçlu hissedebilir ve bunu sadece kendisinin yaşadığını sanabilir. Sizce insanlar bu sayfada en çok kendilerinden neyi görüp “Oh, yalnız değilim” diyerek rahatlıyor.

Aslı Orcan Dikinciler:  Bence tam olarak sizin az önce söylediğiniz şey yüzünden. İnsanların kendilerine itiraf edemediklerini biz onlara aynalıyoruz. Yüksek sesle söyleyemedikleri, hatta bazen kendilerine bile itiraf edemedikleri duyguları görünür kılıyoruz. “Aa, yalnız değilmişim” duygusu orada ortaya çıkıyor. Ve sanırım bu yüzden bağ bu kadar hızlı ve güçlü kuruluyor.

Pınar Savun: Yani insanlar kendilerini sizde görüyor…

Aslı Orcan Dikinciler:  Evet, aynen öyle. O sadelikte, o gerçeklikte kendilerini görüyorlar. Ve bu da güven duygusunu beraberinde getiriyor.

Pınar Savun: Yaptığınız bu iş bir podcast’e ya da bir dizi formatına dönüşebilir mi? Böyle bir planınız var mı?

Müjgan Ferhan Şensoy: Aslında bunun üzerine çok şey konuşuyoruz. Özellikle sahnede bir arada olacağımız bir fikir bizi çok heyecanlandırıyor. Podcast de gündemimize geldi ama bunları biraz zamana yaymak gerekiyor. Çünkü şu anki tempo bile bizim için oldukça yoğun.

Pınar Savun: Bu tempo günlük hayatınızı nasıl etkiliyor?

Müjgan Ferhan Şensoy: Bizi sokakta görenler “Yeni video ne zaman geliyor?” diye soruyor mesela. O sırada biz çoğu zaman çekimi yapmış, kurgusuyla uğraşıyor oluyoruz. Ama hayat bu… Bazen çocuklarla ilgili sağlık, hastalık gibi durumlar oluyor. O hafta ister istemez daha az üretken geçebiliyor. Her şey planlandığı gibi ilerlemiyor.

Pınar Savun: Peki çekimleri nerelerde yapıyorsunuz?

Aslı Orcan Dikinciler:  Aslında doğallık da tam buradan geliyor. Biz bir stüdyoya ya da özel bir çekim alanına gitmiyoruz. Kendi evlerimizden, oynayacağımız karakterlere uygun kostümleri birbirimizden ayarlıyoruz. Genelde parkta, açık havada çekiyoruz. Çünkü hayat da zaten oralarda geçiyor.

Pınar Savun: Belirli bir mekânınız var mı?

Aslı Orcan Dikinciler:  Çoğunlukla Cihangir Parkı’nda çekiyoruz. İç mekân gerektiğinde evlerimizi kullanıyoruz. Her şey oldukça organik ilerliyor. O an elimizin altında hangi mekân varsa, neresi uygunsa orayı değerlendiriyoruz.

Pınar Savun: Çekim sıklığınız nasıl?

Aslı Orcan Dikinciler:  Şu sıralar neredeyse gün aşırı çekmeye çalışıyoruz. Elimizden geldiğince bu tempoyu korumaya çalışıyoruz.

Pınar Savun: Takipçilerin kendi dertlerini yorumlara dökmesi sizce bir tür dijital terapiye mi dönüşüyor?

Aslı Orcan Dikinciler:  Bu gerçekten zor ve hassas bir alan. Açıkçası biz böyle bir rolü üstlenmek istemiyoruz. Zaten öyle bir amacımız da yok. Dijital dünyanın hem getirileri hem de götürüleri var. Biz götürü tarafında değil, daha çok neşenin, eğlencenin ve paylaşmanın olduğu yerde durmak istiyoruz. Psikolojik bir saptama yapmak, “Bu böyledir, şöyle olmalı” gibi kesin cümleler kurmak istemiyoruz. Çünkü biz uzman değiliz. İnsanlara bir karar mekanizması sunmak gibi bir iddiamız yok. O yüzden bu alanda özellikle mesafeli ve dikkatliyiz. Bilinçli olarak oradan imtina ediyoruz.

Pınar Savun: Yine de bir terapi gibi iyi hissetirme oluyor değil mi?

Müjgan Ferhan Şensoy: Bence Instagram’da artık tek bir kişinin, tırnak içinde “influencer” olarak öne çıkmasından ziyade topluluklar oluşmaya başlayacak. Uzun vadede, özellikle yurt dışında takip ettiğim hesaplarda da bunu görüyorum. Birbirini anlayan, benzer duygularda buluşan topluluklar…

Pınar Savun: Nasıl topluluklardan söz ediyoruz?

Müjgan Ferhan Şensoy: Daha küçük, daha niş alanlarda. Birbirine benzeyen, benzer hayatlar yaşayan, “ben de böyleyim” hissini paylaşan insanların bir araya geldiği mikro topluluklar. Instagram da bence bu yöne doğru evriliyor. Çünkü sanal dünyada da artık insanlar bir dayanışma arıyor. Mesela sizinle Mam Talks’ta yaptığımız gibi fiziksel buluşmalar… İnsanlar kendilerini ait hissettikleri, yakın hissettikleri kişilerle bir araya gelmek istiyor. O bağın sanaldan çıkıp gerçek hayatta da karşılık bulması çok kıymetli. Çünkü asıl yakınlık ve temas orada kuruluyor.

Pınar Savun: Hayatın ağırlığını hafifletmeye çalışmak sizce güçlü olmanın mı, yoksa kırılganlığı kabul etmenin mi bir göstergesi?

Aslı Orcan Dikinciler:  Çok güzel bir soru gerçekten, tebrik ederim. Ben kendi adıma cevaplayayım. Hayatta baş edemediğim şeylerle hep komedisini çıkararak var oldum. Onların komik bir yönünü, dalga geçilecek bir tarafını buldum ve bu da yaşadığım durumu hafifletti. Bu bana hep iyi geldi.

Pınar Savun: Bu sizin için bir savunma biçimi mi yoksa bilinçli bir tercih mi?

Aslı Orcan Dikinciler:  Aslında kendimi bildim bileli böyleyim. Yaklaşık 14 yaşımdan beri, yaşadığım zor bir durumu insanlara aktarırken onu mizahi bir dille anlatmak bana iyi geldi. O yükü tek başıma taşımak yerine paylaşılan, hafifleyen bir şeye dönüştürdüm. Dalga geçebildiğim anda o mesele üzerimdeki ağırlığını kaybediyor.

Pınar Savun: Yani bu sizin için kırılganlıkla ilgili bir şey değil mi?

Aslı Orcan Dikinciler:  Ben bunu kırılganlık olarak tanımlamıyorum. Daha çok, baş edemediğin şeyleri komediye vurabilmek gibi… Ama şunu da söylemeliyim, kırılganlığı kabul etmek de çok kıymetli bir şey. İnsan hem kırılganlığını kabul edip hem de onunla dalga geçebilecek bir yer bulabiliyorsa, işte orada gerçekten nefes alıyor.

Müjgan Ferhan Şensoy: Bence kırılganlığı kabul etmek çok güzel bir şey. Kırılganlıkla yüzleşebilmek, herkesin bir yumuşak karnı olduğunu fark etmek ve o yumuşak noktayla temas edebilmek… Bunu paylaşabilmek çok kıymetli.

Pınar Savun: Bu yolculuğun sizde yarattığı en güçlü his ne oldu?

Müjgan Ferhan Şensoy: Eğer bu yolculuk bir terapiye dönüştüyse, en çok da bizim için oldu diye düşünüyorum. Bunu çok net hissediyorum. “Oh be, bunu da söyledim”, “Şu duygumu da dile getirdim” demek insanı gerçekten hafifleten bir şey. İçinde tutmak yerine paylaşmak, yükü azaltıyor.

Pınar Savun: Yani bu üretim aslında önce size iyi geliyor…

Müjgan Ferhan Şensoy: Kesinlikle. Ben bunu en çok kendim için yapıyorum. Söyleyebildiğim, paylaşabildiğim her duygu beni biraz daha hafifletiyor. Ve sanırım bu hafiflik de karşı tarafa geçiyor.

Pınar Savun: Ortada bir metin var ama sanki hikâye beden diliyle tamamlanıyor gibi… Bu süreç nasıl işliyor? Metin mi sizi yönlendiriyor, yoksa doğaçlama metnin önüne mi geçiyor?

Aslı Orcan Dikinciler:  Aslında gelinen noktada şöyle bir hâl var: Sanki tek bir bedende iki ruh gibiyiz. Birbirimizi aynalıyoruz. Ben ondan bir oyun alıyorum, o başka bir yere taşıyabiliyor. Onun söylediği bir cümle bende bambaşka bir cümleyi tetikliyor. O gün onun karaktere kattığı tavır, benim oynayacağım karakteri belirliyor. Yani artık her şey çok iç içe geçti.

Pınar Savun: Bu biraz sahnede olma hâli gibi mi?

Müjgan Ferhan Şensoy: Evet, tam olarak öyle. Ortada bir metin oluyor ama metinden sonra iş biraz iyi bir tiyatro sahnesine dönüyor. Sanki bir–bir buçuk, iki dakikalık bir sahneye çıkmışız gibi… Çekimi kesmiyoruz çünkü oynarken ne çıkarsa, doğalında çıkıyor. Elbette öncesinde konuşmuş, çalışmış oluyoruz ama sahnede an çok belirleyici.

Pınar Savun: Hiç sürprizler çıkıyor mu?

Müjgan Ferhan Şensoy: Çok oluyor. Bazen hiç beklemediğimiz şeyler çıkıyor, bazen de olmuyor. O zaman durup karakterleri değiştiriyoruz. “Yok, bunu ben oynayamadım. Sen bu anne ol, ben öbür anne olayım” deyip yeniden deniyoruz. Bunu birkaç kez yaptığımız oldu.

Pınar Savun: Kendinizde en çok neye gülersiniz?

Aslı Orcan Dikinciler:  Kendime  gülme konusunda çok net olduğumu söyleyemem. Her şeyle dalga geçebilen, hayata mizahla yaklaşan biriyim ama “beni komik yapan şey bu” diye tanımladığım tek bir yönüm yok.

Pınar Savun: Peki Ferhan’da en çok neye gülüyorsun?

Aslı Orcan Dikinciler:  Ferhan’ın sakarlıklarına çok gülüyorum mesela. Biraz Mr. Bean gibi… O fiziksel hâller, sakarlıklar beni çok güldürüyor.

Pınar Savun: Siz kendinizde en çok neye gülüyorsunuz?

Müjgan Ferhan Şensoy: Galiba kendimde en çok bilmiş hâlime gülüyorum. Çocukluğumdan beri biraz bilmiş bir çocuktum; çok konuşan, fikrini söylemekten çekinmeyen… Hani bazen aile ziyaretlerinde büyükleri biraz mahcup eden çocuklar vardır ya, onlardan. Ama bu hiçbir zaman kötü niyetli bir yerden gelmedi, daha çok neşeli ve doğal bir hâldi.Bugün bile bazen çenemi tutamadığım oluyor. Bir anda içimden bir bilge çıkıyor. Sonra kendime dışarıdan bakıp “Ben kimim ya?” diye güldüğüm anlar oluyor. Arkadaşlarım da buna çok gülüyor. Sağ olsunlar, beni tanıdıkları için bunu ukalalık olarak değil, doğallığım olarak görüyorlar.

Pınar Savun: Anne olduktan sonra en çok neyi özlediğinizi sorabilir miyim?

Aslı Orcan Dikinciler:  Eskiden gece hayatını severdim. Artık öyle bir hayatım yok. Gece hayatını özlüyorum diyebilirim; aslında daha çok o özgürlük hâlini… Anne olduktan sonra insanın ilk kaybettiği şey şu oluyor: Canı istemediğinde durabilme lüksü.

Hastasınız, bütün gün battaniyenin altında yatmak istiyorsunuz ya da kimseyle konuşmak istemiyorsunuz. Anne olduktan sonra böyle bir seçeneğiniz kalmıyor.

Moralsiz olabiliyorsunuz ama yine de oyun oynamanız gerekiyor. Konuşmak istemeseniz bile çocuğunuzla ilgilenmek zorundasınız. Duygularınızı fiziksel ya da ruhsal çoğu zaman ikinci plana atıyorsunuz.

Beni en çok zorlayan şey buydu sanırım.

Müjgan Ferhan Şensoy: Sanırım birçok anne için geçerli olduğunu düşünüyorum. Babalar hasta olabiliyor, çocuklar hasta olabiliyor ama annelerin bir şekilde hayatı devam ettirmesi gerekiyor. Aslında “odaya çekileyim, yalnız kalayım” deme özgürlüğünüz var. Kimse sizi durdurmuyor. Ama zihniniz artık öyle çalışmıyor. Anne olduktan sonra kafa yapınız değişiyor; çünkü içiniz rahat etmiyor.

Evde yalnız kalmayı özlüyorum. Gece kimseyi düşünmeden, yüksek sesle film izlemeyi… Hatta film izlemeyi bile özlediğimi söyleyebilirim. Akşam olunca çok yoruluyoruz.  Çocuğunuzu uyutmak, ertesi günün işleri derken mesele sadece zaman bulamamak değil; konsantrasyon da kalmıyor. Anne olduktan sonra insan bazı şeyleri  özlüyor: Sessizliği, kendiliğindenliği, plansızlığı… Ve bunların yokluğu, insanın iç dünyasında çok net hissediliyor.

Pınar Savun: Peki, siz kendiniz gibi bir anne tarafından yetiştirilmiş olmak ister miydiniz?

Aslı Orcan Dikinciler:  Evet, çok isterdim. Hiç tereddüt etmeden söylüyorum bunu.

Benim annem çalışan, vakti oldukça dar bir kadındı. Hayat koşulları zordu, çok yoğundu. Benim iş saatlerim daha esnek olduğu için kızıma zaman ayırma konusunda biraz daha şanslı oldum. Onunla daha eğlenceli, daha oyunlu zamanlar geçirebildim. Annem meşgul bir anneydi. Ferhan’ın annesi  de öyleydi mesela… Bir de annem çok neşeli bir kadın değildi. Bazen kendime soruyorum; “Ben bu kadar neşeliysem, annem öyle olmadığı için mi?” diye. Ama şunu da ayırmak lazım: Annem bizi çok zor koşullarda büyüttü. O neşesizlik biraz da yorgunluktu, biraz da hayata tutunma çabasıydı. Üzgün bir anneydi diyebilirim.

Müjgan Ferhan Şensoy: O dönemini bilemem ama bugün baktığımda annen çok neşeli bir kadın.

Aslı Orcan Dikinciler: Şimdi neşesi yerinde. Ben evlenip  çocuk sahibi olunca, hayat biraz daha hafifledi sanki.

Müjgan Ferhan Şensoy: Benim annem de çok yoğundu ama işlerinin doğası gereği bizi yanlarında taşıyabiliyorlardı. Oyuncaklı, hareketli bir işti; annem özellikle her yere bizi de götürürdü. Aslında bugün benim yapmaya çalıştığım şeyin bir benzerini, o kendi şartları içinde o zaman da yapabiliyordu. O yüzden dönüp baktığımda şunu söyleyebiliyorum: Evet, kendim gibi bir anne isterdim. Şikâyet etmezdim.

Pınar Savun: Kendinizde sevdiğiniz  üç özelliği söyler misiniz?

Aslı Orcan Dikinciler:  Çok güzel bir soru. Bunu ilk kez cevaplayacağım.  Pratik zekâlıyımdır. Şakacıyımdır. Bir de gülmeyi, hayata komik tarafından bakabilmeyi seviyorum.

Müjgan Ferhan Şensoy: Sezgilerim çok güçlü. İnsanları sezebildiğimi hissediyorum. Sanki zihinlerini okuyabiliyormuşum gibi…Empati benim hem yüküm hem de hediyemdir. Üretirken, düşünürken bana çok şey kattığını hissediyorum. Gülmeyi bilmek, sezmek ve bütün bunları hayata biraz oyun gibi katabilmek diyebilirim.

Pınar Savun: Peki, kendinizde sevmediğiniz bir özellik var mı?

Aslı Orcan Dikinciler:  Kendimde en sevmediğim özellik, sporu sevmemem ve hayatım boyunca net bir hobi edinememiş olmam. Zihnim çok hızlı çalıştığı için bir şeye odaklanmakta ve anda kalmakta zorlanıyorum. Meditasyon ve yoga gibi pratiklere özensem  de yapamıyorum. Konforuma düşkünüm; sorumluluğu ancak mecbur kaldığımda alıyorum. Hobim varsa, o da arkadaşlarımla caferlerde buluşup gülmek. ( kahkahalar)

Müjgan Ferhan Şensoy: Benim kontrolcü bir yapım var ve kontrolü bırakmakta zorlanıyorum; bu da beni yoruyor. Kaygı düzeyim yüksek ve kendime karşı oldukça eleştirelim. Yaptığımız iş bu eleştirel ve mükemmeliyetçi tarafımı fark edip dönüştürmemde bana çok yardımcı oldu. Yaratıcı ifade alanı açıldığında, bu iç sıkışmanın ve eleştirinin de yumuşadığını fark ettim.

Pınar Savun: En son ne zaman bir şeyi ilk kez yaptınız?

Aslı Orcan Dikinciler:  Kızımı bırakıp tek başıma şehir dışına hiç çıkmamıştım. Geçenlerde Ankara’ya gidişim bu anlamda benim için bir ilkti ve büyük bir eşik oldu. Anksiyetime rağmen bu adımı atmak bana iyi geldi.

Müjgan Ferhan Şensoy: Ben de uzun bir aradan sonra yeniden spora başladım ve çok uzun zamandır sekmediğimi fark ettim. (Gülüşmeler)

Pınar Savun: Sizi Kıbrıs’a davet etsem ve güzel bir etkinlik yapsak nasıl olur?

Müjgan Ferhan Şensoy: Çok güzel olur, çok mutlu oluruz.

Aslı Orcan Dikinciler: Evet, çok güzel olur ancak çocukları da getiririz. (Gülüşmeler)

0
mutlu
Mutlu
0
alk_
Alkış
0
_zg_n
Üzgün
0
_a_rm_
Şaşırmış
“Bunlar Daha İyi Günlerimiz” sayfasının yaratıcılarından tüm annelere: Yalnız değilsiniz…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.