“Fashion benim içimde hep kapalı bir defterdi” diyen ve bir gün sırt çantasıyla hayallerinin peşinden giden Kıbrıslı Türk modacı İlkan Koral:
“Ankara’da veterinerlik okudum. Mezun olduktan sonra çalışmaya başladım ama bir noktada kendimi öyle bir durumda buldum ki her gün beyaz gömlek giyiyor, aynı rutini yaşıyordum. Hayvanları çok severim ama sürekli acı çeken hayvanları görmek beni çok etkiliyordu. Bir yandan da hiçbir şekilde kendimi kreatif olarak ifade edemediğim bir ortamdaydım. Hayatımda her şey yolundaydı ama içimde hep “Bu ben değilim” diyen bir ses vardı. Sonra bir gün gerçekten durdum ve dedim ki: Yok, bu değil. Ve o anda hiçbir şey planlamadan sırt çantamı alıp her şeyi geride bırakarak yola çıktım.
Moda kendimi ifade etme şeklimdir. Kendi adımı taşıyan markam kişisel bir hikayenin anlatıcısıdır. Ürettiğim her parça, bir anı ya da duygu taşır. Yaptığım her işimde köklerimden ilham alıyorum.”
Pınar SAVUN
Akdeniz’in ışığını, Lapta işinin özgün ruhunu ve İspanya’nın modern zarafetini aynı potada eriten genç moda tasarımcısı İlkan Koral, yaratıcılığını “ILKAN.KO” markası altında dünyaya taşıyor. Hayal gücüyle şekillenen, el işçiliğiyle hayat bulan koleksiyonları, yalnızca moda değil; bir yaşam felsefesi, bir aidiyet hikayesi anlatıyor.
Son koleksiyonu “A SummerFeast in Lapithos”, Akdeniz’in uzun yaz sofralarındaki coşkuyu, bir araya gelmenin sıcaklığını ve doğanın içten güzelliğini modaya dönüştürüyor. Her bir parça; anılardan, dokulardan, renklerden ve duygulardan süzülerek ortaya çıkmış bir sanat eseri niteliğinde.
Koral, Milano Moda Haftası’nda büyük ilgi gören bu koleksiyonuyla, geleneksel el işçiliğini çağdaş bir tasarım diliyle harmanlarken, sürdürülebilirliği estetiğin ayrılmaz bir parçası hâline getiriyor. Onun için moda, yalnızca giyilebilir bir ifade değil; doğaya, köklere ve yaşama duyulan saygının zarif bir yansıması.
Kıbrıslı genç tasarımcı İlkan Koral, Akdeniz’in sıcak ruhunu, Lapta’nın özgün kimliğini ve İspanya’nın modern zarafetini birleştirerek “ILKAN.KO” markasını yarattı. “Moda benim için sadece estetik değil; bir aidiyet, bir ifade biçimi, bir yaşam felsefesi.” diyen Koral ile sıra dışı yaşam hikayesini konuştuk.

“Hayalperest bir çocuktum”
Pınar Savun: Sevgili İlkan kendini üç kelimeyle tanımlayacak olsan ne söylerdin?
İlkan Koral: Renkli, özgür ve aile bağları güçlü diyebilirim. Bunlar beni en iyi tanımlayan kelimeler olurdu.
Pınar Savun: Mesarya senin için nasıl bir anlam taşıyor? Orada geçen çocukluk ve gençlik yılların, seni nasıl etkiledi?
İlkan Koral: Mesarya’nın benim için çok ayrı bir yeri var. Ailem Vadilili. Köklerim orada. Mesarya’ya çocukken nenemlere çok sık gider onlarla birlikte zaman geçirirdim. O günlerimi hiç unutamam. Bugün yaptıklarımda o günlerin çok büyük etkisi var. Orada şekillenen özelliklerim, moda ile olan bağımı şekillendirdi. Özellikle nenemin benim üzerinde çok büyük bir etkisi var. Nenem benim için hâlâ bir ilham kaynağıdır. Lefkoşa ile ilgili de özel anılarım var.

Pınar Savun: Peki, nasıl bir çocuktun o yıllarda? Hayatperest mi, meraklı mı, sakin mi?
İlkan Koral: Hayatperest bir çocuktum, hem de fazlasıyla! Herkesle iletişimde olan, her köşeye girip çıkan, yaramaz ama çok gözlemci bir çocuktum. Sürekli etrafımdaki insanları izlerdim. Durmadan konuşur, sorar, araştırırdım. Enerjim hiç bitmezdi.
Pınar Savun: O yıllarda insanların giyimleri, tarzları dikkatini çeker miydi?
İlkan Koral: Kesinlikle çekerdi. Ben farkında olmadan bile bir insanı gördüğümde, onun giydiği renk ya da taşıdığı bir detay aklımda kalırdı. Tanıştığım insanlar hep o ilk imajla yer ederdi zihnimde. Bunu yıllar sonra fark ettim aslında. Kumaşlara, dokulara dokunmayı hep çok severdim. Nenem dikiş yapardı, sürekli kumaşlarla iç içeydik. O dokuların yarattığı hissi hep çok özel buldum. Sadece bir kıyafette değil, bir dekoratif objede bile bir dokunun, bir desenin yarattığı zenginlik bana hep yakın geldi. İster istemez elim, gözüm, ilgim hep onlara yönelirdi.

Pınar Savun: Yani görsel hafızan çok güçlü diyebilir miyiz?
İlkan Koral: Evet, çok görselim. Hafızam da tamamen görsel çalışır. Renkleri, dokuları, imgeleri unutmam.
Pınar Savun: Peki bir renk olacak olsan, hangi renk olurdun?
İlkan Koral: Çok zor bir soru çünkü tüm renkleri çok severim ama sanırım sıcak tonlara daha yakınım. Karakterimden dolayı turuncular, sarılar, kırmızılar beni en iyi yansıtan renklerdir. Bu tonlarda kendimi daha özgür ve daha canlı hissederim.
Pınar Savun: Ailende modayla, tasarımla ya da sanatla ilgilenen biri var mı?
İlkan Koral: Aslında vardı. Benim nenem köyde doğup büyümesine rağmen her zaman sanata çok yakındı. Yemek yaparken bile şarkı söylerdi. Bir eğitimi olmamasına rağmen resim yapardı, resim yapmayı bana o öğretti. Dikişi kendisi çok küçük yaşlarda öğrendi. Küçük yaşta kendi başına kumaş kesmeyi öğrenmişti. İki tişörtü birleştirip elbise yapardı. Aslında o da bir tasarımcıydı; sadece kendince, kendi koşullarında. Her şeyi yapardı, hem ev işlerini hem yaratıcı şeyleri. Onun o üretkenliği, hayal gücü beni çok etkilemiştir. Benim en büyük ilham kaynağım nenemdi.

Veterinerlikten modaya sıra dışı bir yolculuk
Pınar Savun: Önce veterinerlik okuduğunu biliyorum. Bu iki alan, veterinerlik ve moda arasında nasıl bir köprü kurarsın?
İlkan Koral: Aslında aralarında bir köprü yok diyebilirim. Hayat bazen seni bambaşka yönlere taşıyor. Ben hayvanları çok sevdiğim için veterinerlik okudum. Ama ülkemizdeki eğitim sisteminin yönlendirmeleri, o dönemki “garantili meslek” anlayışı yüzünden sanat tarafım hiç desteklenmedi. Sanat, o zamanlar çok uç, çok belirsiz bir alan gibi görülürdü. “Ondan para kazanılmaz” denirdi. Ama içimdeki yaratıcı yön hep vardı. İlk çizimlerimi 12–13 yaşlarındayken yapmaya başladım. Derste bile sürekli bir şeyler çizerdim. Kumaş dokularını, kıyafet detaylarını kâğıda dökmeyi çok severdim. Yani aslında veterinerlik okurken bile modaya olan ilgim hiç kaybolmadı.

Pınar Savun: Moda yolculuğuna çıkmaya nasıl karar verdin? Hayatında bu kararı tetikleyen bir dönüm noktası oldu mu?
İlkan Koral: Evet, oldu. Aslında bu kararı planlı şekilde almadım. Ankara’da veterinerlik okudum. Mezun olduktan sonra çalışmaya başladım ama bir noktada kendimi öyle bir durumda buldum ki her gün beyaz gömlek giyiyor, aynı rutini yaşıyordum. Hayvanları çok severim ama sürekli acı çeken hayvanları görmek beni çok etkiliyordu. Bir yandan da hiçbir şekilde kendimi kreatif olarak ifade edemediğim bir ortamdaydım. Hayatımda her şey yolundaydı ama içimde hep “Bu ben değilim” diyen bir ses vardı. Sonra bir gün gerçekten durdum ve dedim ki: “Yok, bu değil.” Ve o anda hiçbir şey planlamadan sırt çantamı alarak her şeyi geride bırakarak yola çıktım.
Pınar Savun: Bu yolculuk seni nereye götürdü?
İlkan Koral: İlk olarak Napoli’ye gittim, üç ay orada kaldım. Sonra Fas’a geçtim, iki hafta kaldım. Ardından üç ay Brezilya’da yaşadım. Bu yolculuklar boyunca farklı işlerde çalıştım, hep yalnızdım ama kendimi tanımaya başladım. Dünyanın ne kadar büyük, ne kadar çok olasılıkla dolu olduğunu fark ettim. Her karşılaştığım insan bana yeni bir pencere açtı.

Pınar Savun: Peki İspanya’ya uzanan bu yolculuk nasıl başladı?
İlkan Koral: Aslında İspanya’yla hep özel bir bağım vardı. Erasmus döneminde Slovakya’da okurken çok yakın İspanyol arkadaşlar edinmiştim. Sonra sık sık gidip gelmeye başladım. Dili öğrendim, kültürünü tanıdım. Ve bir gün “Artık burada kalmalıyım” dedim.O dönemde İspanya’da moda yüksek lisansına başvurdum. Hiç umudum yoktu açıkçası ama kabul edildim. Çok zorlu bir süreçti, ama dönüm noktam da tam olarak orası oldu. O yıl, hayatımda her şeyin yön değiştirdiği yıldı.
Pınar Savun: İspanya’ya yerleştikten sonra moda alanındaki profesyonel yolculuğun nasıl ilerledi?
İlkan Koral: Başta çok kolay olmadı. Orada diğer öğrencilere kıyasla iki, hatta üç kat daha fazla çalışmam gerekti. Lisansım moda değil veterinerlik olduğu için eksiklerimi tamamlamak için çok uğraş verdim. Yaptıkça daha çok sevdim. Her yeni şey öğrendikçe, duygularımı bu alanda nasıl ifade edebileceğimi keşfettim. Aslında o ifade biçimi hep içimde vardı; sadece o araçları, o teknik donanımı öğrenmem gerekiyordu. Master bittikten sonra da hayatımı sürdürebilmek için çalışmam gerekiyordu. Önce müşteri temsilcisi olarak işe başladım. Avrupa’da yaşam dışarıdan çok güzel görünse de gerçekten zordur. Ayakta kalmak için emek vermek gerekir. Bir süre sonra bir mağazada, satış alanında çalışmaya başladım. Önce satış temsilcisiydim, sonra bölgesel satış sorumluluğuna yükseldim. Farklı mağazalarda görev aldım, kampanyalarla ilgilendim.

“Bir şeyi sıfırdan yaratmak istiyorum”
Pınar Savun: Yani modanın farklı alanlarında deneyim kazandın, öyle mi?
İlkan Koral: Evet, ama bir noktada fark ettim ki sadece satış ya da düzenleme kısmında olmak beni tatmin etmiyor. Ben üretmeyi seviyorum. Bir şeyi sıfırdan yaratmak istiyorum. Elbette estetik bakışım ve mekân algım bu süreçte çok gelişti; görsel düzen, renk dengesi, detaylar… Bunları orada öğrendim. Ama içimden gelen “yaratma” dürtüsü hâlâ çok güçlüydü. O yüzden sonunda dedim ki: “Artık zamanı geldi. Ben kendi yolumu çizeceğim.”
Pınar Savun: Markanı ne zaman kurdun ve bu süreç nasıl gelişti?
İlkan Koral: Yaklaşık iki yıl önce başladı her şey. İlk olarak bazı tasarımlarımı sergilemeye başladım, ardından süreç doğal olarak kendi markamı kurmaya dönüştü. Markamı kendi ismimle kurdum çünkü bu benim için çok kişisel bir yolculuktu. Her koleksiyonum bir hikâye anlatıyor; o hikâye benim anılarımdan, duygularımdan besleniyor ama aynı zamanda birçok insan da o hikâyelerde kendinden bir şey bulabiliyor. Ben sadece bir kıyafet tasarlamıyorum aslında. O kıyafete dönüşene kadar yaşadığım duygular, süreçler, o detayların anlamı… hepsi işin bir parçası. Her fırfırın, her dikişin, her uzunluğun bile benim için özel bir anlamı var. Bu yüzden markama kendi adımı vermek istedim çünkü bu marka tamamen benim.

Pınar Savun: Modanın senin için anlamı ne? İlham mı, mutluluk mu, yoksa bir tür terapi mi?
İlkan Koral: Bence bu bir tutku. Hayatta başka hiçbir şeyin yerini alamadığı bir şey. Öyle bir tutkudur ki, gece yatarken “yarın bunu nasıl yapacağım?” diye düşünürsünüz. Sabah dörtte kalkıp aklınıza gelen fikri unutmamak için not edersiniz. Ben modayı tam da bu tutkuyla yaşarım. Her yeni fikir, her yeni doku beni yeniden heyecanlandırır. Bu benim için hem ilham, hem mutluluk, hem de yaşama sebebi.
Pınar Savun: Yeni bir koleksiyon tasarlarken önce aklın mı konuşur, kalbin mi?
İlkan Koral: Kesinlikle kalbim. Duygularımı duymadan, hissetmeden hiçbir şey yapmam.
Pınar Savun: Peki Kıbrıs kültürü tasarımlarına nasıl yansıyor?
İlkan Koral: Aslında Kıbrıs kültürü hep içimdeydi. Benim için aile kavramı çok değerli. Köklerim, çocukluğum, o aidiyet hissi hep tasarımlarımda bir şekilde yer buluyor. Renklerde, dokularda, motiflerde…Yani Kıbrıs kültürü sadece bir görsel esin değil, duygusal bir bağ aslında. Her koleksiyonumda o Akdeniz sıcaklığını, birlik duygusunu ve o içten samimiyeti taşımaya çalışıyorum.

“Köklerimle bağ kuruyorum”
Pınar Savun: Kıbrıs kültürünü, figürlerini ya da motiflerini kullanarak köklerinle bağ kurduğunu düşünüyor musun?
İlkan Koral: Kesinlikle, hem de çok derin bir şekilde. Benim için sadece Kıbrıs motifini kullanmak değil mesele; o motifi yaratan kadını tanımak, onun hikâyesini anlamak çok önemli. Mesela hâlâ o motifleri işleyen Sıdıka Abla ile birebir konuştum. Onun anılarını dinledim, bu motifleri kimden, nasıl öğrendiğini sordum. Yani sadece desenle değil, geçmişle de bir bağ kuruyorum çünkü o desenlerin her biri geçmişin mirasını taşıyor. Bu geleneksel el işlerinin değeri ölçülemez.
Pınar Savun: Peki bu motifleri sen mi işliyorsun, yoksa işlenmiş hâlde alıp tasarımlarında mı kullanıyorsun?
İlkan Koral: Her iki şekilde de çalışıyorum. Örneğin bu sene “A SummerFeast in Lapithos” koleksiyonumda kullandığım bir tasarım tamamen Sıdıka Abla’nın el işiydi.Diğer tasarımı ise ben işledim. Motifin modern bir versiyonunu yaptım; ölçüsünü büyüttüm, sembolik bir şekilde yeniden yorumladım.

Pınar Savun: Peki orijinal motif neydi?
İlkan Koral: Ördek motifi. Çocukken köye çok giderdim; oradaki ördekler hep aklımda kalmıştı. O yüzden bu motif benim için hem nostaljik hem de kişisel bir anlam taşıyor.

Pınar Savun: Uluslararası arenada bir Kıbrıslı tasarımcı olarak var olmak sana nasıl bir sorumluluk hissettiriyor?
İlkan Koral: Açıkçası bu durumu bir “sorumluluk” olarak hissetmiyorum çünkü zaten olduğum kişiyle, kendi kimliğimle, içten gelen şekilde üretmek bana yetiyor. Ben kendimi zorlamadan, köklerimle bağ kuruyorum. Kıbrıslı olmak, o kimliği taşımak zaten içimde. Ondan kopamam, kopmak da istemem. Bu yüzden her tasarımımda o bağ kendiliğinden var oluyor.
Pınar Savun: Peki gençler, senin gibi yurt dışında yaşayıp bu alanda var olmak isterlerse, onlara ne söylersin?
İlkan Koral: Her zaman söylüyorum: yapılabilirler. Gerçekten yapılabilirler. Eğer inanıyorlarsa, çalışıyorlarsa ve kendilerini keşfetmeye açıksalar, bu yol onlara da açık. Ben elimden geldiğince gençlere destek olmaya, yönlendirmeye, onlara ilham vermeye çalışıyorum. Çünkü birinin “sen yapabilirsin” dediği o cümle, bazen koca bir hayatı değiştirebilir.





















Yorumlar kapalı.