Her 24 Kasım’da kalbimde aynı anda hem derin bir sızı hem de tarifsiz bir gurur belirir.
Çünkü 23 yıl boyunca çocukların sesini, gözlerini, duygularını ve hayallerini mesleğimin merkezine koymuş bir öğretmen olarak yaşadım. Öğretmenlik yolculuğumun sınıf içindeki bölümünü ise yine anlamı en yoğun gün olan 24 Kasım’da, sessizce bir sonraki evresine uğurladım.
Bu tarih benim için yalnızca bir gün değil; bir dönemin zarifçe tamamlanışı ve içimde hep yaşayan öğretmen kimliğimin başka bir alanda yeniden filizlenmesidir.
Sınıflarda değil belki ama hayatın her yerinde hâlâ aynı duyarlılıkla bakmaya, çocukların, gençlerin ve toplumun iyiliği için üretmeye devam ediyorum.
Son iki yıldır KIBRIS Gazetesi Genel Müdürü olarak yeni bir sorumluluğun içindeyim.
Ama aslında yaptığım şey çok değişmedi:
Empatiyle yaklaşmak, farkındalığı büyütmek, faydayı öncelemek…
KIBRIS Medya Grubu bugün benim için yalnızca bir medya kurumu değil; tıpkı bir okul gibi geleceğe yön veren, doğruyu savunan, toplumsal duyarlılığı büyüten bir alan.
Bu yapının içinde kalemin, ekranın ve dijital mecraların gücünü kullanarak bir toplumun yarınlarına katkı sağlamaya çalışıyoruz.
Öğretmenlikten gazeteciliğe uzanan yol
Zaman zaman “Öğretmenlikten gazeteciliğe geçiş zor olmadı mı?” diye soranlar oluyor.
Oysa mesleğimi değiştirmedim; sadece ulaşabileceğim alan büyüdü.
Öğretmenlik insanın içinden eksilen bir kimlik değil; yalnızca kendini farklı mecralarda göstermeye devam eden bir yolculuktur.
Bugün medya grubunda yapılan diğer tüm işlerin yanında öğrencilerin, gençlerin, öğretmenlerin ve eğitim kurumlarının başarılarını görünür kılmayı; emeğin hakkını teslim etmeyi bir sorumluluk olarak görüyorum.
Çünkü ister sınıfta olun ister bir medya kurumunda:
Asıl mesele bilgiyi doğru yerde ve doğru niyetle aktarabilmektir.
Eğitimde dönüşüm: Eski sıralar yenidünyaya yetmiyor
Sınıflardan ayrılmış olsam da, eğitim üzerine düşünmekten hiç vazgeçmedim.
Bir çocuğun gözlerindeki merakı bir kez görmüşseniz, o ışığı koruma sorumluluğu hep sizinle kalır.
Bugün içinde bulunduğum medya ekosistemi sayesinde eğitim dünyasındaki büyük dönüşümü daha geniş bir perspektiften izleyebiliyorum.
Eski sıralar, tek yönlü anlatımlar ve yalnızca sınav merkezli eğitim artık çocukların doğasına yetmiyor.
Dünya değişiyor, çocuklar değişiyor ve öğrenmenin dili de değişiyor.
Bilimsel araştırmalar bunu açıkça söylüyor:
- Pasif öğrenmede bilginin büyük kısmı iki gün içinde kayboluyor.
- Deneyimsel öğrenme, kalıcılığı katlayarak artırıyor.
- Teknoloji doğru kullanıldığında problem çözme becerilerini güçlendiriyor, yanlış dozda kullanıldığında ise dikkat ve duygu dünyasını zedeliyor.
2040’a gelindiğinde artırılmış gerçeklik sınıflarından yapay zekâ destekli öğretmenlik modellerine kadar pek çok yenilik hayatımızda olacak.
Ama bir şey hiç değişmeyecek:
Bir öğretmenin yüreği.
Dünyanın aradığı eğitim dili: Merak, değer ve deneyim
Dünya çapındaki başarılı eğitim modellerine baktığımızda ortak bir nokta görüyoruz:
Çocuğun doğasına saygı duymak.
Finlandiya keşfetmeyi merkeze aldı.
Estonya dijital dönüşümü fırsata çevirdi.
Yeni Zelanda sınıfları esnek birer yaşam alanına dönüştürdü.
Singapur analitik düşünmeyi küçük yaşta öğretiyor.
Bu ülkelerin yaptığı şey aslında çok basit:
Merakı öldürmemek.
Merak, değer ve deneyim…
Sadece eğitimin değil, insan olmanın da ortak dili bu aslında.
Bu yüzden Öğretmenler Günü’nde hissettiğim minnet, tüm bu yolculuğun kalbinde bu üç kelimeyi taşıyor:
Merakı beslemek, değeri hak ettiği yere koymak ve her deneyimi bir öğrenme alanına dönüştürmek.
Minnet, sevgi ve öğretmenlik ruhu
Bugün kendi öğretmenlerimi anarak başlıyorum güne.
Bana yol gösterenleri, ışık tutanları, üzerimde emeği olanları…
İlk öğretmenlerim olan anneme ve babama şükran duyuyorum; değerleriyle bana öğrettikleri her şey için.
Ve hayatımın en büyük öğretmeni olan oğlum Doruk…
Bana her gün sevgiyi, sabrı, empatiyi ve yaşamın bilgeliğini yeniden hatırlatıyor.
Bir zamanlar küçücük sıralarda yan yana büyüttüğüm öğrenciler bugün yetişkin bireyler…
Bir yerde karşılaştığımızda gözlerindeki ışıkla “Öğretmenim!” demeleri, tüm yılların emeğini anlamlı kılıyor.
Ve elbette Başöğretmenimiz Atatürk…
Eğitime adadığı vizyonla bizlere sadece nesiller yetiştirmeyi değil;
“fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” bireyler yetiştirmenin onurunu öğretti.
Bugün attığım her adımda onun ışığını taşıyorum.
Tüm meslektaşlarımın Öğretmenler Günü’nü sevgiyle, saygıyla ve minnetle kutluyorum.
Öğretmenlik ruhu hangi alana taşınırsa taşınsın, iyiliği çoğaltmaya devam etsin.
Yüreği çocuklarla atan herkesin yolu daima aydınlık olsun.





Yorumlar kapalı.