Özer Kanlı

Dostluk başka, kardeşlik başka





   Türkiye diplomasi geleneği çok eski olan bir ülkedir.

   Osmanlı’dan devralınan birikimin yanı sıra Cumhuriyet döneminde yaşananlar Türkiye’yi diplomasinin ustası ülkeler arasına yerleştirdi.

   Türkiye dün Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta önemli bir diplomatik atak yaptı.

   Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Tayyip Erdoğan, İsveç’i NATO üyesi yapmaya kararlı ittifak yetkililerine “NATO’nun pek çok üyesi AB’nin de üyesidir. Siz Türkiye’yi AB üyesi yapınız biz de İsveç’i NATO üyesi yapalım” dedi.

   Sayın Erdoğan aynı şeyleri bir eklemeyle ABD Başkanı’na da ifade ederek, “F-16’ları veriniz, bizim AB üyesi olmamıza destek sağlayınız, biz de İsveç’in AB üyesi olmasını sağlayalım” şeklinde konuştu.

   Ardından NATO Genel Sekreteri Stoltenberg varılan mutabakatı açıkladı.

   Görüldü ki, Türkiye, NATO’nun bir terörle mücadele koordinatörü ataması, İsveç’in terör konusunda üzerine düşenleri yapması, Türkiye’ye ambargolara son vermesi, Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemesi, AB’nin Türkiye ile gümrük birliği anlaşmasını genişletmesi, Türkiye vatandaşlarına AB’de seyahat edebilmeleri için vize kolaylığı, hatta ayrıcalığı tanımasına katkıda bulunması karşılığı İsveç’in NATO’ya üye olabilmesini öngören mutabakatı onaylanmak üzere TBMM’ye göndermeye karar verdi.

   Yani, İsveç’in üyeliğine yeşil ışık yaktı.

   Bu, asla iş tamamdır, bitti demek değildir.

   AB, ABD’nin diploması oyunlarına, Türkiye de diplomatik dille yanıt vermiştir.

   İşler iyi gider İsveç, AB ve ABD sözlerinde dururlarsa Türkiye de sözünde durarak TBMM’de gerekeni yapacaktır, aksi takdirde süreç yarıda kalacak, kesilecektir.

   Kimse Türkiye’nin bu tutumunu yargılayamaz.

   Neden?

   Çünkü günümüz dünyasında ülkeler “pragmatizm” adına bir gün başka, diğer bir gün bambaşka tutumlar ortaya koyabilmektedirler.

   Hatta x ülkede müttefik olan, birlikte harekat yapan ülkeler y ülkesinde çatışır durumda olabiliyor günümüz dünyasında.

   İngiltere’nin 1800’lü yıllarda yaşamış eski Başbakanlarından Lord Palmerston’un “İngiltere’nin ebedi dostları ve düşmanları yoktur, değişmez çıkarları vardır” sözü doğrulanırcasına bir politika izliyor pek çok ülke..

   Ama günümüzde buna bir ek yapılıyor ve “mutlak dost ya da düşman yoktur” da deniliyor.

   Neden mi?

   Çünkü çok aktörlü, değişkenli, gücün merkezinin sürekli hareket ettiği bugünün dünyasında artık devletler arası ilişkilerin niteliğini sadece çıkarlar doğrultusunda belirlemek de yetersiz kalıyor.

   Artık “mutlak müttefiklik diye bir şey de yoktur” durumuna gelmiş bulunuyoruz.

   Dolayısıyla, dost-düşman ayrımlarının belirsizleştiği günümüzde, artık “mutlak müttefik yoktur” ilkesi hakim.

   Ama bu durum asla KKTC–Türkiye ilişkileri için söz konusu olamaz.

   Türkiye–KKTC ilişkileri ülkeler arası ilişki değil kardeşler arası ilişkidir.

   Dostluk başka, kardeşlik başkadır.

   Dostluklarda çıkar gözetilir ama kardeşlik, bağla, kültürle, tarihle, duygularla, aynı şeylere üzülmek, aynı şeylere sevinmekle ilgilidir.

   Kıbrıs konusu kardeşlerin, “Türküm, Kıbrıs Türkü’yüm” derken göğsü kabaranların MİLLİ davasıdır.

   Dolayısı ile AB-Türkiye veya ABD–Türkiye ilişkileri gelişince Türkiye, KKTC’yi yarı yolda bırakacak, federasyona dönecek diyenler hayal görüyorlar.

   Nitekim, AB veya ABD’ye verilen sözler arasında asla KKTC ve/veya Kıbrıs’la ilgili bir şey yoktur.

   “Fark etmez… Yunanistan ve Rum kesimi onay vermedikçe Türkiye-AB ilişkileri gelişmeyecek” diyenler mi var?

   Ben de onlara, “Rum-Yunan ikilisi Türkiye–AB ilişkilerini engellerse TBMM’de İsveç’in üyeliğine onay vermeyecek” diyorum.

   “Türkiye Kıbrıs’ta geri adım atacak; Tatar’ı federasyon görüşmek için masaya oturtacak” diyenler mi var?

   Ben de onlara “öyle olmayacak. Eğer ABD ve AB İsveç’in NATO üyesi olmasını istiyorsa Rumları Kıbrıs Türkü’nün egemen eşitliğini, uluslararası eşit statüsünü kabul etmeye zorlayacak. Aksi takdirde İsveç’in NATO üyeliğini, AB müktesebatını Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarında da yürürlüğe girmesini unutacaklar.

   Ve herkes şunları bilecek:

   1- Türkiye 2000’li yılların başındaki Türkiye değildir.

   2- Türkiye için AB üyeliği olmazsa olmaz değildir.

   3- Türkiye Kıbrıs’ta bir anlaşma olmasını kendisi ve Kıbrıs Türkü’nün çıkarları açısında şart olarak görmüyor.

   4- Türkiye bu saatten sonra AB ve ABD uğruna Rusya ile ilişkilerini bozmayacak.

   5- Türkiye mavi vatanın korunmasını milli politika haline getirdi; bundan asla vazgeçmeyecek.

   6- Mavi vatandaki hak ve çıkarların korunabilmesi için KKTC’nin bugünkü sınırları bir milimetre bile kısalmadan yaşaması şarttır.

   7- Türkiye, Kıbrıs konusunda masaya oturulursa Rumların ne yapacağını, ne isteyeceğini iyi bilmektedir ve bunlara, güçleri kendisinin onda biri kadar olmayan Rum-Yunan ikilisinin şımarıklıklarına asla tahammülü yoktur.

   8- Türkiye’nin Kıbrıs için belirlediği 2 Devletli çözüm politikası AK Parti’nin değil Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin milli politikasıdır ve TBMM’nin bugünkü yapısında Kıbrıs için bunda başka bir hal çaresinin onay bulması mümkün değildir.

   9- Türkiye Kıbrıs’ta bir anlaşma beklentisinde değildir.

   10- Türkiye’nin hedefi sabırla çalışarak KKTC’nin Türk Devletlerinden başlamak üzere tanınmasını sağlamaktır.

Dostluk başka, kardeşlik başka
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.