Prof.Dr.Oğuz Karakartal

Benim gözümden Gazi Mustafa Kemal Atatürk





Benim Atatürk’e duyduğum sevgi ve saygı ilkokula başlamadan önce İstanbul Boğaziçi’nde, Anadoluhisarı semtindeki eski usul, üç ailenin bir arada yaşadığı mütevazı evimizde, köşkümüzde başlar. Evimizde Gazi Mustafa Kemal’den daima hürmetle söz ederdi aile büyüklerimiz. Mustafa Kemal’in Sofya ateşemiliterliği sırasında babaannemin asker olan babası da eşiyle birlikte orada görevlidir ve her Türk asker ailesi, o zamanlar üç dört bekar subayı, askeri evlerine yemeğe alırlar. Babaanemin babası ve eşi de Mustafa Kemal ile üç arkadaşını böyle bir yemekte ağırlama şerefine nail olmuş. Babaannemin annesi dermiş ki: “Ben Atatürk’e yemek yedirdim. Yemeğimi yedi, beğendi. Onun ileride Atatürk olacağını bilseydim imzalı bir resim isterdim.” İşte ben ve kuzenlerim o geniş aile içinde Atatürk’le ilgili babaannemden, halamdan ilk bunları duymuştuk. Dedem Mehmet Ali Karakartal ise 1928’de harf devrimi yapılınca yeni Latin harflerini satın alamayıp matbaası batınca bunu hiç dert etmemiş, her Cumhuriyet çocuğu gibi içindeki Atatürk aşkıyla devlet görevine geçmiş ve 1936’da da Atatürk’ten kendi adına yollanan 29 Ekim Cumhuriyet Tebrik Telgrafı almıştı.
Peki Gazi Paşa’ya, insanları, Türk ulusunu bu kadar bağlı yapan, hayran bıraktıran neydi? Atamızın Türk Kurtuluş Savaşı’nda Ankara’da yanıbaşında bulunan, yakın arkadaşlarından gazeteci-yazar Yakup Kadri Karaosmanoğlu Atatürk adlı kitabında bu vasıfları şöyle sıralıyor:
-Kahramanlığı
-Dahiliği-Zekası
-Milliyetçiliği
-İnsanlığı
-Askerliği
-Devlet adamlığı
Kahramandı! Kendisini ateşin içine atmış, Türk ulusunu kurtarmak için ateşten gömlek giymişti. Yavru vatanda, Magosa’da sürgün kalan vatan şairi Namık Kemal’in:
Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini / Yok imiş kurtaracak bahtı kara maderini
dizelerini Mustafa Kemal 1919’da Kırşehir’de gençlere yaptığı bir konuşma sırasında biraz değiştirerek şöyle okumuştu:
Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini / Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini
Bulunacak o insan, o önder, kahraman bizzat kendisi olmuştur.
Dahi ve Zeki Bir İnsandı! Yeni devletin, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara olunca İstanbul’daki İngiliz, Fransız, İtalyan elçilikleri “biz bozkırın ortasına gitmeyiz” diyerek elçiliklerini Ankara’ya taşımak istememişlerdi. Bunu Lozan’ı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını tanımamak olarak kabul eden Gazi, “her türlü diplomatik görüşmeyi Ankara’da yapacağım, onlar Ankara’ya gelecek” dedi ve öyle oldu. Yabancı elçilik İstanbul’dan Ankara’ya taşınıncaya, 1927-1928 tarihlerine kadar Gazi, İstanbul’a gitmedi ve 1927’den sonra İstanbul’a ayak bastı. Türk Kurtuluş Savaşı’ndan sonra “Atatürk İstanbul’a, İstanbullulara, eski saltanat başkentine küskündü, buraya sevmiyordu” şeklinde uydurulan yobaz yalanlarının gerçekle bir alakası yoktur, işin aslı anlattığımız hadisedir.
Milliyetçiydi! Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde haykırdığı “Ne mutlu Türküm diyene” sözü bölücü değil kucaklayıcı bir sözdü, kader birliğini, bir arada oluşu-olmalıyızı ifade ediyordu.  Türk milletinin ulusal bilince kavuşmasını sağladı, kendi köklerine, tarihine dönmesini temin etti. “Türk çocuğu atalarını tanıdıkça kendinde büyük işler yapma gücü bulacak” diyordu. Türkiyeli kavramına karşıydı: “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti” denir tanımını yapmıştı.
İnsancıl bir liderdi Atatürk!. Onu mevki makam meraklısı sananlar hep yanılmıştır. Eğer o iktidar düşkünü ve hırslı biri olsaydı, TBMM’yi açıp “egemenlik kayıtsız şartsız” prensibini ve cumhuriyet rejimini getirmez, kendisini padişah ve halife ilan edebilirdi. Kimse buna o zaman karşı çıkmak şöyle durusun, alkış bile tutulabilirdi. O bunların hepsini elinin tersiyle itti ve Türk milletine yakıştığını düşündüğü demokrasiyi seçti. Atatürk’ü yalnız sunanların, sunmak isteyenlerin ve onu baskıcı, duygusuz göstermek amacındakilerin iftiralarını, yakın dostu Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Atatürk adlı kitabındaki şu cümleler kesin bir dille yalanlıyor:
“Çok defa bir arkadaşının ölümüne saatlerce hüngür hüngür ağladığını, bir kurban merasiminde kesilen hayvanın deprenişini görmemek için başını çevirdiğini, düşman cesetlerini gözleri dolu seyrettiğini görenler arasındayım. Zora düşenlerin imdadına yetişmek, hasta olanların tedavisini yardım etmek günlük uğraşılarını oluştururdu.”
Mustafa Kemal de bir ana evladıydı. Annesine düşkün olduğunu kaynaklardan okuyoruz. O, vatanın anne ve kadın yani namus demek olduğunu biliyordu. Gazi, vatan yolunda annesi Zübeyde Hanımı adeta feda etmiştir. Annesinin kabri başında yaptığı konuşmadan öğrendiklerimiz şu:
“Mustafa Kemal İstanbul’dan Samsun’a çıkıp Erzurum ve Sivas kongrelerini tamamlayana kadar annesine haber gönderememiştir. Ancak Anadolu’da mücadeleye giriştikten aylar sonra güvendiği ve Zübeyde Hanım’ın tanıdığı bir emir erini, askerini gizlice İstanbul’a yollamış, aylardır oğlundan haber alamayan ve Vahdettin ile İngilizlerin idam emrini bilen anne, Mustafa Kemal’in askerini aniden karşısında görünce heyecanlanmış, İngilizlerin ölüm fermanı gerçekleştirildi, emir eri de bana bu haberi getirdi zannıyla, sanısıyla daha konuşup soru soramadan bir tarafına felç inmiştir. Atatürk’ün ifadesiyle ana-oğulun kavuşma zaman 1922’de Bursa’nın kurtuluş tarihinden sonradır. Ancak ağlamaktan gözlerine perde inen, bir tarafı felç olan annesi için Mustafa Kemal:  “O maddeten ölmüş artık manen yaşıyordu” ifadesini kullanmış, ardında:  annemin kaybından çok müteessirim, üzgünüm ama vatan sağolsun demiştir.”
O iyi bir askerdi de! Herşeyden önce Gazi Mustafa Kemal’in mesleği askerliktir. Ordu millet kabul edilen Türk milletinin ordusuna başkumandanlık etmek şerefine nail olmuştur Atatürk. “Türk milleti ordusunu çok sever, onu kendi ideallerinin koruyucusu sayar” sözü Ata’nındır. Asker Mustafa Kemal, ”savaşı arayan değil gerektiğinde yapan biriydi.” Türk ulusunun esaret altında yaşamayacağını bildiği için tarihi bir misyonla işgalcilere karşı savaşı girmişti. “Savaşçı olamam. Çünkü savaşın facialarını herkesten iyi bilirim” derdi.
Devlet adamıydı! Herkes devlet adamı ve kurucusu olamaz. Bunun birinci şartı ulusunu ve ülkesini her şeyin üstünde tutmak ve onu büyük bir aşkla sevmektir. Atatürk “millet ve memleket işlerinde hatıra, ve dostluğa bakılmaz” inancındadır. Siyasette insaf ve merhamet dilemek, arkadaşlık onun kitabında yoktur. Devlet adamlığında da kimseyi taklit etmez “biz kendimize benzemekle iftihar ederiz” diyerek izmlerin, akımların üstüne çıkar.  Ünlü Türk sosyologu Ziya Gökalp Türkçülüğün Esasları kitabında: “düşünmek ve söylemek kolaydır, yapmak ve başarıyla sonuçlandırmak zordur. İşte Mustafa Kemal düşünüp söylediklerini başarıya sonuçlandırdığı için Türklüğün en büyük ismidir” der.
Kıbrıs Türklerinin 1920’lerden itibaren İngiliz yönetimi, baskısı altında oldukları dönemde çıkardıkları gazetelere cesurca “Gazi Paşamız, Reis-i Cumhurumuz buyurdular ki” şeklinde manşet attıkları ve idamı göze aldıkları o yıllardan bugüne gelmenin ve bağımsız KKTC sınırları içinde ve ay yıldızlı bayraklar altında onu anmanın manevi hazzını ve mutluluğunu kelimelere sığdırmak imkansız. Bugün bu yazıyı okuyanlar biliyorlar ki hâlâ aramızda yaşayan, dolaşan bir manevi Atatürk var.

 

**

 

LAÜ’de Neşeli Cumartesiler başlıyor

Lefke Avrupa Üniversitesi (LAÜ) tarafından düzenlenen “LAÜ’de Neşeli Cumartesiler” etkinlik serileri başlıyor.
LAÜ kampüsünde düzenlenecek Neşeli Cumartesiler etkinlik serisinin ilki yarın gerçekleşecek.
Dr. Fazıl Küçük Eğitim Fakültesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu katkılarıyla gerçekleşecek olan etkinlik serisinin ilkinde gün boyu müzik, sürpriz etkinlikler ve performanslar yer alacak.
LAÜ öğrencilerinin katılımıyla gerçekleşecek etkinlikler saat 13.00’te başlayacak. Etkinlik programında Sessiz Sinema, çeşitli yarışmalar, kukla yapım atölyesi, boya ve dans et sanatsal etkinlik atölyeleri, spor yarışmaları, farklı ikramlar ve grup Reva konseri yer alacak.

 

**

 

Atatürk DAÜ’de de anılacak

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ), Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 85. yıl dönümü dolayısıyla, bugün saat 08.45’te, DAÜ Atatürk Anıtı önünde anma töreni düzenliyor.
DAÜ’den verilen bilgiye göre, DAÜ Atatürk Araştırma ve Uygulama Merkezi (ATAUM) ile Atatürkçü Düşünce Kulübü organizasyonuyla gerçekleştirilecek tören programı kapsamında, saat 09.00’da DAÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Kılıç tarafından Atatürk Anıtı’na çelenk sunulacak.
Saat 09.03’te DAÜ-ATAUM Başkanı Yrd. Doç. Dr. Turgay Bülent Göktürk tarafından 10 Kasım Bildirisi okunacak.
Saat 09.05’te Saygı Duruşu ve İstiklâl Marşı’nın okunmasının ardından ise saat 09.10’da DAÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Kılıç konuşma yapacak.
Konuşmaların ardından saat 09.20’de Eğitim Fakültesi, Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Öğretmenliği Programı öğrencilerinden oluşan koro dinleti sunacak.

 

**

 

Çocuklar için fen etkinliği

Baraka Kültür Merkezi çocuklar için gerçekleştirdiği “Benimle Oynar Mısın” etkinliklerine fen deneyleriyle devam ediyor. Baraka açıklamasına göre, 18 Kasım Cumartesi 12.00-13.00 saatleri arasında gerçekleşecek olan ücretsiz etkinliğe, 6-12 yaş aralığındaki tüm küçükler davetli.

Benim gözümden Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Yorumlar kapalı.